• Bu konu 10 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
12 yazı görüntüleniyor - 1 ile 12 arası (toplam 12)
  • Yazar
    Yazılar
  • #672147
    Anonim
      Dördüncü Lem’a
      “Minhâcü’s-Sünne” bu risaleye lâyık görülmüştür.
      Mesele-i İmamet bir mesele-i fer’iye olduğu halde, ziyade ehemmiyet verildiğinden,
      bir mesâil-i imaniye sırasına girip, ilm-i kelâmda ve usulüddinde medar-ı nazar olduğublank.gif 1 cihetle
      Kur’ân’a ve imana ait hizmet-i esasiyemize münasebeti bulunduğundan, cüz’î bahsedildi.
      besmele.jpg
      لَقَدْ جَاۤءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُفٌ رَحِيمٌ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللهُ لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ blank.gif2
      قُلْ لاَۤ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلاَّ الْمَوَدَّةَ فِى الْقُرْبىٰ blank.gif3

      Şu âyet-i azîmenin çok hakaik-i azîmesinden bir iki hakikatine İki Makam ile işaret edeceğiz.

      [NOT]
      Dipnot-1 el-İcî, Kitabü’l-Mevakıf: 3:331; Ahmed bin Muhammed, Kitabü Usûli’d-Dîn: 269, 279.

      Dipnot-2 “Size, kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir. Ey Peygamber, eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur.” Tevbe Sûresi, 9:128-129.

      Dipnot-3 “De ki: Vazifem karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Sizden istediğim, ancak akrabaya sevgi ve Ehl-i Beytime muhabbettir.” Şûrâ Sûresi, 42:23.

      [/NOT]

      Minhâcü’s Sünne: sünnet yolu cüz’î: ferdî, az, sınırlı
      ehemmiyet: önem hakaik-i azîme: büyük gerçekler
      hakikat: asıl, esas, gerçek ve doğru mahiyet hizmet-i esasiye: asıl hizmet
      ilm-i kelâm: kelâm ilmi; iman hakikatlerini ispat eden ve açıklayan bilim dalı lem’a: parıltı
      medar-ı nazar: tartışma alanı, konusu mesele-i fer’iye: asılla, esasla ilgili olmayıp ayrıntılarla ilgili mesele
      mesele-i imamet: ümmete imamlık meselesi, halifelik meselesi mesâil-i imaniye: imanla ilgili meseleler
      münasebet: bağlantı, ilgi risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden herbiri
      usulüddin: din usulü, kelâm ziyade: çok
      âyet-i azîme: büyük ve yüce âyet
      #792804
      Anonim
        Birinci Makam

        Dört Nüktedir.

        BİRİNCİ NÜKTE

        Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ümmetine karşı kemâl-i şefkat ve merhametini ifade ediyor.

        Evet, rivayet-i sahiha ile, mahşerin dehşetinden herkes, hattâ enbiya dahi “nefsî, nefsî” dedikleri zaman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm “ümmetî, ümmetî” diye blank.gif1 refet ve şefkatini göstereceği gibi,blank.gif2 yeni dünyaya geldiği zaman, ehl-i keşfin tasdikiyle, validesi onun münâcâtından “ümmetî, ümmetî”blank.gif3 işitmiş. Hem bütün tarih-i hayatı ve neşrettiği şefkatkârâne mekârim-i ahlâk, kemâl-i şefkat ve refetini gösterdiği gibi, ümmetinin hadsiz salâvatına hadsiz ihtiyaç göstermekle,blank.gif4 ümmetinin bütün saadetleriyle kemâl-i şefkatinden alâkadar olduğunu göstermekle hadsiz bir şefkatini göstermiş.

        İşte bu derece şefkatli ve merhametli bir rehberin sünnet-i seniyyesine müraat etmemek ne derece nankörlük ve vicdansızlık olduğunu kıyas eyle.

        İKİNCİ NÜKTE

        Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, küllî ve umumî vazife-i nübüvvet içinde bazı hususî, cüz’î maddelere karşı azîm bir şefkat göstermiştir. Zâhir hale göre o azîm şefkati o hususî, cüz’î maddelere sarf etmesi, vazife-i nübüvvetin fevkalâde ehemmiyetine uygun gelmiyor. Fakat hakikatte o cüz’î madde, küllî, umumî bir vazife-i nübüvvetin medarı olabilecek bir silsilenin ucu ve mümessili olduğundan, o silsile-i azîmenin hesabına, onun mümessiline fevkalâde ehemmiyet verilmiş.

        [NOT]Dipnot-1 Buharî, Tevhid: 36, Tefsir: 17, Sûre 5, Fiten: 1; Müslim, Îmân: 326, 327; Tirmizî, Kıyâmet: 10; Dârimî, Mukaddime: 8.

        Dipnot-2 bk. Buhârî, Tevhid: 32; Müslim, Îman: 326.

        Dipnot-3 bk. Suyûtî, el-Hasâisü’l-Kübrâ: 1:80, 85, 91; en-Nebhânî, Hüccetullâhi ale’l-Âlemîn: 224, 227-228.

        Dipnot-4 bk. Ahzap Sûresi, 33:56; Ayrıca bk.: Tirmizî, Kıyamet: 24.

        [/NOT]

        Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
        alâkadar: alâkalı, ilgili azîm: büyük, yüce
        cüz’î: ferdî, küçük, az dehşet: korku, ürkme
        ehl-i keşif: mâneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözlemleme seviyesine ulaşmış insanlar enbiya: nebiler, peygamberler
        fevkalâde: olağanüstü hadsiz: sayısız
        hakikat: doğru gerçek kemâl-i şefkat: tam ve mükemmel şefkat
        küllî: kapsamlı, genel kıyas etmek: karşılaştırmak
        mahşer: haşir meydanı makam: derece, yer
        medar: dayanak noktası, sebep mekârim-i ahlâk: ahlâkın en güzel ve üstün olanı
        merhamet: acıma, şefkat mümessil: temsilci
        münâcât: Allah’a yalvarış, dua müraat etmek: riayet etmek, uymak
        nefsî, nefsî: nefsim, nefsim neşretmek: yaymak
        nükte: ince ve derin anlamlı söz refet: esirgeme, koruma, acıma
        rivayet-i sahiha: sağlam ve doğru olarak aktarılan haber saadet: mutluluk
        salâvat: Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duası sarf etme: kullanma, harcama
        silsile: zincir silsile-i azîme: büyük zincir
        sünnet-i seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler tarih-i hayat: hayat boyu yaşanan olaylar; özgeçmiş
        umumî: özel valide: anne
        vazife-i nübüvvet: peygamberlik vazifesi zâhir: açık, âşikar
        ümmetî, ümmetî: ümmetim, ümmetim şefkatkârâne: şefkat dolu
        #792806
        Anonim

          Meselâ, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Hasan ve Hüseyin’e karşı küçüklüklerinde gösterdikleri fevkalâde şefkat ve ehemmiyet-i azîme,blank.gif1 yalnız cibillî şefkat ve hiss-i karâbetten gelen bir muhabbet değil, belki vazife-i nübüvvetin bir hayt-ı nuranîsinin bir ucu ve verâset-i Nebeviyenin gayet ehemmiyetli bir cemaatinin menşei, mümessili, fihristesi cihetiyledir.

          Evet, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Hasan’ı (r.a.) kemâl-i şefkatinden kucağına alarak başını öpmesiyle,blank.gif2 Hazret-i Hasan’dan (r.a.) teselsül eden nuranî nesl-i mübarekinden, Gavs-ı Âzam olan Şah-ı Geylânî gibi çok mehdî-misal verese-i nübüvvet ve hamele-i şeriat-ı Ahmediye (a.s.m.) olan zatların hesabına Hazret-i Hasan’ın (r.a.) başını öpmüş. Ve o zatların istikbalde edecekleri hizmet-i kudsiyelerini nazar-ı nübüvvetle görüp takdir ve istihsan etmiş. Ve takdir ve teşvike alâmet olarak, Hazret-i Hasan’ın (r.a.) başını öpmüş.

