• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #675807
    Anonim
      Kan Bağı ve Kan Kardeşliği
      İman Kardeşliğinin Önüne Geçemez

      Kur’an müminlere, değer/kıymet ölçüsünün ırk, kan, dil, renk değil takvâ olduğunu söyler:

      “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık.

      Muhakkak ki Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı derin bir sorumluluk bilincine sahip(muttaki) olanınızdır.

      Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.”(49/13)

      Kur’ân, aynı anne-babadan gelen insan türü arasında üstünlüğün kavim, kabile gibi ‘tanınma’ özelliklerinde değil ‘takvâ’da olduğunu vurgular.

      Muhammed Esed’e göre; “takvâ sahibi” anlamına gelen ‘muttakî’nin “Allah’tan korkan” şeklindeki alışılagelen çevirisi, bu ibarenin olumlu içeriğini yeterli biçimde yansıtmaz, yani O’nun her zaman ve her yerde hazır olduğunun farkında olmayı ve kişinin bu farkında oluşun ışığı altında kendi varlığını biçimlendirme arzusunu… Keza, “kötülükten sakınan” veya “sorumluluğu konusunda dikkatli olan” şeklindeki çeviri ise, İlahî sorumluluk bilinci kavramının sadece belirli bir yönünü yansıtır.5

      Demek ki, kavim/kabile aidiyetine, “tanışma”nın ötesinde bir anlam yüklemek, bir ayrıcalık izafe etmek ilahî mesajın özüne ters düşer. Zaten, âyetteki “li-te‘ârafû: birbirinizle tanışmanız için” ibaresi, “ma’rûf üzere birbirinizle hayırlarda yarışmanız için” şeklinde anlaşılmıştır.

      Aşağıdaki âyet; bir mümin için hiçbir şeyin Allah ve Rasûlü’nden ve O’nun yolundaki bir çabadan daha sevimli, daha değerli, daha anlamlı olamayacağını beyan buyurur.

      “De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resûlü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın (azap) emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.” (9/24)

      Eğer, kendilerine karşı ciddi zaaf taşıdığımız yakın akraba, aşiret/ırk, kardeş, eş, ana-baba, ticaret, mal-mülk gibi şeyler uğruna gösterdiğimiz çabalar -hâşâ- Allah’tan, Rasûlünden ve Allah yolunda cehd etmekten bize daha sevimli gelmeye başlamışsa, -Allah korusun- bizler Sırât-ı Müstakim’den çıkmışız demektir; bu durumda da Allah’ın azabını hak etmemiz kaçınılmaz olur.

      Kısaca; Kur’ân îman-amel-takvâ esasının dışında bir değer ölçüsü tanımaz. Allah’ın seçtiği kullar olan peygamberlerden bazılarının iman etmeyen eş, ana-baba ya da çocuklarının “aile”den sayılmamaları ve bu kutlu elçiler isteseler de onlara bir faydalarının dokunmaması ibretâmizdir:

      “Allah, inkârcılara, Nuh’un karısı ile Lût’un karısını misal verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki sâlih kişinin nikâhları altında iken onlara hainlik ettiler.

      Kocaları Allah’tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara: ‘Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!’ denildi.”(66/10)

      “Nuh Rabbine dua edip dedi ki: “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vâdin ise elbette haktır. Sen hakimler hakimisin.”

      “Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.

      “Nuh dedi ki: Ey Rabbim! Ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, ben ziyana uğrayanlardan olurum!”(11/45-47)

      “Hani İbrahim babası Azer’e: “Sen putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu, ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum.” demişti.” (6/74)

      “İbrahim’in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden dolayı idi. Ne var ki, onun Allah’ın düşmanı olduğu kendisine belli olunca, ondan uzaklaştı.” (9/114)

      Dolayısıyla, müminler açısından din kardeşi olmayan gerçekte “kardeş”/“eş”/“velî” olamaz.

      Bütün peygamberler, çağrılarına uyanlarla yeni bir ‘kardeşlik hukuku’ inşa ederek işe başladılar.

      Kur’ân’da, “….. kavmine kardeşleri …..’i gönderdik…”(örnek: 11/50,61,84,) kalıbıyla kıssaları sıkça tekrar edilen Nûh, Hûd, Salih, Lût, Şuayb… peygamberler, kan kardeşleri olan bir toplumu uyarmakla görevlendirilmişler; ama, yeni bir temel yani iman esası üzerine yeni bir kardeşlik bilinci tesis etmeye başladıkları andan itibaren bizzat kan kardeşleri ve akrabaları tarafından dışlanmış, taşlanmış, haksızlığa uğratılmış, yurtlarından sürülmüş ve hatta şehid edilmişlerdir.

      #801728
      Anonim

        İzzet ve şeref sahibi olan İslâm Milleti’nin oluşumunda iman kardeşliği esastır… İzzetin kendilerine aid olduğu muvahhid mü’minler, İslâm kardeşliklerini, kan ve soy bağı üzere değil, iman ve Tevhid bağı üzere kurmuşlardır!..

        Bu hususta en güzel örnek Ashabın kardeşlik hukukunu gösterebiliriz..

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.