- Bu konu 5 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
13 Mart 2012: 20:06 #676492
Anonim
Yalnız İki Nüktedir.
[Namazdaki teşehhüdde bulunan
1اَلتَّحِيَّاتُ اَلْمُبَارَكَاتُ اَلصَّلَوَاتُ اَلطَّيِّبَاتُ ِللهِ ilâ âhirenin iki noktasına gelen iki suâle iki cevaptır. Teşehhüdün sâir hakikatlerinin beyanı başka vakte tâlik edilerek bu Altıncı Şuâda yüzer nüktesinden yalnız İki Nüktesi muhtasar bir sûrette beyanedilecek.]
Birinci Sual: Teşehhüdün mübarek kelimâtı, Mirac gecesinde Cenâb-ı Hak ile Resulünün birmükâlemeleri olduğu halde, namazda okunmasının hikmeti nedir?Elcevap: Her mü’minin namazı, onun bir nevi miracı hükmündedir. Ve o huzura lâyık olan kelimeler ise Mirac-ı Ekber-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmda söylenen sözlerdir. Onlarızikretmekle o kudsî sohbet tahattur edilir. O tahatturla o mübarek kelimelerin mânâlarıcüz’iyetten külliyete çıkar ve o kudsî ve ihâtalı mânâlar tasavvur edilir veya edilebilir. Ve otasavvur ile kıymeti ve nuru teâlî edip genişlenir.
Meselâ: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, o gecede Cenâb-ı Hakka karşı selâm yerindeاَلتَّحِيَّاتُ ِللهِ demiş. Yani, “Bütün zîhayatların, hayatlarıyla gösterdikleri
[NOT]
Dipnot-1
“Bütün tahiyyeler, bütün mübarek şeyler, bütün salâvat ve duâlar ve bütün kelimat-ı tayyibe Allah’a mahsustur.” Buhari, Ezân: 148, 150, el-Amel Fi’s-Salât: 4, İsti’zân: 3, 28, Da’avât: 16, Tevhîd: 5; Müslim, Salât: 56, 60, 62; Ebû Dâvud, Salât: 178; Tirmizî, Salât: 100, Nikâh: 17; Nesâî, Tatbîk: 23, Sehv: 41, 43-45, 56, 100-104; İbn-i Mâce, İkâme: 24; Nikâh: 19; Dârimî, Salât: 84, 92; Muvatta’,Nidâ’: 53, 55; Müsned, 1:292, 376, 382-4:409.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün mânevî âlemleri gezdiği yolculuk[/TD]
[TD]Mirac-ı Ekber-i Muhammed: Hz. Muhammed’in (a.s.m) büyük miracı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Resul: elçi, peygamber[/TD]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
[TD]cüz’iyet: ferdîlik, bireysellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: sır; doğru, gerçek[/TD]
[TD]hikmet: gaye, fayda, sır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihâtalı: kuşatıcı, kapsamlı[/TD]
[TD]ilâ âhir: sonuna kadar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelimât: kelimeler, sözler[/TD]
[TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]külliyet: kapsamlılık, genellik[/TD]
[TD]muhtasar: kısa, özetlenmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
[TD]mükâleme: karşılıklı konuşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[TD]nükte: ince ve derin anlamlı söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[TD]sâir: diğer, başka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahattur: hatırlama[/TD]
[TD]tasavvur: düşünme, hayal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teâlî etmek: yükselmek, yücelmek[/TD]
[TD]teşehhüd: namazda her oturuşta tahiyyat duâsını okuma ve bu duayı okuyacak kadar oturma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâlik etmek: sonraya bırakmak[/TD]
[TD]zikretmek: anmak, belirtmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]şua: ışık kaynağından çıkan ışık telleri, ışın[/TD]
[/TR]
[/TABLE]13 Mart 2012: 20:14 #803046Anonim
tesbihat-ı hayatiye ve Sânilerine takdim ettikleri fıtrî hediyeler, ey Rabbim, Sana mahsustur. Ben dahi bütün onları tasavvurumla ve imanımla Sana takdim ediyorum.”
