• Bu konu 4 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
  • Yazar
    Yazılar
  • #674039
    Anonim

      Değerli dostlarımız bu dersimizde günümüzde yaşanılan gerek terör gerek ise deprem gibi meseleler ile alakalı Ustad Bediüzzaman r.a. hazretlerinin meseleye yaklaşımında bizlere önemli ipuçları verdiği bu ayetin sırrını beraber anlamaya çalışacağız.

      [NOT]Bir belâ, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar. (Enfal Süresi 25)

      Sözler – Ondördüncü Sözün Zeyli[/NOT]

      #799041
      Anonim

        yakar yaktığı zamanda tabikide kül eder………hocam……..yakmakla kalmaz sadece……..

        #799125
        Anonim

          Madem bu zelzele musibeti, hataların neticesi ve keffaret-üz zünubdur. Masumların ve hatasızların o musibet içinde yanması nedendir? Adaletullah nasıl müsaade eder?
          Yine manevi canibden elcevab: Bu mes’ele sırr-ı kadere taalluk ettiği için, Risale-i Kader’e havale edip yalnız burada bu kadar denildi: (1)
          Yani: “Bir bela, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar.”
          Şu ayetin sırrı şudur ki: Bu dünya bir meydan-ı tecrübe ve imtihandır ve dar-ı teklif ve mücahededir. İmtihan ve teklif iktiza ederler ki, hakikatlar perdeli kalıp, ta müsabaka ve mücahede ile Ebubekirler a’la-yı illiyyine çıksınlar ve Ebucehiller esfel-i safiline girsinler. Eğer masumlar böyle musibetlerde sağlam kalsaydılar, Ebucehiller aynen Ebubekirler gibi teslim olup, mücahede ile manevi terakki kapısı kapanacaktı ve sırr-ı teklif bozulacaktı.

          Lügatler
          [TABLE]
          [TR]
          [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] A’lâ-yı illiyyîn :yücelerin en yücesi
          Âdaletullah :Allah’ın adaleti
          Âyet : Kur’ân’ın her bir cümlesi, işaret, kimsenin inkâr edemeyeceği açık delil
          Aynen :aslı, kendisi
          Bela :âfet, sıkıntı, musibet, imtihan
          Cânib :taraf, yön
          Dar-ı teklif ve mücahede:sorumluluk ve mücadele yeri
          Ebû Cehil :cehaletin babası
          Elcevab :cevap şu ki
          Esfel-i safilin :Allah katında aşağıların en aşağısı
          Hakikat: gerçek, doğru, bir şeyin gerçek mahiyeti
          Havale :ısmarlama, işi veya şeyi başkasına bırakma
          İktiza: gerektirme
          İmtihan :denemek, tecrübe etmek, sınamak
          Keffaret-üz zünûb :günahların keffareti, telafisi
          Mahsus :hususi, ayrılmış, tayin edilmiş, özel
          Manevî :manaya ait, ruhani
          Masum :suçu olmayan, suçsuz

          [/TD]
          [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Meydan-ı tecrübe ve imtihan:deneme ve imtihan meydanı
          Musibet :bela, felaket, afet, dert
          Mücahede :nefisle mücadele, cihat
          Müsaade :izin, elverişli bulunma
          Müsabaka :yarışma
          Netice :sonuç, son, gaye, semere, hülâsa, özet
          Risale-i Kader :Kader Risalesi=26. Söz
          Sır :herkesin bilmediği gizli hakikat
          Sırr-ı kader :kader sırrı
          Sırr-ı teklif : kulluk sırrı, insanların Allah tarafından görevlendirilerek dünyaya gönderilmesinin anlamı
          Taalluk :bağlılık, münasebet, alakalı olmak
          Teklif :görev yükleme
          Terakki :ilerlemek, yükselmek,artmak
          Teslim :kabul etmek, doğru ve haklı bulmak, bir emaneti vermek, hükmü altına girmek
          Vakit :zaman, saat, çağ, mevsim
          Zâlim :zulmeden, haksızlık eden
          Zelzele :deprem

          [/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #799162
          Anonim

            Bunun cevabı, bu dünyanın tecrübe ve imtihan yeri olması sırrında yatmaktadır. Yani eğer musibet geldiği vakit sadece zalimler ve günahkarlara isabet etse, masumlar ve günahsızlar bu musibetlerden korunsalar o zaman imtihan sırrına zıt bir durum ortaya çıkardı.

