- Bu konu 6 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
20 Şubat 2012: 07:36 #676333
Anonim
Mu’cize-i Kübradan birkaç katreyi tazammun eden On Dördüncü Reşha
BİRİNCİ KATRE: Nübüvvet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) ispat eden deliller ne tâdât ve ne tahdit edilemez. Ehl-i tahkik ve yüksek insanlarca, beyanları hakkında yapılan tasnifler pek çoktur. Acz ve kusurum ile Şuâat adlı eserimde o şemsin bazı şuâları beyan edildiği gibi, Lemeat adlı ikinci bir eserimde Kur’ân’ın i’câz dereceleri, kırka iblâğ edilmiştir. Ve o vücuh-u i’câzdan belâgat-i nazmiyeye ait bir vecih de İşârâtü’l-İ’câz nâm eserimde beyan edilmiştir. İştihası olanlara o üç kitabı tavsiye ediyorum.İKİNCİ KATRE: Geçen derslerden anlaşıldığı üzere, Hâlık-ı Arz ve Semâvâtın, nev-i beşerin ıslâh ve terbiyesi için inzâl ettiği Kur’ân’ın pek çok vazife ve makamları vardır.
Evet, Kur’ân kâinatın bir tercüme-i ezeliyesidir. Ve kâinatın kendi lisanlarıyla okudukları âyât-ı tekviniyenin tercümanıdır. Ve şu kitab-ı âlemin tefsiri olduğu gibi, arz, semâvat sahifelerinde müstetir Esmâ-i Hüsnânın definelerini keşşaftır. Ve şu âlem-i şehadete âlem-i gaybdan bir lisandır. Ve âlem-i İslâmın güneşi olduğu gibi, âlem-i âhiretin de haritasıdır. Ve Cenâb-ı Hakkın zâtına, sıfâtına, esmâsına,
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
[/TD]
[TD]Hâlık-ı Arz ve Semâvât: gökleri ve yeri yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Lemeat: parıltılar; 1921 yılında Telif edilen ve bazı Nur risalelerinin özetleri hükmünde olan bir eserdir, Sözler’in sonuna konulmuştur[/TD]
[TD]Nübüvvet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
[TD]arz: yer, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]belâgat-i nazmiye: dizilişe ait belâgat; şiirin düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi[/TD]
[TD]beyan: açıklama, izah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]define: hazine[/TD]
[TD]delil: kanıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i tahkik: gerçeği araştıran ve delilleriyle bilen âlimler[/TD]
[TD]eser: emek sonucu ortaya konan ürün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esmâ-i hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri[/TD]
[TD]iblâğ edilmek: belli bir seviyeye ulaştırılmak, çıkarılmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inzâl etme: indirme, Peygambere (a.s.m.) gönderme[/TD]
[TD]ispat: kanıt göstererek birşeyin gerçek yönünü ortaya çıkarma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştah: istek, arzu[/TD]
[TD]i’câz: mu’cize oluş, bir benzerini yapmakta başkalarını aciz bırakma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]katre: damla[/TD]
[TD]keşşaf: bilinmeyen bir şeyi keşeden, buluş yapan, ortaya çıkaran[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kitab-ı âlem: âlem kitabı, kâinat[/TD]
[TD]kâinat: evren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan: dil[/TD]
[TD]makam: derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mûcize-i kübra: büyük mu’cize; burada Kur’ân kastedilmektedir[/TD]
[TD]müstetir: gizli, örtülü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık türü[/TD]
[TD]nâm: ad, isim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]reşha: sızıntı, damla[/TD]
[TD]semâvat: gökler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıfât: nitelikler, özellikler[/TD]
[TD]tahdit: sınırlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasnif: sınıflandırma, ayırma[/TD]
[TD]tavsiye etmek: bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını öğütlemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tazammun etmek: içermek, içine almak[/TD]
[TD]tefsir: açıklama, yorum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma[/TD]
[TD]tercüman: çeviren, çevirici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tercüme-i ezeliye: ezelden gelen tercüme[/TD]
[TD]tâdât: sayma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vecih: yön, taraf[/TD]
[TD]vücuh-u i’câz: mu’cizelik yönleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zât: bir kimsenin kendisi[/TD]
[TD]âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen âlem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i âhiret: âhiret âlemi, öteki dünya[/TD]
[TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i şehadet: görünen âlem[/TD]
[TD]âyât-ı tekviniye: yaratılışa ait âyetler, deliller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İşârâtü’l-İ’câz: Kur’ân’ın mu’cizeliğine dair Üstad Bediüzzaman’ın yazdığı bir tefsir[/TD]
[TD]ıslâh: düzeltme, iyileştirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Şuâat: ışınlar, ışık hüzmeleri; Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliğinin isbatına dair bir eser olup, 1921 yılında Üstad Said Nursî tarafından telif edilmiştir[/TD]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuâ: ışın, güçlü ışık huzmesi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
20 Şubat 2012: 07:38 #802583Anonim
şuûnatına bir burhan ve bir tercümandır. Ve keza, nev-i beşerin şeriat kitabı, hikmet kitabı, dua kitabı, dâvet kitabı, ibadet kitabı, emir kitabı, zikir kitabı, fikir kitabı olmakla, zahiren bir kitap şeklinde ise de, ihtiva ettiği fünun ve ulûm cihetiyle binlerce kitap hükmündedir.ÜÇÜNCÜ KATRE: Tekrarat-ı Kur’âniyedeki i’câzın bir lem’asını beyan zımnında altı noktadan ibarettir.
