- Bu konu 4 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
26 Şubat 2012: 05:35 #676371
Anonim

وَبِهِ نَسْتَعِينُ
1
Tenbih
İşârâtü’l-İ’câz tefsiri, eski Harb-i Umumînin birinci senesinde, cephe-i harpte, me’hazsiz ve kitap mevcut olmadığı halde telif edilmiştir. Harp zamanının zaruretinden başka, dört sebebe binaen gayet muhtasar ve îcazlı bir tarzda yazılmış; Fatiha ve nısf-ı evvel, daha mücmel, daha muhtasar kalmıştır.Evvelâ: O zaman, izaha müsaade etmiyordu. Eski Said, îcazlı ve kısa tabiratla ifade-i meram ediyordu.
Saniyen: Gayet zekî olan kendi talebelerinin derece-i fehimlerini düşünüyordu, başkaların anlamalarını düşünmüyordu.
Salisen: Eski Said, en dakik ve en ince olan nazm-ı Kur’ân’daki îcazlı olan i’câzı beyan ettiği için, kısa ve ince düşmüştür. Fakat şimdi ise, Yeni Said nazarıyla mütalâa ettim: Elhak, Eski Said’in bütün hatiatıyla beraber, şu tefsirdeki tetkikat-ı âliyesi, onun bir şaheseridir. Yazıldığı vakit daima şehid olmaya hazırlandığı için, hâlis bir niyetle ve belâgatın kanunlarına ve ulûm-u Arabiyenin düsturlarına tatbik ederek yazdığı için, hiçbirini cerh edemedim. Belki Cenâb-ı Hak, bu eseri ona kefaret-i zünub yapacak ve bu tefsiri de tam anlayacak adamları yetiştirecek inşaallah.
[NOT]Dipnot-1 Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla başlar ve ancak Ondan yardım dileriz.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
[/TD]
[TD]Eski Harb-i Umumî: I. Dünya Savaşı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Eski Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
[TD]Fatiha: Kur’ân-ı Kerim’in ilk sûresi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Yeni Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
[TD]belâgat: belâgat ilmi; sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına uygunluğunu tespit eden ilim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan etmek: açıklamak, izah etmek[/TD]
[TD]binaen: -dayanarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cephe-i harp: savaş cephesi, üzerinde savaş yapılan bölge[/TD]
[TD]cerh etmek: çürütmek, reddetmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dakik: ince [/TD]
[TD]derece-i fehim: anlayış derecesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur: prensip, kural[/TD]
[TD]elhak: gerçekten[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]harp: savaş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hatîât: hatalar[/TD]
[TD]hâlis: içten, katıksız, samimî[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ifade-i meram etme: maksadı ifade etme, anlatma[/TD]
[TD]izah: açıklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük[/TD]
[TD]keffaret-i zünub: günahlara keffâret, bağışlanmaya vesile[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcut olmak: var olmak, bulunmak [/TD]
[TD]me’haz: kaynak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtasar: kısaca, özet[/TD]
[TD]mücmel: kısa, kısaca[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütalâa etmek: dikkatlice okuyup incelemek, düşünmek[/TD]
[TD]nazar: bakış açısı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazm-ı Kur’ân: Kur’ân’ın nazmı, Kur’ân’ın mübarek kelime ve âyetlerinin tertip, diziliş ve düzeni[/TD]
[TD]nısf-ı evvel: ilk yarı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]salisen: üçüncü olarak[/TD]
[TD]saniyen: ikinci olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabirat: tabirler, ifadeler[/TD]
[TD]tatbik etmek: uygulamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefsir: Kur’ân’ın âyetlerini açıklamak ve yorumlamak için yazılan eser[/TD]
[TD]telif etmek: yazmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenbih: ikaz, uyarı[/TD]
[TD]tetkîkat-ı âliye: üst düzeyde, derinlemesine incelemeler, araştırmalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulûm-u Arabiye: Arapça ilimler; medrese ilimleri[/TD]
[TD]zaruret: zorunluluk, gereklilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]îcâz: sözü kısaltmak; maksadı açık ve net bir şekilde az sözle ifade etme[/TD]
[TD]şaheser: üstün, değerli eser [/TD]
[/TR]
