- Bu konu 11 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
4 Eylül 2011: 14:21 #673160
Anonim
Yirmi Birinci Lem’a
İhlâs hakkında
On Yedinci Lem’anın On Yedinci Notasının Yedi Meselesinden Dördüncü Meselesi iken,
ihlâs münasebetiyle Yirminci Lem’anın İkinci Noktası oldu. Nuraniyetine binaen Yirmi Birinci Lem’a olarak Lemeâta girdi.
Bu Lem’a lâakal her on beş günde bir defa okunmalı.
وَلاَ تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ1 وَقُومُوا ِللهِ قَانِتِينَ 2
قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا 3 وَلاَ تَشْتَرُوا بِاٰيَاتِى ثَمَنًا قَلِيلاً 4EY ÂHİRET KARDEŞLERİM ve ey hizmet-i Kur’âniyede arkadaşlarım! Bilirsiniz ve biliniz:
Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarîk-i hakikat, en makbul bir dua-yı mânevî, en kerametli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en sâfi bir ubudiyet, ihlâstır.
Madem ihlâsta mezkûr hassalar gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var. Ve madem bu müthiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat
[NOT]Dipnot-1 “İhtilâfa düşmeyin; sonra cesaretiniz kırılır, kuvvetiniz elden gider.” Enfâl Sûresi, 8:46.
Dipnot-2 “Allah için kıyamda bulunup Ona kulluk edin.” Bakara Sûresi, 2:238.
Dipnot-3 “Nefsini günahlardan arındıran, kurtuluşa ermiştir. Nefsini günaha daldıran ise hüsrana düşmüştür.” Şems Sûresi, 91:9-10.
Dipnot-4 “Benim âyetlerimi, az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin.” Bakara Sûresi, 2:41.[/NOT]
[TR]
[TABLE]
[TD]Lemeât: Risale-i Nur Külliyatında yer alan Lem’alar isimli risale
[/TD]
[TD]binaen: dayanarak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü
[/TD]
[TD]dua-yı mânevî: mânevî dua
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esas: temel
[/TD]
[TD]haslet: huy, karakter
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hassa: temel özellik
[/TD]
[TD]hizmet-i Kur’âniye: Kur’ân hakikatlerini yayma hizmeti
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususan: özellikle
[/TD]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, görülen olağanüstü hal ve hareket
[/TD]
[TD]lem’a: parıltı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâakal: en az
[/TD]
[TD]makbul: kabul edilen
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]metin: sağlam, kuvvetli
[/TD]
[TD]mezkûr: adı geçen
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukabil: karşılık
[/TD]
[TD]mühim: önemli
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet: bağlantı, ilgi
[/TD]
[TD]nokta-i istinad: dayanak noktası
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nota: bildiri
[/TD]
[TD]nuraniyet: nurlu olma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâfi: arınmış, temiz
[/TD]
[TD]tarik-i hakikat: hakikate ulaşma yolu
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tazyikat: baskılar, sıkışmalar
[/TD]
[TD]ubudiyet: kulluk
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]uhrevî: ahirete ait
[/TD]
[TD]vesile-i makasıd: maksat ve hedeflere ulaştıran araç
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
[/TD]
[TD]şefaatçi: af için aracılık eden
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Eylül 2011: 14:26 #796060Anonim
karşısında ve savletli bid’alar, dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur’âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş. Elbette, herkesten ziyade, bütün kuvvetimizle ihlâsı kazanmaya mecbur ve mükellefiz. Ve ihlâsın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız. Yoksa, hem şimdiye kadar kazandığımız hizmet-i kudsiye kısmen zayi olur, devam etmez; hem şiddetli mes’ul oluruz.وَلاَ تَشْتَرُوا بِاٰيَاتِى ثَمَنًا قَلِيلاً 1 âyetindeki şiddetli tehditkârâne nehy-i İlâhîye mazhar olup, saadet-i ebediye zararına, mânâsız, lüzumsuz, zararlı, kederli, hodfuruşâne, sakîl, riyâkârâne bazı hissiyat-ı süfliye ve menâfi-i cüz’iyenin hatırı için ihlâsı kırmakla, hem bu hizmetteki umum kardeşlerimizin hukukuna tecavüz, hem hizmet-i Kur’âniyenin hürmetine taarruz, hem hakaik-i imaniyenin kudsiyetine hürmetsizlik etmiş oluruz.
Ey kardeşlerim! Mühim ve büyük bir umur-u hayriyenin çok muzır mânileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır. Bu mânilere ve bu şeytanlara karşı ihlâs kuvvetine dayanmak gerektir. İhlâsı kıracak esbabdan yılandan, akrepten çekindiğiniz gibi çekininiz. Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm 2 اِنَّ النَّفْسَ َلاَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ اِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّى demesiyle, nefs-i emmâreye itimad edilmez. Enâniyet ve nefs-i emmâre sizi aldatmasın. İhlâsı kazanmak ve muhafaza etmek ve mânileri def etmek için, gelecek düsturlar rehberiniz olsun.
BİRİNCİ DÜSTURUNUZ
Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün
[NOT]Dipnot-1 “Benim âyetlerimi, az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin.” Bakara Sûresi, 2:41.
Dipnot-2 “Şüphesiz nefis daima kötülüğe sevk eder-ancak Rabbim rahmet ederse o müstesna.” Yusuf Sûresi, 12:53.
[/NOT]
[TR]
[TABLE]
[TD]Aleyhisselâm: Allah’ın selamı üzerine olsun
[/TD]
[TD]Hazret-i Yusuf: [bk. bilgiler – Yusuf (a.s.)]
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]amel: iş, davranış
[/TD]
[TD]bid’a: dinde olmayıp sonradan dine zarar verecek şekilde ortaya çıkan şey
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dalâlet: hak yoldan sapma, inkârcılık yapma
[/TD]
[TD]def etmek: uzaklaştırmak, ortadan kaldırmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur: kural
[/TD]
[TD]ehemmiyet: değer, önem
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enâniyet: benlik, gurur
[/TD]
[TD]esbab: sebepler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakaik-i imaniye: iman hakikatleri
[/TD]
[TD]hissiyat-ı süfliye: insanları kötülüğe yönelten aşağılık duygular
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hizmet-i Kur’âniye: Kur’ân hakikatlerini yayma hizmeti
[/TD]
[TD]hizmet-i kudsiye: kutsal hizmet
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hodfuruşâne: kendini beğenerek, övünerek
[/TD]
[TD]hâdim: hizmetçi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hürmet etmek: saygı göstermek
[/TD]
[TD]hürmetsiz: saygısız
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme, samimiyet
[/TD]
[TD]ihsân-ı İlâhî: Allah’ın ihsânı, ikramı, bağışı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itimad etmek: güvenmek
[/TD]
[TD]kederli: sıkıntılı, üzüntülü
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudsiyet: kutsallık
[/TD]
[TD]kudsî: kutsal
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar olmak: bir özelliği üzerinde yansıtmak
[/TD]
[TD]menâfi-i cüz’iye: küçük ve sınırlı menfaatler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muzır: zararlı
[/TD]
[TD]mâni: engel
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânâsız: anlamsız
[/TD]
[TD]mükellef: yükümlü
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefs-i emmâre: hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe sevk eden duygu
[/TD]
[TD]nehy-i İlâhî: Allah tarafından konulan yasak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]razı olmak: hoşnut olmak
[/TD]
[TD]riyâkârâne: iki yüzlü bir tarzda
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası, hoşnutluğu
[/TD]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk, sonsuz olan Cennet hayatı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sakîl: ağır karşılanma
[/TD]
[TD]savletli: saldıran
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taarruz: saldırı
[/TD]
[TD]tecavüz: haddi aşma, saldırma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tehditkârâne: tehdit ederek
[/TD]
[TD]umum: bütün
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumî: genel
[/TD]
[TD]umur-u hayriye: hayırlı işler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vazife-i imaniye: iman hakikatlerini yayma görevi
[/TD]
[TD]zayi: kayıp
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyade: çok, fazla
[/TD]
[TD]âyet: Kur’an’da yer alan her bir cümle
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Eylül 2011: 14:30 #796061Anonim
halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir.
