- Bu konu 10 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
7 Haziran 2011: 20:32 #672147
Anonim
Dördüncü Lem’a“Minhâcü’s-Sünne” bu risaleye lâyık görülmüştür.Mesele-i İmamet bir mesele-i fer’iye olduğu halde, ziyade ehemmiyet verildiğinden,
bir mesâil-i imaniye sırasına girip, ilm-i kelâmda ve usulüddinde medar-ı nazar olduğu
1 cihetle
Kur’ân’a ve imana ait hizmet-i esasiyemize münasebeti bulunduğundan, cüz’î bahsedildi.
لَقَدْ جَاۤءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُفٌ رَحِيمٌ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللهُ لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
2
قُلْ لاَۤ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلاَّ الْمَوَدَّةَ فِى الْقُرْبىٰ
3
Şu âyet-i azîmenin çok hakaik-i azîmesinden bir iki hakikatine İki Makam ile işaret edeceğiz.
[NOT]
Dipnot-1 el-İcî, Kitabü’l-Mevakıf: 3:331; Ahmed bin Muhammed, Kitabü Usûli’d-Dîn: 269, 279.Dipnot-2 “Size, kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir. Ey Peygamber, eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur.” Tevbe Sûresi, 9:128-129.
Dipnot-3 “De ki: Vazifem karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Sizden istediğim, ancak akrabaya sevgi ve Ehl-i Beytime muhabbettir.” Şûrâ Sûresi, 42:23.
[/NOT]
Minhâcü’s Sünne: sünnet yolu cüz’î: ferdî, az, sınırlı ehemmiyet: önem hakaik-i azîme: büyük gerçekler hakikat: asıl, esas, gerçek ve doğru mahiyet hizmet-i esasiye: asıl hizmet ilm-i kelâm: kelâm ilmi; iman hakikatlerini ispat eden ve açıklayan bilim dalı lem’a: parıltı medar-ı nazar: tartışma alanı, konusu mesele-i fer’iye: asılla, esasla ilgili olmayıp ayrıntılarla ilgili mesele mesele-i imamet: ümmete imamlık meselesi, halifelik meselesi mesâil-i imaniye: imanla ilgili meseleler münasebet: bağlantı, ilgi risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden herbiri usulüddin: din usulü, kelâm ziyade: çok âyet-i azîme: büyük ve yüce âyet 7 Haziran 2011: 20:37 #792804Anonim
Birinci MakamDört Nüktedir.
BİRİNCİ NÜKTE
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ümmetine karşı kemâl-i şefkat ve merhametini ifade ediyor.
Evet, rivayet-i sahiha ile, mahşerin dehşetinden herkes, hattâ enbiya dahi “nefsî, nefsî” dedikleri zaman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm “ümmetî, ümmetî” diye
1 refet ve şefkatini göstereceği gibi,
2 yeni dünyaya geldiği zaman, ehl-i keşfin tasdikiyle, validesi onun münâcâtından “ümmetî, ümmetî”
3 işitmiş. Hem bütün tarih-i hayatı ve neşrettiği şefkatkârâne mekârim-i ahlâk, kemâl-i şefkat ve refetini gösterdiği gibi, ümmetinin hadsiz salâvatına hadsiz ihtiyaç göstermekle,
4 ümmetinin bütün saadetleriyle kemâl-i şefkatinden alâkadar olduğunu göstermekle hadsiz bir şefkatini göstermiş.İşte bu derece şefkatli ve merhametli bir rehberin sünnet-i seniyyesine müraat etmemek ne derece nankörlük ve vicdansızlık olduğunu kıyas eyle.
İKİNCİ NÜKTE
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, küllî ve umumî vazife-i nübüvvet içinde bazı hususî, cüz’î maddelere karşı azîm bir şefkat göstermiştir. Zâhir hale göre o azîm şefkati o hususî, cüz’î maddelere sarf etmesi, vazife-i nübüvvetin fevkalâde ehemmiyetine uygun gelmiyor. Fakat hakikatte o cüz’î madde, küllî, umumî bir vazife-i nübüvvetin medarı olabilecek bir silsilenin ucu ve mümessili olduğundan, o silsile-i azîmenin hesabına, onun mümessiline fevkalâde ehemmiyet verilmiş.
[NOT]Dipnot-1 Buharî, Tevhid: 36, Tefsir: 17, Sûre 5, Fiten: 1; Müslim, Îmân: 326, 327; Tirmizî, Kıyâmet: 10; Dârimî, Mukaddime: 8.
Dipnot-2 bk. Buhârî, Tevhid: 32; Müslim, Îman: 326.
Dipnot-3 bk. Suyûtî, el-Hasâisü’l-Kübrâ: 1:80, 85, 91; en-Nebhânî, Hüccetullâhi ale’l-Âlemîn: 224, 227-228.
Dipnot-4 bk. Ahzap Sûresi, 33:56; Ayrıca bk.: Tirmizî, Kıyamet: 24.
[/NOT]
Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) alâkadar: alâkalı, ilgili azîm: büyük, yüce cüz’î: ferdî, küçük, az dehşet: korku, ürkme ehl-i keşif: mâneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözlemleme seviyesine ulaşmış insanlar enbiya: nebiler, peygamberler fevkalâde: olağanüstü hadsiz: sayısız hakikat: doğru gerçek kemâl-i şefkat: tam ve mükemmel şefkat küllî: kapsamlı, genel kıyas etmek: karşılaştırmak mahşer: haşir meydanı makam: derece, yer medar: dayanak noktası, sebep mekârim-i ahlâk: ahlâkın en güzel ve üstün olanı merhamet: acıma, şefkat mümessil: temsilci münâcât: Allah’a yalvarış, dua müraat etmek: riayet etmek, uymak nefsî, nefsî: nefsim, nefsim neşretmek: yaymak nükte: ince ve derin anlamlı söz refet: esirgeme, koruma, acıma rivayet-i sahiha: sağlam ve doğru olarak aktarılan haber saadet: mutluluk salâvat: Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duası sarf etme: kullanma, harcama silsile: zincir silsile-i azîme: büyük zincir sünnet-i seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler tarih-i hayat: hayat boyu yaşanan olaylar; özgeçmiş umumî: özel valide: anne vazife-i nübüvvet: peygamberlik vazifesi zâhir: açık, âşikar ümmetî, ümmetî: ümmetim, ümmetim şefkatkârâne: şefkat dolu 7 Haziran 2011: 20:41 #792806Anonim
Meselâ, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Hasan ve Hüseyin’e karşı küçüklüklerinde gösterdikleri fevkalâde şefkat ve ehemmiyet-i azîme,
1 yalnız cibillî şefkat ve hiss-i karâbetten gelen bir muhabbet değil, belki vazife-i nübüvvetin bir hayt-ı nuranîsinin bir ucu ve verâset-i Nebeviyenin gayet ehemmiyetli bir cemaatinin menşei, mümessili, fihristesi cihetiyledir.Evet, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Hasan’ı (r.a.) kemâl-i şefkatinden kucağına alarak başını öpmesiyle,
2 Hazret-i Hasan’dan (r.a.) teselsül eden nuranî nesl-i mübarekinden, Gavs-ı Âzam olan Şah-ı Geylânî gibi çok mehdî-misal verese-i nübüvvet ve hamele-i şeriat-ı Ahmediye (a.s.m.) olan zatların hesabına Hazret-i Hasan’ın (r.a.) başını öpmüş. Ve o zatların istikbalde edecekleri hizmet-i kudsiyelerini nazar-ı nübüvvetle görüp takdir ve istihsan etmiş. Ve takdir ve teşvike alâmet olarak, Hazret-i Hasan’ın (r.a.) başını öpmüş.Hem Hazret-i Hüseyin’e karşı gösterdikleri fevkalâde ehemmiyet ve şefkat, Hazret-i Hüseyin’in (r.a.) silsile-i nuraniyesinden gelen Zeynelâbidin, Cafer-i Sadık gibi eimme-i âlişan ve hakikî verese-i Nebeviye gibi pek çok mehdî-misal zevât-ı nuraniyenin namına ve din-i İslâm ve vazife-i risalet hesabına boynunu öpmüş,
3 kemâl-i şefkat ve ehemmiyetini göstermiştir.Evet, zât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) gayb-âşinâ kalbiyle, dünyada Asr-ı Saadetten ebed tarafında olan meydan-ı haşri temâşâ eden ve yerden Cenneti gören ve zeminden gökteki melâikeleri müşahede eden ve zaman-ı Âdem’den beri mazi zulümatının perdeleri içinde gizlenmiş hâdisâtı gören, hattâ Zât-ı Zülcelâlin rüyetine mazhar olan nazar-ı nuranîsi, çeşm-i istikbal-bînisi, elbette Hazret-i Hasan
[NOT]
Dipnot-1 bk. Buhârî, Fazailü Ashâb: 22; Müslim, Fazailü’s-Sahâbe: 56:60.Dipnot-2 bk. Müsned: 5:47; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr: 3:32, 22:274.