          Hem Hazret-i Hüseyin’e karşı gösterdikleri fevkalâde ehemmiyet ve şefkat, Hazret-i Hüseyin’in (r.a.) silsile-i nuraniyesinden gelen Zeynelâbidin, Cafer-i Sadık gibi eimme-i âlişan ve hakikî verese-i Nebeviye gibi pek çok mehdî-misal zevât-ı nuraniyenin namına ve din-i İslâm ve vazife-i risalet hesabına boynunu öpmüş,blank.gif3 kemâl-i şefkat ve ehemmiyetini göstermiştir.

          Evet, zât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) gayb-âşinâ kalbiyle, dünyada Asr-ı Saadetten ebed tarafında olan meydan-ı haşri temâşâ eden ve yerden Cenneti gören ve zeminden gökteki melâikeleri müşahede eden ve zaman-ı Âdem’den beri mazi zulümatının perdeleri içinde gizlenmiş hâdisâtı gören, hattâ Zât-ı Zülcelâlin rüyetine mazhar olan nazar-ı nuranîsi, çeşm-i istikbal-bînisi, elbette Hazret-i Hasan

          [NOT]
          Dipnot-1 bk. Buhârî, Fazailü Ashâb: 22; Müslim, Fazailü’s-Sahâbe: 56:60.

          Dipnot-2 bk. Müsned: 5:47; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr: 3:32, 22:274.

          Dipnot-3 bk. İbni Mâce, Mukaddime: 11; Müsned: 4:172.

          [/NOT]

          Asr-ı Saadet: Peygamberimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem, mutluluk asrı Cafer-i Sadık: (bk. bilgiler)
          Gavs-ı Azam Şah-ı Geylânî: [bk. bilgiler – Abdulkàdir-i Geylânî (k.s.)] Hazret-i Hasan: [bk. bilgiler – Hasan (r.a.)]
          Hazret-i Hüseyin: [bk. bilgiler – Hüseyin (r.a.)] Zeynelâbidin: (bk. bilgiler)
          Zât-ı Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi olan Allah alâmet: belirti, işaret
          cibillî: soy ve ırk gibi yaratılıştan gelen topluluğa ve kavme ait cihet: taraf, yön
          din-i İslâm: İslâm dini ebed: sonu olmayan, sonsuz
          ehemmiyet-i azîme: büyük önem verme eimme-i âlişan: çok yüksek şan sahibi imamlar
          fevkalâde: olağanüstü fihriste: özet, içerik
          gayb-âşinâ: gaybi bilen, görünmeyenden haberi olan hamele-i şeriat-ı Ahmediye: Peygamberimizin getirmiş olduğu dini nesilden nesile taşıyanlar
          hayt-ı nuranî: nurlu bağlantı, ip hiss-i karâbet: akrabalık hissi
          hizmet-i kudsiye: kutsal hizmet hâdisât: hadiseler, olaylar
          istihsan etme: güzel görerek beğenme istikbal: gelecek zaman
          kemâl-i şefkat: tam bir şefkat mazhar olan: erişen, nail olan
          mazi: geçmiş mehdî-misal: mehdî gibi
          melâike: melekler menşe: kaynak
          meydan-ı haşir: haşir meydanı, öldükten sonra tekrar diriltildikten sonra insanların toplanacakları meydan mümessil: temsilci
          müşahede eden: gözlemleyen nazar-ı nuranî: nurlu, aydınlık bakış
          nazar-ı nübüvvet: Peygamberlik bakışı nesl-i mübarek: mübârek nesil
          nuranî: nurlu, nur saçan rüyet: görme
          silsile-i nuraniye: nurlu zincir, nurlu nesil temâşâ etmek: bakmak, seyretmek
          teselsül: zincirleme devam etme vazife-i nübüvvet: peygamberlik vazifesi
          vazife-i risalet: peygamberlik vazifesi verese-i nübüvvet/verese-i nebeviye: Peygamberlik vârisleri
          verâset-i Nebevî: Peygamberliğe varis olma zaman-ı Âdem: Hz. Âdem zamanı
          zemin: yeryüzü zevât-ı nuraniye: nurlu kimseler
          zulümat: karanlıklar zât-ı Ahmediye: Peygamber Efendimizin zâtı, kendisi
          çeşm-i istikbal-bîni: geleceği gören gözü
          #792809
          Anonim

            ve Hüseyin’in arkalarında teselsül eden aktab ve eimme-i verese ve mehdîleri görmüş ve onların umumu namına başlarını öpmüş. Evet, Hazret-i Hasan’ın (r.a.) başını öpmesinden, Şah-ı Geylânî’nin hisse-i azîmesi var.

            ÜÇÜNCÜ NÜKTE

            اِلاَّ الْمَوَدَّةَ فِى الْقُرْبىٰ âyetinin bir kavle göre mânâsı: “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vazife-i risaletin icrasına mukabil ücret istemez; yalnız Âl-i Beytine meveddeti istiyor.”

            Eğer denilse: “Bu mânâya göre, karâbet-i nesliye cihetinden gelen bir fayda gözetilmiş görünüyor. Halbuki, blank.gif1 اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللهِ اَتْقٰيكُمْsırrına binaen, karâbet‑i nesliye değil, belki kurbiyet-i İlâhiye noktasında vazife-i risalet cereyan ediyor.”

            Elcevap: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, gayb-âşinâ nazarıyla görmüş ki, Âl-i Beyti, âlem-i İslâm içinde bir şecere-i nuraniye hükmüne geçecek. Âlem-i İslâmın bütün tabakatında, kemâlât-ı insaniye dersinde rehberlik ve mürşidlik vazifesini görecek zatlar, ekseriyet-i mutlaka ile, Âl-i Beytten çıkacak. Teşehhüddeki, ümmetin âl hakkındaki duası ki,

            اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰۤى اٰلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلٰۤى اِبْرَاهِيمَ وَعَلٰۤى اٰلِ اِبْرَاهِيمَ اِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ blank.gif2

            dir, makbul olacağını keşfetmiş.

            Yani, nasıl ki millet-i İbrahimiyede ekseriyet-i mutlaka ile nuranî rehberler Hazret-i İbrahim’in (a.s.) âlinden, neslinden olan enbiya olduğu gibi;blank.gif3 ümmet-i

            [NOT]Dipnot-1 “Allah katında en şerefliniz, en ziyade takvâ sahibi olanınızdır.” Hucurat Sûresi, 49:13.
            Dipnot-2 Allahım! Tıpkı İbrahim’e ve İbrahim’in âline salât ettiğin gibi, Efendimiz Muhammed’e ve Efendimiz Muhammed’in âline de salât et. Muhakkak ki Sen her türlü hamd ve övgüye nihayetsiz derecede lâyıksın ve şan ve şerefin herşeyden nihayetsiz derecede yüksektir. bk. Buhârî, Enbiya 10; Müslim, Salât: 65-66.

            Dipnot-3 bk. İbni Hacer, Fethü’l-Bârî: 11:162.