Birinci nokta: Kur’ân bir zikir kitabı, bir dua kitabı, bir dâvet kitabı olduğuna nazaran, sûrelerinde vukua gelen tekrar, belâgatça ayn-ı isabet ve ayn-ı hikmettir. Çünkü, zikir ve duadan maksat sevaptır ve merhamet-i İlâhiyeyi celb etmektir. Malûmdur ki, bu gibi hususlarda fazlasıyla tekrar lâzımdır ki, o nisbette sevap kazanılsın ve merhamet celb edilsin. Hem de zikrin tekrarı kalbi tenvir eder. Duanın tekrarı bir takrirdir. Dâvet dahi, tekrarı nisbetinde tesiri, tekidi vardır.
İkinci nokta: Kur’ân bütün beşerin tabakatına hitap ve deva olduğu için, zeki-gabî, takî-şakî, zâhid-gayr-ı zâhid, bütün insan tabakaları şu hitab-ı İlâhiyeye mazhar ve bu eczâhane-i Rahmâniyeden ilâç almaya hakları vardır. Halbuki, Kur’ân’ı tamamen ve daima okumak herkese müyesser değildir. Bunun için, lüzumlu olan maksatlar, hüccetler bilhassa uzun sûrelerde tekrar edilmiştir ki, herbir sûre hemen hemen bir küçük Kur’ân hükmünde olsun ki, herkes suhuletle istediği vakit istediği sûreyi okumakla tam Kur’ân’ın sevabını kazanabilsin. Evet, 1 وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ olan âyet-i kerime bu hakikatı ispat ediyor.
[NOT]Dipnot-1 “And olsun ki düşünülmesi, anlaşılması ve ezberlenmesi için Biz Kur’ân’ı kolaylaştırdık.” Kamer Sûresi, 54:32.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]ayn-ı hikmet: hikmetin kendisi[/TD]
[TD]ayn-ı isabet: tam isabet, tam yerinde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]belâgat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi[/TD]
[TD]beyan: açıklama, izah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insan[/TD]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan: güçlü delil[/TD]
[TD]celb etmek: çekmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön[/TD]
[TD]devâ: ilâç, çare[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâvet: çağırma, çağrı[/TD]
[TD]eczâhane-i Rahmâniye: Rahmân’ın eczanesi “Kur’ân müminler için rahmet ve şifadır” [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esmâ: isimler[/TD]
[TD]fünun: fenler, bilimler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gabî: anlayışı kıt, zekâsı az[/TD]
[TD]gayr-ı zâhid: dünyanın zevk ve süslerine dalan ve kulluk görevini ihmal eden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: her bir şeyin aslı, gerçek[/TD]
[TD]hikmet: ilim, irfan; her şeyin asıl gayesini ve faydasını gösteren ilim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hitap: konuşma[/TD]
[TD]hitâb-ı İlâhiye: Allah’ın sözü, konuşması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]husus: konu, madde[/TD]
[TD]hüccet: kanıt, delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hükmünde: birşeyle aynı hükmü taşımak[/TD]
[TD]ibaret: meydana gelen, oluşan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiva etmek: içermek[/TD]
[TD]i’câz: mu’cize oluş, bir benzerini yapmakta başkalarını aciz bırakma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]katre: damla[/TD]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lem’a: parıltı[/TD]
[TD]lâzım: gerekli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lüzûm: gerek, ihtiyaç[/TD]
[TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar: erişme, nail olma; ayna[/TD]
[TD]merhamet: şefkat, rahmet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]merhamet-i İlâhiye: Allah’ın merhameti, rahmeti[/TD]
[TD]müyesser: kolaylaştırılmış, kolay gelen nasip[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazaran: bakarak, –göre[/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık türü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbet: kıyas, oran[/TD]
[TD]suhulet: kolaylık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sûre: Kur’ân-ı Kerimin ayrıldığı 114 bölümden her biri[/TD]
[TD]tabakat: tabakalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takrir: yerleştirme, sağlamlaştırma[/TD]
[TD]takî: Allah’tan korkan, emir ve yasaklarını gözeten[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekid: vurgu, sağlamlaştırma, kuvvetlendirme[/TD]
[TD]tekrarat-ı Kur’âniye: Kur’ân’daki tekrarlar; Kur’ân’da tekrar edilen bazı kıssa ve âyetler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenvir etmek: aydınlatmak, nurlandırmak[/TD]
[TD]ulûm: ilimler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vukua gelme: gerçekleşme[/TD]
[TD]zahiren: dış görünüş itibariyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zikir: Allah’ı anma[/TD]
[TD]zâhid: dünya zevklerinden ve süslerinden uzak durup ibadet ve takvâ içinde yaşayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zımnında: içinde[/TD]
[TD]âyet-i kerime: Kur’ân’ın herbir cümlesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şakî: haydut, yol kesici; mutsuz, günahkâr[/TD]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuûnat: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait mukaddes nitelikler, özellikler[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
20 Şubat 2012: 07:39 #802584Anonim