Evet, nasıl ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmاَلتَّحِيَّاتُ
1 kelimesiyle bütün zîhayatın ibâdât-ı fıtrîyelerini niyet edip takdim ediyor.
Öyle de, tahiyyatın hülâsası olanاَلْمُبَارَكَاتُ
2 kelimesiyle de, bütün medar-ı bereket ve tebrik ve bârekâllah dediren ve mübarek denilen ve hayatın ve zîhayatın hülâsası olan mahlûklar, hususan tohumların ve çekirdeklerin, danelerin, yumurtaların fıtrîmübarekiyetlerini ve bereketlerini ve ubudiyetlerini temsil ederek, o geniş mânâ ile söylüyor.
Ve mübarekâtın hülâsası olanاَلصَّلَوَاتُ
3 kelimesiyle de, zîhayatın hülâsası olan bütün zîruhun ibâdât-ı mahsusalarını tasavvur edip dergâh-ı İlâhîye o ihâtalı mânasıyla arzediyor.
Ve اَلطَّيِّبَاتُ
4 kelimesiyle de, zîruhun hülâsaları olan kâmil insanların vemelâike-i mukarrebînin, salâvatın hülâsası olan tayyibat ile nuranî ve yüksek ibadetlerini irade ederek Mâbuduna tahsis ve takdim eder.
Hem nasıl ki o gecede Cenâb-ı Hak tarafından اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ
5 demesi, istikbâlde yüzer milyon insanların her biri, her gün, hiç olmazsa on defa
[NOT]Dipnot-1 Tesbihler, hayat hediyeleri, fıtrî ibadetler.Dipnot-2 Mübarek şeyler, tebrik ve berekete sebep olan yaratıklar.
Dipnot-3 Ruh sahiplerinin hususî ibadetleri.
Dipnot-4 Kâmil insanların ve Allah’a yakın meleklerin nurlu ve yüksek ibadetleri.
Dipnot-5 Selâm olsun sana ey Peygamber!
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mâbud: kendisine ibadet edilen Allah[/TD]
[TD]Rab: bütün varlıkları terbiye eden ve idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[TD]Sâni: herşeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bârekâllah: Allah ne mübarek yaratmış; Allah hayırlı ve bereketli kılsın[/TD]
[TD]dane: tane, tohum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dergâh-ı İlâhî: Cenâb-ı Allah’ın yüce katı, makamı[/TD]
[TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususan: özellikle[/TD]
[TD]hülâsa: esas, öz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ibâdât-ı fıtrîye: doğal, yaratılıştan gelen ibadetler[/TD]
[TD]ibâdât-ı mahsusa: kendilerine özgü ibadetler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihâtalı: kuşatıcı, kapsayıcı[/TD]
[TD]istikbâl: gelecek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâmil: olgun, kemâl ve fazilet sahibi[/TD]
[TD]mahlûk: yaratılmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahsus: has, özel[/TD]
[TD]medar-ı bereket ve tebrik: bereket ve tebrik sebebi, vesilesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike-i mukarrebîn: makam itibariyle Allah’a daha yakın olan melekler[/TD]
[TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübarekiyet: mübareklik[/TD]
[TD]mübarekât: bereketli ve güzel şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]salâvat: Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duası[/TD]
[TD]tahiyyat: selamlar ve ibadetler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahsis: ait kılma[/TD]
[TD]takdim etmek: sunmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasavvur: düşünme, zihinde şekillendirme, tasarlama[/TD]
[TD]tayyibat: iyi ve güzel işler, hareketler, ibadetler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesbihat-ı hayatiye: bütün canlı varlıkların halleriyle yaptıkları tesbihler[/TD]
[TD]ubudiyet: Allah’a kulluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]zîruh: ruh sahibi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]13 Mart 2012: 20:18 #803047Anonim
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ
1 demelerini âmirâne iş’ar eder ve o selâm-ı İlâhî, o kelimeye geniş bir nur ve yüksek bir mânâ verir. Öyle de, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın, o selâma mukàbil اَلسَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلٰى عِبَادِ اللهِ الصَّالِحِينَ
2 demesi istikbalde muazzam ümmeti veümmetinin salihleri, selâm-ı İlâhîyi temsil eden İslâmiyete mazhar olmasını ve İslâmiyetinumumî bir şiarı olan mü’minler ortasındaki اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ – وَعَلَيْكَ السَّلاَمُ
3 umum ümmet demesini râciyâne, dâîyâne Hâlıkından istediğini ifade ve ihtar eder.