            [/NOT]

            Hazret-i Hasan: [bk. bilgiler – Hasan (r.a.)] Hazret-i Hüseyin: [bk. bilgiler – Hüseyin (r.a.)]
            Hazret-i İbrahim: [bk. bilgiler – İbrahim (a.s.)] Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
            aktab: kutuplar, büyük velilerden zamanının en büyük mürşidi olan kimseler binaen: dayanarak
            cereyan etmek: meydana gelmek eimme-i verese: peygamberlik varisi olan imamlar
            ekseriyet-i mutlaka: büyük çoğunluk enbiya: nebiler, peygamberler
            gayb-âşinâ: gaybı bilen, görünmeyenlerden haberi olan hisse-i azîme: büyük pay
            icra etme: yerine getirme karâbet-i nesliye: soy yakınlığı
            kavl: söz, rivayet kemâlât-ı insaniye: insana ait mükemmellikler
            kurbiyet-i İlâhiye: Allah’a yakınlık makbul: kabul edilen
            mehdî: insanları hidayete sevk eden meveddet: sevgi
            millet-i İbrahimiye: İbrahim milleti; Hz. İbrahim’in dinini kabul edenler mukabil: karşılık
            mürşid: doğru yol gösteren nazar: bakış
            nuranî: nurlu nükte: ince ve derin anlamlı söz
            tabakat: tabakalar, dereceler teselsül eden: zincirleme devam eden, peşpeşe gelen
            teşehhüd: namazda her iki rekâtın sonunda oturulan bölüm umum: bütün, genel
            vazife-i risalet: peygamberlik görevi Âl-i Beyt: Hz. Peygamberin (a.s.m.) ev halkı
            âl: Peygamber Efendimizin sülalesi, mübarek soyu âlem-i İslâm: İslâm dünyası
            âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler
            ümmet-i Muhammediye: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler Şah-ı Geylânî: [bk. bilgiler – Abdülkàdir-i Geylânî (k.s.)]
            şecere-i nuraniye: nurlu ağaç, nurlu soy
            #792810
            Anonim

              Muhammediyede de (a.s.m.), vezâif-i azîme-i İslâmiyette ve ekser turuk ve mesâlikinde, enbiya-yı Benî İsrail gibi,blank.gif1 aktâb-ı Âl-i Beyt-i Muhammediyeyi (a.s.m.) görmüş. Onun için, قُلْ لاَۤ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلاَّ الْمَوَدَّةَ فِى الْقُرْبىٰ blank.gif2 demesiyle emrolunarak, Âl-i Beyte karşı ümmetin meveddetini istemiş.

              Bu hakikati teyid eden mükerrer rivayetlerde ferman etmiş:

              “Size iki şey bırakıyorum; onlara temessük etseniz necat bulursunuz: biri Kitabullah, biri Âl-i Beytim.”blank.gif3 Çünkü, Sünnet-i Seniyyenin menbaı ve muhafızı ve her cihetle iltizam etmesiyle mükellef olan, Âl-i Beyttir.

              İşte bu sırra binaendir ki, Kitap ve Sünnete ittibâ ünvanıyla bu hakikat-i hadîsiye bildirilmiştir. Demek Âl-i Beytten, vazife-i risaletçe muradı, Sünnet-i Seniyyesidir. Sünnet-i Seniyyeye ittibâı terk eden, hakikî Âl-i Beytten olmadığı gibi, Âl-i Beyte hakikî dost da olamaz. 4

              Hem ümmetini Âl-i Beytin etrafında toplamak arzusununblank.gif5 sırrı şudur ki: Zaman geçtikçe Âl-i Beyt çok tekessür edeceğini izn-i İlâhî ile bilmiş ve İslâmiyet zaafa düşeceğini anlamış. O halde, gayet kuvvetli ve kesretli bir cemaat-i mütesânide lâzım ki, âlem-i İslâmın terakkiyât-ı mâneviyesinde medar ve merkez olabilsin. İzn‑i İlâhî ile düşünmüş ve ümmetini Âl-i Beyti etrafına toplamasını arzu etmiş.

              Evet, Âl-i Beytin efradı ise, itikad ve iman hususunda sairlerden çok ileri olmasa da, yine teslim, iltizam ve tarafgirlikte çok ileridedirler. Çünkü İslâmiyete fıtraten, neslen ve cibilliyeten taraftardırlar. Cibillî taraftarlık zayıf ve şansız, hattâ haksız da olsa bırakılmaz. Nerede kaldı ki, gayet kuvvetli, gayet hakikatli, gayet şanlı bütün silsile-i ecdadı bağlandığı ve şeref kazandığı ve canlarını feda ettikleri

              [NOT]Dipnot-1 bk. el-Münâvî, Feyzü’l-Kâdîr: 4:384; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ: 2:83.
              Dipnot-2 “De ki: Vazifem karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Sizden istediğim, ancak akrabaya sevgi ve Ehl-i Beytime muhabbettir.” Şûrâ Sûresi, 42:23.

              Dipnot-3 Tirmizî, Menâkıb: 31; Müsned, 3:14, 17, 26.

              Dipnot-4 bk. et-Taberânî, Mu’cemü’l-Evsâd: 3:338; Ebû Dâvud, Fiten: 2; Müsned: 2:133.

              Dipnot-5 bk. el-Bezzâr, el-Müsned: 9:343; el-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr: 3:45-46, 12:34.

              [/NOT]

              Kitap/Kitabullah: Allah’ın kitabı; Kur’ân-ı Kerim Sünnet-i Seniyye/Sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
              aktâb-ı Âl-i Beyt-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) neslinden gelen ve bulunduğu yerde veya memleketteki evliyanın başı hükmünde olan büyük veliler binaen: dayanarak
              cemaat-i mütesânide: dayanışma içindeki topluluk cibilliyet: yaratılıştan kaynaklanan hal ve durum
              cihet: taraf, yön efrad: fertler
              ekser: çoğunluk enbiya-yı Benî İsrail: İsrailoğullarına gönderilen peygamberler
              ferman etmek: buyurmak fıtraten: yaratılış itibariyle
              hakikat: gerçek, esas hakikat-i hadîsiye: hadis-i şerifle vurgulanan hakikat
              hakikî: asıl, gerçek, doğru olan hususunda: konusunda
              iltizam: sıkıca sarılma itikad: inanç
              ittibâ: uyma izn-i İlâhî: Allah’ın izni
              kesretli: çok sayıda medar: dayanak, sebep
              menba: kaynak mesâlik: meslekler, tutulan yollar
              meveddet: sevgi muhafız: koruyan, saklayan
              murad: kast edilen mükellef: yükümlü
              mükerrer: tekrarlanan necat bulma: kurtulma
              neslen: soy olarak rivayet: Peygamberimizden duyulan ve görülen şeylerin nakledilmesi
              silsile-i ecdad: atalar silsilesi, soy defteri tarafgirlik: taraftarlık
              tekessür etmek: çoğalmak temessük etme: sarılma, tutunma
              terakkiyât-ı mâneviye: manevî ilerlemeler teyid eden: doğrulayan
              turuk: yollar vazife-i risalet: peygamberlik vazifesi
              vazife-i âzîme-i İslâmiyet: İslâmın büyük görevi Âl-i Beyt: Hz. Peygamberin (a.s.m.) ev halkı
              âlem-i İslâm: İslâm dünyası ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler
              #792886
              Anonim

                bir hakikate taraftarlık, ne kadar esaslı ve fıtrî olduğunu bilbedâhe hisseden bir zat, hiç taraftarlığı bırakır mı? Ehl-i Beyt, işte bu şiddet-i iltizam ve fıtrî İslâmiyet cihetiyle, din-i İslâm lehinde ednâ bir emâreyi kuvvetli bir burhan gibi kabul eder. Çünkü fıtrî taraftardır. Başkası ise, kuvvetli bir burhan ile sonra iltizam eder.