Üçüncü nokta: Cismanî ihtiyaçlar vakitlerin ihtilâflarıyla tebeddül eder, noksan ve fazlalaşır. Meselâ, havaya olan ihtiyaç her anda var. Suya olan ihtiyaç, midenin harareti zamanlarında olur. Gıdaya olan hâcet, her günde olur. Ziyaya olan ihtiyaç, alelekser haftada bir defa lâzımdır. Ve hâkezâ…Kezalik mânevî ihtiyaçlar da vakitleri muhtelif ve mütefavittir. Her anda Allah kelimesine ihtiyaç vardır. Her vakit Besmeleye, her saatte Lâ ilâhe illallâh’a ihtiyaç vardır. Ve hâkezâ…
Binaenaleyh, âyetlerin, kelimelerin tekrarı, ihtiyaçların tekrarından ileri geliyor. Ve keza, o gibi hükümlere olan ihtiyacın şiddetine işarettir.
Dördüncü nokta: Bilirsiniz ki, Kur’ân bu metin din-i azîmin esasatını ve İslâmiyetin erkânını tesis ettiği gibi, içtimâat-ı beşeriyeyi tebdil eden bir kitaptır. Mâlumdur ki, müessis olan zât, vaz ettiği esasları güzelce yerleştirmek için tekrarlara çok ihtiyacı olur. Evet, tekrar edilen şey sabit kalır, takarrur eder, unutulmaz.
Ve keza, Kur’ân beşerin muhtelif tabakalarından kalî veya hâli yapılan suallere lâzım olan cevapları veren umumî bir mürşîd-i mûcîbdir. Malûm ya, sual tekerrür ederse cevap da tekerrür eder.
Beşinci nokta: Bilirsiniz ki, Kur’ân pek büyük meselelerden bahseder. Ve kalbleri iman ve tasdike dâvet eder. Ve çok ince hakikatlerden bahis açar. Akılları, mârifete, dikkate tahrik eder. Binaenaleyh o mesâilin, o ince hakaikin, kalblerde, efkârda tesbit ve takriri için suver-i muhtelifede türlü türlü üslûplarla tekrara ihtiyaç vardır.
Altıncı nokta: Bilirsiniz ki, her âyet için bir zahir var, bir bâtın var; bir had var, bir muttala’ var. Ve herbir kıssa için çok vecihler, hükümler, faideler, maksatlar vardır. Binaenaleyh, muayyen bir âyet her yerde öbür münasip bir vecih için, bir faide için zikredilebilir. Bu itibarla, zahiren tekrar görünse bile hakikatte tekrar değildir.
[TABLE]
[TR]
[TD]Lâ ilâhe illallâh: Allah’tan başka ilâh yoktur[/TD]
[TD]alelekser: çoğunlukla, genellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bahsetmek: bir konu üzerinde söz söylemek, konuşmak[/TD]
[TD]besmele: Bismillahirrahmanirrahim’in kısaltılmış ifadesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insanoğlu[/TD]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâtın: görünmeyen taraf[/TD]
[TD]cismanî: bedenle ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]din-i azîm: büyük din[/TD]
[TD]efkâr: fikirler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]erkân: rükünler, esaslar[/TD]
[TD]esas: temel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esasat: esaslar, prensipler[/TD]
[TD]had: sınır, kapsam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakaik: hakikatler, gerçekler[/TD]
[TD]hakikat: gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hararet: ısı, sıcaklık[/TD]
[TD]hâcet: ihtiyaç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
[TD]hâlî: hâl ile[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüküm: karar[/TD]
[TD]ihtilâf: farklı farklı olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itibarla: özellikle
[/TD]
[TD]içtimaat-ı beşeriye: insanlığın toplum hayatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[TD]kezâlik: bunun gibi, böylece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâlî: sözle[/TD]
[TD]kıssa: ibretli hikâye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
[TD]mesâil: meseleler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]metin: sağlam, kuvvetli[/TD]
[TD]muayyen: belirlenmiş, kararlaştırılmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
[TD]muttala’: anlam çerçevesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânevi: mânâya ait, maddî olmayan[/TD]
[TD]mârifet: Allah’ı tanıma, bilme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müessis: tesis edici, kurucu[/TD]
[TD]münasip: uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürşid-i mucîb: sorulara cevap verip irşad eden, aydınlatıcı cevap veren[/TD]
[TD]mütefavit: çeşitli, farklı farklı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sual: soru[/TD]
[TD]suver-i muhtelife: çeşitli sûreler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahrik etmek: harekete geçirmek[/TD]
[TD]takarrur etmek: karar kılmak, sağlamca yerleşmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takrir: yerleştirme, sağlamlaştırma[/TD]
[TD]tebdil etmek: değiştirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebeddül etmek: değişmek[/TD]
[TD]tekerrür etme: tekrarlanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesbit: sağlam şekilde yerleştirme[/TD]
[TD]tesis etmek: kurmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumî: genel[/TD]
[TD]vaz etmek: koymak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vecih: yön, taraf[/TD]
[TD]zahir: açık, görünen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zahiren: dış görünüş itibariyle[/TD]
[TD]zikredilmek: anılmak, belirtilmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[TD]zât: kişi, kimse[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi[/TD]
[TD]üslûp: ifade ve söyleşi tarzı[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
20 Şubat 2012: 07:41 #802585Anonim
DÖRDÜNCÜ KATRE: Kur’ân’ın felsefî mesâil-i kevniyenin bir kısmında ihmal ile, bir kısmında ipham ile, öteki kısmında icmal ile işaret ettiği derece-i i’câzı altı nükte zımnında izah ediyoruz.Birinci nükte:
S: Niçin Kur’ân da hikmet ve felsefe gibi kâinattan bahsetmiyor?