Dipnot-3 bk. İbni Mâce, Mukaddime: 11; Müsned: 4:172.
[/NOT]
Asr-ı Saadet: Peygamberimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem, mutluluk asrı Cafer-i Sadık: (bk. bilgiler) Gavs-ı Azam Şah-ı Geylânî: [bk. bilgiler – Abdulkàdir-i Geylânî (k.s.)] Hazret-i Hasan: [bk. bilgiler – Hasan (r.a.)] Hazret-i Hüseyin: [bk. bilgiler – Hüseyin (r.a.)] Zeynelâbidin: (bk. bilgiler) Zât-ı Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi olan Allah alâmet: belirti, işaret cibillî: soy ve ırk gibi yaratılıştan gelen topluluğa ve kavme ait cihet: taraf, yön din-i İslâm: İslâm dini ebed: sonu olmayan, sonsuz ehemmiyet-i azîme: büyük önem verme eimme-i âlişan: çok yüksek şan sahibi imamlar fevkalâde: olağanüstü fihriste: özet, içerik gayb-âşinâ: gaybi bilen, görünmeyenden haberi olan hamele-i şeriat-ı Ahmediye: Peygamberimizin getirmiş olduğu dini nesilden nesile taşıyanlar hayt-ı nuranî: nurlu bağlantı, ip hiss-i karâbet: akrabalık hissi hizmet-i kudsiye: kutsal hizmet hâdisât: hadiseler, olaylar istihsan etme: güzel görerek beğenme istikbal: gelecek zaman kemâl-i şefkat: tam bir şefkat mazhar olan: erişen, nail olan mazi: geçmiş mehdî-misal: mehdî gibi melâike: melekler menşe: kaynak meydan-ı haşir: haşir meydanı, öldükten sonra tekrar diriltildikten sonra insanların toplanacakları meydan mümessil: temsilci müşahede eden: gözlemleyen nazar-ı nuranî: nurlu, aydınlık bakış nazar-ı nübüvvet: Peygamberlik bakışı nesl-i mübarek: mübârek nesil nuranî: nurlu, nur saçan rüyet: görme silsile-i nuraniye: nurlu zincir, nurlu nesil temâşâ etmek: bakmak, seyretmek teselsül: zincirleme devam etme vazife-i nübüvvet: peygamberlik vazifesi vazife-i risalet: peygamberlik vazifesi verese-i nübüvvet/verese-i nebeviye: Peygamberlik vârisleri verâset-i Nebevî: Peygamberliğe varis olma zaman-ı Âdem: Hz. Âdem zamanı zemin: yeryüzü zevât-ı nuraniye: nurlu kimseler zulümat: karanlıklar zât-ı Ahmediye: Peygamber Efendimizin zâtı, kendisi çeşm-i istikbal-bîni: geleceği gören gözü 7 Haziran 2011: 20:49 #792809Anonim
ve Hüseyin’in arkalarında teselsül eden aktab ve eimme-i verese ve mehdîleri görmüş ve onların umumu namına başlarını öpmüş. Evet, Hazret-i Hasan’ın (r.a.) başını öpmesinden, Şah-ı Geylânî’nin hisse-i azîmesi var.
ÜÇÜNCÜ NÜKTE
اِلاَّ الْمَوَدَّةَ فِى الْقُرْبىٰ âyetinin bir kavle göre mânâsı: “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vazife-i risaletin icrasına mukabil ücret istemez; yalnız Âl-i Beytine meveddeti istiyor.”
Eğer denilse: “Bu mânâya göre, karâbet-i nesliye cihetinden gelen bir fayda gözetilmiş görünüyor. Halbuki,
1 اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللهِ اَتْقٰيكُمْsırrına binaen, karâbet‑i nesliye değil, belki kurbiyet-i İlâhiye noktasında vazife-i risalet cereyan ediyor.”Elcevap: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, gayb-âşinâ nazarıyla görmüş ki, Âl-i Beyti, âlem-i İslâm içinde bir şecere-i nuraniye hükmüne geçecek. Âlem-i İslâmın bütün tabakatında, kemâlât-ı insaniye dersinde rehberlik ve mürşidlik vazifesini görecek zatlar, ekseriyet-i mutlaka ile, Âl-i Beytten çıkacak. Teşehhüddeki, ümmetin âl hakkındaki duası ki,
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰۤى اٰلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلٰۤى اِبْرَاهِيمَ وَعَلٰۤى اٰلِ اِبْرَاهِيمَ اِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ
2
dir, makbul olacağını keşfetmiş.
Yani, nasıl ki millet-i İbrahimiyede ekseriyet-i mutlaka ile nuranî rehberler Hazret-i İbrahim’in (a.s.) âlinden, neslinden olan enbiya olduğu gibi;
3 ümmet-i[NOT]Dipnot-1 “Allah katında en şerefliniz, en ziyade takvâ sahibi olanınızdır.” Hucurat Sûresi, 49:13.
Dipnot-2 Allahım! Tıpkı İbrahim’e ve İbrahim’in âline salât ettiğin gibi, Efendimiz Muhammed’e ve Efendimiz Muhammed’in âline de salât et. Muhakkak ki Sen her türlü hamd ve övgüye nihayetsiz derecede lâyıksın ve şan ve şerefin herşeyden nihayetsiz derecede yüksektir. bk. Buhârî, Enbiya 10; Müslim, Salât: 65-66.Dipnot-3 bk. İbni Hacer, Fethü’l-Bârî: 11:162.
