- Bu konu 1 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
14 Haziran 2011: 17:16 #672257
Anonim
6. FASIL: KAYNUKA, NADÎR ve KUREYZA OĞULLARIYLA YAPILAN SAVAŞLAR ve BU HUSUSTA ENSAR’IN YARDIMLARDA BULUNMASIEnsar’ın Benî Kaynukalılara Karşı Hz. Peygamber’e Yardım Etmeleri
Hz. Peygamber Bedir’de Kureyşlileri hezimete uğrattıktan sonra Medine’deki yahudileri Benî Kaynuka pazarında topladı ve onlara
“Ey yahudiler! Bedir gününde Kureyş’in başına gelenleri gördünüz. Geliniz sizin başınıza da gelmeden önce müslüman olunuz!” dedi. Yahudilerse Hz. Peygamber’e şu cevabı verdiler:
“Onlar (Kureyşliler) savaşmasını bilmiyorlardı. Bizimle savaşacak olursan bu hususta ne kadar maharetli olduğumuzu göreceksin!” Bunun üzerine Allah Teala Âl-i İmran Sûresi’nin 12 ve 13. âyetleri olan şu âyet-i kerimeleri indirdi:
“İnkar eden (o yahudi)lere de ki: “Yakında yenilecek ve cehenneme sürüleceksiniz. Orası ne kötü bir yerdir. Karşı karşıya gelen şu iki taifede sizin için bir ibret vardır: Bunlardan biri Allah yolunda çarpışıyordu; diğerleri ise nankörlerdi. Bu ikincileri, karşısındakileri açıkça ve gözleriyle kendilerinin iki katı olarak görüyorlardı Allah kimi dilerse onu yardımlarıyla destekler. Elbetteki bütün bunlarda gözleri olanlar için bir ibret vardır” [1]
– Yahudiler Hz. Peygamber’e şöyle dediler:“Ey Muhammed! Sakın Kureyş’ten bazı kimseleri öldürmüş olman seni aldatmasın. Çünkü onlar savaş nedir bilmeyen tecrübesiz kimselerdi. Ancak bizimle savaştığında daha önce bizim gibi savaşçılarla karşılaşmamış olduğunu anlayacaksın.” [2]
– Bedir yenilgisinden sonra müslümanlar yahudilerden olan anlaşmalılarına“Geliniz, Allah Teâlâ Bedir gününe benzer bir olayı sizin başınıza da getirmezden önce müslüman olunuz!” diye tavsiyede bulundular. Buna karşılık yahudilerden Mâlik b. Sayf şunları söyledi:
“Savaş nedir bilmeyen Kureyşlilerle karşılaşıp da onları yenmeniz sakın sizi aldatmasın! Çünkü biz size karşı kuvvetlerimizi birleştirecek olursak bize karşı koyamaz ve bizimle savaşmayı göze alamazsınız”. Bunun üzerine Übâde b. Sâmit Hz. Peygamber’e şunları söyledi:
“Ey Allah’ın Rasûlü! Anlaşmalı olduğumuz yahudiler güçlü ve nüfuzlu insanlardır. Silahları ve kuvvetleri çoktur. Buna rağmen ben onların dostluğunu bırakıyor, Allah ve Rasûlü’nün dostluğuna sığınıyorum. Benim dostum ancak Allah ve O’nun Rasûlüdür”. Abdullah b. Übeyy denilen münafıksa
“Ben yahudilerin anlaşmasını kesinlikle bozamam, onlarla dost kalmaya devam edeceğim. Çünkü onların buna ihtiyaçları vardır!” dedi. Hz. Peygamber de ona dönerek
“Ey Eba’l-Hübâb (Abdullah b. Übeyy)! Sen kendi bildiğine git, Übâde de kendi yoluna gitsin!” buyurdular. Abdullah b. Übeyy