C: Felsefe hakikattan udûl etmiş, kâinata mânâ-yı ismiyle bakarak, kâinatı kâinat hesabına istihdam ediyor. Kur’ân ise, Haktan hak ile nâzil olmuş, hakikate gidiyor. Mevcudata mânâ-yı harfiyle bakarak Hâlıkının hesabına istihdam ediyor.
S: Ulvî ve süflî ecramın mahiyetleri, şekilleri, hareketleri hakkında fennin verdiği beyanat gibi beyan lâzımken müphem bırakılmıştır.
C: Bu gibi meselelerde ipham daha mühimdir. Ve icmal daha cemîl ve güzeldir. Çünkü, Kur’ân, istitradî ve tebeî olarak; Cenâb-ı Hakkın zâtına, sıfâtına istidlâl için kâinattan bahsediyor. İstidlâlin birinci şartı, delilin neticeden daha zahir ve malûm olması lâzımdır. Eğer fencilerin iştihası gibi “Şemsin sükûnuna, arzın hareketine bakmakla Allah’ın azametini anlayınız” demiş olsaydı, delil müddeadan daha hafî olurdu. Ve insanların ekserisi, ekser zamanlarda fehmedemediklerinden inkâra zehab ederlerdi. Halbuki, irşad ve hidayet zamanlarında cumhurun derece-i fehimleri nazara alınarak ona göre söz söylemek icab eder. Maahaza, ekseriyete yapılan mürâattan, ekalliyette kalanın mahrumiyeti neş’et etmez. Çünkü onlar da istifade ediyorlar. Amma mesele mâkûse olursa, ekseriyet mahrum kalır, istifade edemez. Çünkü fehimleri kasırdır.
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
[/TD]
[TD]Hakk: doğru, gerçek. Cenâb-ı Allah’ın ismi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]arz: yer, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
[TD]bahsetmek: bir konu üzerinde söz söylemek, konuşmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama, izah[/TD]
[TD]beyanat: açıklamalar, izahlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemil: güzel[/TD]
[TD]cumhur: çoğunluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delil: kanıt[/TD]
[TD]derece-i fehim: anlayış derecesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]derece-i i’câz: mu’cizelik derecesi[/TD]
[TD]ecram: gök cisimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ekalliyet: azınlık[/TD]
[TD]ekser: çoğunluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ekseriyet: çoğunluk[/TD]
[TD]fehim: anlayış, kavrayış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fehmetmek: anlamak[/TD]
[TD]felsefî: felsefeyle ilgili, felsefeye ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fen: bilim[/TD]
[TD]fenci: bilimle uğraşan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hafî: gizli[/TD]
[TD]hakikat: asıl, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hidayet: doğru ve hak olan yol, İslâmiyet[/TD]
[TD]hikmet: eşyanın faydalarını gösteren ilim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icab: gerektirme, lüzum[/TD]
[TD]icmal: özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihmal: önemsememe, terk etme[/TD]
[TD]inkâr: reddetme, kabul etmeme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ipham: gizleme, üstü kapalı bırakma[/TD]
[TD]irşad: doğru yolu gösterme, uyarma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istidlâl: delil getirme, akıl yürütme[/TD]
[TD]istihdam etmek: çalıştırmak, kullanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istitradî: asıl konunun dışında söz gelişi anlatılan başka bir konu[/TD]
[TD]kasır: eksik, noksan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]katre: damla[/TD]
[TD]kâinat: evren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maahaza: bununla beraber, bununla birlikte[/TD]