                DÖRDÜNCÜ NÜKTE

                Üçüncü Nükte münasebetiyle, Şîalarla Ehl-i Sünnet ve Cemaatin medar-ı nizâı, hattâ akaid-i imaniye kitaplarına ve esasat-ı imaniye sırasına girecek derecedeblank.gif1 büyütülmüş bir meseleye kısaca bir işaret edeceğiz. Mesele şudur:

                Ehl-i Sünnet ve Cemaat der ki: “Hazret-i Ali Hulefâ-i Erbaanın dördüncüsüdür. Hazret-i Sıddık daha efdaldir ve hilâfete daha müstehak idi ki, en evvel o geçti.”blank.gif2

                Şîalar derler ki: “Hak Hazret-i Ali’nin (r.a.) idi. Ona haksızlık edildi. Umumundan en efdal Hazret-i Ali’dir (r.a.).” Dâvâlarına getirdikleri delillerin hülâsası: Derler ki, Hazret-i Ali (r.a.) hakkında vârid ehâdis-i Nebeviyeblank.gif 3 ve Hazret-i Ali’nin (r.a.) “Şah-ı Velâyet” ünvanıyla, ekseriyet-i mutlaka ile evliyanın ve tariklerin mercii ve ilim ve şecaat ve ibadette harikulâde sıfatları ve Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ona ve ondan teselsül eden Âl-i Beyte karşı şiddet-i alâkası gösteriyor ki, en efdal odur. Daima hilâfet onun hakkı idi, ondan gasp edildi.

                Elcevap: Hazret-i Ali (r.a.) mükerreren, kendi ikrarı blank.gif4 ve yirmi seneden ziyade o hulefâ-i selâseye ittibâ ederek onların şeyhülislâmlığı makamında bulunması, Şîaların bu dâvâlarını cerh ediyor. Hem hulefâ-i selâsenin zaman-ı hilâfetlerinde fütuhat-ı İslâmiye ve mücahede-i a’dâ hadiseleri ve Hazret-i Ali’nin zamanındaki

                [NOT]
                Dipnot-1 bk. et-Teftazânî, Şerhü’l-Akâid (Terc: Süleyman Uludağ) s.321.

                Dipnot-2 bk. Ahmed İbni Hanbel, el-Âkîde: 1:123; İbni Ebi’l-İzz, Şerhu Akîdeti’t-Tahâviyye: 1:545, 548.

                Dipnot-3 Tirmizî, Menâkıb: 19; İbni Mâce, Mukaddime: 11; Müsned: 1:84, 118, 4:281.

                Dipnot-4 bk. Buhârî, Fezâilü Ashâb: 5; Ebû Dâvud, Sünne: 7; Müsned: 1:106.

                [/NOT]

                Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Ehl-i Sünnet ve Cemaat: (bk. bilgiler)
                Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)] Hazret-i Sıddık: [bk. bilgiler – Ebû Bekir (r.a.)]
                Hulefâ-i Erbaa: dört büyük halife; Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali akaid-i imaniye: iman esasları
                bilbedâhe: açık bir şekilde burhan: sağlam ve güçlü delil
                cerh etmek: çürütmek cihet: taraf, yön
                din-i İslâm: İslâm dini dâvâ: iddia
                ednâ: en basit, en küçük efdal: üstün, faziletli
                ehâdis-i Nebeviye: Hz. Peygamber tarafından söylenen sözler, hadisler ekseriyet-i mutlaka: büyük çoğunluk
                emâre: işaret, belirti esasat-ı imaniye: imanın esasları
                evliya: Allah dostları evvel: önce
                fütuhat-ı İslâmiye: İslâm adına yapılan fetihler fıtrî: doğal
                gasp edilmek: zorla alınmak hakikat: gerçek, esas
                hilâfet: halifelik; Peygamberimizin vekili olarak din ve dünya işlerinde genel reislik hulefâ-i selâse: Hz. Ali’den önceki üç büyük halife; Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman
                hülâsa: özet, öz ikrar: doğrulama
                iltizam: sıkıca sarılma ittibâ etmek: tabi olmak, uymak
                medar-ı nizâ: kavga, çekişme sebebi merci: başvurulacak yer
                mücahede-i a’dâ: düşmanla savaş mükerreren: defalarca, tekrar ile
                münasebet: ilişki, bağlantı müstehak: hak etmiş, layık
                nükte: ince ve derin anlamlı söz tarik: yol
                teselsül: peşpeşe gelme, birbirini takip etme umum: bütün
                vârid: söylenen zaman-ı hilâfet: halifelik dönemi
                ziyade: çok zât: kişi
                Âl-i Beyt/Ehl-i Beyt: Hz. Peygamberin (a.s.m.) ev halkı Şah-ı Velâyet: velilerin şahı; Hz. Ali
                Şîa: Hz. Ali’nin (r.a.) taraftarlığını esas alan topluluk şecaat: yiğitlik, cesurluk
                şeyhülislâm: halifeyi veya devlet başkanını temsilen devletin ilim, eğitim ve şer’î mahkemelerinden sorumlu en yüksek makamdaki kişi şiddet-i alâka: aşırı ilgi
                şiddet-i iltizam: çok sıkı bağlılık
                #792887
                Anonim

                  vakıalar, yine hilâfet-i İslâmiye noktasında Şîaların dâvâlarını cerh ediyor. Demek Ehl-i Sünnet ve Cemaatin dâvâsı haktır.

                  Eğer denilse: Şîa ikidir. Biri Şîa-i Velâyettir, diğeri Şîa-i Hilâfettir. Haydi, bu ikinci kısım, garaz ve siyaset karıştırmasıyla haksız olsun. Fakat birinci kısımda garaz ve siyaset yok. Halbuki Şîa-i Velâyet, Şîa-i Hilâfete iltihak etmiş. Yani, ehl-i turuktaki evliyanın bir kısmı Hazret-i Ali’yi efdal görüyorlar, siyaset cihetinde olan Şîa-i Hilâfetin dâvâlarını tasdik ediyorlar.

                  Elcevap: Hazret-i Ali’ye (r.a.) iki cihetle bakılmak gerektir. Bir ciheti şahsî kemâlât ve mertebesi noktasından, ikinci cihet Âl-i Beytin şahs-ı mânevîsini temsil ettiği noktasındandır. Âl-i Beytin şahs-ı mânevîsi ise Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bir nevi mahiyetini gösteriyor.

                  İşte, birinci nokta itibarıyla, Hazret-i Ali (r.a.) başta olarak bütün ehl-i hakikat, Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer’i (r.a.) takdim ediyorlar.blank.gif1 Hizmet-i İslâmiyette ve kurbiyet-i İlâhiyede makamlarını daha yüksek görmüşler.

                  İkinci nokta cihetinde, Hazret-i Ali (r.a.) şahs-ı mânevî-i Âl-i Beytin mümessili ve şahs-ı mânevî-i Âl-i Beyt bir hakikat-i Muhammediyeyi (a.s.m.) temsil ettiği cihetle, muvazeneye gelmez. İşte, Hazret-i Ali hakkında fevkalâde senâkârâne ehâdis-i Nebeviyeblank.gif2 bu ikinci noktaya bakıyorlar. Bu hakikati teyid eden bir rivayet-i sahiha var ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: “Her nebînin nesli kendindendir. Benim neslim Ali’nin (r.a.) neslidir.”blank.gif3

                  Hazret-i Ali’nin (r.a.) şahsı hakkında sair hulefâdan ziyade senâkârâne ehâdisin kesretle intişarının sırrı şudur ki: Emevîler ve Haricîler ona haksız hücum ve

                  [NOT]
                  Dipnot-1 bk. el-Gazâlî, Kavâidü’l-Akâid: 1:228; el-Kelâbâzî, et-Taarruf li Mezhebi Ehli’t-Tasavvuf: 1:57.

                  Dipnot-2 Tirmizî, Menâkıb: 19; İbni Mâce, Mukaddime: 11; Müsned: 1:84, 118, 4:281.