İKİNCİ DÜSTURUNUZ
Bu hizmet-i Kur’âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde faziletfuruşluk nev’inden gıpta damarını tahrik etmemektir.Çünkü nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkit etmez, dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun ayıbını görmez. Belki birbirinin noksanını ikmal eder, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine muavenet eder. Yoksa o vücud-u insanın hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır.
Hem nasıl ki bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârâne uğraşmaz, birbirinin önüne tekaddüm edip tahakküm etmez, birbirinin kusurunu görerek tenkit edip, sa’ye şevkini kırıp atâlete uğratmaz. Belki bütün istidatlarıyla birbirinin hareketini umumî maksada tevcih etmek için yardım ederler; hakikî bir tesanüd, bir ittifakla gaye-i hilkatlerine yürürler. Eğer zerre miktar bir taarruz, bir tahakküm karışsa, o fabrikayı karıştıracak, neticesiz, akîm bırakacak. Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün bütün kırıp dağıtacak.
İşte, ey Risale-i nur şakirtleri ve Kur’ân’ın hizmetkârları! Sizler ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı mânevînin âzâlarıyız. Ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz. Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz. Elbette, dört fertten bin yüz on bir kuvvet-i mâneviyeyi temin eden sırr-ı ihlâsı kazanmakla tesanüd ve ittihad-ı hakikîye muhtacız ve mecburuz.
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
[/TD]
[TD]Dârüsselâm: sonsuz esenlik ve güvenliğin bulunduğu yer, Cennet
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]akîm: neticesiz
[/TD]
[TD]atâlet: hareketsizlik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esas: temel
[/TD]
[TD]faziletfuruşluk: üstünlük taslama, üstünlüklerini satmaya çalışma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fert: birey
[/TD]
[TD]gaye-i hilkat: yaratılış amacı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gıpta: özenti, imrenme
[/TD]
[TD]hademe: hizmetkârlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikî: gerçek
[/TD]
[TD]hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma
[/TD]
[TD]hizmet-i Kur’âniye: Kur’ân hakikatlerini yayma hizmeti
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ikmal etmek: tamamlamak
[/TD]
[TD]iktiza etmek: gerektirmek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]insan-ı kâmil: insanın Allah’ın fiilleri, isimleri ve sıfatlarının en parlak aynası olma seviyesine ulaşması
[/TD]
[TD]istidat: kabiliyet
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittifak: anlaşma, birlik
[/TD]
[TD]ittihad-ı hakikî: gerçek anlamda birlik oluşturmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuvvet-i mâneviye: mânevî güç
[/TD]
[TD]maksat: amaç, gaye
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mecbur: zorunlu
[/TD]
[TD]muavenet: yardım
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neticesiz: sonuçsuz
[/TD]
[TD]nev’: çeşit, tür
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]noksan: eksik
[/TD]
[TD]rekabetkârâne: rekabet ederek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluğun yaşanacağı Cennet hayatı
[/TD]
[TD]sahil-i selâmet: kurtuluş sahili
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sa’y: çalışma
[/TD]
[TD]sefine-i Rabbâniye: Rabbanî gemi, iman hakikatlerini yayma hizmeti
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırr-ı ihlâs: samimiyet ve doğruluğun sırrı
[/TD]
[TD]taarruz: saldırı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahakküm etmek: kendi hükmü ve hakimiyeti altına almak
[/TD]
[TD]tahrik etmek: harekete geçirmek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]talep: istek
[/TD]
[TD]tekaddüm etmek: öne geçmek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temin etmek: sağlamak
[/TD]
[TD]tenkit: eleştirme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesanüd: dayanışma
[/TD]
[TD]tevcih etmek: yöneltmek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumî: genel
[/TD]
[TD]vücud-u insan: insan bedeni
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre miktar: çok az miktar
[/TD]
[TD]âzâ: uzuvlar, organlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ümmet-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) yolundan giden ümmet
[/TD]
[TD]şahs-ı mânevî: belli bir kişi olmayıp, bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şakirt: talebe
[/TD]
[TD]şevk: şiddetli arzu ve istek
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Eylül 2011: 14:33 #796062Anonim
Evet, üç elif ittihad etmezse, üç kıymeti var. Sırr-ı adediyet ile ittihad etse, yüz on bir kıymet alır. Dört kere dört ayrı ayrı olsa, on altı kıymeti var. Eğer sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksat ve ittifak-ı vazife ile tevafuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler, o vakit dört bin dört yüz kırk dört kuvvetinde ve kıymetinde olduğu gibi, hakikî sırr-ı ihlâs ile, on altı fedakâr kardeşlerin kıymet ve kuvvet-i mâneviyesi dört binden geçtiğine, pek çok vukuat-ı tarihiye şehadet ediyor.
Bu sırrın sırrı şudur ki: Hakikî, samimî bir ittifakta herbir fert, sair kardeşlerin gözüyle de bakabilir ve kulaklarıyla da işitebilir. Güya on hakikî müttehid adamın herbiri yirmi gözle bakıyor, on akılla düşünüyor, yirmi kulakla işitiyor, yirmi elle çalışıyor bir tarzda mânevî kıymeti ve kuvvetleri vardır. HAŞİYE-1
ÜÇÜNCÜ DÜSTURUNUZ
Bütün kuvvetinizi ihlâsta ve hakta bilmelisiniz.Evet, kuvvet haktadır ve ihlâstadır. Haksızlar dahi, haksızlıkları içinde gösterdikleri ihlâs ve samimiyet yüzünden kuvvet kazanıyorlar.
Evet, kuvvet hakta ve ihlâsta olduğuna bir delil, şu hizmetimizdir. Bu hizmetimizde bir parça ihlâs, bu dâvâyı ispat eder ve kendi kendine delil olur. Çünkü, yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul’da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil, burada, yedi sekiz senede yüz derece fazla edildi. Halbuki, kendi memleketimde ve İstanbul’da, burada benimle çalışan kardeşlerimden yüz, belki bin derece fazla yardımcılarım varken, burada ben yalnız, kimsesiz, garip, yarım ümmî; insafsız memurların tarassudat ve tazyikatları altında, yedi sekiz sene sizinle ettiğim hizmet, yüz derece eski hizmetten fazla
[NOT]Haşiye-1 Evet, sırr-ı ihlâs ile samimî tesanüd ve ittihad, hadsiz menfaate medar olduğu gibi, korkulara, hattâ ölüme karşı en mühim bir siper, bir nokta-i istinaddır. Çünkü ölüm gelse, bir ruhu alır. Sırr-ı uhuvvet-i hakikiye ile, rıza-yı İlâhî yolunda, âhirete müteallik işlerde kardeşleri adedince ruhları olduğundan, biri ölse, “Diğer ruhlarım sağlam kalsınlar. Zira o ruhlar her vakit sevapları bana kazandırmakla mânevî bir hayatı idame ettiklerinden, ben ölmüyorum” diyerek, ölümü gülerek karşılar. Ve “O ruhlar vasıtasıyla sevap cihetinde yaşıyorum, yalnız günah cihetinde ölüyorum” der, rahatla yatar.