[/TABLE]
26 Şubat 2012: 05:37 #802696Anonim
Eğer Birinci Harb-i Umumî gibi mâniler olmasaydı, tefsirin şu birinci cildi, i’câz vücûhundan olan i’câz-ı nazmîyi beyan ettiği gibi, diğer cüzler ve mektuplar da müteferrik hakaik-i tefsiriyeyi içine alsaydı, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyana güzel bir tefsir-i câmi olurdu. Belki inşâallah, şu cüz-ü tefsir ve altmış altı adet, belki yüz otuz adet Sözler ve Mektubat risaleleriyle beraber me’haz olursa, ileride bahtiyar bir heyet öyle bir tefsir-i Kur’ânî yazsın, inşâallah.Said Nursî
Hâşiye: Bu harika tefsirde, münafıklar hakkında olan on iki âyet ile muannid kâfirler için olan iki âyetin izahat ve tafsilâtının içinde bazı çok münasebât-ı belâgati çoklar anlamayacak ve istifade etmeyecek ehemmiyetsiz nüktelerinin zikredilmesinin sırrı ve diğer âyetlerdeki tahkike ve izaha muhalif olarak mahiyet-i küfriyenin tafsilâtına ve ehl-i nifakın temessük ettikleri şüphelerine pek az temas edilmesinin hikmeti ve yalnız elfaz-ı Kur’âniyenin ince ince işârât ve delâletlerinin ehemmiyetle beyan edilmesinin sebebi üç nüktedir.Birinci Nükte:Bidayet-i zuhur-u İslâmiyette muannid ve kitapsız kâfirlerin ve nifaka giren eski dinlerin münafıkları gibi, aynen bu zaman-ı âhirde bir nazîresi çıkacağını ders-i Kur’ânîden gelen bir sünuhat ile Eski Said hissetmiş. Münafıklar hakkındaki âyetleri izah ile en ince nükteleri beyan etmiş; fakat mütalâacıların zihnini bulandırmamak için mahiyet-i mesleklerini ve istinat noktalarını mücmel bırakmış, izah etmemiş. Zaten Risale-i Nur’un mesleği odur ki, zihinlerde bir iz bırakmamak için, sair ulemaya muhalif olarak, muarızların şüphelerini
[TABLE]
[TR]
[TD]Birinci Harb-i Umumî: I. Dünya Savaşı[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bahtiyar: talihli, mutlu[/TD]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bidâyet-i zuhur-u İslâmiyet: İslâmiyetin ilk ortaya çıktığı zaman[/TD]
[TD]cüz: bölüm, parça[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz-ü tefsir: tefsirin bir bölümü[/TD]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ders-i Kur’ânî: Kur’ânî ders[/TD]
[TD]ehemmiyetsiz: önemsiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i nifak: iki yüzlü kimseler, münafıklar[/TD]
[TD]elfâz-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın kelimeleri, sözleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakaik-ı tefsiriye: tefsir ilminin hakikatleri[/TD]
[TD]hikmet: sebep, gaye, sır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[TD]istifade etmek: faydalanmak, yararlanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istinat: dayanak, dayanma[/TD]
[TD]izah: açıklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izahat: izahlar, açıklamalar[/TD]
[TD]işârât: işaretler, belirtiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük[/TD]
[TD]i’câz-ı nazmî: Kur’ân’ın tertip ve düzenindeki, benzerini yapmaktan başkalarını aciz bırakan olağanüstülüğü, mu’cizelik özelliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâfir: Allah’ı veya Onun kesin olarak bildirdiği şeylerden herhangi birini inkâr eden kimse[/TD]
[TD]mahiyet-i meslek: mesleğin temel özelliği, iç yüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]me’haz: kaynak[/TD]
[TD]muannid: inatçı, inanmamakta direnen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muarız: itiraz eden, karşıt[/TD]
[TD]muhalif olmak: farklı olmak, zıt olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâhiyet-i küfriye: küfrün içyüzü, aslı, esası[/TD]
[TD]mâni: engel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mücmel bırakma: kısa tutma, özetleme[/TD]
[TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebât-ı belâgat: belâgat ilişkileri, bağlantıları[/TD]
[TD]mütalâa: etraflıca okuyup düşünme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müteferrik: farklı, değişik, çeşitli[/TD]
[TD]nazîre: örnek, benzer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nifak: münafıklık, ikiyüzlülük[/TD]