“O halde kabul ediyorum” dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ “Ey iman edenler! Sakın yahudi ve hristiyanları dost edinmeyiniz. Onlar ancak birbirlerinin dostudurlar. İçinizden kim onları dost edinecek olursa o da onlardandır…” mealindeki âyet-i kerimeleri indirdi. (Mâide: 5/51-67)[3]
– Kaynuka oğulları Hz. Peygamber’e savaş açtıklarında Abdullah b. Übeyy b. Selül anlaşmalı olduğu bahanesiyle onları müdafaa etti. diğer taraftan aynı şekilde Übâde b. Sâmit’in de yahudilerden anlaşmalıları vardı. O ise onların dostluğundan vazgeçtiğini ilan ederek Allah ve Rasûlünün dostluğuna girdi. Hz. Peygamber’e giderek“Ey Allah’ın Rasûlü! Ben dost olarak Allah’ı O’nun Rasûlünü ve müminleri tercih ediyorum. Şu kafirlerle yapmış olduğum anlaşmayı ve kurduğum dostluğu bozuyorum!” dedi. Bunun üzerine bu ikisi, yani Abdullah b. Übey ve Übâde b. Sâmit hakkında Mâide Sûresi’nin 51-56 âyetleri indirildi. Bu âyetlerin sonunda “Kim Allah’ı, O’nun Rasûlü’nü ve mü’minleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecekler yalnızca Allah taraftarlarıdır” ibaresi vardır.[4]
_____________________________
[1] Fethü’l-Bari VII/334 (İbn İshak, İbn Abbas’tan güzel bir senetle).
[2] Ebu Davud IV/141 (İbn İshak tarikiyle).
[3] İbn Kesir, Tefsir II/69 (İbn Cerir, Zühri’den).
[4] Bidaye IV/4 (İbn İshak, Übade b. Samit’ten).
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/377-378.14 Haziran 2011: 17:18 #793170Anonim
Beni Nadîr’in Hz. Peygamber’e Tuzak Kurması ve Daha Sonra Yenilerek Sürgün Edilmeleri– Kureyş kâfirleri, Bedir hadisesinden önce Abdullah b. Übeyy ve Medine’li diğer putperestlere bir mektup yazarak Hz. Peygamber’i ve ashabını barındırdıkları için onları tehdit ettiler. Onlara, bütün Arap kabilelerini toplayarak Medine’ye savaş açacaklarını söylediler. Bu mektubu okuyan Abdullah b. Übeyy ile diğer münafıklar müslümanlara savaş açmaya karar verdiler. Bunu haber alan Hz. Peygamber onlara haber göndererek
“Kureyş size öyle bir oyun oynamaktadır ki daha önce hiç kimseye bu kadar büyüğünü yapmamıştır. Onlar sizi birbirinize düşürüp aranızda savaş çıkmasını istemektedirler” buyurdu. Abdullah b. Übeyy ve arkadaşları da buna hak vererek savaşmaktan vazgeçtiler. Kureyş müşrikleri Bedir savaşından sonra da yahudilere bir mektup yazarak şunları söylediler:“Sizin silahlarınız ve zırhlarınız vardır. Üstelik de bir kaleye sahipsiniz. Müslümanları yenebilirsiniz. Aksi takdirde karşınızda bizi bulacaksınız”. Bu tehdit karşısında Nadîr oğulları yahudileri kendi aralarında Hz. Peygamber’e bir tuzak kurmak hususunda karar aldılar. Hz. Peygamber’e adam yollayıp
“Yanına sahabilerinden üç kişi alarak falan yere gel. Bizden de üç âlim gelecektir. Eğer onları ikna edebilirsen sana tâbi oluruz” dediler. Hz. Peygamber de bu teklifi kabul etti.