[/NOT]
[TR]
[TABLE]
[TD]cihet: taraf, yön
[/TD]
[TD]dâvâ: kutsal bir iddiayı insanlara duyurma gayreti
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur: kural
[/TD]
[TD]elif: Arap alfabesinin ilk harfi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]garip: yalnız, yabancı
[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız, sayısız
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hak: doğru, gerçek
[/TD]
[TD]hakikî: asıl, gerçek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot
[/TD]
[TD]hizmet-i ilmiye ve diniye: ilim ve din hizmeti
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]idame etme: devam ettirme, sürdürme
[/TD]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]insafsız: vicdansız
[/TD]
[TD]ittifak: anlaşma, birlik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittifak-ı vazife: aynı görevde birleşme
[/TD]
[TD]ittihad: birlik, birleşme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittihad-ı maksat: aynı hedefte birleşme
[/TD]
[TD]kuvvet-i mâneviye: mânevî güç
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıymet: değer
[/TD]
[TD]medar: dayanak noktası, kaynak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menfaat: fayda, yarar
[/TD]
[TD]mukabil: karşılık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânevî: maddî olmayan, mânâya ait
[/TD]
[TD]mühim: önemli
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müteallik: alakalı, ilgili
[/TD]
[TD]müttehid: aynı noktada birleşen
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nokta-i istinad: dayanak noktası
[/TD]
[TD]rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer
[/TD]
[TD]samimî: içten, gönülden
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]siper: arkasına saklanılacak şey
[/TD]
[TD]sırr-ı adediyet: sayısal değer
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırr-ı ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme değeri
[/TD]
[TD]sırr-ı uhuvvet: kardeşlik sırrı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırr-ı uhuvvet-i hakiki: gerçek kardeşlik esprisi
[/TD]
[TD]tarassudat: göz altında tutma çalışmaları
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tazyikat: baskılar, sıkıntılar
[/TD]
[TD]tesanüd: dayanışma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevafuk: uygunluk
[/TD]
[TD]vasıtasıyla: aracılığıyla
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vukuat-ı tarihiye: tarihî olaylar
[/TD]
[TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ümmî: okuma-yazma bilmeyen, tahsil görmemiş
[/TD]
[TD]İstanbul: (bk. bilgiler)
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet etmek: şahitlik etmek
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Eylül 2011: 14:36 #796063Anonim
muvaffakiyeti gösteren mânevî kuvvet, sizlerdeki ihlâstan geldiğine kat’iyen şüphem kalmadı.
Hem itiraf ediyorum ki, samimî ihlâsınızla, şan ve şeref perdesi altında nefsimi okşayan riyâdan beni bir derece kurtardınız. İnşaallah tam ihlâsa muvaffak olursunuz, beni de tam ihlâsa sokarsınız.
Bilirsiniz ki, Hazret-i Ali (r.a.), o mucizevâri kerametiyle ve Hazret-i Gavs-ı Âzam (k.s.) o harika keramet-i gaybiyesiyle, sizlere bu sırr-ı ihlâsa binaen iltifat ediyorlar. Ve himayetkârâne teselli verip hizmetinizi mânen alkışlıyorlar. Evet, hiç şüphe etmeyiniz ki, bu teveccühleri ihlâsa binaen gelir. Eğer bilerek bu ihlâsı kırsanız, onların tokadını yersiniz. Onuncu Lem’adaki şefkat tokatlarını tahattur ediniz.
Böyle mânevî kahramanları arkanızda zahîr, başınızda üstad bulmak isterseniz, 1 وَيُؤْثِرُونَ عَلٰى اَنْفُسِهِمْ sırrıyla ihlâs-ı tâmmı kazanınız. Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize şerefte, makamda, teveccühte, hattâ menfaat-i maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih ediniz. Hattâ, en lâtif ve güzel bir hakikat-i imaniyeyi muhtaç bir mü’mine bildirmek ki, en mâsumâne, zararsız bir menfaattir; mümkünse, nefsinize bir hodgâmlık gelmemek için, istemeyen bir arkadaşla yaptırması hoşunuza gitsin. Eğer “Ben sevap kazanayım, bu güzel meseleyi ben söyleyeyim” arzunuz varsa, çendan onda bir günah ve zarar yoktur; fakat mâbeyninizdeki sırr-ı ihlâsa zarar gelebilir.
DÖRDÜNCÜ DÜSTURUNUZ
Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirâne iftihar etmektir.Ehl-i tasavvufun mâbeyninde fenâ fi’ş-şeyh, fenâ fi’r-resul ıstılahatı var. Ben sufî değilim. Fakat onların bu düsturu, bizim meslekte fenâ fi’l-ihvân suretinde
[NOT]Dipnot-1 “Başkalarını kendi nefislerine tercih ederler.” Haşir Sûresi, 59:9.
[/NOT]
[TR]
[TABLE]
[TD]Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)]
[/TD]
[TD]Hazret-i Gavs-ı Âzam: [bk. bilgiler – Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.)]
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaen: dayanarak
[/TD]
[TD]düstur: kural, kanun
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i tasavvuf: tasavvuf ehli; Allah’a ulaşmak için tasavvuf yolunu seçenler
[/TD]
[TD]fazilet: değer, üstün özellik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fenâ fi’l-ihvân: kardeşlerinde fâni olma
[/TD]
[TD]fenâ fi’r-resul: peygamberde (a.s.m.) fâni olma ve bütün duygularında onu yaşatarak sünnetine tâbi olma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fenâ fi’ş-şeyh: şeyhte fâni olma
[/TD]
[TD]hakikat-i imaniye: iman hakikati, gerçeği
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]himayetkârâne: koruyarak
[/TD]
[TD]hodgâmlık: bencillik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme, samimiyet
[/TD]
[TD]ihlâs-ı tâmme: tam bir ihlâs, samimiyet
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iltifat: övgü
[/TD]
[TD]inşaallah: Allah dilerse, izin verirse
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’iyen: kesin olarak
[/TD]
[TD]keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görülen olağanüstü hal ve hareket
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keramet-i gaybiye: Allah’ın bir ikramı olarak gelecekle ilgili haber verme işlemi
[/TD]
[TD]lem’a: parıltı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâtif: güzel, hoş
[/TD]
[TD]menfaat: fayda, yarar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menfaat-i maddiye: maddî yararlar
[/TD]
[TD]meziyet: üstün özellik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mucizevâri: mucize gibi
[/TD]
[TD]muvaffak olmak: başarmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvaffakiyet: başarı
[/TD]
[TD]mâbeyn: ara, iki şeyin arası; bir şeyin ve topluluğun içinde olma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânen: mânevî olarak
[/TD]
[TD]mânevî: maddî olmayan, mânâya ait
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâsumâne: günahsız bir şekilde
[/TD]
[TD]mü’min: Allah’a inanan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefis: insanın kendisi; insanı devamlı yasak zevk ve isteklere, kötülüklere teşvik eden duygu
[/TD]
[TD]riyâ: gösteriş
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]samimî: içten
[/TD]
[TD]sufî: tasavvuf ilmiyle uğraşan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil
[/TD]
[TD]sırr-ı ihlâs: ihlas sırrı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahattur etmek: hatırlamak
[/TD]
[TD]tasavvur etmek: düşünmek, var saymak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teveccüh: insanların değer vererek yönelmeleri
[/TD]
[TD]zahîr: yardımcı, destek sağlayan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]çendan: gerçi
[/TD]
[TD]üstad: öğretmen, hoca
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ıstılahat: her hangi bir ilme ait kelimeler, tabirler, terimler
[/TD]
[TD]şâkirâne: şükrederek
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Eylül 2011: 20:48 #796098Anonim
güzel bir düsturdur. Kardeşler arasında buna tefânî denilir. Yani, birbirinde fâni olmaktır. Yani, kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyat ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır.