                  Dipnot-3 Taberânî, el-Mecmeu’l-Kebîr, no: 2630; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 10:333; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, c.2, s. 223, no: 1717.

                  [/NOT]

                  Ehl-i Sünnet ve Cemaat: (bk. bilgiler) Emevîler: (bk. bilgiler)
                  Haricîler: (bk. bilgiler) Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)]
                  Hazret-i Ebu Bekir: [bk. bilgiler – Ebû Bekir (r.a.)] Hazret-i Ömer: [bk. bilgiler – Ömer (r.a.)]
                  Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) cerh etmek: çürütmek
                  cihet: taraf, yön efdal: en faziletli, en üstün
                  ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler ehl-i turuk: tarikatlere mensup olanlar
                  ehl-i şirk ve dalâlet: Allah’a ortak koşanlar ve hak yoldan sapmış inançsız kimseler ehâdis/ehâdis-i Nebeviye: Hz. Peygamber tarafından söylenen sözler, hadisler
                  evliya: Allah dostları ferman etmek: buyurmak
                  fevkalâde: olağanüstü garaz: kötü niyet, art niyet
                  hak: doğru gerçek hakikat: gerçek mahiyet
                  hakikat-i Muhammediye: Hz. Peygamberin mânevî şahsiyeti, İslâmiyet’in aslı ve esası hilâfet-i İslâmiye: İslâm halifeliği
                  hizmet-i İslâmiyet: İslâm hizmeti hulefâ: halifeler
                  iltihak etmek: katılmak intişar: yayılma
                  itibarıyla: bakımından kemâlât: mükemmel özellikler, üstünlükler
                  kesret: çokluk kurbiyet-i İlâhiye: Allah’a yakınlık
                  mahiyet: nitelik, özellik makam: yer, derece
                  mertebe: derece, makam muvazene: karşılaştırma, kıyaslama
                  mümessil: temsilci nebî: peygamber
                  nesil: soy nevi: çeşit, tür
                  rivayet-i sahiha: Peygamberimizden doğru olarak nakledilmiş hadis sair: diğer, başka
                  senâkârâne: senâ ederek, överek takdim etmek: öne çıkarmak
                  tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak teyid eden: doğrulayan
                  vakıa: olay ziyade: çok
                  Âl-i Beyt: Hz. Peygamberin (a.s.m.) ev halkı Şîa: Hz. Ali’nin (r.a.) taraftarlığını esas alan topluluk
                  Şîa-i Hilâfet: (bk. bilgiler – Şîa) Şîa-i Velâyet: (bk. bilgiler – Şîa)
                  şahs-ı mânevî: belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen manevî kişilik şahs-ı mânevî-i Âl-i Beyt: Hz. Peygamberin (a.s.m.) neslinden gelenlerin oluşturduğu manevî şahsiyet [bk. a-n-y; bilgiler – Âl-i Beyt]
                  #792889
                  Anonim

                    tenkis ettiklerine mukabil, Ehl-i Sünnet ve Cemaat olan ehl-i hak, onun hakkında rivâyâtı çok neşrettiler. Sair Hulefâ-i Râşidîn ise öyle tenkit ve tenkise çok maruz kalmadıkları için, onlar hakkındaki ehâdisin intişarına ihtiyaç görülmedi.

                    Hem istikbalde Hazret-i Ali (r.a.) elîm hâdisâta ve dahilî fitnelere maruz kalacağını nazar-ı nübüvvetle görmüş, Hazret-i Ali’yi (r.a.) meyusiyetten ve ümmetini onun hakkında sû-i zandan kurtarmak için, blank.gif1 مَنْ كُنْتُ مَوْلاَهُ فَعَلِىٌّ مَوْلاَهُ gibi mühim hadislerle Ali’yi (r.a.) teselli ve ümmeti irşad etmiştir.

                    Hazret-i Ali’ye (r.a.) karşı Şîa-i Velâyetin ifratkârâne muhabbetleri ve tarikat cihetinden gelen tafdilleri, kendilerini Şîa-i Hilâfet derecesinde mes’ul etmez. Çünkü, ehl-i velâyet, meslek itibarıyla, muhabbetle mürşidlerine bakarlar. Muhabbetin şe’ni ifrattır.blank.gif2 Mahbubunu makamından fazla görmek arzu ediyor. Ve öyle de görüyor. Muhabbetin taşkınlıklarında ehl-i hal mâzur olabilirler. Fakat onların muhabbetten gelen tafdili, Hulefâ-i Râşidînin zemmine ve adâvetine gitmemek şartıyla ve usul-ü İslâmiyenin haricine çıkmamak kaydıyla mâzur olabilirler.

                    Şîa-i Hilâfet ise, ağrâz-ı siyaset, içine girdiği için, garazdan, tecavüzden kurtulamıyorlar, itizar hakkını kaybediyorlar. Hattâ, blank.gif3 لاَ لِحُبِّ عَلِىٍّ بَلْ لِبُغْضِ عُمَرَ cümlesine mâsadak olarak, Hazret-i Ömer’in (r.a.) eliyle İran milliyeti ceriha aldığı için,blank.gif4 intikamlarını hubb-u Ali suretinde gösterdikleri gibi, Amr ibnü’l-Âs’ın Hazret-i Ali’ye (r.a.) karşı hurucu ve Ömer ibni Sa’d’ın Hazret-i Hüseyin’e (r.a.)

                    [NOT]
                    Dipnot-1
                    “Ben kimin efendisiysem, Ali de onun efendisidir.” Tirmizî, Menâkıb: 19; İbni Mâce, Mukaddime: 11; Müsned, 1:84, 118, 119, 152, 331, 4:281, 368, 370, 382, 5:347, 366, 419; el-Kettânî, Nazmu’l-Mütenâsir fi’l-Ehâdîsi’l-Mütevâtir, s. 24; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 6:218; İbni Hibbân, Sahih, 9:42; Hâkim, el-Müstedrek, 2:130, 3:134.

                    Dipnot-2 Ebû Dâvud, Edeb: 113; Müsned: 5:194, 6:450.

                    Dipnot-3 Sebep, Hz. Ali’ye duyulan sevgi değil; Hz. Ömer’e duyulan kindir.

                    Dipnot-4 bk. İbni Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ: 6:12, 21; et-Taberî, Tarihü’l-Ümem ve’l-Mülûk: 3:283, 289.

                    [/NOT]

                    Amr ibnü’l-Âs: (bk. bilgiler) Ehl-i Sünnet ve Cemaat: (bk. bilgiler)
                    Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)] Hazret-i Hüseyin: [bk. bilgiler – Hüseyin (r.a.)]
                    Hazret-i Ömer: [bk. bilgiler – Ömer (r.a.)] Hulefâ-i Râşidîn: dört büyük halife; Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali
                    adâvet: düşmanlık ağrâz-ı siyaset: siyasi taraftarlığın doğurduğu kin ve düşmanlık
                    ceriha: yara ehl-i hak: hak ve doğru yolda olan kimseler
                    ehl-i hal: İlâhî aşka bağlanmış, çoşkunluk ve vecd sahibi ehl-i velâyet: veli kullar, Allah dostları
                    ehâdis: hadisler, Peygamber Efendimizin söz, fiil ve davranışları elîm: acı veren, üzücü
                    fitne: ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunculuk; baştan çıkarma garaz: kötü kasıt
                    hadis: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış hubb-u Ali: Hz. Ali sevgisi
                    huruç: isyan hâdisât: hadiseler, olaylar
                    ifrat: aşırılık ifratkârâne: aşırıya giderek
                    intişar: yayılma irşad etme: doğru yolu gösterme
                    istikbal: gelecek zaman itizar: mazur görünme, özrün kabul edilebilir olması
                    mahbub: sevgili meslek: gidilen yol, usül
                    meyusiyet: ümitsizlik mukabil: karşılık
                    mâsadak olmak: uygun, muvafık mâzur: mazeretli, özür sahibi
                    mürşid: doğru yolu gösteren nazar-ı nübüvvet: Peygamberlik bakışı
                    neşretmek: yaymak rivâyât: Hz. Peygamber’den (a.s.m.) aktarılan sözler
                    sair: diğer suret: görünüş, şekil
                    sû-i zan: kötü zan, şüphe tafdil: üstün tutma
                    tarikat: yol tecavüz: haddi aşma, saldırma
                    tenkis: eksik ve kusurlu görme, ve gösterme usul-ü İslâmiye: İslâm esasları
                    zemm: kınama, ayıplama Ömer ibni Sa’d: (bk. bilgiler – Ömer ibni Sa’d bin Ebî Vakkas)
                    ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler İran: (bk. bilgiler)
                    Şîa-i Hilâfet: (bk. bilgiler – Şîa) Şîa-i Velâyet: (bk. bilgiler – Şîa)
                    şe’n: nitelik, bir şeyin gereği
                    #792888
                    Anonim