Ve o sohbette hissedâr olan Hazret-i Cebrail Aleyhisselâm, emr-i İlâhî ile o gece اَشْهَدُ اَنْ لاَۤ إِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ
4 demesi, bütün ümmet kıyamete kadar böyle şehadet edeceğini ve böyle diyeceklerinimübeşşirâne haber verir. Ve bu mükâleme-i kudsiyeyi tahattur ile kelimelerin mânâları parlar, genişlenir.
Bu mezkûr hakikatın inkişafında bana yardım eden garip bir hâlet-i ruhiyedir:
Bir zaman karanlıklı bir gurbette, karanlık bir gecede, zulmetli bir gaflet içinde, hali hazırda olan bu koca kâinat hayalime câmid, ruhsuz, meyyit, boş, hâlî, müthiş bir cenaze göründü. Geçmiş zaman dahi bütün bütün ölü, boş, meyyit, müthiş tahayyül edildi. O hadsiz mekân ve o hudutsuz zaman, karanlıklı bir vahşetgâh sûretini aldı. Ben o hâletten kurtulmak için namaza iltica ettim. Teşehhüddeاَلتَّحِيَّاتُ
5
[NOT]Dipnot-1 Selâm olsun sana ey Peygamber!
Dipnot-2 Bize ve Allah’ın salih kullarına selâm olsun.
Dipnot-3 Selâm olsun sana; sana da selâm olsun.
Dipnot-4 Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına şehadet ederim. Ve Muhammed’in (a.s.m.), Allah’ın elçisi olduğuna da şehadet ederim.
Dipnot-5 Tesbihler, hayat hediyeleri, fıtrî ibadetler.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Aleyhisselâm: Allah selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hazret-i Cebrail: [bk. bilgiler – Cebrail (a.s.)][/TD]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[TD]câmid: cansız, sert, katı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâîyâne: dua ederek, isteyerek[/TD]
[TD]emr-i İlâhî: Allah’ın emri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gaflet: Cenâb-ı Haktan ve âhiretten habersiz davranma[/TD]
[TD]hadsiz: sonsuz, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: sır; doğru, gerçek[/TD]
[TD]hissedâr: hisse sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hudutsuz: sınırsız[/TD]
[TD]hâlet: durum, hâl[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâlet-i ruhiye: ruh hâli[/TD]
[TD]hâli: boş, ıssız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâli hazır: şimdiki zaman[/TD]
[TD]ihtar etmek: hatırlatmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iltica etmek: sığınmak[/TD]
[TD]inkişaf: açığa çıkma, açılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istikbâl: gelecek[/TD]
[TD]iş’âr etmek: bildirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[TD]mazhar olmak: erişmek, nail olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meyyit: ölü[/TD]
[TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
[TD]mukàbil: karşılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübeşşirâne: müjdeleyerek[/TD]
[TD]mükâleme-i kudsiye: karşılıklı kutsal konuşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]râciyâne: yalvararak[/TD]
[TD]salih: dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden, Allah’ın sevgili kulu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]selâm-ı İlâhî: Allah’ın selâmı[/TD]
[TD]sûret: biçim, şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahattur: hatırlama[/TD]
[TD]tahayyül etmek: hayal etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahşetgâh: yalnızlık yeri, vahşî olan[/TD]
[TD]zulmet: koyu karanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âmirâne: emrederek[/TD]
[TD]ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet etmek: şehadet kelimesini söylemek, kelime-i şehadet getirmek[/TD]
[TD]şiar: işaret, nişan[/TD]
[/TR]
[/TABLE]14 Mart 2012: 19:54 #803051Anonim
dediğim zaman birden kâinat canlandı; hayattar, nuranî bir şekil aldı, dirildi. Hayy-ı Kayyûmun parlak bir âyinesi oldu. Bütün hayattar eczasıyla beraber, hayatlarının tahiyyelerini ve hedâyâ-yı hayatiyelerini daimî bir sûrette Zât-ı Hayy-ı Kayyûma takdim ettikleriniilmelyakîn, belki hakkalyakîn ile bildim ve gördüm.
