• Bu konu 1 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #674831
    Anonim

      MESNEVİ-İ NURİYE DERSLERİ 4.2.REŞHALAR(DEVAMI)
      BİRİNCİ REŞHA(DEVAMI)
      [TABLE]
      [TR]
      [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] O zât (a.s.m.) öyle bir kutup ve nokta-i merkeziyedir ki, onun halka-i zikrinde bulunan bütün enbiyâ-i ahyâr, ebrâr-ı sâdıkîn onun gelmesine müttefik ve kelâm-ı nutkuyla nâtıktırlar. Ve öyle bir şecere-i nuraniyedir ki, damar ve kökleri, enbiyânın esasat-ı semâviyesidir. Dal ve budakları, evliyânın maarif-i ilhamiyesidir.

      Bu itibarla, herhangi bir dâvâyı iddia etmiş ise, bütün enbiyâ mu’cizelerine istinaden ve bütün evliyâ kerametlerine müsteniden ona şehadet etmişlerdir. Evet, bütün dâvâlarının tasdiklerini iş’âr eden, bütün kâmillerin hâtem ve mühürleri vardır. Ezcümle:

      O zâtın (a.s.m.) dâvâlarından biri tevhiddir. Bu dâvâyı tasrih ve ifade eden Lâ ilâhe illâllah kelime-i mübârekesidir. O zâtın halka-i din ve zikrine giren bütün geçmiş ve gelecek insanlar o kelime-i mukaddeseyi rükn-i iman ve vird-i zeban etmişlerdir. Demek, o dâvânın hak ve hakikat olduğuna kanaat ve itmi’nan ve iz’anları hâsıl olmuş ki, zaman ve mekâna şâmil bir tarzda, o kelime-i mübâreke, meşrepleri, meslekleri, an’aneleri mütehalif, mütebayin insanların ağızlarında Mevlevîler gibi semâvî deveran ve cevelân ediyor.

      Binaenaleyh, gayr-ı mütenahî şahitlerin tasdikiyle hak ve hakkaniyeti tahakkuk eden bir dâvâya, hiçbir vehmin haddi değildir ki, ona dest-i itirazı uzatabilsin!

      [/TD]
      [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Lügatler :
      an’ane : gelenek
      beyan etmek : açıklamak, izah etmek
      binaenaleyh : bundan dolayı
      câmi : kapsamlı
      cevelân etmek : dolaşmak, gezmek
      dâvâ : iddia
      dest-i itiraz : itiraz eli
      deveran etmek : dönüp dolaşmak
      ebrâr-ı sâdıkîn : sâdık, iyi kullar
      enbiyâ : nebiler, peygamberler
      enbiyâ-i ahyâr : seçkin peygamberler
      esasat : esaslar, prensipler
      esasat-ı semâviye : vahiyle yoluyla gelmiş olan esaslar
      evliyâ : veliler, Allah’ın sevgili kulları
      ezcümle : meselâ, örneğin
      gayr-ı mütenahî : sınırsız, sonsuz
      hak : doğru, gerçek
      hakikat : doğru gerçek
      hakkaniyet : doğruluk, gerçekçilik
      halka-i din ve zikir : İslâm dininin esaslarının ortaya konulduğu ve zikirlerin yapıldığı halka
      halka-i zikir : zikir halkası
      hâsıl olmak : meydana gelmek
      istinaden : dayanarak
      iş’âr eden : bildiren
      itmi’nan : inanma, tatmin olma
      iz’an : kesin şekilde kavrama
      kâmil : kemâl ve fazilet sahibi, olgun
      kanaat : inanma, razı olma
      kelâm-ı nutk : mantıklı söz
      kelime-i mukaddese : mukaddes söz, ifade
      kelime-i mübâreke : mübarek kelime
      keramet : Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görünen olağanüstü hal ve fiil
      kutup : mânevî açıdan merkez konumunda bulunan
      Lâ ilâhe illâllah : “Allah’tan başka ilâh yoktur”
      maarif-i ilhamiye : ilhamla kalbe gelen bilgiler
      meşrep : hareket tarzı, metod
      Mevlevî : Mevlevîlik tarikatına mensup kimse
      mu’cize : Allah tarafından verilip, yalnız peygamberlerin gösterebilecekleri olağanüstü şey
      müstenid : dayanan, dayanmış
      mütebayin : ayrı ayrı
      mütehalif : aykırı, zıt
      müttefik : ittifak etmiş, birleşmiş
      nâtık : konuşan
      nokta-i merkeziye : merkezî nokta
      reis : başkan
      rükn-i iman : imanın temel esası
      semâvî : gökyüzünde dönen yıldızlar gibi; mevlevîlerin döndüğü gibi
      şâmil : kapsayıcı
      şecere-i nuraniye : nurlu ağaç
      şehadet etmek : şahitlik etmek
      şems-i risalet : peygamberlik güne-şi
      tahakkuk eden : gerçekleşen, kesinleşen
      tasdik : doğrulama, onay
      tasrih : açık şekilde bildirme
      tenvir etmek : aydınlatmak, ışıklandırmak
      terbiye : belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma
      tevhid : birleme; her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunu ilân etme
      tezkiye : iyi ve doğru olduğuna şa-hitlik etme
      vehm : kuruntu, zan
      vird-i zeban etme : sürekli olarak tekrarlama, dilden düşürmeme
      zât : Hz. Muhammed (a.s.m.)