[TD]mahiyet: bir şeyin aslı, öz nitelik, özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahrum: yoksun[/TD]
[TD]mahrumiyet: yoksun kalma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
[TD]mesâil-i kevniye: yaratılışla ilgili meseleler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: var edilenler, varlıklar[/TD]
[TD]mâkûse: ters[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânâ-yı harfî: harf gibi; birşeyin kendisini değil de san’atkârını, ustasını, sahibini bildirip tanıtan mânâsı[/TD]
[TD]mânâ-yı ismî: isim gibi; bir şeyin bizzat kendisine bakan ve kendisini tanıtan mânâsı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müddeâ: iddia edilen şey[/TD]
[TD]müphem: kapalı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürâât: gözetme, koruma[/TD]
[TD]nazara almak: göz önünde bulundurmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neş’et etmek: çıkmak, yetişmek[/TD]
[TD]nâzil olmak: inmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nükte: ince anlam[/TD]
[TD]süflî: alçak, küçük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sükûn: hareketsiz durma, sabit olma[/TD]
[TD]sıfât: nitelikler, özellikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebeî: başka birşeye tabi olan, ikinci derecede[/TD]
[TD]udûl: ayrılma, yoldan çıkma, sapma, vazgeçme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulvî: yüksek, büyük[/TD]
[TD]zahir: açık, görünen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zehab: yanlış düşünce, zihnen bir yola sapmak[/TD]
[TD]zât: kendi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zımn: iç[/TD]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
20 Şubat 2012: 07:42 #802586Anonim
Ve saniyen: Belâgat-ı irşadiyenin şe’nindendir ki, avâmın nazarına, âmmenin hissine, cumhurun fehmine göre hareket yapılsın ki, nazarları tevahhuş, fikirleri kabulden imtinâ etmesin. Binaenaleyh, cumhura olan hitabın en beliği, zahir, basit, sehl olmasıdır ki âciz olmasınlar. Muhtasar olsun ki melûl olmasınlar. Mücmel olsun ki, lüzumlu olmayan tafsilden nefret etmesinler.Ve salisen: Kur’ân mevcudatın ahvalinden ancak Hâlıkları için bahseder. Mevcudatın zâtlarına ait değildir. Bu itibarla, Kur’ân’ca en mühim, kâinatın Hâlıka nâzır olan ahvalidir. Fen ise, Hâlıkı işe katmıyor, kâinatın ahvalinden bizâtihâ bahsediyor. Ve keza, Kur’ân bütün insanlara hitap eder. Ve ekseriyetin fehmini mürâat eder ki, tahkikî bir mârifet sahibi olsunlar. Fen ise, yalnız fencilerle konuşur, avâmı nazara almıyor; avâm taklitte kalıyor. Bu itibarla, fennin tafsilâtını ihmal veya ipham, maslahat-ı âmme ve menfaat-i umumiyeye nazaran, ayn‑ı isabet ve ayn-ı hikmettir.
Ve rabian: Kur’ân bütün zamanları tenvir ve bütün insanları irşad eden bir kitaptır. Bu itibarla, irşadın belâgatı icabınca, ekseriyeti, nazarlarında bedihî olan meselelere karşı mükâbereye, mugalâtaya ika ve icbar etmemek lâzımdır. Ve onlarca mahsus, meşhud, mâruf olan birşeyi lüzumsuz yerde tağyir etmemek lâzımdır. Ve keza, vazife-i asliyece ekseriyete lâzım olmayan şeyin ihmal veya icmâli lâzımdır. Mesele, şemsin zâtından, mâhiyetinden bahsetmek değildir. Ancak, âlemi tenvir etmekle hilkatin nizam merkezi ve âleme mihver olması gibi harika şeyleri ihtiva eden vazifesinden bahsetmekle, Hâlıkın azamet-i kudretini efkâr-ı âmmeye ibraz etmektir.
[TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah
[/TD]
[TD]ahval: haller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]avâm: halk tabakası, sıradan insanlar[/TD]
[TD]ayn-ı hikmet: hikmetin kendisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ayn-ı isabet: doğruluğun kendisi[/TD]
[TD]azamet-i kudret: Allah’ın kudretinin büyüklüğü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bedihî: açık, aşikâr[/TD]
[TD]beliğ: maksada en uygun olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]belâgat: sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi[/TD]
[TD]belâgât-ı irşadiye: doğru yolu göstermek için sözün muhataba ve amaca uygun olarak söylenmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[TD]bizâtihâ: kendileri için [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cumhur: çoğunluk[/TD]
[TD]efkâr-ı âmme: halkın fikir ve düşünceleri, kamuoyu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ekseriyet: çoğunluk[/TD]
[TD]fehim: anlayış, kavrayış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fen: bilim[/TD]
[TD]fenci: bilimle uğraşan, bilim adamı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilkat: yaratılış[/TD]
[TD]hitab: konuşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hitap etmek: konuşmak[/TD]
[TD]ibraz etmek: göstermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icab: gerektirme, lüzum[/TD]
[TD]icbar: zorlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icmâl: özet, kısaltılmış[/TD]
[TD]ihmal: önemsememe, göz ardı etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiva etmek: içermek[/TD]
[TD]ika: düşürme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imtinâ: çekinme, yapmama[/TD]
[TD]ipham: gizleme, üstü kapalı bırakma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irşad: doğru yolu gösterme[/TD]
[TD]itibar: özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itibarla: özellikle[/TD]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren[/TD]
[TD]lâzım: gerekli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maslahat-ı âmme: herkesin faydası[/TD]
[TD]melûl: usanmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menfaat-i umumiye: herkesin yararı, umumun menfaati[/TD]
[TD]mevcudat: var edilenler, varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meşhud: görünen, bilinen[/TD]
[TD]mihver: eksen, yörünge[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mugalâta: demagoji; aldatmak maksadıyla yanlış sözler söyleme[/TD]
[TD]muhtasar: kısa, özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâhiyet: öz nitelik, özellik[/TD]
[TD]mârifet: Allah’ı tanıma, bilme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâruf: bilinen, tanınmış, belli, meşhur[/TD]
[TD]mücmel: kısa, kısaca[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mükâbere: büyüklük taslayarak bile bile doğruyu kabul etmeme, inkâr etme[/TD]
[TD]mürâat etmek: gözetmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: bakış, bakış açısı, düşünce[/TD]
[TD]nazara almak: göz önünde bulundurmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazaran: bakarak, –göre[/TD]
[TD]nizam: düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâzır: bakan[/TD]
[TD]rabian: dördüncü olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]salisen: üçüncü olarak[/TD]
[TD]saniyen: ikinci olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sehl: kolay[/TD]
[TD]tafsil: ayrıntı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tafsilât: ayrıntılar[/TD]
[TD]tahkikî: delillerle doğrulanmış, araştırmaya dayanan şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taklit: hakikatini araştırmadan kabul etme[/TD]
[TD]tağyir: değiştirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenvir: aydınlatma[/TD]
[TD]tenvir etmek: aydınlatmak, ışıklandırmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevahhuş: korkma, ürküntü[/TD]
[TD]vazife-i asliye: asıl görev[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zahir: açık, görünen[/TD]
[TD]âciz: güçsüz, elinden bir şey gelmeyen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya, evren[/TD]
[TD]âmme: umum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şems: güneş[/TD]
[TD]şe’n: bir şeye ait ve lâyık olan şey; belirleyici nitelik[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
20 Şubat 2012: 07:44 #802587Anonim
İkinci nükte:
1 وَجَعَلْنَا الشَّمْسَ سِرَاجًا
S: Niçin şems sirac ile tavsif edilmiştir? Halbuki ehl-i fence şems arza tâbi değildir ki ona sirac olsun. Belki arz ile seyyarat kendisine tâbi olan bir merkezdir.C: Sirac tâbiri şöyle bir tasvire işarettir ki: Âlem bir saray gibidir. Mevcudatı, o sarayın müştemilâtı, tezyinatı makamında olduğu gibi, şems de, o saray halkını tenvir eden İlâhî bir lüküstür. Ve keza, sirac tâbiri, Cenâb-ı Hakkın rububiyetinden doğan vüs’at-i rahmetine ve o rahmet içinde derece-i in’am ve ihsanına bir ihtar ve azamet-i saltanatı içinde vahdaniyetine bir ilândır ki, müşriklerin mâbud ittihaz ettikleri kocaman şems, âlem sarayında lüküs vazifesiyle muvazzaf, musahhar bir memur ve bir hizmetkârdır. Malûmdur ki, lâmba hizmetini gören câmid birşeyin ibadete, yani mâbud olmaya hiç liyakati var mıdır?