            #799228
            Anonim

              Adil ve Rahim, Kadir ve Hakim, neden hususi hatalara hususi ceza vermeyip, koca bir unsuru musallat eder. Bu hal cemal-i rahmetine ve şümul-ü kudretine nasıl muvafık düşer?
              Elcevab: Kadir-i Zülcelâl, her bir unsura çok vazifeler vermiş ve her bir vazifede çok neticeler verdiriyor. Bir unsurun bir tek vazifesinde, bir tek neticesi çirkin ve şer ve musibet olsa da, sair güzel neticeler, bu neticeyi de güzel hükmüne getirir. Eğer bu tek çirkin netice vücuda gelmemek için, insana karşı hiddete gelmiş o unsur, o vazifeden men edilse; o vakit o güzel neticeler adedince hayırlar terk edilir ve lüzumlu bir hayrı yapmamak, şer olması haysiyetiyle, o hayırlar adedince şerler yapılır. Ta bir tek şer gelmesin gibi; gayet çirkin ve hilaf-ı hikmet ve hilaf-ı hakikat bir kusurdur. Kudret ve hikmet ve hakikat kusurdan münezzehtirler.
              Madem bir kısım hatalar, unsurları ve arzı hiddete getirecek derecede bir şümullü isyandır ve çok mahlûkatın hukukuna bir tahkirli tecavüzdür. Elbette o cinayetin fevkalade çirkinliğini göstermek için, koca bir unsura, külli vazifesi içinde “Onları terbiye et” diye emir verilmesi ayn-ı hikmettir ve adalettir ve mazlumlara ayn-ı rahmettir.

              Lügatler
              [TABLE]
              [TR]
              [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Adalet :zulüm etmemek, hak sahibine hakkını vermek, haksızları terbiye etmek
              Aded :sayı, tane, miktar
              Âdil : adaletle iş gören, sonsuz adalet sahibi Allah
              Arz : yeryüzü,dünya
              Ayn-ı hikmet :hikmetin ta kendisi
              Ayn-ı rahmet :adaletin ta kendisi
              Cemal-i rahmet : Allah’ın rahmetinin güzelliği
              Cinayet :birisine dokunan ve cezayı icap ettirecek suç işlemek
              Elbette :kat’i, kesin, muhakkak
              Elcevap :cevap şu ki
              Emir :iş, husus, şey, hadise, madde, buyruk, talimat, kural
              Fevkalade : adetin üstünde, yüksek bir şekilde
              Gayet :çok, pek çok
              Hakikat: gerçek, doğru, bir şeyin gerçek mahiyeti
              Hakîm :iş ve emirleri hikmetli ve yanlışsız olan(Allah)
              Hal :durum, vaziyet
              Hayır :iyilik, güzellik
              Haysiyet : itibar, değer, kıymet
              Hiddet :öfke, kızgınlık, hışım
              Hikmet :Herkesin bilmediği gizli sebeb, gizli sır, sebeb, fayda, gaye, her şeyin belirli gayelere yönelik olarak, manalı, faydalı ve tam yerli yerinde olması ve yaratılması
              Hilâf-ı hakikat :gerçeğe aykırı
              Hilâf-ı hikmet : yaratılıştaki hikmete, İlâhî gayeye zıt
              Hukuk :haklar, kurallar, esaslar
              Hususi :özel, bir şeye ait olan
              Hükmüne :onun yerine, onun gibi olarak
              İsyan : İtaatsizlik. Emre karşı gelmek. Ayaklanmak.

