• Bu konu 3 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
  • Yazar
    Yazılar
  • #672460
    ABDULLAH

      Dünya üzerindeki her insanın aklı, zekası, yetişme şartları, kavrayış kapasitesi ve fiziksel gücü birbirinden farklıdır. Tüm kainatı yoktan var eden Rabbimiz her insana birbirinden farklı yetenekler vermiştir. Bu nedenle de her insanın farklı bir dayanma gücü, iradesi ve kapasitesi vardır. ALLAH’ın dünya hayatındaki imtihanı da her insana göre farklı şekillerde yaratılmıştır.

      ALLAH her insanı değişik olay ve kişileri vesile ederek farklı farklı denemelere tabi tutmaktadır. Ancak bu konuda mutlaka düşünülmesi gereken çok önemli bir husus bulunmaktadır:

      “Bir insanın hayatında karşılaştığı olaylar o anda ne kadar zor gibi görünse de, aslında her biri o kişinin sabredebileceği şiddettedir”. Çünkü tüm insanları yoktan var eden Rabbimiz her insanın neye ne kadar dayanabileceğini en iyi bilendir. Sonsuz adalet sahibi olan ALLAHinsana gücünü aşan bir sorumluluk vermez. Bu, ALLAH’ın bir vaadidir, Rahman ve Rahim sıfatının bir tecellisidir. Ayetlerde şu şekilde buyurulmaktadır:

      Hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz; elimizde hakkı söylemekte olan bir kitap vardır ve onlar hiçbir haksızlığa uğratılmazlar. (Müminun Suresi, 62)

      İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki Biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabıdırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır. (Araf Suresi, 42)

      ALLAH, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir… (Bakara Suresi, 286)

      Kimi insan dünyada yoksul bir hayat sürer ve yokluk içinde ne kadar sabır gösterdiği denenir. Kimi ise zenginlik ve bolluk içinde yaşar ve bu yaşam içinde ne kadar şükredici, ne kadar güzel ahlaklı olduğuyla denenir, dünya hayatına hırsla bağlanıp bağlanmadığı konusunda sınanır. Ama sonuçta zengin olan da şiddetli yokluk içinde olan da kendisi ve ahireti için en hayırlı hayatı yaşar.
      Fakir olan ne kadar yokluk çekse de bu, onun için dayanılamayacak bir zorluk değildir. Aynı şekilde zengin olan ne kadar bolluk içinde olsa da bu, onun şımarık, nankör bir insan olmasını gerektirmemektedir. Sonuçta her iki kişi de içinde bulundukları şartlar altında nasıl bir ahlak gösterecekleri ile denenmektedirler. Ya ALLAH’a olan bağlılıkları, hesap gününe yönelik korkuları onların Kuran ahlakını yaşayan insanlar olmalarını sağlayacak, ya da nankörlükte bulunup ALLAH’ın rızasının dışında bir yaşam süreceklerdir.

      ALLAH’tan korkan bir insan karşılaştığı her olayda daima ALLAH’a yönelir, O’ndan yardım diler, sadece Rabbimiz’in rızasını arar. Hiçbir zaman zorluklar karşısında yılgınlık göstermez, sınandığı olay ne kadar şiddetli olsa da din ahlakından uzaklaşmaz. ALLAH’a olan güveni, teslimiyeti sayesinde tüm zorlukları Rabbimiz’den bir rahmet olarak görür. ALLAH sonsuz şefkatinin ve merhametinin bir göstergesi olarak Kendisi’ne ihlasla yönelen bu samimi müminlere en zor görünen olayları dahi kolaylaştırır.