      [/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #800048
      Anonim

        OTUZ ÜÇÜNCÜ SÖZ OTUZ ÜÇ PENCEREDİR
        DÖRDÜNCÜ PENCERE
        [TABLE]
        [TR]
        [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] İstidad lisanıyla bütün tohumlar tarafından ve ihtiyac-ı fıtri lisanıyla bütün hayvanlar tarafından ve lisan-ı ızdırari ile bütün muztarlar tarafından edilen duaların makbuliyetidir.
        İşte bu nihayetsiz duaların bilmüşahede kabul ve icabeti, herbiri vücuba ve vahdete şehadet ve işaret ettikleri gibi, mecmuu büyük bir mikyasta bilbedahe bir Halık-ı Rahim ve Kerim ve Mücib’e delalet eder ve baktırır.

        [/TD]
        [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Lügatler
        Bilbedahe :açık olarak, aşikar
        Bilmüşahede :görerek, görmek suretiyle
        Delâlet : delil olmak, işaret etmek
        Dua :yalvarma, yakarma, isteme
        Hâlık-ı Rahim :merhametli yaratıcı
        İcabet :kabul etmek, kabul olmak
        İhtiyac-ı fıtri :yaratılıştan gelen doğal ihtiyaç
        İstidat :potansiyel kabiliyet, yetenek, akıllılık, anlayışlılık
        Kerim :şerefli, izzetli, ihsan ve inayet sahibi
        Lisan :dil, lehçe
        Lisan-ı ızdırari :çaresizlik ve mecburiyet dili
        Makbuliyet :kabul edilmiş olma
        Mecmu :bütün, hepsi, topluca, yığılmış, bir araya getirilmiş
        Mikyas :ölçü aleti, ölçek, ölçü
        Muztar :zorlanmış, mecbur kalmış, çaresiz kalmış
        Mücîb : bütün dualara cevap veren Allah
        Nihayetsiz: sonsuz
        Şehadet : şahitlik, tanıklık
        Vahdet: birlik
        Vücub :gerekli olmak, vacip olmak

        [/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #800050
        Anonim

          Hz. Enes (Radiyallahu Anh) anlatıyor: Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vessellem) buyurdu ki:

          “Âdemoğlu için iki vadi dolusu mal olsaydı, mutlaka bir üçüncüyü isterdi. Âdemoğlunun iç boşluğunu ancak toprak doldurur, ALLAH tövbe edenleri affeder.”

          (Buhari, Rikâk 10)

        3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.