- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
23 Temmuz 2011: 15:47 #672667
Anonim
Yusuf Olmak
Yusuf olmak zor, çok zor…
Yusuf’san önce sevmekle başlayacaksın çileye…
Öyle bir seveceksin ki; şüphe olmayacak içinde. Öyle saf, öyle temiz olacak işte.
En yakınların kesecek başını… En yakınların itecek seni karanlıklara…
En yakınların yakacak her zerreni. Ve sen güzel görecek, güzel bakacaksın her şeye…
Dedim ya;
Yusuf olmak zor, çok zor…
Bu dünya perdesinde Yusuf olmayı seçtiysen, önce dar kapılardan geçeceksin…
Dört duvara dokunacaksın, her köşe başında bir kuyu olacak sen girecek – sen çıkacaksın.
Her çıkış bir başlangıç,
her düşüş bir devrin bitişi olacak.
Ve O’ndan başka kimseyi imdada çağırmayacaksın,
Zindanların yakın edecek bütün yaratılmışı…
Dağlar yoldaşın, taşlar arkadaşın, kuyular sırdaşın olacak.
Önce sıla yakacak içini…
Sonra adı hasret olan bütün özlemler gelecek peşinden…
Sabırla başlayacak dünya sürgünün.
Yusuf olmak zor, çok zor…
”Nurunda hoş, narında” diyeceksin. Bütün ateşleri gül diye tutacaksın. Kor önce avucunu, sonra yüreğini yakacak, susacak susacaksın,
”Ah” demeyi bile çok göreceksin diline.
Şikâyet kapılara gelip gelip gidecek eski yerine, Sevmenin ne zor olduğunu elbet anlayacaksın.
Yusuf olmak zor, çok zor…
Köle olup önce pazarlarda satılacaksın…
Saraylara ayağında kelepçeyle gireceksin. Toprak değecek tenine, rüzgâr savuracak tanelerini gözlerine,
Kimse inanmazken sana, yitirmeyeceksin hiç ümidi.
Hamken yanacak, yandıkça pişeceksin, ”Elhamdülillah” kemerini kuşanacaksın,
Çileden geçmeden gidilmez hiçbir yere.
Çekecek çekecek hep pişeceksin…
İmtihanı öyle kolay olmayacak aşk yolunun, Her adımda bir kez daha bileneceksin.
Yusuf olmak zor, çok zor…
Her yanışında anlayacak; Yusuf olmak zor diyeceksin.
Sonra aşkın ne zehir olduğunu tadacaksın…
Kılıçtan keskinliğini, nankörlüğünü, acizliğini,
Yolun zindanlara düşecek, edep perdesinin ardında bekleyeceksin.
Beyaza değen siyah temizlenene kadar sürecek bekleyişin.
Öyle kolay olmayacak siyahtan arınmak,
Yani seneler sürecek bekleyişin.
Kapılara asılacak Yusuf gömleğin,
Bakıp bakıp, eğeceksin başını Ama mahcubiyetten değil, yine edepten olacak sakınışın.
Ne zamanki sebepler kapısını kapatıp tümden,
Dönünce yüzünü Rahmana bir haber gelecek gaybtan:
”Yusuf tertemizdir günahtan”
Sultanlığın yolu zindandan geçecek bileceksin…
Dedim ya;
Yusuf olmak zor, çok zor..
Yusufken sultan olmakta zor,
Hele Yusuf’un Yakub’u olmak,
işte o hepsinden zor…
17 Nisan 2012: 12:14 #803498Anonim
Kuyu, bilinmez bir derinliğin, anlaşılmaz bir esrarın, karanlık bir korkunun remzi. Kuyu, dışarıdan buz dağının görünen yüzü, içeriden buz gibi ürpertilerin ürküten gerçeği.
Kuyu, anlaşılmaz bir esrar mırıldanır bize. Derinliklerinde barındırır bilinmezleri. Sığ gibi görünür; ama nice ummanları gizler onlar. Korkuturlar yanlarına yanaşanları ürperten sessizlikleriyle. Ser verip içlerindeki sırları vermezler kimseye. İçlerindekilerin sırdaşıdır onlar. Dar bir helezon gibi sarıp sarmalar ve bilinmez bir yere götürürler misafirlerini.
Kuyu, kimi zaman dibe vurmanın remzidir; kimi zaman da yeniden yükseklere pervaz etmenin. Her inişin bir çıkışı vardır arayana. Kuyuların da elbet bir kurtuluş yolu vardır kendince. Sabır, gereklidir bunun için. Dua gereklidir, itminan gereklidir. Ümidini kesmeyip beklemek gereklidir ötelerden gelecek esintileri.Kuyu ile bu mânâda tanışan Yusuf Aleyhisselâm’dı. Kardeşleri ona reva görmüştü kuyu çilesini. Ölüme eşdeğer bir ceza idi onlar için kuyu. Cinayet işlemenin ağırlığını hissetmemek için atmışlardı oraya. Gerisini nasıl olsa kuyu hâllederdi. Orada bırakıp onu, kuyudan daha kara kalbleriyle yurtlarına dönmüşlerdi. “Onu kurt yedi.” demişlerdi kurt fıtratlı biraderleri. Kuyuya atmışlardı babaları Yakup Aleyhisselâm’ın ümitlerini.
