• Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #671735
    Anonim

      Şefkat tokadı; sevenin, sevdiğine, sevgi eksenli, onu doğru yola getirme maksadıyla, kulağını çekme, azarlama ‎mânâsına gelen tatlı bir ikazdır.Bediüzzaman Hazretleri, bu anlamdaki şefkat tokatlarına çok ehemmiyet ‎vermiş ve Onuncu Lem’a’da, “Herkesin, iyilik olarak yaptıklarını da kötülük olarak yaptıklarını da karşısında ‎hazır bulduğu günde (insan) isteyecek ki kötülükleri ile kendisi arasında uzun bir mesafe bulunsun.Allah, ‎kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor.Allah kullarına çok şefkatlidir.” âyet-i kerimesi ışığında bu ‎mevzuyu o günkü örnekleriyle izah ediyor.

      Şefkat tokadı, herkesin, tokadını yediği zatın nezdindeki yerine göre cereyan eder ve şekil alır.Mesela; ‎iman ettiği halde, Allah ile ciddi münasebet içinde olmayan bir kişi, mükellef olduğu ibadetlerinde bir kusuru ‎olduğu veya akidesine ters bir düşüncede bulunduğu takdirde, malına veya evlad ü iyaline bir zarar isabet ‎etmesi şeklinde, bir şefkat tokadı yiyebilir.Böyle bir tokat, o insanın ders almasına ve istikamet kazanmasına ‎vesile olabilir.Bu zaviyeden meseleye bakıldığında buna her ne kadar şefkat tokadı adı verilse de, bunun bir ‎lütuf ve ihsan olduğunda şüphe yoktur. ‎

      Gönlü, iman ve ümitle par par yanan, dimağı her lahza yığın yığın sentezlerle ayrı iklimlere doğru kanat ‎çırpıp yükselen bir kamet, “Falan şahıs nasıl böyle ileriye gidebiliyor. Neden ben onun kadar ‎ilerleyemiyorum?” şeklinde menfi bir tasavvur içinde bulunsa, hemen şefkat tokadı yiyebilir.Çünkü bu ‎seviyeyi yakalamış bir insanın aklından bu türlü fena şeylerin geçmesine müsaade edilmeyebilir.

      Gecenin zifiri karanlığında kalkıp, başını seccadeye koyan ve âhireti adına ihtiyat akçesi kabul ettiği ‎birkaç damla gözyaşını seccadesine bırakan bir insan, gaflete dalıp bir gece onu yapmadığı zaman, ertesi gün ‎akşama kadar içinde simsiyah bulutların gezip dolaştığını hissedebilir.Bu, o seviyedeki bir insan için şefkat ‎tokatıdır.Çünkü Cenâb-ı Hak, onu o seviyeye yükseltmiş ve âdeta sefinenin dümenine getirmiştir.Şimdi, böyle ‎birinin bu ölçüde ulvî bir sefinenin dümenini ihraz ettikten sonra, “ben basit tayfalar gibi kömür atacağım ve ‎yelkenlerle meşgul olacağım” demesi, bir sükuttur.Allah’ın böyle bir sükuta rızası yoktur.Onun için Allah, ‎engin merhametinin ifadesi olarak o şahsa kendine gelmesi için bir uyarıda bulunur ki, biz buna şefkat tokadı ‎adını veriyoruz.