[TD]nükte: ince ve anlamlı söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]risale: Risale-i Nur’un her bir bölümü[/TD]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sünuhat: kalbe doğan mânâ ve hakikatler[/TD]
[TD]tafsilât: detaylı, ayrıntılı açıklamalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahkik: kesin doğruluğa ulaşmak için araştırma[/TD]
[TD]tefsir: Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefsir-i Kur’ânî: Kur’ân’ı yorumlayan tefsir eseri, kitabı[/TD]
[TD]tefsir-i câmî: Kur’ân’ı yorumlayan kapsamlı, geniş muhtevalı kitap, eser[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temessük etmek: yapışmak, tutunmak[/TD]
[TD]ulema: âlimler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücûh: vecihler, yönler[/TD]
[TD]zaman-ı âhir: âhir zaman; dünyanın son zamanı ve son devresi, dünya hayatının kıyâmete yakın son devresi,[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
26 Şubat 2012: 05:38 #802697Anonim
zikretmeden öyle bir cevap verir ki, daha vehim ve vesveseye yer kalmaz. Eski Said, bu tefsirde, Risale-i Nur gibi, zihinleri bulandırmamak için yalnız belâgat noktasında lâfzın delâletine ve işârâtına ehemmiyet vermiş.İkinci Nükte:Madem Kur’ân-ı Hakîmin her harfinin okunmasıyla öyle bir kıymeti olur ki, bir harf, on, yüz, bin ve binler sevabı ve bâki meyve-i uhrevîyi verecek mahiyettedir. Elbette Eski Said’in bu tefsirinde bir saç gibi, bir zerre gibi, Kur’ân’ın kelimatına temas eden nükteleri izah etmesi israf değil, ehemmiyetsiz değil; belki göz kapaklarının kirpikleri ve belki gözbebeğinin zerreleri gibi kıymetli olduğunu hissetmiş ki, o dehşetli harp içinde bu incecik saç gibi münasebetleri yazmaktan ve düşünmekten, avcı hattında düşman gülleleri onu şaşırtmamış, ondan vazgeçirmemiş. HAŞİYE-1
Üçüncü Nükte: Türkçeye tercümesi, Arapçadaki cezalet, belâgat ve harika kıymetini muhafaza edememiş, bazan da muhtasar gitmiş. İnşaallah Arabî tefsir, bu tercümenin âhirinde bir mâni olmazsa neşredilecek; tercümedeki noksanlarını izale edecek. Fakat Arabî tefsirde tevafukun envaından çok harikalar vardır; beşer ihtiyarı karışmamıştır. Onun için, o matbuun aynı tarzında—imkânı varsa—mümkün olduğu kadar çalışmak lâzımdır ki, alâmet-i makbuliyet olan o harikalar kaybolmasın.
Said Nursî

[NOT]
Haşiye-1 Acaba böyle bir adam, hiç mümkün müdür ki; dini, siyasete, dünyaya alet etsin? Bu ithamı yapanların ne derece adaletten hariç bir zulüm ettikleri anlaşılır.(Nur talebelerinden: Zübeyir, Bayram)[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Arabî: Arapça[/TD]
[TD]Bayram: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Eski Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zübeyir: (bk. bilgiler – Zübeyir Gündüzalp)[/TD]
[TD]alâmet-i makbûliyet: bir şeyin kabul görmesinin işaret ve belirtisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]belâğat: sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına uygun olması[/TD]
[TD]beşer: insan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâkî: ebedî, devamlı, sürekli[/TD]
[TD]cezalet: güçlü ve düzgün ifade, güzel anlatım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[TD]ihtiyar: irade, dileme, tercih[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itham: suçlama[/TD]
[TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izale etmek: gidermek[/TD]
[TD]işârât: işaretler, belirtiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelimât: kelimeler, sözler[/TD]
[TD]lâfz: söz, ifade[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahiyet: esas nitelik, özellik[/TD]
[TD]matbu: basılmış olan eser[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meyve-i uhrevî: âhiret meyvesi[/TD]
[TD]muhafaza etmek: korumak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtasar: kısa, özet[/TD]
[TD]mâni: engel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
[TD]neşretmek: yayınlamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nükte: ince ve derin anlamlı söz[/TD]
[TD]tarz: biçim, şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefsir: açıklama, yorum; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap, eser[/TD]