[/NOT]
Hazret-i Hasan: [bk. bilgiler – Hasan (r.a.)] Hazret-i Hüseyin: [bk. bilgiler – Hüseyin (r.a.)] Hazret-i İbrahim: [bk. bilgiler – İbrahim (a.s.)] Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) aktab: kutuplar, büyük velilerden zamanının en büyük mürşidi olan kimseler binaen: dayanarak cereyan etmek: meydana gelmek eimme-i verese: peygamberlik varisi olan imamlar ekseriyet-i mutlaka: büyük çoğunluk enbiya: nebiler, peygamberler gayb-âşinâ: gaybı bilen, görünmeyenlerden haberi olan hisse-i azîme: büyük pay icra etme: yerine getirme karâbet-i nesliye: soy yakınlığı kavl: söz, rivayet kemâlât-ı insaniye: insana ait mükemmellikler kurbiyet-i İlâhiye: Allah’a yakınlık makbul: kabul edilen mehdî: insanları hidayete sevk eden meveddet: sevgi millet-i İbrahimiye: İbrahim milleti; Hz. İbrahim’in dinini kabul edenler mukabil: karşılık mürşid: doğru yol gösteren nazar: bakış nuranî: nurlu nükte: ince ve derin anlamlı söz tabakat: tabakalar, dereceler teselsül eden: zincirleme devam eden, peşpeşe gelen teşehhüd: namazda her iki rekâtın sonunda oturulan bölüm umum: bütün, genel vazife-i risalet: peygamberlik görevi Âl-i Beyt: Hz. Peygamberin (a.s.m.) ev halkı âl: Peygamber Efendimizin sülalesi, mübarek soyu âlem-i İslâm: İslâm dünyası âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler ümmet-i Muhammediye: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler Şah-ı Geylânî: [bk. bilgiler – Abdülkàdir-i Geylânî (k.s.)] şecere-i nuraniye: nurlu ağaç, nurlu soy 7 Haziran 2011: 20:56 #792810Anonim
Muhammediyede de (a.s.m.), vezâif-i azîme-i İslâmiyette ve ekser turuk ve mesâlikinde, enbiya-yı Benî İsrail gibi,
1 aktâb-ı Âl-i Beyt-i Muhammediyeyi (a.s.m.) görmüş. Onun için, قُلْ لاَۤ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلاَّ الْمَوَدَّةَ فِى الْقُرْبىٰ
2 demesiyle emrolunarak, Âl-i Beyte karşı ümmetin meveddetini istemiş.Bu hakikati teyid eden mükerrer rivayetlerde ferman etmiş:
“Size iki şey bırakıyorum; onlara temessük etseniz necat bulursunuz: biri Kitabullah, biri Âl-i Beytim.”
3 Çünkü, Sünnet-i Seniyyenin menbaı ve muhafızı ve her cihetle iltizam etmesiyle mükellef olan, Âl-i Beyttir.İşte bu sırra binaendir ki, Kitap ve Sünnete ittibâ ünvanıyla bu hakikat-i hadîsiye bildirilmiştir. Demek Âl-i Beytten, vazife-i risaletçe muradı, Sünnet-i Seniyyesidir. Sünnet-i Seniyyeye ittibâı terk eden, hakikî Âl-i Beytten olmadığı gibi, Âl-i Beyte hakikî dost da olamaz. 4
Hem ümmetini Âl-i Beytin etrafında toplamak arzusunun
5 sırrı şudur ki: Zaman geçtikçe Âl-i Beyt çok tekessür edeceğini izn-i İlâhî ile bilmiş ve İslâmiyet zaafa düşeceğini anlamış. O halde, gayet kuvvetli ve kesretli bir cemaat-i mütesânide lâzım ki, âlem-i İslâmın terakkiyât-ı mâneviyesinde medar ve merkez olabilsin. İzn‑i İlâhî ile düşünmüş ve ümmetini Âl-i Beyti etrafına toplamasını arzu etmiş.Evet, Âl-i Beytin efradı ise, itikad ve iman hususunda sairlerden çok ileri olmasa da, yine teslim, iltizam ve tarafgirlikte çok ileridedirler. Çünkü İslâmiyete fıtraten, neslen ve cibilliyeten taraftardırlar. Cibillî taraftarlık zayıf ve şansız, hattâ haksız da olsa bırakılmaz. Nerede kaldı ki, gayet kuvvetli, gayet hakikatli, gayet şanlı bütün silsile-i ecdadı bağlandığı ve şeref kazandığı ve canlarını feda ettikleri
[NOT]Dipnot-1 bk. el-Münâvî, Feyzü’l-Kâdîr: 4:384; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ: 2:83.
Dipnot-2 “De ki: Vazifem karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Sizden istediğim, ancak akrabaya sevgi ve Ehl-i Beytime muhabbettir.” Şûrâ Sûresi, 42:23.Dipnot-3 Tirmizî, Menâkıb: 31; Müsned, 3:14, 17, 26.
Dipnot-4 bk. et-Taberânî, Mu’cemü’l-Evsâd: 3:338; Ebû Dâvud, Fiten: 2; Müsned: 2:133.
Dipnot-5 bk. el-Bezzâr, el-Müsned: 9:343; el-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr: 3:45-46, 12:34.
[/NOT]
Kitap/Kitabullah: Allah’ın kitabı; Kur’ân-ı Kerim Sünnet-i Seniyye/Sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler aktâb-ı Âl-i Beyt-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) neslinden gelen ve bulunduğu yerde veya memleketteki evliyanın başı hükmünde olan büyük veliler binaen: dayanarak cemaat-i mütesânide: dayanışma içindeki topluluk cibilliyet: yaratılıştan kaynaklanan hal ve durum cihet: taraf, yön efrad: fertler ekser: çoğunluk enbiya-yı Benî İsrail: İsrailoğullarına gönderilen peygamberler ferman etmek: buyurmak fıtraten: yaratılış itibariyle hakikat: gerçek, esas hakikat-i hadîsiye: hadis-i şerifle vurgulanan hakikat hakikî: asıl, gerçek, doğru olan hususunda: konusunda iltizam: sıkıca sarılma itikad: inanç ittibâ: uyma izn-i İlâhî: Allah’ın izni kesretli: çok sayıda medar: dayanak, sebep menba: kaynak mesâlik: meslekler, tutulan yollar meveddet: sevgi muhafız: koruyan, saklayan murad: kast edilen mükellef: yükümlü mükerrer: tekrarlanan necat bulma: kurtulma neslen: soy olarak rivayet: Peygamberimizden duyulan ve görülen şeylerin nakledilmesi silsile-i ecdad: atalar silsilesi, soy defteri tarafgirlik: taraftarlık tekessür etmek: çoğalmak temessük etme: sarılma, tutunma terakkiyât-ı mâneviye: manevî ilerlemeler teyid eden: doğrulayan turuk: yollar vazife-i risalet: peygamberlik vazifesi vazife-i âzîme-i İslâmiyet: İslâmın büyük görevi Âl-i Beyt: Hz. Peygamberin (a.s.m.) ev halkı âlem-i İslâm: İslâm dünyası ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler 9 Haziran 2011: 13:32 #792886Anonim
bir hakikate taraftarlık, ne kadar esaslı ve fıtrî olduğunu bilbedâhe hisseden bir zat, hiç taraftarlığı bırakır mı? Ehl-i Beyt, işte bu şiddet-i iltizam ve fıtrî İslâmiyet cihetiyle, din-i İslâm lehinde ednâ bir emâreyi kuvvetli bir burhan gibi kabul eder. Çünkü fıtrî taraftardır. Başkası ise, kuvvetli bir burhan ile sonra iltizam eder.