Sonra اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ يَاۤ اَيُّهَا النَّبِىُّ
1 dediğim vakit, ohudutsuz ve hâlî zaman birden Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın riyaseti altında, zîhayatruhlar ile vahşetzar suretinden ünsiyetli bir seyrangâh suretine inkılâp etti.
İkinci Sual: Teşehhüd âhirinde,
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ وَعَلٰۤى اٰلِ مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلٰۤى اِبْرَاهِيمَ وَعَلٰۤى اٰلِ اِبْرَاهِيمَ
2
deki teşbih, teşbihlerin kaidesine uygun gelmiyor. Çünkü, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, İbrahim Aleyhisselâmdan daha ziyade rahmete mazhardır ve daha büyüktür. Bunun sırrı nedir? Hem bu tarzdaki salâvatın teşehhüdde tahsisinin hikmeti nedir? Aynı dua, eski zamandan beri ve bütün namazda tekrar etmeleri… Halbuki bir dua bir defa kabule mazhar olsa yeter. Milyonlarca duaları makbul olan zâtlar musırrâne dua etmesi ve bilhassa o şeyvaad-i İlâhîye iktiran
[NOT]Dipnot-1 Selâm olsun sana ey Peygamber!Dipnot-2 “Allah’ım, İbrahim’e (a.s.) ve İbrahim’in (a.s.) nesline rahmet ettiğin gibi, Muhammed’e (a.s.m.) ve Muhammed’in (a.s.m.) nesline derahmet et.” Buhari, Enbiyâ: 10.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hayy-ı Kayyûm: hayatı ezelî ve ebedî olup her canlıya hayat veren ve Kendi varlığı için hiçbir sebebe bağlı olmayıp her şeyi ayakta tutan Allah[/TD]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: hayatı ezelî ve ebedî olup her canlıya hayat veren ve Kendi varlığı için hiçbir sebebe bağlı olmayıp her şeyi ayakta tutan Zât, Allah[/TD]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daimî: sürekli, devamlı[/TD]
[TD]ecza: cüzler, parçalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakkalyakîn: bizzat yaşayarak, şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesin bilgi edinme[/TD]
[TD]hayattar: canlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hedâyâ-yı hayatiye: hayatın sunduğu hediyeler[/TD]
[TD]hikmet: sır; gaye, sebep[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hudutsuz: sınırsız[/TD]
[TD]hâli: boş, ıssız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktiran etmek: iki şey yanyana beraber gelmek, tevafuk etmek[/TD]
[TD]ilmelyakin: kesin delile dayanarak, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde bilme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkılâp etmek: dönüşmek[/TD]
[TD]kaide: düstur, kural[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[TD]makbul olan: kabul edilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar olma: erişme, nail olma[/TD]
[TD]musırrâne: ısrarlı bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nuranî: nurlu[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]riyaset: reislik, başkanlık[/TD]
[TD]salâvat: Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyrangâh: gezi ve seyir yeri[/TD]
[TD]sûret: biçim, şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahiyye: selâm, hediye[/TD]
[TD]tahsis: hususi kılma, ait kılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdim etmek: sunmak[/TD]
[TD]teşbih: benzetme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşehhüd: namazda tahiyyat duâsını okuyacak kadar oturma[/TD]
[TD]vaad-i İlâhî: Cenâb-ı Allah’ın söz vermesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahşetzar: ürküntü ve yalnızlık veren yer[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]âhir: son[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ünsiyet: canayakın, dost[/TD]
[TD]İbrahim: [bk. bilgiler – İbrahim (a.s.)][/TD]
[/TR]
[/TABLE]14 Mart 2012: 19:56 #803052Anonim
etmiş ise… Meselâ
1 عَسٰۤى اَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًاCenâb-ı Hak vaad ettiği halde, her ezan ve kàmetten sonra edilen mervî duada
2 وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا نِالَّذِى وَعَدْتَهُdeniliyor; bütün ümmet o vaadi îfa etmek için dua ederler. Bunun sırr-ı hikmeti nedir?