[TD]tevafuk: denk gelme, uygunluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vehim: kuruntu, varsayım[/TD]
[TD]vesvese: kuruntu, şüphe[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre: atom, çok küçük parça[/TD]
[TD]âhir: son[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
26 Şubat 2012: 05:41 #802698Anonim
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ 1
Kırk sene evvel, Harb-i Umumîde, cephede, avcı hattında, bazan at üstünde telif edilen bu İşâratü’l-İ’câz tefsirinin bir kısmını Üstadımızdan ders aldık. İlm-i belâgati ve kavâid-i Arabiyeyi bilmediğimiz halde, aldığımız ders ile bundaki bir sırr-ı azîmi fehmettik ki, bu İşârâtü’l-İ’câz tefsiri, hakikaten harikadır. Bu tefsir, Kur’ân’ın vücuh-u i’câzından yalnız nazmındaki i’câzı harika bir tarzda göstermesi münasebetiyle dört noktayı beyan ediyoruz.Birincisi:Madem Kur’ân kelâmullahtır; umum asırlar üzerinde ve arkasında oturan muhtelif tabaka tabaka olarak dizilmiş bütün nev-i beşere hitap ediyor, ders veriyor. Hem bu kâinat Hâlık-ı Zülcelâlinin kelâmı olarak rububiyetin en yüksek mertebesinden çıkıp, bu binler muhtelif tabaka muhataplarla konuşuyor, umumunun bütün suallerine ve ihtiyaçlarına cevap veriyor. Elbette mânâları küllî ve umumîdir. Beşer kelâmı gibi mahsus bir zamana, muayyen bir taifeye ve cüz’î bir mânâya inhisar etmiyor. Bütün cin ve insin binler muhtelif tabakada olan efkâr ve ukul ve kulûb ve ervahının herbirisine lâyık gıdaları veriyor, dağıtıyor.
İkincisi:Kelâm-ı ezelîden gelen ve bütün asırları ve bütün tavaif-i nev-i beşeri muhatap ittihaz eden Kur’ân-ı Hakîmin gayet küllî mânâlarının cevherlerinin sadefi hükmünde olan lâfz-ı Kur’ânî, elbette küllîdir. Yalnız kıraatinde herbir harfinin on, yüz, bin ve binler ve eyyam-ı mübarekede otuz bine kadar sevab-ı
[NOT]Dipnot-1 Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Harb-i Umumî: I. Dünya Savaşı[/TD]
[TD]Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve her şeyin yaratıcısı olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kelâm-ı Ezelî: varlığının başlangıcı olmayan Allah’ın kelâmı, Kur’ân-ı Kerim[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: her bir âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]avcı hattı: savaşta düşmana doğru dağılarak ön safta ilerleyen asker birliği[/TD]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insanlar[/TD]
[TD]cephe: üzerinde savaş yapılan bölge, savaş alanı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cevher: asıl, öz[/TD]
[TD]cüz’î: küçük, ferdî[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]efkâr: fikirler, düşünceler[/TD]
[TD]ervah: ruhlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eyyam-ı mübareke: Cuma ve kandil geceleri gibi mübarek günler[/TD]
[TD]fehmetmek: anlamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]hakikaten: gerçekten[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hitap etme: bir topluluğa karşı konuşmak, seslenmek[/TD]
[TD]ilm-i belâğat: belâğat ilmi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inhisar etmek: bir şeyle sınırlı, sadece bir şeye ait olmak [/TD]
[TD]ittihaz etmek: edinmek, kabul etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük[/TD]
[TD]kavâid-i Arabiye: Arapça dilbilgisi kuralları, kaideleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâm: ifade, söz[/TD]
[TD]kelâmullah: Allah’ın kelâmı; Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kulûb: kalpler[/TD]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî: bütün fertleri içine alan, kapsamlı[/TD]
[TD]kıraat: okuma [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâfz-ı Kur’ânî: Kur’ân’ın lâfzı, sözü, ifadesi [/TD]
[TD]mertebe: derece, makam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muayyen: belirli[/TD]
[TD]muhatap: hitap edilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtelif: çeşitli, farklı[/TD]