DÖRDÜNCÜ NÜKTE
Üçüncü Nükte münasebetiyle, Şîalarla Ehl-i Sünnet ve Cemaatin medar-ı nizâı, hattâ akaid-i imaniye kitaplarına ve esasat-ı imaniye sırasına girecek derecede
1 büyütülmüş bir meseleye kısaca bir işaret edeceğiz. Mesele şudur:Ehl-i Sünnet ve Cemaat der ki: “Hazret-i Ali Hulefâ-i Erbaanın dördüncüsüdür. Hazret-i Sıddık daha efdaldir ve hilâfete daha müstehak idi ki, en evvel o geçti.”
2Şîalar derler ki: “Hak Hazret-i Ali’nin (r.a.) idi. Ona haksızlık edildi. Umumundan en efdal Hazret-i Ali’dir (r.a.).” Dâvâlarına getirdikleri delillerin hülâsası: Derler ki, Hazret-i Ali (r.a.) hakkında vârid ehâdis-i Nebeviye
3 ve Hazret-i Ali’nin (r.a.) “Şah-ı Velâyet” ünvanıyla, ekseriyet-i mutlaka ile evliyanın ve tariklerin mercii ve ilim ve şecaat ve ibadette harikulâde sıfatları ve Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ona ve ondan teselsül eden Âl-i Beyte karşı şiddet-i alâkası gösteriyor ki, en efdal odur. Daima hilâfet onun hakkı idi, ondan gasp edildi.Elcevap: Hazret-i Ali (r.a.) mükerreren, kendi ikrarı
4 ve yirmi seneden ziyade o hulefâ-i selâseye ittibâ ederek onların şeyhülislâmlığı makamında bulunması, Şîaların bu dâvâlarını cerh ediyor. Hem hulefâ-i selâsenin zaman-ı hilâfetlerinde fütuhat-ı İslâmiye ve mücahede-i a’dâ hadiseleri ve Hazret-i Ali’nin zamanındaki[NOT]
Dipnot-1 bk. et-Teftazânî, Şerhü’l-Akâid (Terc: Süleyman Uludağ) s.321.Dipnot-2 bk. Ahmed İbni Hanbel, el-Âkîde: 1:123; İbni Ebi’l-İzz, Şerhu Akîdeti’t-Tahâviyye: 1:545, 548.
Dipnot-3 Tirmizî, Menâkıb: 19; İbni Mâce, Mukaddime: 11; Müsned: 1:84, 118, 4:281.
Dipnot-4 bk. Buhârî, Fezâilü Ashâb: 5; Ebû Dâvud, Sünne: 7; Müsned: 1:106.
[/NOT]
Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Ehl-i Sünnet ve Cemaat: (bk. bilgiler) Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)] Hazret-i Sıddık: [bk. bilgiler – Ebû Bekir (r.a.)] Hulefâ-i Erbaa: dört büyük halife; Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali akaid-i imaniye: iman esasları bilbedâhe: açık bir şekilde burhan: sağlam ve güçlü delil cerh etmek: çürütmek cihet: taraf, yön din-i İslâm: İslâm dini dâvâ: iddia ednâ: en basit, en küçük efdal: üstün, faziletli ehâdis-i Nebeviye: Hz. Peygamber tarafından söylenen sözler, hadisler ekseriyet-i mutlaka: büyük çoğunluk emâre: işaret, belirti esasat-ı imaniye: imanın esasları evliya: Allah dostları evvel: önce fütuhat-ı İslâmiye: İslâm adına yapılan fetihler fıtrî: doğal gasp edilmek: zorla alınmak hakikat: gerçek, esas hilâfet: halifelik; Peygamberimizin vekili olarak din ve dünya işlerinde genel reislik hulefâ-i selâse: Hz. Ali’den önceki üç büyük halife; Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman hülâsa: özet, öz ikrar: doğrulama iltizam: sıkıca sarılma ittibâ etmek: tabi olmak, uymak medar-ı nizâ: kavga, çekişme sebebi merci: başvurulacak yer mücahede-i a’dâ: düşmanla savaş mükerreren: defalarca, tekrar ile münasebet: ilişki, bağlantı müstehak: hak etmiş, layık nükte: ince ve derin anlamlı söz tarik: yol teselsül: peşpeşe gelme, birbirini takip etme umum: bütün vârid: söylenen zaman-ı hilâfet: halifelik dönemi ziyade: çok zât: kişi Âl-i Beyt/Ehl-i Beyt: Hz. Peygamberin (a.s.m.) ev halkı Şah-ı Velâyet: velilerin şahı; Hz. Ali Şîa: Hz. Ali’nin (r.a.) taraftarlığını esas alan topluluk şecaat: yiğitlik, cesurluk şeyhülislâm: halifeyi veya devlet başkanını temsilen devletin ilim, eğitim ve şer’î mahkemelerinden sorumlu en yüksek makamdaki kişi şiddet-i alâka: aşırı ilgi şiddet-i iltizam: çok sıkı bağlılık 9 Haziran 2011: 13:34 #792887Anonim
vakıalar, yine hilâfet-i İslâmiye noktasında Şîaların dâvâlarını cerh ediyor. Demek Ehl-i Sünnet ve Cemaatin dâvâsı haktır.
Eğer denilse: Şîa ikidir. Biri Şîa-i Velâyettir, diğeri Şîa-i Hilâfettir. Haydi, bu ikinci kısım, garaz ve siyaset karıştırmasıyla haksız olsun. Fakat birinci kısımda garaz ve siyaset yok. Halbuki Şîa-i Velâyet, Şîa-i Hilâfete iltihak etmiş. Yani, ehl-i turuktaki evliyanın bir kısmı Hazret-i Ali’yi efdal görüyorlar, siyaset cihetinde olan Şîa-i Hilâfetin dâvâlarını tasdik ediyorlar.
Elcevap: Hazret-i Ali’ye (r.a.) iki cihetle bakılmak gerektir. Bir ciheti şahsî kemâlât ve mertebesi noktasından, ikinci cihet Âl-i Beytin şahs-ı mânevîsini temsil ettiği noktasındandır. Âl-i Beytin şahs-ı mânevîsi ise Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bir nevi mahiyetini gösteriyor.
İşte, birinci nokta itibarıyla, Hazret-i Ali (r.a.) başta olarak bütün ehl-i hakikat, Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer’i (r.a.) takdim ediyorlar.
1 Hizmet-i İslâmiyette ve kurbiyet-i İlâhiyede makamlarını daha yüksek görmüşler.İkinci nokta cihetinde, Hazret-i Ali (r.a.) şahs-ı mânevî-i Âl-i Beytin mümessili ve şahs-ı mânevî-i Âl-i Beyt bir hakikat-i Muhammediyeyi (a.s.m.) temsil ettiği cihetle, muvazeneye gelmez. İşte, Hazret-i Ali hakkında fevkalâde senâkârâne ehâdis-i Nebeviye
2 bu ikinci noktaya bakıyorlar. Bu hakikati teyid eden bir rivayet-i sahiha var ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: “Her nebînin nesli kendindendir. Benim neslim Ali’nin (r.a.) neslidir.”
3Hazret-i Ali’nin (r.a.) şahsı hakkında sair hulefâdan ziyade senâkârâne ehâdisin kesretle intişarının sırrı şudur ki: Emevîler ve Haricîler ona haksız hücum ve
[NOT]
Dipnot-1 bk. el-Gazâlî, Kavâidü’l-Akâid: 1:228; el-Kelâbâzî, et-Taarruf li Mezhebi Ehli’t-Tasavvuf: 1:57.Dipnot-2 Tirmizî, Menâkıb: 19; İbni Mâce, Mukaddime: 11; Müsned: 1:84, 118, 4:281.
