- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
13 Eylül 2011: 19:27 #673271
Anonim
NUR TALEBELERİNİN VASIFLARI
*İhlâs kaideleriyle hareket ederler. Çünkü “vasıta-i halâs ve [URL=”http://javascript:void(0);”]vesile[/URL]-i necatın ancak ihlâs ile olacağını bilirler.”*İktisadı esas tutarlar. Çünkü “kanaat eden
[URL=”http://javascript:void(0);”]iktisat[/URL] eder, [URL=”http://javascript:void(0);”]iktisat[/URL] eden [URL=”http://javascript:void(0);”]bereket[/URL] bulur” hakikatine uyarlar.*Tamah göstermezler. “Hırs ve tamah yerine “Şüphesiz ki
[URL=”http://javascript:void(0);”]rızık[/URL] veren, [URL=”http://javascript:void(0);”]mutlak[/URL][URL=”http://javascript:void(0);”]kudret[/URL] ve kuvvet sahibi olan Allah’tır.”( Zâriyât Sûresi, 51:58.) âyet-i celilesi delâletiyle Kur’ân’a, kütüb-ü İlâhiyeye imanları tamdır.”Ayrıca;” Hırs ve tamah, za’f-ı [URL=”http://javascript:void(0);”]fakr[/URL] noktasında teveccüh-ü nâsı celbine medar riyâkârâne [URL=”http://javascript:void(0);”]vaziyet[/URL] almaya [URL=”http://javascript:void(0);”]sevk[/URL] ediyor.” hakikatini de bilirler.*Riyadan sakınırlar. Çünkü riyanın bir tasannu, gösteriş, hayrı
[URL=”http://javascript:void(0);”]şer[/URL] edeceğini ve gizli [URL=”http://javascript:void(0);”]şirk[/URL] olduğunu bilirler.*Tasannua girmezler. Çünkü “Dalkavukluk ve tasannunun, alçakça bir yalancılık.” olduğunu bilirler.
*İnsanların hürmet ve ikramlarını arzu etmezler. Çünkü bu zamanda verilen hürmet ve ikramların çok pahalı olduğunu bilirler. Hem Üstadlarının;” Biz, insanların hürmet ve ihtiramından ve şahsımıza ait hüsn-ü
[URL=”http://javascript:void(0);”]zan[/URL] ve ikram ve tahsinlerinden mesleğimiz itibarıyla cidden kaçıyoruz.” dersini bilirler ve [URL=”http://javascript:void(0);”]tatbik[/URL] ederler.*Şan şöhret peşinde koşmazlar. “Hususan
[URL=”http://javascript:void(0);”]acip[/URL] bir riyakârlık olan şöhretperestlik ve câzibedar bir hodfuruşluk olan tarihlere şâşaalı geçmek ve insanlara iyi görünmek ise, Nurun bir esası ve mesleği olan ihlâsa zıt ve münafi” olduğunu bilirler. Üstadları gibi,”Onu arzulamak değil, bilâkis şahsımız itibarıyla ondan ürküyoruz “derler.*Enaniyeti büyük tehlikelerden biri olarak bilirler. Çünkü bu asrın enaniyet asrı olduğunu bilirler ve ondan yılandan, akrepten kaçar gibi kaçarlar.
*Tevazu ve
[URL=”http://javascript:void(0);”]mahviyet[/URL] sahibidirler. Meslekleri gereği ehl-i imana karşı [URL=”http://javascript:void(0);”]tevazu[/URL] ve [URL=”http://javascript:void(0);”]mahviyet[/URL] gösterirler. Ancak;” Evet, bu zamanda dinsizlik hesabına, benlikleri firavunlaşmış derecede ve imana ve Risale-i Nur’a hücumları zamanında onlara karşı tedafü vaziyetimizde [URL=”http://javascript:void(0);”]tevazu[/URL] ve [URL=”http://javascript:void(0);”]mahviyet[/URL] göstermek büyük bir cinayet ve hıyanettir. Ve o [URL=”http://javascript:void(0);”]tevazu[/URL], tezellül hükmünde bir ahlâk-ı rezile olur.” şecaatine de azami olarak dikkat ederler.*Dine hizmet ettim diye gururlanmazlar. Çünkü “Sen, ey riyakâr nefsim! “Dine hizmet ettim” diye gururlanma.” Muhakkak ki Allah, bu dini fâcir adamla da
[URL=”http://javascript:void(0);”]teyid[/URL] ve [URL=”http://javascript:void(0);”]takviye[/URL] eder.” (Buhari, Cihad: 182,) hadisindeki emri bilir ve gurura girmekten korkarlar.*Tezellüle girmeden hizmet ederler. “Kur’ân’ın tilmizi ise, mütevazi, heyyin, yani âsan ve leyyin, yani yumuşaktır. Fakat, Fâtırının gayrına, daire-i izni haricinde tezellüle tenezzül etmez.” Ve “Asıl mü’min hakkıyla hürdür. Sâni-i Âleme
[URL=”http://javascript:void(0);”]abd[/URL] ve hizmetkâr olan, halka tezellüle tenezzül etmemek gerektir.” prensiplerine sadakatle bağlıdır.*Uhuvvetkârâne tesanüd eder ve kardeşlerini
[URL=”http://javascript:void(0);”]tenkit[/URL] etmezler. Üstadın “Sakın birbirinize [URL=”http://javascript:void(0);”]tenkit[/URL] kapısını açmayınız. Tenkit edilecek şeyler kardeşlerinizden hariç dairelerde çok var.” düsturuna uyarlar*Tesanüdü en önemli bağ bilir ve muhafaza etmeye çalışırlar. Ancak;” “Lâkin ittihad, cehl ile olmaz. İttihad, imtizac-ı efkârdır. İmtizâc-ı efkâr, mârifetin şua-ı elektrikiyle olur.” düsturu ile cehaletin kalkmasına ve ittihadın sağlanmasına azami