[TD]münasebetiyle: ilişkilisiyle, bağlantısıyla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazm: tertip, diziliş, düzen; Kur’ân-ı Kerîmin Allahü taâlâ tarafından dizilen mübârek sözleri, ifadeleri[/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık türü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet: Rablık; Cenâb-ı Hakkın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[TD]sadef: inci kabuğu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırr-ı azîm: büyük sır[/TD]
[TD]taife: grup, topluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tavaif-i nev-i beşer: insanlık taifeleri, kavimleri, milletleri[/TD]
[TD]tefsir: Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap, eser[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]telif etmek: yazmak[/TD]
[TD]ukul: akıllar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]umumî: genel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücuh-u i’câz: mu’cizelik yönleri[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
26 Şubat 2012: 05:43 #802699Anonim
uhrevî ve meyve-i Cennet veren huruf-u Kur’âniyenin herbirinde mevcudiyeti kat’î olan i’câzın bir kısmını bu tefsirde gördük.Üçüncüsü:Birşeyin hüsün ve cemâli, o şeyin mecmuunda görünür. Cüzlere ayrıldığı vakit, mecmuunda görünen hüsün ve cemâl, parçalarında görünmez. O şeyin umumunda tezahür eden nakış ve güzellik, herbir kısmında aranmaz. Görünmediği vakit, görünmemesi, onun sebeb-i kusuru tevehhüm edilmez. Böyle olmasına rağmen, Kur’ân-ı Hakîmin sûre ve âyetlerinde görünen mu’cize-i nazm, hey’ât ve keyfiyat itibariyle tahlil edildiği vakit, başka bir tarzda yine kendini ehl-i tetkike gösteriyor. İşte bu İşârâtü’l-İ’câz Arabî tefsiri, i’câz-ı Kur’ân’ın yedi menbaından bir menbaı olan nazmındaki cezaleti, en ince esrarına kadar beyan ve izhar ediyor. Kur’ân-ı Hakîmin on, yüz, bin ve binler ve eyyam-ı mübarekede otuz bine kadar semere-i uhrevî veren hurufatının herbirine ait, İşârâtü’l-İ’câz’ın âzamî ihtimamla onlardaki i’câzı göstermeye çalışması, elbette israf değil, ayn-ı hakikattir.
Dördüncüsü:Kur’ân-ı Hakîmin kelâm-ı ezelîden gelmesi ve bütün asırlardaki bütün tabakat-ı beşere hitap etmesi hasebiyle, mânasında bir câmiiyet ve külliyet-i harika vardır. İnsandaki akıl ve lisan gibi, bir anda yalnız bir meseleyi düşünmek ve yalnız bir lâfzı söylemek gibi cüz’î değil, göz misillü muhît bir nazara sahip olmak gibi, kelâm-ı ezelî dahi bütün zamanı ve bütün tâife-i insaniyeyi nazara alan bir külliyette bir kelâm-ı İlâhîdir. Elbette Onun mânâsı, beşer kelâmı gibi cüz’î bir mânâya ve hususi bir maksada münhasır değildir. Bu sebepten,
[TABLE]
[TR]
[TD]Arabî: Arapça[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: her bir âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ayn-ı hakikat: gerçeğin ta kendisi[/TD]
[TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insanlar[/TD]
[TD]cemâl: mânevî, iç güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cezalet: güçlü ve düzgün ifade, güzel anlatım[/TD]
[TD]câmiiyet: kapsamlılık, genişlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz: bölüm, parça[/TD]
[TD]cüz’î: küçük, ferdî[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i tetkik: gerçeği ilmen derinlemesine inceleyip araştıran ve delilleriyle bilen kimseler[/TD]
[TD]esrar: sırlar, incelikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eyyam-ı mübareke: mübarek günler[/TD]
[TD]hasebiyle: özelliğiyle, cihetiyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hey’ât: Kur’ân’ın kelime, cümle ve âyetlerinin aldığı konum, şekil, tarz[/TD]
[TD]huruf-u Kur’âniye: Kur’ân’ın harfleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hurufat: harfler[/TD]
[TD]hususî: özel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüsün: maddî, dış güzellik[/TD]
[TD]ihtimam: özen, önem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]israf: gereğinden fazla harcama[/TD]
[TD]itibariyle: özelliğiyle, bakımından[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izhar etmek: göstermek, açığa çıkarmak[/TD]
[TD]i’câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’câz-ı Kur’ân: Kur’ân’ın benzerini yapmaktan başkalarını âciz bırakan olağanüstülüğü, mu’cizeliği[/TD]
[TD]kat’î: kesin, şüphesiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâm: ifade, söz[/TD]