Zaten mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlât, şeyh ile mürid mâbeynindeki vasıta değildir. Belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdır. Olsa olsa bir üstadlık ortaya girer. Mesleğimiz halîliye olduğu için, meşrebimiz hıllettir. Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üssü’l-esası, samimî ihlâstır. Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz.
Evet, yol iki görünüyor. Cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali var. İnşaallah, Risale-i Nur yoluyla Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın daire-i kudsiyesine girenler, daima nura, ihlâsa, imana kuvvet verecekler ve öyle çukurlara sukut etmeyeceklerdir.
Ey hizmet-i Kur’âniyede arkadaşlarım! İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, rabıta-i mevttir. Evet, ihlâsı zedeleyen ve riyâya ve dünyaya sevk eden tûl-i emel olduğu gibi, riyâdan nefret veren ve ihlâsı kazandıran, rabıta-i mevttir. Yani, ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmaktır. Evet, ehl-i tarikat ve ehl-i hakikat, Kur’ân-ı Hakîmin 1كُلُّ نَفْسٍ ذَاۤئِقَةُ الْمَوْتِ 2 اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَ gibi âyetlerinden aldığı dersle, rabıta-i mevti sülûklarında esas tutmuşlar; tûl-i emelin
[NOT]Dipnot-1 “Her nefis ölümü tadıcıdır.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:185.
Dipnot-2 “Muhakkak ki sen de öleceksin, onlar da ölecekler.” Zümer Sûresi, 39:30.
[/NOT]
[TR]
[TABLE]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân: açıklamalarıyla akılları benzerini yapmaktan âciz bırakan Kur’ân-ı Kerim
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye: Kur’an’ın temel prensiplerinden hareketle açılan en büyük cadde
[/TD]
[TD]civanmert: cesur, yiğit
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daire-i kudsiye: kutsal daire
[/TD]
[TD]desise: hile, aldatma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur: kural
[/TD]
[TD]ehl-i hakikat: hakikate bütün ayrıntılarıyla araştırarak ulaşanlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i tarikat: tarikata mensup olanlar
[/TD]
[TD]esas: temel
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fikren: düşünce şeklinde
[/TD]
[TD]fâni: geçici olan, ölümlü
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fâni olma: bir meseleye kendinden geçer derece kendini verme
[/TD]
[TD]gayet: çok
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikî: asıl, gerçek
[/TD]
[TD]halîliye: Allah’ın dostu (Halîlullah) ünvanına sahip olan Hz. İbrahim’in örnek alındığı yol
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hissiyat: hisler, duygular
[/TD]
[TD]hissiyat-ı nefsaniye: kötülükleri emreden nefsin yönlendirdiği duygular
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hizmet-i Kur’âniye: Kur’ân hakikatlerini yayma hizmeti
[/TD]
[TD]hıllet: çok güçlü dostluk
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet
[/TD]
[TD]iktiza eden: gerektiren
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iman: inanç
[/TD]
[TD]meziyat: meziyetler, güzel özellikler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meşreb: hareket tarzı, metod
[/TD]
[TD]muhafaza etmek: korumak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâbeyn: iki şeyin arası
[/TD]
[TD]müessir: etkili
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mülâhaza etmek: değerlendirme yapmak
[/TD]
[TD]mürid: bir mürşidin talebesi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefis: insanı kötülüğe, yasak zevk ve isteklere yönelten duygu
[/TD]
[TD]nur: aydınlık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]peder: baba
[/TD]
[TD]rabıta-i mevt: ölüm bağı; ölümü düşünmek ve dünyanın fani olduğunu kabul etmekle nefsin aldatmacalarından kurtulma faaliyeti
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]riyâ: gösteriş
[/TD]
[TD]samimî: içten
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sukut: düşme, alçalma
[/TD]
[TD]sülûk etmek: tasavvuf yoluyla manevî âlemlerde çeşitli derecelere yükselmek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdir etme: bir şeyin değerini anlama ve ilân etme
[/TD]
[TD]tefânî: kardeşler arasında fani olmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tûl-i emel: hiç ölmeyecekmiş gibi uzun emel sahibi olma
[/TD]
[TD]uhuvvet: kardeşlik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vasıta: araç
[/TD]
[TD]âyet: Kur’an’da yer alan her bir cümle
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]üssü’l-esas: esasın esası, en temel şart
[/TD]
[TD]üstad: öğretmen, hoca
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Eylül 2011: 20:51 #796100Anonim
menşei olan tevehhüm-ü ebediyeti o rabıta ile izale etmişler. Onlar farazî ve hayalî bir surette kendilerini ölmüş tasavvur ve tahayyül edip ve yıkanıyor, kabre konuyor farz edip, düşüne düşüne, nefs-i emmâre o tahayyül ve tasavvurdan müteessir olup, uzun emellerinden bir derece vazgeçer. Bu rabıtanın fevâidi pek çoktur. Hadiste 1 اَكْثِرُوا ذِكْرَ هَادِمِ اللَّذَّاتِ(ev kemâ kàl) yani, “Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz” diye bu rabıtayı ders veriyor.
Fakat mesleğimiz tarikat olmadığı, belki hakikat olduğu için, bu rabıtayı, ehl-i tarikat gibi farazî ve hayalî suretinde yapmaya mecbur değiliz. Hem meslek-i hakikate uygun gelmiyor. Belki, âkıbeti düşünmek suretinde müstakbeli zaman‑ı hazıra getirmek değil, belki hakikat noktasında zaman-ı hazırdan istikbale fikren gitmek, nazaran bakmaktır. Evet, hiç hayale, faraza lüzum kalmadan, bu kısa ömür ağacının başındaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir. Onunla yalnız kendi şahsının mevtini gördüğü gibi, bir parça öbür tarafa gitse asrının ölümünü de görür; daha bir parça öbür tarafa gitse dünyanın ölümünü de müşahede eder, ihlâs-ı etemme yol açar.
İkinci sebep, iman-ı tahkikînin kuvvetiyle ve marifet-i Sânii netice veren masnuattaki tefekkür-ü imanîden gelen lemeât ile bir nevi huzur kazanıp, Hâlık-ı Rahîmin hazır, nâzır olduğunu düşünüp, Ondan başkasının teveccühünü aramayarak, huzurunda başkalarına bakmak, medet aramak o huzurun edebine muhalif olduğunu düşünmekle o riyâdan kurtulup ihlâsı kazanır.
Her ne ise, bunda çok derecat, merâtip var. Herkes kendi hissesine göre ne kadar istifade edebilse o kadar kârdır. Risale-i Nur’da riyâdan kurtaracak, ihlâsı kazandıracak çok hakaik zikredildiğinden, ona havale edip burada kısa kesiyoruz.
[NOT]Dipnot-1 Tirmizî, Zühd: 4, Kıyâmet: 26; Nesâî, Cenâiz: 3; İbni Mâce, Zühd: 31; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:321.