      “Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz.” (Kehf Suresi, 88)

      ayetinde de bu gerçek bizlere bildirilmiştir. ALLAH başka ayetlerde şöyle buyurmuştur:

      Fakat kim verir ve korkup-sakınırsa,
      Ve en güzel olanı doğrularsa,
      Biz de onu kolay olan için başarılı kılacağız. (Leyl Suresi, 5-7)

      ALLAH’a dayanıp güvenmeyenlere ise, kolay olan olaylar dahi zor gelir. ALLAH bu insanların nankörlüklerine, iman etmemelerine, Kuran ahlakından uzaklaşmalarına karşılık olarak onlara dünya hayatında daima zorluk verir:

      Kim de cimrilik eder, kendini müstağni görürse ve en güzel olanı yalan sayarsa, Biz de ona en zorlu olanı (azaba uğramasını) kolaylaştıracağız. Tereddi edeceği (başaşağı düşüşe uğrayacağı) zaman, malı ona hiç yarar sağlamaz. Şüphesiz, Bize ait olan, yol göstermektir. (Leyl Suresi, 8-12)

      Her insan dünya hayatında hastalıklar, kazalar, maddi ve manevi sıkıntılar gibi imtihanlarla denenebilir. Bazı insanlar zaman zaman meydana gelen bu gibi olaylarda bir çıkış yolunun kalmadığı, herşeyin bittiği, aşılamayacak bir zorlukla karşı karşıya oldukları gibi yanlış düşüncelere kapılabilirler. Her olayda bir hayır olduğunu unutarak isyankar bir tutum sergileyebilirler. Ama bunlar aslında sadece şeytanın verdiği boş kuruntulardır. Samimi bir mümin şu gerçeği bilmelidir ki, karşılaştığı olay her ne olursa olsun, mutlaka güzel ahlak gösterebileceği ve sabredebileceği bir durum ile karşı karşıyadır. Umutsuzluğa kapılmak ise şeytandan gelen bir vesvesedir. Nitekim ALLAHkullarına Kendi rahmetinden umut kesmemeyi şöyle emretmiştir:

      Onlar bilmiyorlar mı ki, gerçekten ALLAH, dilediğine rızkı genişletip-yayar ve (dilediğine) kısar da. Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için gerçekten ayetler vardır. (Benden onlara) De ki: “Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. ALLAH’ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz ALLAH, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir.” Azab size gelip çatmadan evvel, Rabbiniz’e yönelip-dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. (Zümer Suresi, 52-54)

      ALLAH’ın yukarıdaki ayetlerle bildirdiği emrine uyan ve hayır düşünen insan yine ayetlerde bildirildiği gibi, hayırla karşılaşır; umut kesen ise yapayalnız ve yardımcısız kalır. ALLAH, Kendi rahmetinden umut kesenlerin inkarcılar olduklarını ayetlerde şöyle bildirmiştir:

      ALLAH’ın ayetlerini ve O’na kavuşmayı ‘yok sayıp inkar edenler’; işte onlar, Benim rahmetimden umut kesmişlerdir; ve işte onlar, acı azap onlarındır. (Ankebut Suresi, 23)

      … ALLAH’ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası ALLAH’ın rahmetinden umut kesmez.” (Yusuf Suresi, 87)

      Kuran ahlakından habersiz insanların genel özelliklerinden bir tanesi, iyilik gördükleri ya da rahat yaşadıkları zaman bunu kendilerinden zannetmeleri ve şımarıklığa kapılmalarıdır. Başlarına bir kötülük geldiği zaman da hemen suçlayacak birilerini aramalarıdır. Oysa ALLAH’ın adaleti sonsuzdur ve her kötülük kişinin kendisinden kaynaklanmaktadır. Rahman ve Rahim olan ALLAH kulları için hayır dilemekte, ancak insanlar nefislerine uyarak inkar yolunu hidayet yoluna tercih etmektedirler. Ayette şöyle buyrulur:

      Sana iyilikten her ne gelirse ALLAH’tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir… (Nisa Suresi, 79)

      Kuran’da inkarcıların sapkın değerlendirmelerine dair örnekler verilmiştir. Örneğin Firavun ve çevresindekilerin başlarına kötülük geldiğinde bunun sebebi olarak Hz. Musa ve beraberindekiler olarak gördükleri, ama aslında asıl uğursuz ve kötülük kaynağı olanların kendileri olduğu Araf Suresi’nde şöyle haber verilmiştir:

      Onlara bir iyilik geldiği zaman “Bu bizim için” dediler; onlara bir kötülük isabet ettiğinde (bunu da) Musa ve beraberindekilerin bir uğursuzluğu olarak yorumlarlardı. Haberiniz olsun, ALLAH Katında asıl uğursuz olanlar kendileridir ama onların çoğu bilmezler. (Araf Suresi, 131)