[URL=”http://javascript:void(0);”]gayret[/URL] ederler.*Birbirlerine ihlâsla
[URL=”http://javascript:void(0);”]muhabbet[/URL] beslerler. İhlâsı kazanmanın çok mühim olduğunu ve bir [URL=”http://javascript:void(0);”]zerre[/URL] ihlâslı amelin batmanlarla halis olmayana [URL=”http://javascript:void(0);”]tercih[/URL] edileceğini bilirler. İhlâsı kazanmak için sadece Allah rızası için çalışılacağını ve [URL=”http://javascript:void(0);”]emr[/URL]-i İlâhi ile hareket [URL=”http://javascript:void(0);”]edip[/URL] neticesinin ise rıza-i [URL=”http://javascript:void(0);”]Hak[/URL] olduğuna inanırlar.* İman hizmetinde korku duygusu taşımazlar. Üstadın” Hem gizli düşmanlar bu zayıf damarımızdan istifadeye çalışmışlar ve çalışıyorlar. Nasıl ki korku ve tamah ve şan ve şeref cihetinde çalışıyorlar. Çünkü insanın en zayıf damarı olan “korku” cihetinde bir halt edemediler, idamlarına beş para vermediğimizi anladılar.”sözlerini kendilerine
[URL=”http://javascript:void(0);”]rehber[/URL] ederler.* İnsanî zaafların iman hizmetine
[URL=”http://javascript:void(0);”]mani[/URL] olmasına fırsat vermezler. Bu cihetle hastalık damarından gelen zaruretten, derd-i [URL=”http://javascript:void(0);”]maişet[/URL] cihetinden gelen gerekçelerden, şanüşeref noktasından asırlara nam salma hastalığından ve manevi makamlara sahip olma arzularından ve zaaflarından imana hizmet için kaçınırlar.* Risale-i Nur’a perde olmaktan azami olarak kaçınırlar. Risale-i Nurların Kur’an’ın malı olduğunu, kendilerinin sadece o Nurun kusurlu bir hadimi ve dellâlı olduklarını bilirler.
* Kendi nefsini
[URL=”http://javascript:void(0);”]ittiham[/URL][URL=”http://javascript:void(0);”]edip[/URL], kardeşlerine taraftar olurlar. Hakperestlik ve [URL=”http://javascript:void(0);”]insaf[/URL] düsturuna riayet ederek, hak muhalifin elinde de olsa ona taraftar olurlar ve kendi haklı da çıksa ondan hoşlanmaz ve sevinmezler. Hakkın hatırı için nefsin hatırını kırarlar.* Kendileri haklı da olsa, kardeşlerini
[URL=”http://javascript:void(0);”]tenkit[/URL] etmezler. İnsanın hatadan halî olamayacağını, [URL=”http://javascript:void(0);”]tevbe[/URL] kapısının açık olduğunu, nefis ve şeytanın onları kardeşlerine karşı itiraza haklı da olsa [URL=”http://javascript:void(0);”]sevk[/URL] etmesine fırsat vermezler. Böyle bir durumda,” Biz, değil böyle cüz’î hukukumuzu, belki hayatımızı ve haysiyetimizi ve dünyevî saadetimizi Risale-i Nur’un en kuvvetli rabıtası olan tesanüde feda etmeye mükellefiz.” derler ve nefislerini sustururlarHizmetteki sıkıntılara tahammül ve sabır gösterirler. Çünkü bu ağır şartlar altında her bir saati yirmi saat ibadet hükmünde ve o yirmi saat ise Kur’ân ve iman hizmetindeki mücahede-i maneviye hasiyetiyle yüz saat kadar
[URL=”http://javascript:void(0);”]kıymettar[/URL] kabul ederler ve meşakkatli sıkıntılara sabır ve tahammül gösterirler.* Her türlü meşguliyet ve zarara rağmen hizmetten geri durmazlar. Risale-i Nur’un hizmet ettiği hakaik-i imaniyenin her şeyin fevkinde olduğunu kabul ederler ve bu zamanda her şeyden ziyade onlara ihtiyaç olduğuna inanırlar. Bu nedenle “Dünyanın en mühim meşgaleleri, belki büyük zararları, onların hakaik-i imaniyeye olan ihtiyaçlarını susturmuyor” bilirler.
* Güzel görüp güzel düşünürler. Çünkü” Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen güzel rüya görür. Güzel rüya gören hayatından lezzet alır.” hayatlarında pozitif bir davranıştır.
*Müsbet hareket ederler. Çünkü “Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler âsâyişi muhafazayı
[URL=”http://javascript:void(0);”]netice[/URL] veren müsbet iman hizmeti içinde herbir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz.” derler ve sabrederler. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.