[/NOT]
[TR]
[TABLE]
[TD]Hâlık-ı Rahîm: sınırsız rahmet ve şefkat sahibi olan ve herşeyi yaratan Allah
[/TD]
[TD]derecat: dereceler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]edeb: terbiye, güzel ahlâk
[/TD]
[TD]ehl-i tarikat: tarikata mensup olanlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emel: arzu, istek
[/TD]
[TD]ev kemâ kâl: veya buna benzer şekilde buyurmuştur
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]faraz: varsayım
[/TD]
[TD]farazî: hayalî, varsayılan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]farzetmek: var saymak
[/TD]
[TD]fevâid: faydalar, kazançlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fikren: düşünce yoluyla
[/TD]
[TD]hadis: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakaik: hakikatler
[/TD]
[TD]hakikat: doğru gerçek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hazır ve nâzır olmak: Allah’ın her an, her yerde olması ve her şeyi görmesi
[/TD]
[TD]hisse: pay
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet
[/TD]
[TD]ihlâs-ı etem: tam ve mükemmel ihlâs
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iman-ı tahkikî: imana dair bütün meseleleri inceleyip delil ve bürhan ile inanma
[/TD]
[TD]istikbal: gelecek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izale etmek: gidermek, ortadan kaldırmak
[/TD]
[TD]lemeât: parıltılar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]marifet-i Sâni: her şeyi sanatlı bir şekilde yaratan Allah’ı tanıma ve bilme
[/TD]
[TD]masnuat: san’atlı olarak yaratılan varlıklar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medet: yardım
[/TD]
[TD]menşe: kaynak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]merâtip: mertebeler
[/TD]
[TD]meslek: takip edilen yol, yöntem
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meslek-i hakikat: hakikate ulaşmak için takip edilen yöntem
[/TD]
[TD]mevt: ölüm
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhalif: aykırı
[/TD]
[TD]müstakbel: gelecek zaman
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müteessir olmak: etkilenmek
[/TD]
[TD]müşahede etme: gözlemleme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: bakış
[/TD]
[TD]nefs-i emmâre: hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe ve yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevi: çeşit
[/TD]
[TD]rabıta: bağlantı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]riyâ: gösteriş
[/TD]
[TD]suret: biçim, görünüş
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahayyül: hayal etme
[/TD]
[TD]tahrip etmek: yıkıp yok etmek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tarikat: bir şeyhin gözetiminde müridin takip edeceği usül, yol
[/TD]
[TD]tasavvur etme: düşünme, hayal etme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefekkür-ü imanî: imanî meselelerin bütün ayrıntıları ile tefekkür edilmesi, düşünülmesi
[/TD]
[TD]teveccüh: yönelme, ilgi gösterme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevehhüm-ü ebediyet: sonsuza kadar yaşayacağını sanmak
[/TD]
[TD]zaman-ı hazır: şimdiki zaman
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zikretmek: hatırlamak, akılda tutmak
[/TD]
[TD]âkıbet: netice, son
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Eylül 2011: 20:53 #796101Anonim
İhlâsı kıran ve riyâya sevk eden pek çok esbabdan iki üçünü muhtasaran beyan edeceğiz.
BİRİNCİSİ: Menfaat-i maddiye cihetinden gelen rekabet, yavaş yavaş ihlâsı kırar. Hem netice-i hizmeti de zedeler. Hem o maddî menfaati de kaçırır.
Evet, hakikat ve âhiret için çalışanlara karşı bu millet bir hürmet ve bir muavenet fikrini daima beslemiş. Ve bilfiil onların hakikat-i ihlâslarına ve sadıkane olan hizmetlerine bir cihette iştirak etmek niyetiyle, onların hâcât-ı maddiyelerinin tedarikiyle meşgul olup vakitlerini zayi etmemek için, sadaka ve hediye gibi maddî menfaatlerle yardım edip hürmet etmişler. Fakat bu muavenet ve menfaat istenilmez, belki verilir. Hem kalben arzu edip muntazır kalmakla, lisan-ı hal ile dahi istenilmez. Belki ummadığı bir halde verilir. Yoksa ihlâsı zedelenir. Hem 1 وَلاَ تَشْتَرُوا بِاٰيَاتِى ثَمَنًا قَلِيلاً âyetinin nehyine yanaşır, ameli kısmen yanar.
İşte bu maddî menfaati arzu edip muntazır kalmak, sonra nefs-i emmâre, hodgâmlık cihetiyle, o menfaati başkasına kaptırmamak için, hakikî bir kardeşine ve o hususî hizmette arkadaşına karşı bir rekabet damarı uyandırır. İhlâsı zedelenir, hizmette kudsiyeti kaybeder, ehl-i hakikat nazarında sakîl bir vaziyet alır. Ve maddî menfaati de kaybeder.
Her ne ise, bu hamur çok su götürür. Kısa kesip, yalnız, hakikî kardeşlerimin içinde sırr-ı ihlâsı ve samimî ittifakı kuvvetleştirecek iki misal söyleyeceğim.
Birinci misal: Ehl-i dünya, büyük bir servet ve şiddetli bir kuvvet elde etmek için, hattâ bir kısım ehl-i siyaset ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyenin mühim âmilleri ve komiteleri, iştirak-i emval düsturunu kendilerine rehber etmişler. Bütün sû-i istimâlât ve zararlarıyla beraber, harika bir kuvvet, bir menfaat elde ediyorlar.
[NOT]Dipnot-1 “Benim âyetlerimi, az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin.” Bakara Sûresi, 2:41.
[/NOT]
[TR]
[TABLE]
[TD]amel: iş, davranış
[/TD]
[TD]beyan etmek: açıklamak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilfiil: fiilen, uygulamalı olarak
[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur: kural
[/TD]
[TD]ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i hakikat: iman hakikatlerine bütün ayrıntılarıyla araştırarak ulaşanlar
[/TD]
[TD]ehl-i siyaset: siyasetle ilgilenenler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab: sebepler
[/TD]
[TD]hakikat: doğru gerçek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat-i ihlâs: ihlâs gerçeği
[/TD]
[TD]hakikî: asıl, gerçek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı içtimaiye-i beşeriye: insanların toplumsal hayatı
[/TD]
[TD]hodgâmlık: bencillik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususî: özel
[/TD]
[TD]hâcât-ı maddiye: maddî ihtiyaçlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hürmet etmek: saygı göstermek
[/TD]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittifak: anlaşma, birlik
[/TD]
[TD]iştirak etmek: katılmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştirak-i emval: mal ortaklığı
[/TD]
[TD]komite: heyet, komisyon
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudsiyet: kutsallık
[/TD]
[TD]lisan-ı hal: hal ve beden dili
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menfaat: fayda, yarar
[/TD]
[TD]menfaat-i maddiye: maddî menfaatler, yararlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misâl: örnek
[/TD]
[TD]muavenet: yardım
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtasaran: özet olarak
[/TD]
[TD]muntazır: bekleyen, hazır
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazır kalmak: beklenti içinde olmak
[/TD]
[TD]mühim: önemli
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: bakış
[/TD]
[TD]nefs-i emmâre: hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe ve yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nehy: yasak
[/TD]
[TD]netice-i hizmet: hizmetin sonucu
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]riyâ: gösteriş
[/TD]
[TD]sadaka: Allah rızası için ihtiyaç sahibi kimselere yapılan yardım
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sadıkane: sadakatli bir şekilde
[/TD]
[TD]sakîl: çirkin, ağır karşılanan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sevk eden: yönlendiren
[/TD]
[TD]sû-i istimâlât: bir şeyi kötüye kullanma işlemleri
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırr-ı ihlâs: ihlas sırrı
[/TD]
[TD]tedarik etmek: elde etmek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaziyet: durum
[/TD]
[TD]zayi etmek: kaybetmek, boşa harcamak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
[/TD]
[TD]âmil: etken, önde gelen
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyet: Kur’an’da yer alan her bir cümle
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Eylül 2011: 20:56 #796102Anonim
Halbuki, iştirak-i emvâlin, çok zararlarıyla beraber, iştirakle mahiyeti değişmez. Herbirisi umuma gerçi bir cihette ve nezarette mâlik hükmündedir; fakat istifade edemez.