      Ayette gördüğümüz gibi, din ahlakından uzak yaşayan insanlar her durumda suçlayacak birilerini ararlar. Kendi yaptıkları çirkinlikleri ve hainlikleri görmezlikten gelir ve iyi insanları kötülükle suçlamaya çalışırlar. Oysa ALLAH asıl kötülüğün kaynağının kendileri olduğunu bildirmektedir. Eğer bu insanlar iyiyi kötü, hayrı da şer olarak yorumluyorlarsa, başlarına gelen herhangi bir zorluğu felaket olarak görüp menfi tavırlarda bulunuyorlarsa bunun tek sorumlusu da kendileridir. Çünkü sonsuz rahmet sahibi olan Rabbimiz insana kaldıramayacağı, dayanma gücünün ötesinde ve fıtratına aykırı bir sorumluluk kesinlikle vermez.

      #794122
      Anonim

        Allah (c.c.) razı olsun Abdullah abi, paylaşım için teşekkür ederim.

        Ben düştüm etrafımdan ve sevdiklerimden o kadar çok tekme yedimki halada yiyorum, ama son zamanlar her yediğim tekme sabrıma sabır katmaya başladı.

        Tabi sevdiklerimin yapması ise yüreğimi dağlasada acı çeksemde Rabbime sığınıyorum, ondan gelenede razıyım. İlmim ne kadar eksik olursa olsun bu yaşıma geldim Rabbime asla isyan dahi etmedim. Rabbimden hep korkumdan.Evinizden bereket gönlünüzden huzur eksik olmasın.Rabbim maddi ve manevi sıkıntılarımızı giderir inşallah.

        Rabbim cümlenizden razı olsun.

        #794123
        Anonim

          Allah razi olsun güzel paylasimlar icin.

          #794131
          Anonim

            Bugün tesadüf okudum, aynı konuya denk geldi.

            Bana derdini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim

            Yeni bir hastalık çıktı çağımızda; stres…Depresyon ve stres sinir sisteminin feveranıdır. Onu davet de edemeyiz, onu ihraç da edemeyiz. Yalnız şu var ki, Allah çekemeyeceğimiz yükü bize yüklemez. Dert vermişse o derdi çekme gücü bizde var demektir. Bu hastalık herkeste görülebilir amma işsizlerde daha çok görülür. Mesela ben 50 yıldır evliyim; benim hanım depresyon nedir bilmez. Çünkü asla boş durmaz.
            Dindarlarda bu hastalık pek görülmüyor. Çünkü tevekkül ve Allah’a güven, bunalımı yeniyor. Allah için çalışan insanın şevk ve gayreti artar. Patron için çalışan insanın enerjisi ise çabuk biter. Burada asıl mesele şu: Kim için çalışıyoruz?
            Bir İngiliz, Almanlara esir düşüyor. Almanlar, esir kampında İngilizleri çalıştırıyor. Çalışma şekli şöyle: Varillere su doldurmak.

            Bir esir şöyle diyor: “Kampta çalışmak bana zor gelmiyordu. Fakat baktım ki su doldurduğum varilin dibi yok, döktüğüm su akıp gidiyor. Bin varili doldurmaya razıydım. Boşuna çalışmak beni yıktı!”

            Çalışmakta gaye varsa, o insana zevk verir. Gaye yoksa insanı berbat eder. Mesela ben patron için çalışan bir adam olsaydım işe gitmezdim. Yaşlanmışım, yorgunum, niye işe gideyim? Hafta içi bir konferans verdim. Bir buçuk saat konuşmuşum. Para için olsa gitmezdim. Konferanstan çıktım eve geldim, yazı yazdım… Kızım dedi ki: “Baba yorulmadın mı?” Allah rızası için çalışıyorum. Bu da bana şevk veriyor. Çalıştıkça rahatlarım. Akşam yatarım, “ah bir sabah olsa” derim… Gecenin bir yarısı uyanıyorum, hanım diyor ki: “Yat yat, saat daha üç.”
            “Ya hanım yatamıyorum.” diyorum, sabah olsa da işe gitsem…
            Doktor bana dedi ki: “Hastasın, yaşlısın, evde dinlen!” Ben reddettim o hayatı. Doktora dedim ki, “Doktor bey benim içim yanıyor!..”