                      karşı feci muharebesi 1 Ömer ismine karşı şiddetli bir gayz ve adâveti Şîalara vermiş.

                      Ehl-i Sünnet ve Cemaate karşı Şîa-i Velâyetin hakkı yoktur ki, Ehl-i Sünneti tenkit etsin. Çünkü Ehl-i Sünnet, Hazret-i Ali’yi (r.a.) tenkis etmedikleri gibi, ciddî severler. Fakat hadisçe tehlikeli sayılan ifrat-ı muhabbetten 2 çekiniyorlar. Hadisçe Hazret-i Ali’nin (r.a.) şîası hakkındaki senâ-yı Nebevî, 3 Ehl-i Sünnete aittir. Çünkü istikametli muhabbetle Hazret-i Ali’nin (r.a.) şîaları, ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaattir. Hazret-i İsâ Aleyhisselâm hakkındaki ifrat-ı muhabbet Nesârâ için tehlikeli olduğu gibi, Hazret-i Ali (r.a.) hakkında da o tarzda ifrat-ı muhabbet, hadis-i sahihte, tehlikeli olduğu tasrih edilmiş. 4

                      Şîa-i Velâyet eğer dese ki: “Hazret-i Ali’nin (r.a.) kemâlât-ı fevkalâdesi kabul olunduktan sonra Hazret-i Sıddık’ı (r.a.) ona tercih etmek kabil olmuyor.”

                      Elcevap: Hazret-i Sıddık-ı Ekberin ve Fâruk-u Âzamın (r.a.) şahsî kemâlâtıyla ve veraset-i nübüvvet vazifesiyle zaman-ı hilâfetteki kemâlâtıyla beraber bir mizanın kefesine; Hazret-i Ali’nin (r.a.) şahsî kemâlât-ı harikasıyla, hilâfet zamanındaki dahilî, bilmecburiye girdiği elîm vakıalardan gelen ve sû-i zanlara mâruz olan hilâfet mücahedeleri beraber mizanın diğer kefesine bırakılsa, elbette Hazret-i Sıddık’ın (r.a.) veyahut Fâruk’un (r.a.) veyahut Zinnureyn’in (r.a.) kefesi ağır geldiğini Ehl-i Sünnet görmüş, tercih etmiş.

                      Hem, On İkinci ve Yirmi Dördüncü Sözlerde ispat edildiği gibi, nübüvvet, velâyete nisbeten derecesi o kadar yüksektir ki, nübüvvetin bir dirhem kadar cilvesi, bir batman kadar velâyetin cilvesine müreccahtır. Bu nokta-i nazardan, Hazret-i

                      [NOT]Dipnot-1 bk. et-Taberî, Tarihü’l-Ümem ve’l-Mülûk: 3:298; İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye: 8:193.

                      Dipnot-2 Müsned: 1:160; Nesâi, es-Sünenü’l-Kübrâ: 5:137; el-Hâkim, el-Müstedrek: 3:132.

                      Dipnot-3 et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsad: 6:354, 355, 7:343.

                      Dipnot-4 Buharî, Tarihü’l-Kebîr, 2:1:257; Ahmed ibni Hanbel, Fedâilü’s-Sahâbe, no: 1087, 1221, 1222; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 9:133; İbnü’l-Cevzî, el-İleli’l-Mütenâhiye, 1:223.

                      [/NOT]

                      Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun Ehl-i Sünnet/Ehl-i Sünnet ve Cemaat: (bk. bilgiler)
                      Fâruk-u Âzam: [bk. bilgiler – Ömer (r.a.)] Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)]
                      Hazret-i Sıddık-ı Ekber: [bk. bilgiler – Ebu Bekir (r.a.)] Hazret-i İsâ: [bk. bilgiler – İsâ (a.s.)]
                      Nasârâ: (bk. bilgiler – Hıristiyanlık) Zinnureyn: [bk. bilgiler – Osman (r.a.)]
                      adâvet: düşmanlık batman: yaklaşık 8 kg. ağırlığında bir ağırlık ölçüsü
                      bilmecburiye: zorunlu olarak cilve: görünme, yansıma
                      dirhem: yaklaşık üç grama denk olan bir ağırlık ölçüsü ehl-i hak: hak ve doğru yolda olan kimseler
                      ehl-i şirk ve dalâlet: Allah’a ortak koşanlar ve hak yoldan sapmış inançsız kimseler elîm: acı ve sıkıntı veren
                      feci: kötü gayz: hiddet, öfke
                      hadis: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış hadis-i sahih: hakkında şüphe edilmeyen ve doğruluğu kesin olarak bilinen Peygamberimizin sözü
                      hilâfet: halifelik, Peygamberimizin vekili olarak din ve dünya işlerinde genel reislik ifrat-ı muhabbet: aşırı sevgi
                      istikamet: doğru kabil: mümkün, olabilir
                      kefe: terazi gözü kemâlât: mükemmel ve üstün özellikler
                      kemâlât-ı fevkalâde: olağanüstü, mükemmel özellikler kemâlât-ı harika: olağanüstü üstün ve mükemmel özellikler
                      mizan: terazi muhabbet: sevgi
                      muharebe: savaş mâruz olma: uğrama, hedef olma
                      mücahede: cihad etme, mücadele müreccah: tercih edilen, üstün olan
                      nisbeten: oranla nokta-i nazar: bakış noktası
                      nübüvvet: peygamberlik senâ-yı Nebevî: Peygambere ait övgü
                      sû-i zan: kötü zan tasrih etme: açıkça ifade etme
                      tenkis etmek: değerini düşürme, eksik görme, gösterme vakıa: olay
                      velâyet: velilik veraset-i nübüvvet: peygamberin vârisliği makamı
                      zaman-ı hilâfet: halifelik zamanı Şîa: (bk. bilgiler)
                      Şîa-i Velâyet: (bk. bilgiler – Şîa)

                      #792890
                      Anonim

                        Sıddık-ı Ekberin (r.a.) ve Fâruk-u Âzamın (r.a.) veraset-i nübüvvet ve tesis‑i ahkâm-ı risalet noktasındablank.gif1 hisseleri taraf-ı İlâhîden ziyade verildiğine, hilâfetleri zamanlarındaki muvaffakiyetleri Ehl-i Sünnet ve Cemaate delil olmuş. Hazret-i Ali’nin (r.a.) kemâlât-ı şahsiyesi, o veraset-i nübüvvetten gelen o ziyade hisseyi hükümden iskat edemediği için, Hazret-i Ali (r.a.), Şeyheyn-i Mükerremeynin zaman-ı hilâfetlerinde onlara şeyhülislâm olmuş ve onlara hürmet etmiş. Acaba Hazret-i Ali’yi (r.a.) seven ve hürmet eden ehl-i hak ve sünnet, Hazret-i Ali’nin (r.a.) sevdiği ve ciddî hürmet ettiği Şeyheyni nasıl sevmesin ve hürmet etmesin?