Üçüncü nükte: Kur’ân’ın takip ettiği makasıd-ı esasiye ve anâsır-ı asliye, ubudiyetle tevhid, risalet, haşir, adalet olmak üzere dörttür. Diğer bahsettiği meseleler ancak bu maksatlara vesilelerdir. Bu itibarla, vesilelerde yapılacak tafsilât, ol babdaki kavâide muhaliftir. Çünkü mâlâyaniyle iştigal, maksadı geri bırakıyor. Bunun içindir ki, bazı mesâil-i kevniyede Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan ihmal veya ipham veya icmal yapmıştır. Ve keza, Kur’ân’ın muhataplarından kısm-ı ekseri avâmdır. Avâm sınıfının hakaik-i İlâhiyenin ince ve müşkül kısmına fehimleri
[NOT]Dipnot-1 “Güneşi de bir lamba yaptık.” Nuh Sûresi, 71:16.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Mucizü’l Beyan: açıklaması ve ifadesi mu’cize olan Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adalet: hak sahibine hakkını verme, haksızı terbiye etme ve cezalandırma[/TD]
[TD]anâsır-ı asliye: temel unsurlar, ana maddeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: yer, dünya[/TD]
[TD]avâm: halk tabakası, sıradan insanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet-i saltanat: egemenliğin büyüklüğü[/TD]
[TD]bâb: bölüm, kısım [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmid: cansız, katı[/TD]
[TD]derece-i in’am: nimetlendirme derecesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i fen: bilim adamları[/TD]
[TD]fehim: anlayış, kavrayış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakaik-i İlâhiye: Allah’ın zât ve sıfatlarına ait gerçekler[/TD]
[TD]haşir: insanın öldükten sonra tekrar âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
[TD]icmal: özet; özetleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihmal: önemsememe, terketme[/TD]
[TD]ihsan: bağış, ikram, lütuf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtar: hatırlatma, ikaz[/TD]
[TD]ilân: duyuru[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ipham: gizleme[/TD]
[TD]itibar: özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittihaz etmek: edinmek, kabullenmek[/TD]
[TD]iştigal: meşgul olma, uğraşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kavâid: kurallar[/TD]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kısm-ı ekser: büyük kısım[/TD]
[TD]liyakat: lâyık olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makam: derece, yer[/TD]
[TD]makasıd-ı esasiye: esas maksatlar, asıl gayeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
[TD]mesâil-i kevniye: kâinatla, yaratılışla ilgili meseleler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: var edilenler, varlıklar[/TD]
[TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhatap: kendisiyle konuşulan[/TD]
[TD]musahhar: boyun eğen, emre uyan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvazzaf: vazifeli[/TD]
[TD]mâbud: kendisine ibadet edilen, tapılan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâlâyani: faydasız, mânâsız, boş[/TD]
[TD]müşkül: anlaşılması zor[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşrik: Allah’a ortak koşan[/TD]
[TD]müştemilât: içindekiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nükte: ince anlam[/TD]
[TD]rahmet: şefkat ve merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]risalet: peygamberlik, nübüvvet[/TD]
[TD]rububiyet: Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyyarat: gezegenler[/TD]
[TD]sirac: kandil, lâmba[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tafsilât: ayrıntı[/TD]
[TD]tasvir: anlatmak, ifade etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tavsif: nitelendirme[/TD]
[TD]tenvir: aydınlatma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevhid: birleme; her şeyi bir olan Allah’a verme, ona ait kılma[/TD]
[TD]tezyinat: süslemeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâbi: bağlı, uyan[/TD]
[TD]tâbir: ifade, adlandırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
[TD]vahdâniyet: Allah’ın benzersiz ve bir oluşu ve ortağının bulunmayışı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vesile: aracı, vasıta[/TD]
[TD]vüs’at-i rahmet: rahmetin genişliği, bolluğu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya, evren[/TD]
[TD]İlâhî: Allah tarafından olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
20 Şubat 2012: 07:46 #802588Anonim
kàdir değildir. Ancak, temsil ve icmallerle fehimlerine yakınlaştırmak lâzımdır. Bunun içindir ki, Kur’ân, kesretle temsilleri zikrediyor. Ve istikbalde keşfedilecek bazı mesâilde de icmal yapıyor.Dördüncü nükte: Bu nükte mütercim tarafından tayyedilmiştir.
Beşinci nükte: Müellif-i muhteremi tarafından tayyedilmiştir.
ALTINCI KATRE: Kur’ân başka kelâmlar ile mukayese edilmez. Aralarında münasebet yoktur. Evet, kelâmın ulviyetine, kuvvetine, hüsnüne, cemâline kuvvet veren mütekellim, muhatap, maksat, makam olmak üzere dört şeydir. Ediplerin zannettikleri gibi yalnız makam değildir. Demek, bir kelâmın derece-i kuvvetini anlamak istediğin zaman, fâiline, muhatabına, gayesine, mevzuuna bak. Bunların dereceleri nisbetinde kelâmın derecesi anlaşılır.
Evet, meselâ, o kelâm emir veya nehiy olursa, irade ve kudreti tazammun, ettiğinden, derecesine göre tezâuf ediyor. Meselâ, Kur’ân’ın 1 يَاۤ اَرْضُ ابْلَعِى مَاءَكِ وَيَا سَمَاۤءُ اَقْلِعِى âyetiyle, semâ ve arza verdiği emrin tazammun ettiği yüksek ve kat’î irade ve kudret ile derhal semâî sehab çekilir, arz da suyunu yutar.
Ve keza, arz ve semâya
2 اِئْتِيَا طَوْعًا اَوْ كَرْهًا âyetiyle verilen emri itaatle kabul etmelerinden, o emirdeki irade ve kudretin derece-i kuvveti ve dolayısıyla kelâmın derece-i ulviyeti tebarüz eder. Fakat, insanların câmidâta verdikleri emirler, mütekellimîndeki irade ve kudretin zaafiyeti nisbetinde ruhsuz, hayalî hezeyanlardan farkları yoktur.İ’lem eyyühe’l-aziz: Cenâb-ı Hakk’ın “A’lem, Ekber, Erham, Ahsen” gibi esmâ ve sıfat ve ef’alinde kullanılan ism-i tafdil tevhide naks değildir. Çünkü
[NOT]
Dipnot-1 “Ey yer, suyunu yut. Ey gök, suyunu kes.” Hûd Sûresi, 11:44.