Hz. Peygamber’le buluşacak olan o üç kişi hançerlerini bellerine gizleyerek buluşma yerine gittiler. Fakat bu arada Benî Nadîr’den bir kadın bu olanları Ensar kadınlarından olan kardeşine haber verdi. Bu kadın da koşarak bunları henüz buluşma yerine gitmemiş olan Hz. Peygamber’e anlattı. Bunun üzerine Hz. Peygamber oraya gitmekten vazgeçti. Müslümanları topladı ve yola çıkarak sabahın erken saatlerinde Nadîr oğulları yurduna vararak onları muhasara altına aldı. Bu arada kendisi bir grup askerle gidip Benî Kureyza’nın yurdunu kuşattı. Kureyza oğulları Hz. Peygamber’le anlaşma yaptılar. Hz. Peygamber de onları bırakarak Benî Nadîre yöneldi. Onlarsa anlaşmaya yanaşmadılar; savaş çıktı. Sonuçta yahudiler yenildi. Bunun üzerine silahları hâriç, develeri neyi taşıyabilirse onları alıp gitmeye razı oldular. Böylece anlaşma yapıldı. Yahudiler evlerinin kapılarını bile develere yüklediler. Evlerini bizzat kendi elleriyle yıkıyorlar ve çıkan tahta parçalarından hoşlarına gidenleri de alıyorlardı. Bu sürgün olayı Hicaz’dan Şam taraflarına yapılan ilk sürgündür.[1]
– Hz. Peygamber Nadîr oğullarını kuşatma altına aldı. Onlar karşı koydularsa da sıkıntıları had safhaya ulaştığında Hz. Peygamber’in şartlarına razı olarak teslim oldular. Hz. Peygamber de kanlarını akıtmayacağına söz vererek onları yurtlarından sürmeye karar verdi. Onları Şam yakınlarındaki Ezriat beldesine sürgün olarak gönderdi. Her üç kişiden birine de bir deve ve su taşıyan bir hayvan verdi.[2]
– Muhammed b. Mesleme şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber beni kendilerine üç gün mühlet verildiğini söylemek üzere Nadîr oğulları yahudilerine gönderdi.[3]
– Hz. Peygamber, Muhammed b. Mesleme’yi Benî Nadîr yahudilerine gönderdi. Muhammed b. Mesleme oraya giderek Hz. Peygamber adına onlara şunları söyledi:
“Yaptığınız bu hainliklerden sonra artık bizimle aynı memlekette duramazsınız. Memleketimizden çıkmanız için size on günlük bir mühlet veriyoruz.”[4]
_____________________________
[1] Fethü’l-Bari VII/32 (İbn Merduye sahih bir senetle Ma’mer’den, o da Zühri’den); Bezü’l-Mechud IV/142(Ebu Davud’un Abdurrezzak tarikiyle Ma’mer’den uzun olarak rivayet ettiği kaydedilir. Ayrıca bu hadis Delail’de de rivayet edilmiştir).
[2] İbn Kesir, Tefsir IV/333 (Beyhaki’den, o da İbn Abbas’tan).
[3] İbn Kesir, Tefsir IV/333 (Beyhaki’den).
[4] Fethü’l-Bari VII/233 (İbn Sa’d’ın Tabaka’tından naklen).
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/378-380.14 Haziran 2011: 17:21 #793171Anonim
Müslümanların Benf Kureyza ile Yapılan Savaşlarda Gösterdiği Kahramanlıklar– Hz. Âişe şöyle anlatıyor: Hendek günü, ne olup bittiğini öğrenebilmek için dışarı çıktım. Yolda giderken arkamda ayak sesleri işittim. Dönüp baktığımda Sa’d b. Muaz ile yeğeni el-Hâris b. Evs’in gelmekte olduklarını gördüm. Geçip gitmeleri için bir kenara çekilerek oturdum. Sa’d’ın üzerinde demirden bir zırh vardı. Ama bu zırh onun bütün azalarını örtemiyordu. Çünkü Sa’d tanıdığım insanların en iriyarısıydı. Zırhın dışında kalan yerlerinin ok veya kılıçla yaralanmasından korktum. Yanımdan geçerlerken Sa’d şöyle bir şiir okuyordu:
“Biraz bekle! Bir deve seni savaş alanına götürücektir. Ecel yaklaştığında ölüm ne güzel birşeydir”. Onlar geçip gittikten sonra kalktım bir hurma bahçesine girdim. Orada bazı müslümanlar, aralarında Hz. Ömer de olduğu halde oturuyorlardı. İçlerinde başında miğfer bulunan bir kişi de vardı. Hz. Ömer, bana
“Buraya nasıl geldin? Yemin ederim ki sen çok cesur bir kadınsın. Başına birşey gelmesinden korkmadın mı?” dedi. Bu şekilde Hz. Ömer
“Yer yarılsa da içine girsem” diyecek hale getirinceye dek beni kınamaya devam etti. Bu arada miğferli kişi de miğferini başından çıkardı. O zaman onun Talhâ b. Ubeydullah olduğunu gördüm. Talha, Hz. Ömer’e benim için şunları söyledi:
“Allah sana rahmet etsin ey Ömer! Âişe’yi ne de çok kınadın. Felaketler Allah’tandır ve O’ndan başka da kaçacak yer yoktur”.