Elcevap: Bu sualde üç cihet ve üç suâl var.
Birinci cihet: Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm, gerçi Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma yetişmiyor. Fakat onun âli, enbiyadırlar. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın âli,evliyadırlar. Evliya ise, enbiyaya yetişemezler. Âl hakkında olan bu duanın parlak bir sûrette kabul olduğuna delil şudur ki:
Üç yüz elli milyon içinde, Âl-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdan yalnız iki zâtın, yaniHasan (r.a.) ve Hüseyin’in (r.a.) neslinden gelen evliya ekser-i mutlak hakikat mesleklerinin ve tarîkatlarının pîrleri ve mürşidleri onlar olmaları
3 عُلَمَاءُ اُمَّتِى كَاَنْبِيَاۤءِ بَنِى اِسْرَاۤئِيلَhadîsinin mazharları olduklarıdır. Başta Câfer-i Sâdık (r.a.) ve Gavs-ı Âzam (r.a.) ve Şah-ı Nakşibend (r.a.) olarak herbiri, ümmetin birkısm-ı âzamını tarîk-i hakikate ve hakikat-i İslâmiyete irşad edenler, bu âl hakkındaki duanınmakbuliyetinin meyveleridirler.
İkinci cihet: Bu tarzdaki salâvatın namaza tahsis-i hikmeti ise, meşahir-i insaniyenin en nuranî, en mükemmeli, en müstakimi olan enbiya ve evliyanın
[NOT]Dipnot-1 “Umulur ki Rabbin, seni övülmüş bir makam olan en büyük şefaat makamına kavuşturur.” İsrâ Sûresi, 17:79.Dipnot-2 “Muhammed’i (a.s.m.) ona va’dettiğin övülmüş bir makam olan şefaat makamına kavuştur.” Buhari, Ezân: 8, 17. Sûrenin tefsiri: 11;Tirmizî, Mevâkît: 43; Salât: 42; Ebû Dâvud, Salât: 37; Nesâî, Ezân: 38; İbn-i Mâce, Ezân: 4; İkâme: 25; Müsned, 3:354.