Dipnot-2 “Ey yeryüzü ve gökyüzü! İsteseniz de, istemeseniz de, ikiniz birden emrime uyun.” Fussilet Sûresi, 41:11.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Ahsen: en güzel, Allah[/TD]
[TD]A’lem: en iyi bilen, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[TD]Ekber: en büyük, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Erham: en merhametli, Allah[/TD]
[TD]arz: yer, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemal: güzellik[/TD]
[TD]câmidât: cansız varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]derece-i kuvvet: güç derecesi[/TD]
[TD]derece-i ulviyet: yücelik derecesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]edip: edebiyatçı, yazar[/TD]
[TD]ef’al: fiiller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emir: buyruk[/TD]
[TD]esmâ: isimler, Allah’ın isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fehim: anlayış, kavrayış[/TD]
[TD]fâil: bir işi yapan; fiilin sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gaye: amaç[/TD]
[TD]hayalî: hayale dayalı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hezeyan: boş söz, saçmalama[/TD]
[TD]hüsün: güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icmal: özet; özetleme[/TD]
[TD]irade: dileme, istek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ism-i tafdil: “en üstün, daha üstün, daha iyi” gibi karşılaştırma ve üstünlük ifâde eden sözler[/TD]
[TD]istikbal: gelecek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
[TD]kadir: gücü yeten[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâm: söz[/TD]
[TD]kesret: çokluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keşfetmek: açığa çıkarmak, bulmak[/TD]
[TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâzım: gerekli[/TD]
[TD]makam: konum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mesâil: meseleler[/TD]
[TD]muhatap: kendisi ile konuşulan, hitap edilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukayese: kıyaslama[/TD]
[TD]müellif-i muhterem: saygıdeğer yazar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet: bağlantı, bağ[/TD]
[TD]mütekellim: konuşan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütekellimîn: konuşanlar, söyleyenler[/TD]
[TD]mütercim: tercüme eden, bir dilden bir diğerine çeviren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]naks: eksiklik, noksanlık[/TD]
[TD]nehiy: yasak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbet: kıyas, oran[/TD]
[TD]nükte: ince anlam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sehab: bulut[/TD]
[TD]semâ: gök, gökyüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâî: gökle ilgili, gökyüzüne ait[/TD]
[TD]tayyedilmek: atlanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tazammun: kapsama, içine alma[/TD]
[TD]tazammun etmek: içermek, içine almak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebarüz: belli olma, görünme[/TD]
[TD]temsil: benzetme, örnek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevhid: birleme; her şeyin bir olan Allah’a verilmesi, Ona ait kılınması[/TD]
[TD]tezâuf: katlanarak artmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulviyet: yücelik[/TD]
[TD]zaafiyet: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zikretmek: anlatmak, belirtmek[/TD]
[TD]âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
20 Şubat 2012: 07:49 #802589Anonim
maksat, bizzat ve hakikî bir mevsufu gayr-ı hakikî veya aklî bir imkânla veya vehmî bir mevsufa tafdil etmektir.Ve keza, izzet-i İlâhiyeye de münâfi değildir. Çünkü, maksat, sıfât ve ef’âl-i İlâhîye ile mahlûkatın sıfât ve ef’âli arasında bir muvazene yapmak değildir. Yani, ikisini bir seviyede tuttuktan sonra, bunu ona tafdil etmek değildir ki, sıfât-ı İlâhiyeye bir naks olsun.
Evet, masnuattaki kemâlât, Cenâb-ı Hakkın kemâlinden in’ikâs eden bir gölge olduğuna nazaran, masnuat, sıfât-ı İlâhiye ile muvazene hakkına malik değildir.


[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[TD]aklî: akılla ilgili, akla uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bizzat: doğrudan[/TD]
[TD]ef’âl: fiiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ef’âl-i İlâhîye: İlâhî fiiller[/TD]
[TD]gayr-ı hakikî: gerçek olmayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hak: doğru, gerçek[/TD]
[TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imkân: mümkün olma, olabilirlik[/TD]
[TD]in’ikâs etmek: yansımak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izzet-i İlâhiye: Allah’ın her şeyden üstün ve yüce olması[/TD]
[TD]kemâl: mükemmellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâlât: mükemmellikler, üstün değerler[/TD]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûkat: yaratıklar[/TD]
[TD]masnuat: san’at eseri varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevsuf: nitelendirilen, vasıflandırılan[/TD]
[TD]muvazene: denk tutma, karşılaştırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâlik: sahip[/TD]
[TD]münâfi: aykırı, zıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]naks: eksiklik, noksanlık[/TD]
[TD]nazaran: bakarak, –göre[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıfât-ı İlâhiye: Allah’ın sıfatları, mukaddes özellikleri, nitelikleri[/TD]
[TD]tafdil etmek: üstün tutmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vehmî: varsayılan, olmadığı halde var gibi düşünülen[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.