Bu esnada karşı taraftaki Kureyşlilerden biri kalkarak
“Bu oku al! Ben İbnü’l-Arika’yım!” diyerek bir ok fırlattı. Ok Hz. Sa’d’ın koluna isabet ederek büyük damarlardan birini kopardı. Bunun üzerine Sa’d:
“Ey Rabbim! Kureyza oğullarından intikamımı alıp gözlerimi aydın etmedikçe beni öldürme!” diye dua etti. Benî Kureyza yahudileri Sa’d’la anlaşmalı olup câhiliye döneminde de Sa’d’ın yardımcıları idiler. Daha sonra Sa’d’ın yarası kabuk bağladı. Allah Teâlâ da müşrikler üzerine korkunç bir rüzgâr, bir fırtına göndererek müminleri savaştan kurtardı. Allah kuvvetli ve gâlibtir. Bundan sonra Ebu Süfyan ve beraberindeki Kureyş müşrikleri savaştan vazgeçerek Tihâme’ye döndüler. Onlarla birlikte olan Uyeyne b. Bedir ve adamları Necd’e; Kureyza oğulları da kendi kalelerine çekildiler. Hz. Peygamber de Medine’ye döndü ve Sa’d için mescidin avlusuna tabaklanmış deriden bir çadır kurdurdu. Ancak az bir zaman sonra Cebrâil geldi. Onun dişleri tozlanmıştı. Cebrail Hz. Peygamber’e
“Savaşmaktan vaz mı geçtin? Allah’a yemin ederim ki melekler henüz silahlarını ellerinden bırakmış değildirler. Şimdi derhal Benî Kureyza’ya doğru yola çık ve onlarla savaş!” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber hemen silahını kuşandı ve tellallar çıkartarak halkı toplanmaya davet etti. Müslümanlar kısa bir süre içerisinde toplandılar ve Benî Kureyza’ya doğru yola çıktılar. Hz. Peygamber, mescidin yakınlarında bulunan Ganîm oğullarının yanından geçerken onlara
“Buradan hiç kimse geçti mi?” diye sordu. Onlar da
“Evet, biraz önce Dıhyetü’l-Kelbî geçti” dediler. Hz. Cebrail insan kılığına girdiğinde sakalı, yüzü ve dişleriyle Dıhyetü’l-Kelbî’ye çok benziyordu.
Bu ordu Kureyza oğullarının yurduna vardı ve onları kuşattı. Benî Kureyza teslim olmamakta direndi. Ancak yirmi beş günden sonra çok büyük sıkıntılara düştüler ve teslim olmaya karar verdiler. Bunun üzerine kendilerine
“Hz. Peygamber’in hükmüne razı olarak kalelerinizden ininiz!” denildi. Yahudiler sahabelerden eski dostları Ebu Lübâbe b. Abdilmünzir’e danıştılar. O da
“Sizin için ancak ölüm vardır” dedi. Sonunda
“Biz Sa’d b. Muaz’ın hükmü üzerine iniyoruz! Onun hükmüne razıyız! dediler. Hz. Peygamber de bunu kabul etti. Böylece Hz. Sa’d palanlı bir merkebe bindirildi. Kabilesine mensup olanlar onun etrafını sarmışlar ve şöyle diyorlardı:
“Ey Ebâ Amr! Kureyza oğulları seninle anlaşmalı idiler. Önceleri sana yardımlarda bulunmuşlardır. Şimdi ise felakete düşmüşlerdir; artık sen onların kim olduklarını düşünerek karar ver!” Hz. Sa’d bu şekilde yola çıktı. Çevresini sarmış olanlar devamlı surette onu sıkıştırıyorlar, o ise ne müsbet ve ne de menfi hiç bir cevap vermiyordu. Beni Kureyza’nın evlerine yaklaşılana kadar onların yüzlerine bile bakmadı. Kureyza oğullarının evleri göründüğünde kavmine dönerek onlara
“Benim için Allah yolunda hiç bir kınayıcının kınamasından korkmayacağım an geldi!” dedi.