Her ne ise, bu iştirak-i emval düsturu a’mâl-i uhreviyeye girse, zararsız azîm menfaate medardır. Çünkü bütün emval, o iştirak eden herbir ferdin eline tamamen geçmesinin sırrını taşıyor. Çünkü, nasıl ki dört beş adamdan, iştirak niyetiyle biri gazyağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar. Herbiri tam bir lâmbaya mâlik oluyor. O iştirak edenlerin herbirinin bir duvarda büyük bir âyinesi varsa, herbirinin noksansız, parçalanmadan, birer lâmba, oda ile beraber âyinesine girer. Aynen öyle de, emvâl-i uhreviyede sırr-ı ihlâs ile iştirak ve sırr-ı uhuvvet ile tesanüd ve sırr-ı ittihad ile teşrikü’l-mesâi, o iştirak-i a’mâlden hâsıl olan umum yekûn ve umum nur herbirinin defter-i a’mâline bitamâmihâ gireceği, ehl-i hakikat mâbeyninde meşhud ve vakidir. Ve vüs’at-i rahmet ve kerem-i İlâhînin muktezasıdır.
İşte, ey kardeşlerim! Sizleri inşaallah menfaat-i maddiye rekabete sevk etmeyecek. Fakat menfaat-i uhreviye noktasında bir kısım ehl-i tarikat aldandıkları gibi, sizin de aldanmanız mümkündür. Fakat şahsî, cüz’î bir sevap nerede, mezkûr misal hükmündeki iştirak-i a’mâl noktasında tezahür eden sevap ve nur nerede?
İkinci misal: Ehl-i san’at, netice-i san’atı ziyade kazanmak için, iştirak-i san’at cihetinde mühim bir servet elde ediyorlar. Hattâ dikiş iğneleri yapan on adam, ayrı ayrı yapmaya çalışmışlar. O ferdî çalışmanın, her günde yalnız üç iğne, o ferdî san’atın meyvesi olmuş. Sonra, teşrikü’l-mesâi düsturuyla on adam birleşmişler. Biri demir getirip, biri ocak yandırıp, biri delik açar, biri ocağa sokar, biri ucunu sivriltir, ve hâkezâ… Herbirisi iğne yapmak san’atında yalnız cüz’î bir işle meşgul olup, iştigal ettiği hizmet basit olduğundan vakit zayi olmayıp, o hizmette meleke kazanarak, gayet sür’atle işini görmüş. Sonra, o teşrik-i mesâi ve taksim-i a’mâl düsturuyla olan san’atın semeresini taksim etmişler. Herbirisine
[TABLE]
[TR]
[TD]azîm: büyük, yüce
[/TD]
[TD]a’mâl-i uhreviye: âhirete yönelik ameller, işler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bitamâmihâ: bütünüyle, tamamıyla
[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’î: az, sınırlı, ferdî
[/TD]
[TD]defter-i a’mâl: amel defteri
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur: kural
[/TD]
[TD]ehl-i hakikat: iman gerçeklerine bütün ayrıntılarıyla araştırarak ulaşanlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i san’at: san’atla uğraşanlar
[/TD]
[TD]ehl-i tarikat: tarikata mensup olanlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emval: mallar
[/TD]
[TD]emvâl-i uhreviye: âhirete ait mallar; sevaplar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferd: kişi, birey
[/TD]
[TD]ferdî: kişisel, bireysel
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkezâ: bunun gibi
[/TD]
[TD]hâsıl olan: meydana gelen
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istifade etmek: faydalanmak
[/TD]
[TD]iştigal etmek: meşgul olmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştirak: ortaklık, katılma
[/TD]
[TD]iştirak-i a’mâl: sevap kazandıran işlerde ortaklık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştirak-i emval: mal ortaklığı
[/TD]
[TD]iştirak-i san’at: san’at ortaklığı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kerem-i İlâhî: Allah’ın ikramı
[/TD]
[TD]mahiyet: nitelik, özellik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar: sebep, kaynak
[/TD]
[TD]meleke: alışkanlık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menfaat: fayda, yarar
[/TD]
[TD]menfaat-i maddiye: maddî menfaatler, faydalar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menfaat-i uhreviye: âhirete ait yararlar
[/TD]
[TD]mezkûr: adı geçen
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meşhud: görünen
[/TD]
[TD]misal: örnek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukteza: bir şeyin gereği
[/TD]
[TD]mâbeyn: ara, iki şeyin arası
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâlik: bir şeyin sahibi
[/TD]
[TD]mühim: önemli
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]netice-i san’at: san’atın neticesi, ürünü
[/TD]
[TD]nezaret: gözetim
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nur: aydınlık
[/TD]
[TD]semere: meyve, netice
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sevk etmek: yönlendirmek
[/TD]
[TD]sür’at: hız
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırr-ı ihlâs: ihlas sırrı
[/TD]
[TD]sırr-ı ittihad: birlik içinde saklı olan sır
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırr-ı uhuvvet: kardeşlik sırrı
[/TD]
[TD]taksim-i a’mâl: iş bölümü
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesanüd: dayanışma
[/TD]
[TD]tezahür eden: ortaya çıkan, görünen
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşrikü’l-mesâi: birlikte çalışma, işbirliği yapma
[/TD]
[TD]umum: bütün
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaki olan: meydana gelen
[/TD]
[TD]vüs’at-i rahmet: rahmetin bolluğu
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yekûn: bütün, toplam
[/TD]
[TD]zayi: kayıp
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyade: çok, fazla
[/TD]
[TD]âyine: aynı
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Eylül 2011: 20:58 #796103Anonim
bir günde üç iğneye bedel üç yüz iğne düştüğünü görmüşler. Bu hadise, ehl-i dünyanın san’atkârları arasında, onları teşrik-i mesâiye sevk etmek için dillerinde destan olmuştur.
İşte, ey kardeşlerim! Madem umur-u dünyeviyede, kesif maddelerde böyle ittihad, ittifak ile neticeler, böyle azîm yekûn faydalar verir. Acaba, uhrevî ve nuranî ve tecezzî ve inkısama muhtaç olmayarak ve fazl-ı İlâhî ile herbirisinin âyinesine umum nur in’ikâs etmek ve herbiri umumun kazandığı misil sevaba mâlik olmak, ne kadar büyük bir kâr olduğunu kıyas edebilirsiniz. Bu azîm kâr, rekabetle ve ihlâssızlıkla kaçırılmaz!
İHLÂSI KIRAN İKİNCİ MÂNİ: Hubb-u cahtan gelen şöhretperestlik saikasıyla ve şan ve şeref perdesi altında teveccüh-ü âmmeyi kazanmak, nazar-ı dikkati kendine celb etmekle enâniyeti okşamak ve nefs-i emmâreye bir makam vermektir ki, en mühim bir maraz-ı ruhî olduğu gibi, “şirk-i hafî” tabir edilen riyâkârlığa, hodfuruşluğa kapı açar, ihlâsı zedeler.
Ey kardeşlerim! Kur’ân-ı Hakîmin hizmetindeki mesleğimiz hakikat ve uhuvvet olduğu ve uhuvvetin sırrı, şahsiyetini kardeşler içinde fâni edip HAŞİYE-1 onların nefislerini kendi nefsine tercih etmek olduğundan, mâbeynimizde bu nevi hubb‑u cahtan gelen rekabet tesir etmemek gerektir. Çünkü mesleğimize bütün bütün münâfidir. Madem kardeşlerin şerefi umumiyetle her ferde ait olabilir; o büyük şeref-i mânevîyi şahsî, hodfuruşâne, rekabetkârâne, cüz’î bir şerefe ve şöhrete feda etmek, Risale-i Nur şakirtlerinden yüz derece uzak olduğu ümidindeyim.