Dipnot-3 Taberânî, el-Mecmeu’l-Kebîr, no: 2630; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 10:333; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, c.2, s. 223, no: 1717.
[/NOT]
Ehl-i Sünnet ve Cemaat: (bk. bilgiler) Emevîler: (bk. bilgiler) Haricîler: (bk. bilgiler) Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)] Hazret-i Ebu Bekir: [bk. bilgiler – Ebû Bekir (r.a.)] Hazret-i Ömer: [bk. bilgiler – Ömer (r.a.)] Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) cerh etmek: çürütmek cihet: taraf, yön efdal: en faziletli, en üstün ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler ehl-i turuk: tarikatlere mensup olanlar ehl-i şirk ve dalâlet: Allah’a ortak koşanlar ve hak yoldan sapmış inançsız kimseler ehâdis/ehâdis-i Nebeviye: Hz. Peygamber tarafından söylenen sözler, hadisler evliya: Allah dostları ferman etmek: buyurmak fevkalâde: olağanüstü garaz: kötü niyet, art niyet hak: doğru gerçek hakikat: gerçek mahiyet hakikat-i Muhammediye: Hz. Peygamberin mânevî şahsiyeti, İslâmiyet’in aslı ve esası hilâfet-i İslâmiye: İslâm halifeliği hizmet-i İslâmiyet: İslâm hizmeti hulefâ: halifeler iltihak etmek: katılmak intişar: yayılma itibarıyla: bakımından kemâlât: mükemmel özellikler, üstünlükler kesret: çokluk kurbiyet-i İlâhiye: Allah’a yakınlık mahiyet: nitelik, özellik makam: yer, derece mertebe: derece, makam muvazene: karşılaştırma, kıyaslama mümessil: temsilci nebî: peygamber nesil: soy nevi: çeşit, tür rivayet-i sahiha: Peygamberimizden doğru olarak nakledilmiş hadis sair: diğer, başka senâkârâne: senâ ederek, överek takdim etmek: öne çıkarmak tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak teyid eden: doğrulayan vakıa: olay ziyade: çok Âl-i Beyt: Hz. Peygamberin (a.s.m.) ev halkı Şîa: Hz. Ali’nin (r.a.) taraftarlığını esas alan topluluk Şîa-i Hilâfet: (bk. bilgiler – Şîa) Şîa-i Velâyet: (bk. bilgiler – Şîa) şahs-ı mânevî: belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen manevî kişilik şahs-ı mânevî-i Âl-i Beyt: Hz. Peygamberin (a.s.m.) neslinden gelenlerin oluşturduğu manevî şahsiyet [bk. a-n-y; bilgiler – Âl-i Beyt] 9 Haziran 2011: 13:38 #792889Anonim
tenkis ettiklerine mukabil, Ehl-i Sünnet ve Cemaat olan ehl-i hak, onun hakkında rivâyâtı çok neşrettiler. Sair Hulefâ-i Râşidîn ise öyle tenkit ve tenkise çok maruz kalmadıkları için, onlar hakkındaki ehâdisin intişarına ihtiyaç görülmedi.
Hem istikbalde Hazret-i Ali (r.a.) elîm hâdisâta ve dahilî fitnelere maruz kalacağını nazar-ı nübüvvetle görmüş, Hazret-i Ali’yi (r.a.) meyusiyetten ve ümmetini onun hakkında sû-i zandan kurtarmak için,
1 مَنْ كُنْتُ مَوْلاَهُ فَعَلِىٌّ مَوْلاَهُ gibi mühim hadislerle Ali’yi (r.a.) teselli ve ümmeti irşad etmiştir.
Hazret-i Ali’ye (r.a.) karşı Şîa-i Velâyetin ifratkârâne muhabbetleri ve tarikat cihetinden gelen tafdilleri, kendilerini Şîa-i Hilâfet derecesinde mes’ul etmez. Çünkü, ehl-i velâyet, meslek itibarıyla, muhabbetle mürşidlerine bakarlar. Muhabbetin şe’ni ifrattır.
2 Mahbubunu makamından fazla görmek arzu ediyor. Ve öyle de görüyor. Muhabbetin taşkınlıklarında ehl-i hal mâzur olabilirler. Fakat onların muhabbetten gelen tafdili, Hulefâ-i Râşidînin zemmine ve adâvetine gitmemek şartıyla ve usul-ü İslâmiyenin haricine çıkmamak kaydıyla mâzur olabilirler.
Şîa-i Hilâfet ise, ağrâz-ı siyaset, içine girdiği için, garazdan, tecavüzden kurtulamıyorlar, itizar hakkını kaybediyorlar. Hattâ,
3 لاَ لِحُبِّ عَلِىٍّ بَلْ لِبُغْضِ عُمَرَ cümlesine mâsadak olarak, Hazret-i Ömer’in (r.a.) eliyle İran milliyeti ceriha aldığı için,
4 intikamlarını hubb-u Ali suretinde gösterdikleri gibi, Amr ibnü’l-Âs’ın Hazret-i Ali’ye (r.a.) karşı hurucu ve Ömer ibni Sa’d’ın Hazret-i Hüseyin’e (r.a.)
[NOT]
Dipnot-1
“Ben kimin efendisiysem, Ali de onun efendisidir.” Tirmizî, Menâkıb: 19; İbni Mâce, Mukaddime: 11; Müsned, 1:84, 118, 119, 152, 331, 4:281, 368, 370, 382, 5:347, 366, 419; el-Kettânî, Nazmu’l-Mütenâsir fi’l-Ehâdîsi’l-Mütevâtir, s. 24; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 6:218; İbni Hibbân, Sahih, 9:42; Hâkim, el-Müstedrek, 2:130, 3:134.Dipnot-2 Ebû Dâvud, Edeb: 113; Müsned: 5:194, 6:450.
Dipnot-3 Sebep, Hz. Ali’ye duyulan sevgi değil; Hz. Ömer’e duyulan kindir.
Dipnot-4 bk. İbni Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ: 6:12, 21; et-Taberî, Tarihü’l-Ümem ve’l-Mülûk: 3:283, 289.