Dipnot-3 “Ümmetimin alimleri İsrâiloğullarının peygamberleri gibidir.” Bu hadîs, kaynaklarda haber-i meşhur olarak geçmektedir. bk. Aclûnî,Keşfü’l-Hafâ: 2:64; Tecrîd-i Sarîh Tercemesi: 1:107 (Diyanet İşleri Yayınları)
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[TD]Câfer-i Sâdık: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Gavs-ı Âzam: [bk. bilgiler – Abdülkàdir-i Geylânî (k.s.)][/TD]
[TD]Hasan: [bk. bilgiler – Hasan (r.a.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hazret-i İbrahim: [bk. bilgiler – İbrahim (a.s.)][/TD]
[TD]Hüseyin: [bk. bilgiler – Hüseyin (r.a.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[TD]ekser-i mutlak: büyük çoğunluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
[TD]evliya: veliler, Allah dostları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadîs: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış[/TD]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat-ı İslâmiye: İslâmiyetin hakikatleri, gerçekleri[/TD]
[TD]irşad etmek: doğru yolu göstermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kamet: farz namaza durmadan önce okunan ezan[/TD]
[TD]kısm-ı âzam: büyük bölüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makbuliyet: kabul edilmiş olma[/TD]
[TD]mazhar: erişme, nail olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mervî: rivayet edilen, nakledilen, aktarılan[/TD]
[TD]meşahir-i insaniye: meşhur insanlar, ünlü kişiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürşid: irşad eden, doğru yolu gösteren[/TD]
[TD]müstakim: dosdoğru olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]pîr: önder[/TD]
[TD]salâvat: Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sûret: biçim, şekil[/TD]
[TD]sırr-ı hikmet: herkesin bilmediği gizli yarar, sebep[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahsis-i hikmet: has kılınmanın hikmeti, namaza ait olmasının sırrı[/TD]
[TD]tarîk-i hakikat: hakikat yolu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tarîkat: mânevî ilerlemeye götüren yol[/TD]
[TD]vaad: söz verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Âl-i Muhammed: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) soyu, ailesi[/TD]
[TD]âl: soy, âile[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]îfa etmek: yerine getirmek[/TD]
[TD]ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Şâh-ı Nakşibend: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]14 Mart 2012: 19:57 #803053Anonim
kàfile-i kübrasının gittikleri ve açtıkları yolda, kendisi dahi o yüzer icmâ ve yüzer tevatürkuvvetinde bulunan ve şaşırmaları mümkün olmayan o cemaat-i uzmâya, o sırat-ı müstakimdeiltihak ve refakat ettiğini tahattur etmektir. Ve o tahatturla şübehat-ı şeytaniyeden veevham-ı seyyieden kurtulmaktır. Ve bu kàfile, bu kâinat Sahibinin dostları ve makbulmasnuları; ve onların muarızları, Onun düşmanları ve merdut mahlûkları olduğuna delil ise,zaman-ı Âdem’den beri o kàfileye daima muavenet-i gaybiye gelmesi ve muarızlarına her vakit musibet-i semâviye inmesidir.
Evet, kavm-i Nuh ve Semûd ve Âd ve Firavun ve Nemrud gibi bütün muarızlar, gazab-ı İlâhîyi ve azabını ihsas edecek bir tarzda gaybî tokatlar yedikleri gibi, kàfile-i kübrânın NuhAleyhisselâm, İbrahim Aleyhisselâm, Mûsâ Aleyhisselâm, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmgibi bütün kudsî kahramanları dahi, harika ve mu’cizâne ve gaybî bir surette mu’cizelere veihsanat-ı Rabbâniyeye mazhar olmuşlar. Birtek tokat hiddeti, birtek ikram muhabbeti gösterdiği halde, binler tokat muarızlara ve binler ikram ve muavenet kàfileye gelmesi,bedahet derecesinde ve gündüz gibi zâhir bir tarzda, o kàfilenin hakkaniyetine ve sırat-ı müstakîmde gittiğine şehadet ve delâlet eder. Fâtiha’da
1 صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْo kàfileye ve
2 غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَmuarızlarına bakıyor. Burada beyan ettiğimiz nükte ise, Fâtiha’nın âhirinde daha zâhirdir.