Evet, Risale-i Nur şakirtlerinin kalbi, aklı, ruhu böyle aşağı, zararlı, süflî şeylere tenezzül etmez. Fakat herkeste nefs-i emmâre bulunur. Bazı da hissiyat-ı nefsiye damarlara ilişir, bir derece hükmünü kalb, akıl ve ruhun rağmına olarak
[NOT]Haşiye-1 Evet, bahtiyar odur ki, kevser-i Kur’ânîden süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev’indeki şahsiyetini ve enâniyetini o havuz içine atıp eritendir.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
[/TD]
[TD]azîm: büyük, yüce
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bahtiyar: talihli, mutlu
[/TD]
[TD]bedel: karşılık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’î: az, küçük, ferdî
[/TD]
[TD]ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enâniyet: benlik
[/TD]
[TD]fazl-ı İlâhî: Allah’ın lütfu, ihsanı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferd: kişi, birey
[/TD]
[TD]fâni: geçici olan, ölümlü
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadise: olay
[/TD]
[TD]hakikat: doğru, gerçek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot
[/TD]
[TD]hissiyat-ı nefsiye: nefse ait duygular
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hodfuruşluk: kendini beğendirmek için uğraşmak
[/TD]
[TD]hodfuruşâne: beğenerek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hubb-u cah: makam sevgisi
[/TD]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma
[/TD]
[TD]in’ikâs: yansıma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittifak: anlaşma, birlik
[/TD]
[TD]ittihad: birlik, birleşme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesif: katı, yoğun
[/TD]
[TD]kevser-i Kur’ânî: Kur’ânî kevser; Kur’ân’a ait hayırlar, güzellikler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mani: engel
[/TD]
[TD]maraz-ı ruhî: ruh hastalığı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misil: benzer
[/TD]
[TD]mâbeyn: ara, iki şeyin arası
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâlik olmak: sahip olmak
[/TD]
[TD]münâfi: aykırı, zıt
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar-ı dikkati celb etmek: dikkatleri çekmek
[/TD]
[TD]nefs-i emmâre: hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe ve yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu; kişinin kendisi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev’: çeşit
[/TD]
[TD]nur: aydınlık
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nuranî: nurlu, aydınlık
[/TD]
[TD]rağmına: zıddına, aksine
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rekabetkârâne: rekabet edercesine
[/TD]
[TD]riyâkâr: iki yüzlü
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saika: yönlendirme
[/TD]
[TD]süflî: alçak, âdi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabir: açıklama, yorumlama
[/TD]
[TD]tecezzî: bölünme, parçalanma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenezzül etmek: inmek, alçalmak
[/TD]
[TD]teveccüh-ü âmme: insanların ilgi göstermesi, değer vermesi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşrik-i mesâi: birlikte çalışma, işbirliği
[/TD]
[TD]uhrevî: ahirete ait
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]uhuvvet: kardeşlik
[/TD]
[TD]umum: bütün
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumiyetle: genellikle
[/TD]
[TD]umur-u dünyeviye: dünyaya ait işler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yekûn: bütün, toplam
[/TD]
[TD]şahsî: kişisel, bireysel
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şakirt: talebe
[/TD]
[TD]şeref-i mânevî: mânevî üstünlük
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şirk-i hafî: gizli şirk
[/TD]
[TD]şöhretperest: şöhret düşkünü
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Eylül 2011: 21:02 #796104Anonim
icra eder. Sizlerin kalb ve ruh ve aklınızı ittiham etmem. Risale-i Nur’un verdiği tesire binaen itimad ediyorum. Fakat nefis ve hevâ ve his ve vehim bazan aldatıyorlar. Onun için bazan şiddetli ikaz olunuyorsunuz. Bu şiddet, nefis ve hevâ ve his ve vehme bakıyor; ihtiyatlı davranınız.
Evet, eğer mesleğimiz şeyhlik olsaydı, makam bir olurdu veyahut mahdut makamlar bulunurdu. O makama müteaddit istidatlar namzet olurdu. Gıptakârâne bir hodgâmlık olabilirdi. Fakat mesleğimiz uhuvvettir. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz. Uhuvvetteki makam geniştir; gıptakârâne müzâhameye medar olamaz. Olsa olsa, kardeş kardeşe muavin ve zahîr olur, hizmetini tekmil eder. Pederâne, mürşidâne mesleklerdeki gıptakârâne hırs-ı sevap ve ulüvv-ü himmet cihetiyle çok zararlı ve hatarlı neticeler vücuda geldiğine delil, ehl-i tarikatin o kadar mühim ve azîm kemâlâtları ve menfaatleri içindeki ihtilâfâtın ve rekabetin verdiği vahîm neticelerdir ki, onların o azîm, kudsî kuvvetleri bid’a rüzgârlarına karşı dayanamıyor.
ÜÇÜNCÜ MÂNİ: Korku ve tamâdır. Bu mâni diğer bir kısım mânilerle beraber Hücumât-ı Sittede tamamıyla izah edildiğinden, ona havale edip, Cenâb-ı Erhamürrâhimînden bütün Esmâ-i Hüsnâsını şefaatçi yapıp niyaz ediyoruz ki, bizleri ihlâs-ı tâmma muvaffak eylesin. Âmin.
اَللّٰهُمَّ بِحَقِّ سُورَةِ اْلاِخْلاَصِ اِجْعَلْنَا مِنْ عِبَادِكَ الْمُخْلِصِينَ الْمُخْلَصِينَ. اٰمِينَ اٰمِينَ1
سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 2

[NOT]Dipnot-1 Allahım! İhlâs Sûresinin hakkı için, bizi ihlâs sahibi olan ve ihlâsa eriştirilen kullarından eyle. Âmin, âmin.
Dipnot-2 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin.” Bakara Sûresi, 2:32[/NOT]
[TR]
[TABLE]
[TD]Cenâb-ı Erhamürrâhimîn: merhametlilerin en merhametlisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah
[/TD]
[TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın sonsuz güzellikteki isimleri
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hücumât-ı Sitte: Risale-i Nur’da yer alan ve şeytanın altı hücum ve desisesini konu edinen bir risale; Yirmi Dokuzuncu Lem’anın altıncı kısmı
[/TD]
[TD]azîm: büyük, yüce
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bid’a: dinde olmayıp sonradan dine aykırı şekilde ortaya çıkan şeyler
[/TD]
[TD]binaen: dayanarak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: taraf, yön
[/TD]
[TD]ehl-i tarikat: tarikata mensup olanlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gıptakârâne: imrendirici bir şekilde
[/TD]
[TD]hatar: tehlike
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]havale etme: yönlendirme
[/TD]
[TD]hevâ: gelip gecici arzu ve istek
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hodgâmlık: bencillik
[/TD]
[TD]hırs-ı sevap: daha çok sevap kazanma hırsı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icra etmek: yerine getirmek
[/TD]
[TD]ihlâs-ı tâm: tam ve eksiksiz ihlâs
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtilâfât: farklılıklar, ihtilaflar
[/TD]
[TD]ihtiyat: tedbir
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ikaz: uyarı
[/TD]
[TD]istidat: kabiliyet
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itimad etmek: güvenmek
[/TD]
[TD]ittiham etmek: suçlamak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izah: açıklama
[/TD]
[TD]kemâlât: mükemmel ve kusursuz özellikler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudsî: kutsal
[/TD]
[TD]mahdut: sınırlı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makam: derece, yer
[/TD]
[TD]medar: dayanak noktası, kaynak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menfaat: fayda, yarar
[/TD]
[TD]muavin: yardımcı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvaffak olmak: başarmak
[/TD]
[TD]mâni: engel
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mühim: önemli
[/TD]
[TD]mürşid: irşad eden, doğru yolu gösteren, gafletten uyandıran
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürşidâne: hak ve doğru yolu göstererek, irşad edici olarak
[/TD]
[TD]müteaddit: bir çok
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müzâhame: bir noktada izdiham meydana getirme ve ferdlerin birbirine sıkıntı vermesi
[/TD]
[TD]namzet: aday
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefis: hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe ve yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu
[/TD]
[TD]netice: son, sonuç
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]niyaz etmek: yalvarıp yakarmak
[/TD]
[TD]peder: baba
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]pederâne: babaya yakışır şekilde
[/TD]
[TD]tamâ: hırs, aç gözlülük
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekmil etmek: tamamlamak
[/TD]
[TD]uhuvvet: kardeşlik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulüvv-ü himmet: yüksek gayret sahibi olma
[/TD]
[TD]vahîm: ağır, dehşet verici
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vehim: kuruntu, varsayım
[/TD]
[TD]zahîr: yardımcı, destek veren
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âmin: Allahım kabul eyle
[/TD]
[TD]şefaatçi: af için aracılık eden
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Eylül 2011: 21:12 #796105Anonim
Bir kısım kardeşlerime hususi bir mektupturYazıda usanan ve ibadet ayları olan Şuhur-u Selâsede sair evrâdı, beş cihetle ibadet sayılan HAŞİYE-1 Risale-i Nur yazısına tercih eden kardeşlerime iki hadis-i şerifin bir nüktesini söyleyeceğim.