            Mesela rahatlamak için yoga yapanlar var. Müslüman’ın ibadetleri yogaya gerek bırakmaz. İş hayatı, eş hayatı, çevre insana menfi veya müspet yönde tesir eder. Mesela namaz, depresyonu ya azaltır yahut siler atar. “Allah’ım, bütün büyüklükleri yaratan Sensin, Sana teslim oldum, başımı toprağa kadar eğdim. Ben senin acz-i mutlak fakrı mutlak sırrına ermiş bir kulunum.” deyip secdeye gitmek ruhu memnun etmektir. Dış dünyada cereyan eden olaylar artık o şahsı kolay kolay huzursuz edemez. Bediüzzaman buyurmuş ki: “Sultan-ı Kâinat birdir. Her şeyin anahtarı O’nun yanında, her şeyin dizgini O’nun elindedir. Her şey O’nun emriyle hâlledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun.”
            Bu meselelerden uzak olmasına rağmen Cahit Sıtkı diyor ki,

            Bütün sevgileri attım içimden,

            Varlığımı yalnız ona verdim ben

            El verir ki bir gün bana derinden

            Ta derinden bir gün bana gel desin…

            Böyle bir insanın yogaya ne ihtiyacı olabilir?

            İnsanın istekleri ne kadar çoksa derdi de o kadar çok olur. İstekler bitti mi dert de biter. Demişler ki, bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Ben de diyorum ki, bana derdini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.

            Hekimoğlu İsmail[IMG]http://www.risaleforum.net/image/png;base64,iVBORw0KGgoAAAANSUhEUgAAABYAAAAUCAYAAACJfM0wAAAABHNCSVQICAgIfAhkiAAAAAlwSFlzAAAK8AAACvABQqw0mAAAAB90RVh0U29mdHdhcmUATWFjcm9tZWRpYSBGaXJld29ya3MgOLVo0ngAAAAWdEVYdENyZWF0aW9uIFRpbWUAMDQvMDQvMDhrK9wWAAACLklEQVQ4jbXUP0wTcRQH8O/9ekdjkT8CUqpee00bRyNNmSRSV0PcJJoQg2i6ODTExEUHg04OaNSppqtCjQ4ukDSKSuLUwcm4NNZcQYsIGtD+u/f7MZSWXltqo/Ul7/JL7u7z3r3fLye53e5xj8ejoYWRSCSSstfr1YLBYHcr4XA4rMmMMciy3EoXjDHIjDEoivL/4fefrP1P3nYEvqzLajOIo8fQz5/cfH3cnVttCM8udQaODBxQFx44Ye9h4HxvdGWtgMlbSXV2SQoMHf0RNcGSJJlmvPLdos7fdyIWL+D5myx+ZwwUDAIRh2EU1wYRFItA6FwvIjdcGJr4qFYakiSBlTavlABwsJth7mUWmSyBOAfnAkQE4gKccxBx/MoYmHmcxuH+NgAwGQ03j3NeRjjnoGqcC/zcIgghAMBkNISJuKlbEy4EaKdoKerC5nNMxQdlgVx+t0siKhYQovwV1rbdtyoNxlhxxoqilBMA0uuES6Pt6NqP2hHsoDarhJuXD2F5NV/uuJR1T4XLzvTJ25/VyHUnzgzba0YkKq6pdB4T00m47EyvPhU1M54asy3ee5o55bvwQQWAr/PHMBfbQGhGrykCANqARZ8asy3+ccYjg/K3kcF9UQAYvrJ29dmrDUxHlnOxu72P+rpYrq5eFU39K649TCF0tnPB0WdtCt2z48rQHIp+8XTHu9ET7alm0aY6fnFHjda98a/w3wZjDJLP5xv3+/1aK+F4PJ7cBm32CUNiyI2GAAAAAElFTkSuQmCC[/IMG]

            #794136
            Anonim

              Hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz; elimizde hakkı söylemekte olan bir kitap vardır ve onlar hiçbir haksızlığa uğratılmazlar. (Müminun Suresi, 62)

              Amenna ve Sadak’na….Hamdolsun Alemlerin Rabbine……………………….

            5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
            • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.