Allah dostlarına bütün kevnü mekân dost kesilirdi. Kuyular ana rahmi, karanlık sıcacık bir örtü, derinlikler sâdık bir bekçi olurdu onlar için. İşte bunu bilememişti kardeşleri. Allah dostlarına bütün kâinat hizmete dururdu. Kuyular ummanlar kadar genişlerdi. Karanlıklar onların gökçek nurları ile aydınlanır, güneşleri kıskandırırlardı. İşte bunu bilememişti kardeşleri. Derinlikler, onların mânevî derinliklerine derinlik katardı. Mânevî âlemlere daldırırlardı misafirlerini. Marifet denizlerinden inci mercan çıkarmaya vesile olurlardı. İşte bunu bilememişti kardeşleri.
Rıza ile katlanmıştı belâya Yusuf Aleyhisselâm. Sabrı dayanak noktası, duayı merdiven, itminanı sıçrama rampası yapmıştı. Yüreğinde kin yoktu kardeşlerine karşı. Başına gelenleri Rabb’inin hikmeti biliyordu. “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.” sözüne canlı bir misâl teşkil ediyordu şanlı Nebi (as). Kim bilir ne gibi güzelliklere kapı açacaktı başına gelenler. Marifetine marifet eklemişti hâdiseler. Nitekim bir kervan eliyle kurtarmıştı onu kuyudan Rabbi, Mısır ülkesinin maddî ve mânevî irşadıyla görevlendirerek.
Kuyular her zaman maddî olmazlar. Başınıza gelen çeşitli işler, bazen sizi mânevî kuyulara atar. Bu kuyular bizim bildiğimiz kuyulara benzemez. Bunların duvarları entrikalarla örülmüştür, derinliğini içine düştüğünüz çıkmazlar, karanlığını ise aleyhinize yapılan işler teşkil eder. Bu kuyular bizim bildiğimiz kuyulara benzemez. Sizi içine atarken, çoğu zaman farkına varmazsınız ne olup bittiğinin. Ancak hâdiseler bir çorap gibi başınıza örülünce fark edersiniz acı gerçeği. Bu kuyular bizim bildiğimiz kuyulara benzemez. İçine düştüğünüz işlerin bir kuyu olduğunu ancak basiretinizle fark edersiniz çok sonra. Sağa, sola döndükçe, görünmez entrika duvarlarına çarpar yüzünüz ister istemez. Acısı yürek burkan hâdiselerle yakalarsınız kuyunun soğuk yüzünü.
Bazen kardeşleriniz sizi kuyulara atar, bazen de düşmanlarınız. Bazen mevcut gününüzü kuyulara atarlar, bazen de geleceğinizi. Bazen tek tek şahısları kuyulara atarlar, bazen de bütün bir milleti. Kuyuyu kazanların maharetine kalmıştır işin şekli ve rengi. Bazen yanlışları haykıran, eksikleri çekinmeden söyleyen mert bir şahsın etrafında örülür hâdiseler. Bazen de çeşitli şekillerde rakip olarak görülen birinin. Yerine göz dikilen masum birisi bazen maruz kalır ayak kaydırma oyunlarına. Değişik plânlar devreye girer, değişik senaryolar üretilir. Kuyular değişik vasıtalarla kazılır bu demde. Filmin gerisi hep benzer şekilde gelir her ne hikmetse.
Kuyuda ebedî kalınmaz elbet. Her düşüşün bir çıkışı vardır. En karanlık kuyuları bile aydınlatır iman ışığı. Sabrederseniz size kucak açar istikbal. Aksatmazsanız, dualarınıza cevap verilir bir gün bir yerden ansızın. Bir gün, sizi kurtaracak bir kervan gönderilir bilinmez bir yerden. Sarsılmaz itminanınız size kement yapılır elbet, urvetü’l-vüska şeklinde.
Yusuflar, kuyularda çok bekledi. Duaları Arş-ı Âzam’a ulaştı. Asrımızdaki kervan bu defa salih kişilerden oluşmakta idi. Asrın kervanı yolda, asrın kervanı Yusufların kuyularına yaklaşmakta. Kervandakiler Yusufların elinden tutmak için toz toprak, yollarda. Yusuflar Mısırlara erişmek için beklemede, duada. Yusuflar, kuyularda çok bekledi. Mısırlar Yusufların yollarını, Son Nebi (sallallahü aleyhi ve sellem) son Yusufları gözlemede.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.