[/NOT]
Amr ibnü’l-Âs: (bk. bilgiler) Ehl-i Sünnet ve Cemaat: (bk. bilgiler) Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)] Hazret-i Hüseyin: [bk. bilgiler – Hüseyin (r.a.)] Hazret-i Ömer: [bk. bilgiler – Ömer (r.a.)] Hulefâ-i Râşidîn: dört büyük halife; Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali adâvet: düşmanlık ağrâz-ı siyaset: siyasi taraftarlığın doğurduğu kin ve düşmanlık ceriha: yara ehl-i hak: hak ve doğru yolda olan kimseler ehl-i hal: İlâhî aşka bağlanmış, çoşkunluk ve vecd sahibi ehl-i velâyet: veli kullar, Allah dostları ehâdis: hadisler, Peygamber Efendimizin söz, fiil ve davranışları elîm: acı veren, üzücü fitne: ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunculuk; baştan çıkarma garaz: kötü kasıt hadis: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış hubb-u Ali: Hz. Ali sevgisi huruç: isyan hâdisât: hadiseler, olaylar ifrat: aşırılık ifratkârâne: aşırıya giderek intişar: yayılma irşad etme: doğru yolu gösterme istikbal: gelecek zaman itizar: mazur görünme, özrün kabul edilebilir olması mahbub: sevgili meslek: gidilen yol, usül meyusiyet: ümitsizlik mukabil: karşılık mâsadak olmak: uygun, muvafık mâzur: mazeretli, özür sahibi mürşid: doğru yolu gösteren nazar-ı nübüvvet: Peygamberlik bakışı neşretmek: yaymak rivâyât: Hz. Peygamber’den (a.s.m.) aktarılan sözler sair: diğer suret: görünüş, şekil sû-i zan: kötü zan, şüphe tafdil: üstün tutma tarikat: yol tecavüz: haddi aşma, saldırma tenkis: eksik ve kusurlu görme, ve gösterme usul-ü İslâmiye: İslâm esasları zemm: kınama, ayıplama Ömer ibni Sa’d: (bk. bilgiler – Ömer ibni Sa’d bin Ebî Vakkas) ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler İran: (bk. bilgiler) Şîa-i Hilâfet: (bk. bilgiler – Şîa) Şîa-i Velâyet: (bk. bilgiler – Şîa) şe’n: nitelik, bir şeyin gereği 9 Haziran 2011: 13:42 #792888Anonim
karşı feci muharebesi 1 Ömer ismine karşı şiddetli bir gayz ve adâveti Şîalara vermiş.
Ehl-i Sünnet ve Cemaate karşı Şîa-i Velâyetin hakkı yoktur ki, Ehl-i Sünneti tenkit etsin. Çünkü Ehl-i Sünnet, Hazret-i Ali’yi (r.a.) tenkis etmedikleri gibi, ciddî severler. Fakat hadisçe tehlikeli sayılan ifrat-ı muhabbetten 2 çekiniyorlar. Hadisçe Hazret-i Ali’nin (r.a.) şîası hakkındaki senâ-yı Nebevî, 3 Ehl-i Sünnete aittir. Çünkü istikametli muhabbetle Hazret-i Ali’nin (r.a.) şîaları, ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaattir. Hazret-i İsâ Aleyhisselâm hakkındaki ifrat-ı muhabbet Nesârâ için tehlikeli olduğu gibi, Hazret-i Ali (r.a.) hakkında da o tarzda ifrat-ı muhabbet, hadis-i sahihte, tehlikeli olduğu tasrih edilmiş. 4
Şîa-i Velâyet eğer dese ki: “Hazret-i Ali’nin (r.a.) kemâlât-ı fevkalâdesi kabul olunduktan sonra Hazret-i Sıddık’ı (r.a.) ona tercih etmek kabil olmuyor.”
Elcevap: Hazret-i Sıddık-ı Ekberin ve Fâruk-u Âzamın (r.a.) şahsî kemâlâtıyla ve veraset-i nübüvvet vazifesiyle zaman-ı hilâfetteki kemâlâtıyla beraber bir mizanın kefesine; Hazret-i Ali’nin (r.a.) şahsî kemâlât-ı harikasıyla, hilâfet zamanındaki dahilî, bilmecburiye girdiği elîm vakıalardan gelen ve sû-i zanlara mâruz olan hilâfet mücahedeleri beraber mizanın diğer kefesine bırakılsa, elbette Hazret-i Sıddık’ın (r.a.) veyahut Fâruk’un (r.a.) veyahut Zinnureyn’in (r.a.) kefesi ağır geldiğini Ehl-i Sünnet görmüş, tercih etmiş.
Hem, On İkinci ve Yirmi Dördüncü Sözlerde ispat edildiği gibi, nübüvvet, velâyete nisbeten derecesi o kadar yüksektir ki, nübüvvetin bir dirhem kadar cilvesi, bir batman kadar velâyetin cilvesine müreccahtır. Bu nokta-i nazardan, Hazret-i
[NOT]Dipnot-1 bk. et-Taberî, Tarihü’l-Ümem ve’l-Mülûk: 3:298; İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye: 8:193.Dipnot-2 Müsned: 1:160; Nesâi, es-Sünenü’l-Kübrâ: 5:137; el-Hâkim, el-Müstedrek: 3:132.
Dipnot-3 et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsad: 6:354, 355, 7:343.
Dipnot-4 Buharî, Tarihü’l-Kebîr, 2:1:257; Ahmed ibni Hanbel, Fedâilü’s-Sahâbe, no: 1087, 1221, 1222; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 9:133; İbnü’l-Cevzî, el-İleli’l-Mütenâhiye, 1:223.
[/NOT]
Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun Ehl-i Sünnet/Ehl-i Sünnet ve Cemaat: (bk. bilgiler) Fâruk-u Âzam: [bk. bilgiler – Ömer (r.a.)] Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)] Hazret-i Sıddık-ı Ekber: [bk. bilgiler – Ebu Bekir (r.a.)] Hazret-i İsâ: [bk. bilgiler – İsâ (a.s.)] Nasârâ: (bk. bilgiler – Hıristiyanlık) Zinnureyn: [bk. bilgiler – Osman (r.a.)] adâvet: düşmanlık batman: yaklaşık 8 kg. ağırlığında bir ağırlık ölçüsü bilmecburiye: zorunlu olarak cilve: görünme, yansıma dirhem: yaklaşık üç grama denk olan bir ağırlık ölçüsü ehl-i hak: hak ve doğru yolda olan kimseler ehl-i şirk ve dalâlet: Allah’a ortak koşanlar ve hak yoldan sapmış inançsız kimseler elîm: acı ve sıkıntı veren feci: kötü gayz: hiddet, öfke hadis: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış hadis-i sahih: hakkında şüphe edilmeyen ve doğruluğu kesin olarak bilinen Peygamberimizin sözü hilâfet: halifelik, Peygamberimizin vekili olarak din ve dünya işlerinde genel reislik ifrat-ı muhabbet: aşırı sevgi istikamet: doğru kabil: mümkün, olabilir kefe: terazi gözü kemâlât: mükemmel ve üstün özellikler kemâlât-ı fevkalâde: olağanüstü, mükemmel özellikler kemâlât-ı harika: olağanüstü üstün ve mükemmel özellikler mizan: terazi muhabbet: sevgi muharebe: savaş mâruz olma: uğrama, hedef olma mücahede: cihad etme, mücadele müreccah: tercih edilen, üstün olan nisbeten: oranla nokta-i nazar: bakış noktası nübüvvet: peygamberlik senâ-yı Nebevî: Peygambere ait övgü sû-i zan: kötü zan tasrih etme: açıkça ifade etme tenkis etmek: değerini düşürme, eksik görme, gösterme vakıa: olay velâyet: velilik veraset-i nübüvvet: peygamberin vârisliği makamı zaman-ı hilâfet: halifelik zamanı Şîa: (bk. bilgiler) Şîa-i Velâyet: (bk. bilgiler – Şîa) 9 Haziran 2011: 13:45 #792890Anonim
Sıddık-ı Ekberin (r.a.) ve Fâruk-u Âzamın (r.a.) veraset-i nübüvvet ve tesis‑i ahkâm-ı risalet noktasında
1 hisseleri taraf-ı İlâhîden ziyade verildiğine, hilâfetleri zamanlarındaki muvaffakiyetleri Ehl-i Sünnet ve Cemaate delil olmuş. Hazret-i Ali’nin (r.a.) kemâlât-ı şahsiyesi, o veraset-i nübüvvetten gelen o ziyade hisseyi hükümden iskat edemediği için, Hazret-i Ali (r.a.), Şeyheyn-i Mükerremeynin zaman-ı hilâfetlerinde onlara şeyhülislâm olmuş ve onlara hürmet etmiş. Acaba Hazret-i Ali’yi (r.a.) seven ve hürmet eden ehl-i hak ve sünnet, Hazret-i Ali’nin (r.a.) sevdiği ve ciddî hürmet ettiği Şeyheyni nasıl sevmesin ve hürmet etmesin?