Sa’d göründüğünde Hz. Peygamber Ensar’a hitâben
“Efendinizin yanına gidiniz ve onu merkepten indiriniz” buyurdular. Hz. Ömer’se
“Bizim efendimiz ancak Allah’tır” dedikten sonra da “Haydi onu indiriniz!” dedi. Böylece Sa’d b. Muaz merkepten indirildi. Hz. Peygamber ondan Benî Kureyza yahudileri hakkında hüküm vermesini istedi. Sa’d da
“Ben onlar hakkında,savaşçılarının öldürülmesine, çocuklarıyla kadınlarının esir kabul edilip mallarının da müslümanlar arasında dağıtılmasına hükmediyorum” dedi. Onun bu sözleri üzerine Hz. Peygamber
“Sen onlar hakkında Allah ve O’nun Rasûlünün isteği doğrultusunda hüküm verdin!” buyurdular. Sa’d ise şu duayı yaptı.
“Ey Allah’ım! Eğer senin peygamberin bundan sonra Kureyşlilerle yine savaşacaksa beni o zamana kadar yaşat! Yok eğer onlarla bir daha savaş olmayacaksa artık ruhumu al!” Bu duadan sonra Sa’d’ın yarası yeniden kanamaya başladı. Halbuki daha önceden iyileşmiş ve yüzük kadar birşey kalmıştı. Bu işlerden sonra Sa’d mescidin avlusunda kendisi için kurulmuş olan çadıra götürüldü. Daha sonra Hz. Peygamber yanında Ebubekir ve Ömer de olduğu halde onun yanına geldi. Muhammed’in nefsini kudret elinde tutana yemin ederim ki ben bulunduğum odada Ömer’in ağlamasını, babam Ebubekir’inkinden ayırt edebiliyordum. Onlar Allah Teâlâ’nın da buyurduğu gibi kendi aralarında çok merhametli idiler. “Onun (Muhammed’in) yanında bulunanlar kafirlere karşı çetin, kendi aralarında ise çok merhametlidirler”. (Fetih: 48/29). Hz. Peygamber’se hiç kimse için ağlamazdı. Fakat o anda çok üzüldükleri zaman yaptıkları gibi sakalını tutuyordu.[1]
– Hz. Âişe vâlidemiz şöyle anlatıyor: Sa’d b. Muaz’ın ölümü üzerine hem Hz. Peygamber ve hem de sahabiler ağladılar. Hz. Peygamber çok üzüldükleri zaman mübarek sakallarını tutarlardı. Ben mescidin bitişiğindeki odamda bulunuyordum. Onlar, Ömer’in ağlamasını babam Ebubekir’inkinden ayırabilecek kadar sesli ağlıyorlardı.[2]
– Hz. Âişe şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber, Sa’d b. Muaz’ın cenazesinden dönerlerken gözyaşları mübarek sakallarını ıslatıyordu.[3]
____________________________
[1] Bidaye IV/123 (İmam Ahmed’den); İbn Sa’d III/3 (Hz. Aişe validemizden); Heysemi VI/138 (‘Hadisi İmam Ahmed rivayet etmiştir. Ravilerden Muhammed b. Amr b. Alkame’nin hadisi güzeldir; diğerleri ise sikadır’ der); Hafız İbn Hacer, İsabe I/274 (‘Bu hadis sahihtir. İbn Hibban onu sahih bulmuştur’ demektedir); Kenz VII/40 (Ebu Nuaym uzun olarak).
[2] Kenz VII/42 (İbn Cerir’in Tehzib’inden).
[3] Heysemi IX/309 (Taberani’den).
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/380-382. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.