      Şefkat tokatlarının örneklerini Asr-ı Saadet’te de müşahede etmek mümkündür.Peygamber Efendimiz ‎‎(s.a.s) Uhud savaşının arefesinde ashabıyla yaptığı istişarede, Medine’de kalıp müdafaa harbi yapmaları fikrini ‎öne sürmüştü. Hâlbuki çoğunluğu temsil eden genç Sahabiler, taarruz harbi yapmak istiyorlardı.Vakıa Sahabe ‎bu düşüncelerinde fevkalade samimiydi.Düşmânâ haddini bildirmekten başka da bir niyetleri yoktu.Hatta bu ‎samimi niyet, “Müminlerden Allah’a verdikleri sözde sadık olan nice erkekler vardır. Onlardan şehit olanlar ve ‎şehadeti bekleyenler vardır.Ve onlar ahitlerini hiçbir şekilde değiştirmediler.” âyetinin inmesine sebep ‎olmuştu.Ancak, böyle bir duygu ve düşünce içinde olan Sahabenin aşk ve heyecanları, emre itaatteki inceliği ‎kavramalarına mani olmuştu.Ayrıca, düşmanın arkadan gelmesini engellemek üzere vazifelendirilen okçular, ‎Efendimiz (s.as.)’in “Siz, bizim arkamızı koruyun ve zinhar yerinizden ayrılmayın.Bizi ganimet paylaşıyor ‎görseniz bile yerinizi terk etmeyin. Ve yine bizim cesetlerimizi kartallar kapıp götürüyor olsa bile ‎bulunduğunuz yerde kalın!” emrine rağmen yerlerini terk etmişlerdi.Bütün bunlardan sonra İslâm ordusu, ‎muvakkat da olsa bir geri çekilme ve hezimete düçar olmuştu ki, işte bu da bir şefkat tokadıydı.Daha sonra ‎buradaki ikazı anlayan Sahabe hemen Efendimiz (s.a.s)’in etrafında toplanmışlar ve düşmanı takibe alarak ‎yeniden zelleyi sevaba, hezimeti de zafere çevirmişlerdir.

      Kutlu Nebi’nin davasına gönül vermiş zamanımızdaki hakikat yolcuları için de şefkat tokatları her zaman ‎söz konusudur.Zira bu dava çok şerefli bir davadır.Evet, bu dava, Allah’ın yeryüzünde en çok ehemmiyet ‎verdiği meselelerden biri veya daha doğru bir tabirle en birincisidir.Şayet bundan daha önemli bir şey olsaydı, ‎Allah peygamberlerini onunla vazifelendirirdi.Hatta diyebilirim ki, Hz.Cebrail’i bile şerefli kılan, başını arş-ı ‎kemâlâta ulaştıran, böyle büyük bir davada vazifeli olmasıdır.Bu açıdan küçük de olsa, ona zarar verecek her ‎bir davranış o şahsın Allah yanındaki derecesi ve dava şuuruna göre tokat yemesine vesile olabilir.Evet, hiç ‎kimsenin bu yüce davanın bir tek parçasından dahi feragat ve fedakârlıkta bulunmaya hakkı yoktur.Hz. ‎Peygamber, vazifelendirildiği her şeyi bütünüyle yerine getirmiştir. Zaten “Ey Peygamber! Rabbin tarafından ‎sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun risaletini tebliğ etmemiş olursun.” âyeti de bunu âmirdir.O da bunu harfiyen yerine getirmiştir.Ardından bu vazifeyi başta Sahabe olmak üzere, Ömer b. Abdülaziz, ‎Gazali, Şah-ı Geylani, İmam Rabbanî, Mevlânâ Halid-i Bağdadi, Bediüzzaman gibi yüce kametler üzerlerine ‎almış ve yaşadıkları asırda en güzel şekilde o işin bayraktarlığını yapmışlardır. ‎

      Zamanımızda ise bu kudsî hamûleyi üzerine alanlar, bu nimetin şuurunda olarak, insanlık adına yaptıkları ‎vazifelerinde ülfet, ünsiyet ve ihmale kat’iyen yer vermemelidirler.Aksi takdirde şefkat tokatlarının gelmesi ‎kaçınılmaz olur.Zira mazhar olunan nimetlerin kadrini bilmek, yeni mazhariyetler için en güçlü bir vesiledir. ‎Bu ise ancak her nimete kendi cinsinden şükürle mukabele etmek ve o nimetleri artırma yollarını araştırmakla ‎mümkündür.. ‎

      Kaynak:
      Prizma / Din Ekseni Etrafında

      #792375
      Anonim

        Rabbim ebeden razı olsun inşaallah.

        #792382
        Anonim

          Allah razı olsun inş..kardeşim……….

        3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.