Bu hakikati bir misalle izah edelim: Meselâ, gayet zengin bir zâtın irsiyetinden, evlâtlarının birine yirmi batman gümüş ile dört batman altın veriliyor. Diğerine beş batman gümüş ile beş batman altın veriliyor. Öbürüne de üç batman gümüş ile beş batman altın verilse, elbette âhirdeki ikisi çendan kemiyeten az alıyorlar, fakat keyfiyeten ziyade alıyorlar. İşte, bu misal gibi, Şeyheynin veraset-i nübüvvet ve tesis-i ahkâm-ı risaletinde tecellî eden hakikat-i akrebiyet-i İlâhiye altınından hisselerinin az bir fazlalığı, kemâlât-ı şahsiye ve velâyet cevherinden neş’et eden kurbiyet-i İlâhiyenin ve kemâlât-ı velâyetin ve kurbiyetin çoğuna galip gelir. Muvazenede bu noktaları nazara almak gerektir.
2 Yoksa, şahsî şecaati ve ilmi ve velâyeti noktasında birbiriyle muvazene edilse, hakikatin sureti değişir.
Hem Hazret-i Ali’nin (r.a.) zâtında temessül eden şahs-ı mânevî-i Âl-i Beyt ve o şahsiyet-i mâneviyede veraset-i mutlaka cihetiyle tecellî eden hakikat-i Muhammediye (a.s.m.) noktasında muvazene edilmez. Çünkü orada Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın sırr-ı azîmi var.
[NOT]Dipnot-1 bk. Buhârî, Fezâilü Ashâb: 6; Müslim, Fazâilü’s-Sahâbe: 15-16; Tirmizî, Rüya: 9.Dipnot-2 bk. Tirmizî, Rüya: 10; Ebû Dâvud, Sünnet: 8; Müsned: 5:44, 50.
[/NOT]
Ehl-i Sünnet ve Cemaat: (bk. bilgiler) Fâruk-u Âzam: [bk. bilgiler – Ömer (r.a.)] Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)] Hazret-i Sıddık-ı Ekber: [bk. bilgiler – Ebû Bekir (r.a.)] batman: yaklaşık 8 kg ağırlığında bir ağırlık ölçüsü cevher: öz, temel cihet: yön, taraf ehl-i hak: doğru yolda olan kimseler ehl-i şirk ve dalâlet: Allah’a ortak koşanlar ve hak yoldan sapmış inançsız kimseler hakikat: gerçek mahiyet, asıl, esas hakikat-i Muhammediye: Hz. Peygamber’in mânevî şahsiyeti hakikat-i akrebiyet-i İlâhiye: Cenâb-ı Hakkın insana yakın oluşunun hakikati hazret: saygıdeğer; saygı maksadıyla kullanılan bir ifadedir hilâfet: halifelik hisse: pay hürmet etmek: saygı göstermek irsiyet: soydan gelen, veraset iskat etme: düşürme kemiyet: sayıca çokluk, nicelik kemâlât-ı velâyet: velilik vasıfları kemâlât-ı şahsiye: kişisel üstünlüğü sağlayan özellikler keyfiyet: özellik, nitelik kurbiyet: Allah’a yakınlık kurbiyet-i İlâhiye: Allah’a yakınlık makam: konum, yer misal: örnek muvaffakiyet: başarı muvazene etme: karşılaştırma nazar: bakış, görüş neş’et eden: kaynaklanan suret: görünüş, şekil sırr-ı azîm: büyük sır taraf-ı İlâhî: Allah’ın tarafı tecellî eden: yansıyan, görünen temessül eden: görünen tesis-i ahkâm-ı risalet: Peygamberlik makâmının hükümlerinin tesisi, uygulamaya konulması velâyet: velilik veraset-i mutlaka: her yönüyle varislik veraset-i nübüvvet: peygamberlik makâmının vârisliği zaman-ı hilâfet: halifelik dönemi ziyade: çok, fazla âhir: son çendan: gerçi, her ne kadar Şeyheyn/Şeyheyn-i Mükerremeyn: üstün şeref sahibi olan iki zat; Hz. Ebubekir (a.s.) ile Hz. Ömer (r.a.) şahs-ı mânevî-i Âl-i Beyt: Hz. Peygamberin (a.s.m.) ev halkından meydana gelen manevî kişilik şahsiyet-i mâneviye: mânevî şahsiyet şecaat: yiğitlik, cesurluk şeyhülislâm: halifeyi veya devlet başkanını temsilen devletin ilim, eğitim ve şer’î mahkemelerinden sorumlu en yüksek makamdaki kişi 9 Haziran 2011: 13:47 #792891Anonim
Amma Şîa-i Hilâfet ise, Ehl-i Sünnet ve Cemaate karşı mahcubiyetinden başka hiçbir hakları yoktur. Çünkü bunlar Hazret-i Ali’yi (r.a.) fevkalâde sevmek dâvâsında oldukları halde tenkis ediyorlar ve sû-i ahlâkta bulunduğunu onların mezhepleri iktiza ediyor. Çünkü diyorlar ki, “Hazret-i Sıddık ile Hazret-i Ömer (r.a.) haksız oldukları halde, Hazret-i Ali (r.a.) onlara mümâşât etmiş, Şîa ıstılahınca takiyye etmiş, yani onlardan korkmuş, riyâkârlık etmiş.”
1 Acaba böyle kahraman-ı İslâm ve “Esedullah” ünvanını kazanan
2 ve sıddıkların kumandanı ve rehberi olan bir zâtı riyâkâr ve korkaklıkla ve sevmediği zatlara tasannukârâne muhabbet göstermekle ve yirmi seneden ziyade havf altında mümâşât etmekle, haksızlara tebaiyeti kabul etmekle muttasıf görmek, ona muhabbet değildir. O çeşit muhabbetten Hazret-i Ali (r.a.) teberrî eder.
İşte, ehl-i hakkın mezhebi hiçbir cihetle Hazret-i Ali’yi (r.a.) tenkis etmez, sû‑i ahlâk ile itham etmez, öyle bir harika-i şecaate korkaklık isnad etmez ve derler ki: “Hazret-i Ali (r.a.) Hulefâ-i Râşidîni hak görmeseydi, bir dakika tanımaz ve itaat etmezdi. Demek ki, onları haklı ve râcih gördüğü için, gayret ve şecaatini hakperestlik yoluna teslim etmiş.”