[TD]kelâm-ı ezelî: ezelî söz, bütün zamanları kapsayan Allah’ın sözü; Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâm-ı İlâhî: Allah’ın kelâmı, konuşması[/TD]
[TD]keyfiyât: Kur’ân’ın âyet ve cümlelerinin oluşturduğu konumlar, keyfiyetler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]külliyet: bütünlük, kapsamlılık[/TD]
[TD]külliyet-i harika: bahsettiği konunun bütün fertlerini içine alan harika bir kapsamlılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan: dil[/TD]
[TD]lâfz: ifade, söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mecmu: bütün[/TD]
[TD]menba: kaynak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudiyet: var olma, bulunma[/TD]
[TD]meyve-i Cennet: Cennet meyvesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misillü: gibi, benzeri[/TD]
[TD]muhit: kapsamlı, kuşatıcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cize-i nazm: diziliş, tertip ve düzendeki başkalarını âciz bırakan olağanüstülük, mu’cizelik özelliği[/TD]
[TD]münhasır: ait, mahsus, sınırlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nakış: işleme, süsleme[/TD]
[TD]nazar: bakış açısı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazara almak: dikkate almak[/TD]
[TD]nazm: tertip, diziliş, düzen; Kur’ân-ı Kerîmin Allahü Teâlâ tarafından dizilen, tanzim edilen mübârek sözleri, ifadeleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sebeb-i kusur: kusur sebebi[/TD]
[TD]semere-i uhrevî: âhiret meyvesi, neticesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sevâb-ı uhrevî: âhiret mükâfatı, sevabı[/TD]
[TD]tabakat-ı beşer: insan tabakaları, sınıfları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahlil etmek: analiz etmek, incelemek[/TD]
[TD]tefsir: Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap, eser[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevehhüm etmek: sanmak, kuruntu yapmak[/TD]
[TD]tezahür etme: görünme, ortaya çıkma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâife-i insaniye: insan taifesi, topluluğu[/TD]
[TD]umum: bütün, genel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âzamî: en büyük, en çok[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
26 Şubat 2012: 05:46 #802700Anonim
bütün tefsirlerde görünen ve sarahat, işaret, remiz, îma, telvih, telmih gibi tabakalarla müfessirînin beyan ettikleri mânâlar, kavaid-i Arabiyeye ve usul-ü nahve ve usul-ü dine muhalif olmamak şartıyla, o mânâlar, o kelâmdan bizzat muraddır, maksuddur.
Tâhirî, Zübeyir, Sungur, Ziya, Ceylân, Bayram


[TABLE]
[TR]
[TD]Bayram: (bk. bilgiler – Bayram Yüksel)[/TD]
[TD]Ceylân: (bk. bilgiler– Ceylân Çalışkan)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sungur: (bk. bilgiler – Mustafa Sungur)[/TD]
[TD]Tâhirî: (bk. bilgiler – Tâhirî Mutlu)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Ziya: (bk. bilgiler – Ziya Sönmez)[/TD]
[TD]Zübeyir: (bk. bilgiler – Zübeyir Gündüzalp)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[TD]kavaid-i Arabiye: Arapça dilbilgisi kuralları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maksud: kast edilen, hedeflenen şey[/TD]
[TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]murad: irade edilen, istenen[/TD]
[TD]müfessirîn: müfessirler, tefsirciler, Kur’ân’ı açıklayıp yorumlayan âlim kimseler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme[/TD]
[TD]sarahat: açıklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefsir: Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap, eser[/TD]
[TD]telmih: imalı söz söyleme; bir ibarede geçmeyen bir kıssaya, fıkraya, atasözüne veya meşhur bir şiire, bir söze işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]telvih: dolaylı anlatım; asıl mânâ ile kinâye yoluyla kastedilen mânâ arasındaki vesilelerin çok olması durumu[/TD]
[TD]usul-ü din: dinin usulü, temel prensipleri; din metodolojisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]usul-ü nahv: Arapça dil bilgisinde, cümle kurgusunu inceleyen bilim dalının kuralları[/TD]
[TD]îma: gizli ve ince bir mânâyı işaret etme, gösterme[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.