BİRİNCİSİ: 1 يُوزَنُ مِدَادُ الْعُلَمَاۤءِ بِدِمَاۤءِ الشُّهَدَاۤءِ (ev kemâ kàl). Yani, “Mahşerde ulema-i hakikatin sarf ettikleri mürekkep şehidlerin kanıyla muvazene edilir, o kıymette olur.”
İKİNCİSİ: 2مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّتِى عِنْدَ فَسَادِ اُمَّتِى فَلَهُ اَجْرُ مِأَةِ شَهِيدٍ (ev kemâ kàl). Yani, “Bid’aların ve dalâletlerin istilâsı zamanında Sünnet-i Seniyyeye ve hakikat-i Kur’âniyeye temessük edip hizmet eden, yüz şehid sevabını kazanabilir.”Ey tembellik damarıyla yazıdan usanan ve ey sufîmeşrep kardeşler! Bu iki hadisin mecmuu gösterir ki, böyle zamanda hakaik-i imaniyeye ve esrar-ı Şeriat ve Sünnet-i Seniyyeye hizmet eden mübarek, hâlis kalemlerden akan siyah nur veya âb-ı hayat hükmünde olan mürekkeplerin bir dirhemi, şühedanın yüz dirhem kanı hükmünde yevm-i mahşerde size fayda verebilir. Öyleyse onu kazanmaya çalışınız.
[NOT]Haşiye-1 Bu kıymetli mektupta Üstadımızın işaret ettiği beş nevi ibadetin kendilerinden izahını talep ettik. Aldığımız izah aşağıya yazılmıştır: 1. En mühim bir mücahede olan ehl-i dalâlete karşı mânen mücahede etmektir. 2. Üstadına neşr-i hakikat cihetinde yardım suretiyle hizmet etmektir. 3. Müslümanlara iman cihetinde hizmet etmektir. 4. Kalemle ilmi tahsil etmektir. 5. Bazan bir saati bir sene ibadet hükmüne geçen tefekkürî olan ibadeti yapmaktır. Rüştü, Hüsrev, Refet
Dipnot-1 Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, 1:6; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 6:466; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2:561; Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, no: 10026.Dipnot-2 İbni Adiy, el-Kâmil fi’d-Duafâ, 2:739; el-Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 1:41; Taberânî, el-Mecmeu’l-Kebîr, 1394; Ali bin Hüsâmüddin, Müntehebâtü Kenzi’l-Ummâl, 1:100; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 7:282.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Hüsrev: (bk. bilgiler – Hüsret Altınbaşak)
[/TD]
[TD]Refet: (bk. bilgiler – Refet Barutçu)
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rüştü: (bk. bilgiler – Süleyman Rüştü Çakın)
[/TD]
[TD]Sünnet-i Seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bid’a: dinde olmayıp sonradan dine zarar verecek şekilde ortaya çıkan şey
[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dalâlet: insanları hak yoldan ayıran, inkâra yönelten akımlar
[/TD]
[TD]dirhem: eskiden kullanılan ve 3 gramlık ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i dalâlet: hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
[/TD]
[TD]esrar-ı Şeriat: İslâmiyet’in içindeki sırlar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ev kemâ kâl: veya buna benzer şekilde buyurmuşlardır
[/TD]
[TD]evrâd: okunması âdet olan dualar
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadis-i şerif: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
[/TD]
[TD]hakaik-i imaniye: iman hakikatleri
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat-i Kur’âniye: Kur’ân gerçeği
[/TD]
[TD]haşiye: dipnot
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususî: özel
[/TD]
[TD]hâlis: içten, ihlâslı, samimî
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istilâ etmek: işgal altına almak
[/TD]
[TD]izah: açıklama
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahşer: âhirette Allah tarafından yeniden diriltilen insanların toplanacağı yer
[/TD]
[TD]mecmu: bir şeyin tamamı
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvazene etmek: tartmak, dengeye getirmek
[/TD]
[TD]mânen: mânevî olarak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübarek: bereketli, hayırlı
[/TD]
[TD]mücahede: Allah yolunda cihad etme
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevi: çeşit, tür
[/TD]
[TD]neşr-i hakikat: iman hakikatlerinin yayılması, yazılı olarak insanların eline ulaştırılması
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nükte: ince ve derin anlamlı söz
[/TD]
[TD]sair: diğer
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sarf etme: harcama
[/TD]
[TD]sufîmeşrep: tasavvuf metoduyla hareket eden kişi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil
[/TD]
[TD]tahsil etmek: elde etmek, kazanmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefekkürî: düşünme ve ibret alma şeklinde
[/TD]
[TD]temessük etmek: sıkıca sarılmak
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulema-i hakikat: iman hakikatlerini araştırıp elde eden âlimler
[/TD]
[TD]yevm-i mahşer: mahşer günü
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âb-ı hayat: hayat suyu, kan
[/TD]
[TD]şuhur-u selâse: üç aylar; Recep, Şaban ve Ramazan ayları
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şüheda: şehitler
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Eylül 2011: 21:14 #796106Anonim
Eğer deseniz: “Hadiste âlim tabiri var. Bir kısmımız yalnız kâtibiz.”
Elcevap: Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim, hakikatli bir âlimi olabilir. Eğer anlamasa da, madem Risale-i Nur şakirtlerinin bir şahs-ı mânevîsi var; şüphesiz o şahs-ı mânevî bu zamanın bir âlimidir. Sizin kalemleriniz ise, o şahs-ı mânevînin parmaklarıdır. Kendi nokta-i nazarımda liyakatsiz olduğum halde, haydi, hüsn-ü zannınıza binaen bu fakire bir üstadlık ve tebaiyet noktasında bir âlim vaziyetini verdiğinizden bağlanmışsınız. Ben ümmî ve kalemsiz olduğum için, sizin kalemleriniz benim kalemim sayılır; hadiste gösterilen ecri alırsınız.
Said Nursî
[TABLE]
[TR]
[TD]binaen: dayanarak
[/TD]
[TD]ecir: sevap
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadis: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
[/TD]
[TD]hakikatli: varlıkların iç yüzünü ve hakikatini yakından bilen
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüsn-ü zan: güzel zanda bulunma
[/TD]
[TD]kâtib: el ile yazan
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]liyakat: lâyık olma
[/TD]
[TD]mühim: önemli
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nokta-i nazar: bakış açısı
[/TD]
[TD]risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabir: ifade, söz
[/TD]
[TD]tebaiyet: tâbi olma, uyma
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlim: ilim sahibi
[/TD]
[TD]ümmî: okuma-yazma bilmeyen, tahsil görmemiş
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]üstad: hoca, öğretmen
[/TD]
[TD]şahs-ı mânevî: belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şakirt: talebe, öğrenci
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.