3
Elhasıl: Herşeyin ifrat ve tefriti iyi değildir. İstikamet ise, hadd-i vasattır ki,
4 Ehl-i Sünnet ve Cemaat onu ihtiyar etmiş. Fakat, maatteessüf, Ehl-i Sünnet ve Cemaat perdesi altına Vahhâbîlik ve Haricîlik fikri kısmen girdiği gibi, siyaset meftunları ve bir kısım mülhidler, Hazret-i Ali’yi (r.a.) tenkit ediyorlar. Hâşâ, siyaseti bilmediğinden hilâfete tam liyakat göstermemiş, idare edememiş diyorlar. İşte bunların bu haksız ithamlarından, Alevîler Ehl-i Sünnete karşı küsmek vaziyetini alıyorlar. Halbuki, Ehl-i Sünnetin düsturları ve esas-ı mezhepleri, bu fikirleri iktiza etmiyor, belki aksini ispat ediyorlar. Haricîlerin ve mülhidlerin
[NOT]
Dipnot-1 bk. er-Râzî, İ’tikâdâtü Firâki’l-Müslimîn ve’l-Müşrikîn: 1:60, 61: İbni Teymiyye, Minhâcü’s-Sünne: 6:320.Dipnot-2 bk. Ahmed bin Abdullah et-Taberî, er-Riyadu’n-Nâdıra: 1:245, Zehâiru’l-Ukbâ: 1:92.
Dipnot-3 bk. İbni Ebi’l-Hadîd, Şerhu Nehci’l-Belâğa, 1:130-132.
Dipnot-4 bk. el-Beyhâkî, Şuabü’l-Îmân: 3:402, 5:261; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ: 1:470.
[/NOT]
Alevî: (bk. bilgiler – Alevîlik) Ehl-i Sünnet/Ehl-i Sünnet ve Cemaat: (bk. bilgiler) Esedullah: Allah’ın arslanı; Hz. Ali’nin (r.a.) bir lâkabı Haricî: (bk. bilgiler – Haricîler) Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)] Hazret-i Sıddık: [bk. bilgiler – Ebû Bekir (r.a.)] Hazret-i Ömer: [bk. bilgiler – Ömer (r.a.)] Hulefâ-i Râşidîn: ilk dört halife [bk. bilgiler; ḫ-l-f; r-ş-d)] Vahhâbî: (bk. bilgiler – Vehhâbîlik) cihet: yön, taraf düstur: kural ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler elhasıl: kısaca, özetle esas-ı mezhep: mezhebin temeli fevkalâde: olağanüstü hadd-i vasat: orta çizgi, orta yol hakperestlik: sadece doğruyu savunma harika-i şecaat: yiğitlik ve yüreklilikte benzersiz olma havf: korku hazret: saygıdeğer (saygı maksadıyla kullanılan bir ifadedir) hilâfet: halifelik, Peygamberimizin vekili olarak din ve dünya işlerinden sorumlu olan makam hâşâ: asla ifrat: bir şeyde aşırıya gitme iktiza etme: gerektirme isnad etmek: dayandırmak istikamet: doğruluk itham etme: suçlama kahraman-ı İslâm: İslâm kahramanı liyakat: lâyık olma maatteessüf: ne yazık ki meftun: düşkün mezhep: dinde tutulan yol muttasıf: belirgin bir özelliğe sahip mülhid: dinsiz mümâşât etme: bir kimsenin fikrine katılıyormuş gibi görünme riyâkâr: iki yüzlü riyâkârlık: iki yüzlülük râcih: üstün olan, tercih edilen sû-i ahlâk: kötü ahlâk sıddık: çok doğru, çok bağlı takiyye etme: birinin mensup olduğu mezhep ve inancını gizlemesi tasannukârâne: yapmacık bir şekilde davranma tebaiyet: tabi olma, uyma teberrî etme: uzaklaşma, sakınma tefrit: bir şeye aşırı seviyede ilgisiz kalma tenkis etme: değerini indirme ziyade: çok, fazla zât: şahıs ıstılah: tabir, terim, kavram Şîa: (bk. bilgiler) Şîa-i Hilâfet: (bk. bilgiler – Şia) şecaat: yiğitlik, cesurluk
9 Haziran 2011: 13:52 #792892Anonim
tarafından gelen böyle fikirlerle Ehl-i Sünnet mahkûm olamaz. Belki Ehl-i Sünnet, Alevîlerden ziyade Hazret-i Ali’nin (r.a.) taraftarıdırlar. Bütün hutbelerinde, dualarında Hazret-i Ali’yi (r.a.) lâyık olduğu senâ ile zikrediyorlar. Hususan, ekseriyet-i mutlaka ile Ehl-i Sünnet ve Cemaat mezhebinde olan evliya ve asfiya, onu mürşid ve Şah-ı Velâyet biliyorlar.
1 Alevîler, hem Alevîlerin, hem Ehl-i Sünnetin adâvetine istihkak kesb eden Haricîleri ve mülhidleri bırakıp ehl-i hakka karşı cephe almamalıdırlar. Hattâ bir kısım Alevîler, Ehl-i Sünnetin inadına sünneti terk ediyorlar. Her ne ise, bu meselede fazla söyledik; çünkü ulemanın beyninde ziyade medar-ı bahs olmuştur.Ey ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat! Ve ey Âl-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Alevîler! Çabuk bu mânâsız ve hakikatsiz, haksız, zararlı olan nizâı aranızdan kaldırınız. Yoksa, şimdiki kuvvetli bir surette hükmeyleyen zındıka cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip, ezmesinde istimal edecek. Bunu mağlûp ettikten sonra, o âleti de kıracak. Siz ehl-i tevhid olduğunuzdan, uhuvveti ve ittihadı emreden yüzer esaslı rabıta-i kudsiye mâbeyninizde varken, iftirakı iktiza eden cüz’î meseleleri bırakmak elzemdir.

İkinci Makamفَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللهُ لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ
رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ 2
Âyetinin ikinci hakikatine dair olacak.HAŞİYE-1

[NOT]Dipnot-1 bk. İmam-ı Rabbânî, el-Mektûbât: 1:134 (251. Mektup).
Dipnot-2 “Eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur.” Tevbe Sûresi, 9:129.
Haşiye-1 Bu ikinci Makam, On Birinci Lem’a olarak telif edilmiştir.
[/NOT]
Alevî: (bk. bilgiler – Alevîlik) Ehl-i Sünnet/Ehl-i Sünnet ve Cemaat: (bk. bilgiler) Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)] adâvet: düşmanlık aleyhinde: karşısında asfiya: Hz. Peygamberin yolundan giden ilim ve takvâ sahibi büyük zâtlar cereyan: akım cüz’î: ferdî, küçük ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler ehl-i tevhid: Allah’ın birliğine inanan kimseler ekseriyet-i mutlaka: büyük çoğunluk elzem: çok gerekli evliya: Allah dostları hakikat: doğru gerçek haşiye: dipnot hususan: özellikle hutbe: İlâhi emirleri hatırlatan konuşma ve dualar iftirak: ayrılık iktiza eden: gerektiren istihkak: hak etme istimal etme: kullanma ittihad: birlik, birleşme ittihaz etme: kabullenme, edinme kesb eden: kazanan makam: derece, yer mağlûp etme: yenme medar-ı bahs: söz konusu mezhep: dinde tutulan yol mâbeyn: iki şeyin arası mülhid: dinsiz, inkâr eden mürşid: doğru yol gösteren nizâ: anlaşmazlık, çekişme rabıta-i kudsiye: mukaddes bağ senâ: övgü suret: şekil sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler uhuvvet: kardeşlik ulema: âlimler zikir: anmak, hatırlatmak zındık: dinsiz Âl-i Beyt: Hz. Peygamberin (a.s.m.) ev halkı âlet: araç, vasıta âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi Şah-ı Velâyet: velilerin şahı; Hz. Ali -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.