              [/TD]
              [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Kadîr : her şeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi(Allah)
              Kadîr-i Zülcelâl :her türlü eksiklikten yüce, kuvvet ve kudreti herşeyi kuşatan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah
              Kısım :parça, bölüm
              Kudret : güç, kuvvet, iktidar
              Kusur :noksanlık, eksiklik, acizlik, tedbirsizlik
              Küllî :bütüne ait, tamamen, geniş, kapsamlı
              Lüzum :gereklilik, lazım olmak
              Mahlûkat :yaratılmışlar, yaratıklar
              Mazlum :zulüm görmüş, sakin, sessiz
              Men edilmek :engellenmek, yasak edilmek, durdurulmak
              Musallat :rahatsız eden, sataşan
              Musibet :bela, felaket, afet, dert
              Muvafık :uygun,yerinde, denk
              Münezzeh :pak, kusur ve noksanlıklardan uzak
              Netice :sonuç, son, gaye, semere, hülâsa, özet
              Rahîm :rahmet edici, merhamet eden, rahmeti herşeyi kuşatan sonsuz merhamet sahibi(Allah)
              Sair :diğeri, başkası, gerisi, kalanı
              Şer :kötü,kötülük, fenalık, Allah’a isyan
              Şümul : kapsama, kuşatma
              Şümûl-ü kudret :kudretin her şeyi kapsaması
              Tahkir :hakir görme, küçümseme, alçaltma
              Tecavüz :haddini aşmak, zorlamak, söz veya hareketle ileri gitmek
              Terbiye : belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma
              Terk :bırakmak, salıvermek, vazgeçmek
              Unsur :madde, parça, tam olan şeyin parçaları
              Vakit :zaman, saat, çağ, mevsim
              Vazife :bir kimsenin yapmaya mecbur olduğu iş, görev
              Vücud: beden, varlık, var olmak

              [/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]


              #799263
              Anonim

                @tebliğ 270046 wrote:

                Bunun cevabı, bu dünyanın tecrübe ve imtihan yeri olması sırrında yatmaktadır. Yani eğer musibet geldiği vakit sadece zalimler ve günahkarlara isabet etse, masumlar ve günahsızlar bu musibetlerden korunsalar o zaman imtihan sırrına zıt bir durum ortaya çıkardı.

                Bu meseleyi çok iyi analiz etmek gerekiyor. Ve şuurumuza mabeynimize tabiri caiz ise kazımalıyız. Burada temelde iki başlık var;

                Birincisi bela ve musibetler ceza değil birer uyarı olduğudur.

                İkincisi ise bela ve musibetlerin günah işlenildiği için verilmediğidir.

                Birincisinde eğer ceza olsa bu azim hata böyle ufak bir ceza ile adalet edilemeyeceğidir, öyle ise birer ceza değil birer uyarıdır. Allahu teala sonsuz şefkat ve merhameti ile kuluna bir uyarı veriyor: içinde bulunduğunuz hatadan ve günahda ısrardan vazgeçiniz ve bana itaate dönünüz denilebilinir.

                İkincisinde ise eğer günahlar işlenildiği için olsaydı, bütün insanlık bu bela ve musibetlerden nasiplenecekti. Diğer kavimlerin helakları dahi günah işlenildiği için değildi. Bu bela ve musibetler günahda ısrar edildiği için gelmekte denilebilinir. Çünkü insan kusurludur ve nefsi hasebiyle günaha meyillidir. Ama tevbe istiğfar ile bu günahın affını ister..

                Günümüzde meydana gelen Van Depremini düşünecek olursak; bu insanımız neden bu afete tücar olduğunu bu bakış ile yeniden tahlil etmeliyiz.

                Hem Vanlı hem kürt hem de hatırı sayılır bir ticarette bulunana birinin şu sözleri çok manidar: Van da şehirde bulunanların yüzde ellisi terörü içinde ya da uzaktan desteklemekte ve meşru görmekte itirafında bulunuyor. Ve öyle bir hal var ki o bölgede devletten söz etmek namümkün.. İslamdan ve imandan uzaklaşmış bir millet ve vatanına böyle vahşiane bir tavır alan bir halk elbette Allahın gazabını celbedecek bir hal içinde olduğunu düşündürmüyor mu?

                Çözüm Allahı tanımada ve Allaha itaattedir.

                Evet, Allah’ı tanımayanın, dünya dolusu belâ başında vardır. Allah’ı tanıyanın dünyası nurla ve mânevî sürurla doludur; derecesine göre, iman kuvvetiyle hisseder. Bu imandan gelen mânevî sürur ve şifa ve lezzet altında, cüz’î maddî hastalıkların elemi erir, ezilir. Lemalar | Yirmi Beşinci Lem´a

              6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.