                        Bu hakikati bir misalle izah edelim: Meselâ, gayet zengin bir zâtın irsiyetinden, evlâtlarının birine yirmi batman gümüş ile dört batman altın veriliyor. Diğerine beş batman gümüş ile beş batman altın veriliyor. Öbürüne de üç batman gümüş ile beş batman altın verilse, elbette âhirdeki ikisi çendan kemiyeten az alıyorlar, fakat keyfiyeten ziyade alıyorlar. İşte, bu misal gibi, Şeyheynin veraset-i nübüvvet ve tesis-i ahkâm-ı risaletinde tecellî eden hakikat-i akrebiyet-i İlâhiye altınından hisselerinin az bir fazlalığı, kemâlât-ı şahsiye ve velâyet cevherinden neş’et eden kurbiyet-i İlâhiyenin ve kemâlât-ı velâyetin ve kurbiyetin çoğuna galip gelir. Muvazenede bu noktaları nazara almak gerektir.blank.gif2 Yoksa, şahsî şecaati ve ilmi ve velâyeti noktasında birbiriyle muvazene edilse, hakikatin sureti değişir.

                        Hem Hazret-i Ali’nin (r.a.) zâtında temessül eden şahs-ı mânevî-i Âl-i Beyt ve o şahsiyet-i mâneviyede veraset-i mutlaka cihetiyle tecellî eden hakikat-i Muhammediye (a.s.m.) noktasında muvazene edilmez. Çünkü orada Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın sırr-ı azîmi var.


                        [NOT]Dipnot-1 bk. Buhârî, Fezâilü Ashâb: 6; Müslim, Fazâilü’s-Sahâbe: 15-16; Tirmizî, Rüya: 9.

                        Dipnot-2 bk. Tirmizî, Rüya: 10; Ebû Dâvud, Sünnet: 8; Müsned: 5:44, 50.

                        [/NOT]

                        Ehl-i Sünnet ve Cemaat: (bk. bilgiler) Fâruk-u Âzam: [bk. bilgiler – Ömer (r.a.)]
                        Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)] Hazret-i Sıddık-ı Ekber: [bk. bilgiler – Ebû Bekir (r.a.)]
                        batman: yaklaşık 8 kg ağırlığında bir ağırlık ölçüsü cevher: öz, temel
                        cihet: yön, taraf ehl-i hak: doğru yolda olan kimseler
                        ehl-i şirk ve dalâlet: Allah’a ortak koşanlar ve hak yoldan sapmış inançsız kimseler hakikat: gerçek mahiyet, asıl, esas
                        hakikat-i Muhammediye: Hz. Peygamber’in mânevî şahsiyeti hakikat-i akrebiyet-i İlâhiye: Cenâb-ı Hakkın insana yakın oluşunun hakikati
                        hazret: saygıdeğer; saygı maksadıyla kullanılan bir ifadedir hilâfet: halifelik
                        hisse: pay hürmet etmek: saygı göstermek
                        irsiyet: soydan gelen, veraset iskat etme: düşürme
                        kemiyet: sayıca çokluk, nicelik kemâlât-ı velâyet: velilik vasıfları
                        kemâlât-ı şahsiye: kişisel üstünlüğü sağlayan özellikler keyfiyet: özellik, nitelik
                        kurbiyet: Allah’a yakınlık kurbiyet-i İlâhiye: Allah’a yakınlık
                        makam: konum, yer misal: örnek
                        muvaffakiyet: başarı muvazene etme: karşılaştırma
                        nazar: bakış, görüş neş’et eden: kaynaklanan
                        suret: görünüş, şekil sırr-ı azîm: büyük sır
                        taraf-ı İlâhî: Allah’ın tarafı tecellî eden: yansıyan, görünen
                        temessül eden: görünen tesis-i ahkâm-ı risalet: Peygamberlik makâmının hükümlerinin tesisi, uygulamaya konulması
                        velâyet: velilik veraset-i mutlaka: her yönüyle varislik
                        veraset-i nübüvvet: peygamberlik makâmının vârisliği zaman-ı hilâfet: halifelik dönemi
                        ziyade: çok, fazla âhir: son
                        çendan: gerçi, her ne kadar Şeyheyn/Şeyheyn-i Mükerremeyn: üstün şeref sahibi olan iki zat; Hz. Ebubekir (a.s.) ile Hz. Ömer (r.a.)
                        şahs-ı mânevî-i Âl-i Beyt: Hz. Peygamberin (a.s.m.) ev halkından meydana gelen manevî kişilik şahsiyet-i mâneviye: mânevî şahsiyet
                        şecaat: yiğitlik, cesurluk şeyhülislâm: halifeyi veya devlet başkanını temsilen devletin ilim, eğitim ve şer’î mahkemelerinden sorumlu en yüksek makamdaki kişi

                        #792891
                        Anonim

                          Amma Şîa-i Hilâfet ise, Ehl-i Sünnet ve Cemaate karşı mahcubiyetinden başka hiçbir hakları yoktur. Çünkü bunlar Hazret-i Ali’yi (r.a.) fevkalâde sevmek dâvâsında oldukları halde tenkis ediyorlar ve sû-i ahlâkta bulunduğunu onların mezhepleri iktiza ediyor. Çünkü diyorlar ki, “Hazret-i Sıddık ile Hazret-i Ömer (r.a.) haksız oldukları halde, Hazret-i Ali (r.a.) onlara mümâşât etmiş, Şîa ıstılahınca takiyye etmiş, yani onlardan korkmuş, riyâkârlık etmiş.”blank.gif1 Acaba böyle kahraman-ı İslâm ve “Esedullah” ünvanını kazananblank.gif2 ve sıddıkların kumandanı ve rehberi olan bir zâtı riyâkâr ve korkaklıkla ve sevmediği zatlara tasannukârâne muhabbet göstermekle ve yirmi seneden ziyade havf altında mümâşât etmekle, haksızlara tebaiyeti kabul etmekle muttasıf görmek, ona muhabbet değildir. O çeşit muhabbetten Hazret-i Ali (r.a.) teberrî eder.

                          İşte, ehl-i hakkın mezhebi hiçbir cihetle Hazret-i Ali’yi (r.a.) tenkis etmez, sû‑i ahlâk ile itham etmez, öyle bir harika-i şecaate korkaklık isnad etmez ve derler ki: “Hazret-i Ali (r.a.) Hulefâ-i Râşidîni hak görmeseydi, bir dakika tanımaz ve itaat etmezdi. Demek ki, onları haklı ve râcih gördüğü için, gayret ve şecaatini hakperestlik yoluna teslim etmiş.”blank.gif3

                          Elhasıl: Herşeyin ifrat ve tefriti iyi değildir. İstikamet ise, hadd-i vasattır ki,blank.gif4 Ehl-i Sünnet ve Cemaat onu ihtiyar etmiş. Fakat, maatteessüf, Ehl-i Sünnet ve Cemaat perdesi altına Vahhâbîlik ve Haricîlik fikri kısmen girdiği gibi, siyaset meftunları ve bir kısım mülhidler, Hazret-i Ali’yi (r.a.) tenkit ediyorlar. Hâşâ, siyaseti bilmediğinden hilâfete tam liyakat göstermemiş, idare edememiş diyorlar. İşte bunların bu haksız ithamlarından, Alevîler Ehl-i Sünnete karşı küsmek vaziyetini alıyorlar. Halbuki, Ehl-i Sünnetin düsturları ve esas-ı mezhepleri, bu fikirleri iktiza etmiyor, belki aksini ispat ediyorlar. Haricîlerin ve mülhidlerin


                          [NOT]
                          Dipnot-1 bk. er-Râzî, İ’tikâdâtü Firâki’l-Müslimîn ve’l-Müşrikîn: 1:60, 61: İbni Teymiyye, Minhâcü’s-Sünne: 6:320.

                          Dipnot-2 bk. Ahmed bin Abdullah et-Taberî, er-Riyadu’n-Nâdıra: 1:245, Zehâiru’l-Ukbâ: 1:92.

                          Dipnot-3 bk. İbni Ebi’l-Hadîd, Şerhu Nehci’l-Belâğa, 1:130-132.

                          Dipnot-4 bk. el-Beyhâkî, Şuabü’l-Îmân: 3:402, 5:261; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ: 1:470.

                          [/NOT]

                          Alevî: (bk. bilgiler – Alevîlik) Ehl-i Sünnet/Ehl-i Sünnet ve Cemaat: (bk. bilgiler)
                          Esedullah: Allah’ın arslanı; Hz. Ali’nin (r.a.) bir lâkabı Haricî: (bk. bilgiler – Haricîler)
                          Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)] Hazret-i Sıddık: [bk. bilgiler – Ebû Bekir (r.a.)]
                          Hazret-i Ömer: [bk. bilgiler – Ömer (r.a.)] Hulefâ-i Râşidîn: ilk dört halife [bk. bilgiler; ḫ-l-f; r-ş-d)]
                          Vahhâbî: (bk. bilgiler – Vehhâbîlik) cihet: yön, taraf
                          düstur: kural ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler
                          elhasıl: kısaca, özetle esas-ı mezhep: mezhebin temeli
                          fevkalâde: olağanüstü hadd-i vasat: orta çizgi, orta yol
                          hakperestlik: sadece doğruyu savunma harika-i şecaat: yiğitlik ve yüreklilikte benzersiz olma
                          havf: korku hazret: saygıdeğer (saygı maksadıyla kullanılan bir ifadedir)
                          hilâfet: halifelik, Peygamberimizin vekili olarak din ve dünya işlerinden sorumlu olan makam hâşâ: asla
                          ifrat: bir şeyde aşırıya gitme iktiza etme: gerektirme
                          isnad etmek: dayandırmak istikamet: doğruluk
                          itham etme: suçlama kahraman-ı İslâm: İslâm kahramanı
                          liyakat: lâyık olma maatteessüf: ne yazık ki
                          meftun: düşkün mezhep: dinde tutulan yol
                          muttasıf: belirgin bir özelliğe sahip mülhid: dinsiz
                          mümâşât etme: bir kimsenin fikrine katılıyormuş gibi görünme riyâkâr: iki yüzlü
                          riyâkârlık: iki yüzlülük râcih: üstün olan, tercih edilen
                          sû-i ahlâk: kötü ahlâk sıddık: çok doğru, çok bağlı
                          takiyye etme: birinin mensup olduğu mezhep ve inancını gizlemesi tasannukârâne: yapmacık bir şekilde davranma
                          tebaiyet: tabi olma, uyma teberrî etme: uzaklaşma, sakınma
                          tefrit: bir şeye aşırı seviyede ilgisiz kalma tenkis etme: değerini indirme
                          ziyade: çok, fazla zât: şahıs
                          ıstılah: tabir, terim, kavram Şîa: (bk. bilgiler)
                          Şîa-i Hilâfet: (bk. bilgiler – Şia) şecaat: yiğitlik, cesurluk


                          #792892
                          Anonim

                            tarafından gelen böyle fikirlerle Ehl-i Sünnet mahkûm olamaz. Belki Ehl-i Sünnet, Alevîlerden ziyade Hazret-i Ali’nin (r.a.) taraftarıdırlar. Bütün hutbelerinde, dualarında Hazret-i Ali’yi (r.a.) lâyık olduğu senâ ile zikrediyorlar. Hususan, ekseriyet-i mutlaka ile Ehl-i Sünnet ve Cemaat mezhebinde olan evliya ve asfiya, onu mürşid ve Şah-ı Velâyet biliyorlar.blank.gif1 Alevîler, hem Alevîlerin, hem Ehl-i Sünnetin adâvetine istihkak kesb eden Haricîleri ve mülhidleri bırakıp ehl-i hakka karşı cephe almamalıdırlar. Hattâ bir kısım Alevîler, Ehl-i Sünnetin inadına sünneti terk ediyorlar. Her ne ise, bu meselede fazla söyledik; çünkü ulemanın beyninde ziyade medar-ı bahs olmuştur.

                            Ey ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat! Ve ey Âl-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Alevîler! Çabuk bu mânâsız ve hakikatsiz, haksız, zararlı olan nizâı aranızdan kaldırınız. Yoksa, şimdiki kuvvetli bir surette hükmeyleyen zındıka cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip, ezmesinde istimal edecek. Bunu mağlûp ettikten sonra, o âleti de kıracak. Siz ehl-i tevhid olduğunuzdan, uhuvveti ve ittihadı emreden yüzer esaslı rabıta-i kudsiye mâbeyninizde varken, iftirakı iktiza eden cüz’î meseleleri bırakmak elzemdir.

                            endOfSection.gifendOfSection.gif
                            İkinci Makam
                            فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللهُ لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ blank.gifرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ 2

                            Âyetinin ikinci hakikatine dair olacak.HAŞİYE-1

                            endOfSection.gifendOfSection.gif

                            [NOT]Dipnot-1 bk. İmam-ı Rabbânî, el-Mektûbât: 1:134 (251. Mektup).

                            Dipnot-2 “Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur.” Tevbe Sûresi, 9:129.

                            Haşiye-1 Bu ikinci Makam, On Birinci Lem’a olarak telif edilmiştir.

                            [/NOT]

                            Alevî: (bk. bilgiler – Alevîlik) Ehl-i Sünnet/Ehl-i Sünnet ve Cemaat: (bk. bilgiler)
                            Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)] adâvet: düşmanlık
                            aleyhinde: karşısında asfiya: Hz. Peygamberin yolundan giden ilim ve takvâ sahibi büyük zâtlar
                            cereyan: akım cüz’î: ferdî, küçük
                            ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler ehl-i tevhid: Allah’ın birliğine inanan kimseler
                            ekseriyet-i mutlaka: büyük çoğunluk elzem: çok gerekli
                            evliya: Allah dostları hakikat: doğru gerçek
                            haşiye: dipnot hususan: özellikle
                            hutbe: İlâhi emirleri hatırlatan konuşma ve dualar iftirak: ayrılık
                            iktiza eden: gerektiren istihkak: hak etme
                            istimal etme: kullanma ittihad: birlik, birleşme
                            ittihaz etme: kabullenme, edinme kesb eden: kazanan
                            makam: derece, yer mağlûp etme: yenme
                            medar-ı bahs: söz konusu mezhep: dinde tutulan yol
                            mâbeyn: iki şeyin arası mülhid: dinsiz, inkâr eden
                            mürşid: doğru yol gösteren nizâ: anlaşmazlık, çekişme
                            rabıta-i kudsiye: mukaddes bağ senâ: övgü
                            suret: şekil sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
                            uhuvvet: kardeşlik ulema: âlimler
                            zikir: anmak, hatırlatmak zındık: dinsiz
                            Âl-i Beyt: Hz. Peygamberin (a.s.m.) ev halkı âlet: araç, vasıta
                            âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi Şah-ı Velâyet: velilerin şahı; Hz. Ali
                          12 yazı görüntüleniyor - 1 ile 12 arası (toplam 12)
                          • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.