[NOT]Dipnot-1 “Kendilerine nimet ve ihsanda bulunduğun peygamberlerinin ve onlara tâbi olan sâlih kullarının yoluna…” Fâtiha Sûresi, 1:7.Dipnot-2 “Gazabına uğrayanların ve sapıtmış olanların yoluna değil.” Fâtiha Sûresi, 1:7.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Fâtiha: Kur’ân-ı Kerimin 1. sûresi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mûsâ: [bk. bilgiler – Mûsâ (a.s.)][/TD]
[TD]Nuh: [bk. bilgiler – Nuh (a.s.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bedahet derecesinde: açıkça, aşikâr olarak[/TD]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemaat-i uzmâ: büyük cemaat, topluluk[/TD]
[TD]delâlet etmek: işaret etmek, delil olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evham-ı seyyie: kötü kuruntular[/TD]
[TD]gaybî: bilinmeyen, gayb âlemine ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gazab-ı İlâhî: Allah’ın gazabı[/TD]
[TD]hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hiddet: öfke[/TD]
[TD]icmâ: fikir birliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsas etmek: hissettirmek[/TD]
[TD]ihsânât-ı Rabbâniye: Allah’ın terbiye ve idaresinin lütuf ve bağışları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ikram: bağış, ihsan[/TD]
[TD]iltihak: katılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kavm-i Firavun: (bk. bilgiler – Firavun)[/TD]
[TD]kavm-i Nemrud: (bk. bilgiler – Nemrud)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kavm-i Nuh: Hz. Nuh’un kavmi [bk. bilgiler – Nuh (a.s.)][/TD]
[TD]kavm-i Semûd: [bk. bilgiler – Salih (a.s.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kavm-i Âd: (bk. bilgiler – Âd Kavmi)[/TD]
[TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kàfile: grup, kervan[/TD]
[TD]kàfile-i kübra: büyük grup, büyük kervan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûk: yaratılmış[/TD]
[TD]masnu: san’at eseri varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar olmak: erişmek, nail olmak[/TD]
[TD]merdut: reddedilmiş, geri çevrilmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muarız: karşı gelen[/TD]
[TD]muavenet: yardım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muavenet-i gaybiye: gizli yardım[/TD]
[TD]muhabbet: sevgi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musibet-i semâviye: gökten gelen musibetler, belâlar[/TD]
[TD]mu’cizane: mu’cizeli bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulan ve bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hâl ve hareketler[/TD]
[TD]nükte: ince ve derin anlamlı ve incelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]refakat etmek: arkadaşlık etmek[/TD]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırat-ı müstakim: dosdoğru yol[/TD]
[TD]tahattur: hatırlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevatür: yalan söylemeleri mümkün olmayan topluluklardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber[/TD]
[TD]zaman-ı Âdem: Âdem Peygamberin (a.s.) zamanı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhir: açık, gözle görülür[/TD]
[TD]âhir: son[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İbrahim: [bk. bilgiler – İbrahim (a.s.)][/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şübehat-ı şeytaniye: şeytanî şüpheler[/TD]
[/TR]
[/TABLE]14 Mart 2012: 19:59 #803054Anonim
Üçüncü cihet: Bu kadar tekrar ile kat’î verilecek olan bir şeyin vermesini istemesinin sırr-ı hikmeti şudur:
İstenilen şey, meselâ, Makam-ı Mahmud, bir uçtur. Pek büyük ve binler Makam-ı Mahmudgibi mühim hakikatleri ihtiva eden bir hakikat-ı âzamın bir dalıdır. Ve hilkat-i kâinatın en büyük neticesinin bir meyvesidir. Ve ucu ve dalı ve o meyveyi dua ile istemek ise, dolayısıyla ohakikat-i umumiye-i uzmânın tahakkukunu ve vücut bulmasını ve o şecere-i hilkatin en büyük dalı olan âlem-i bâkinin gelmesini ve tahakkukunu ve kâinatın en büyük neticesi olan haşir vekıyametin tahakkukunu ve dâr-ı saadetin açılmasını istemektir. Ve o istemekle, dâr-ı saadetin ve Cennetin en mühim bir sebeb-i vücudu olan ubudiyet-i beşeriyeye ve daavât-ı insaniyeye kendisi dahi iştirak etmektir. Ve bu kadar hadsiz derecede azîm bir maksat için, bu hadsizdualar dahi azdır.
Hem Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma Makam-ı Mahmud verilmesi, umumümmete şefaat-i kübrasına işarettir. Hem o, bütün ümmetinin saadetiyle alâkadardır. Onun için hadsiz salâvat ve rahmet dualarını bütün ümmetten istemesi ayn-ı hikmettir.
سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
1
[NOT]
Dipnot-1 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin.” Bakara Sûresi, 2:32.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Makam-ı Mahmûd: Peygamberimizin kavuşacağı, Allah tarafından vaad edilen yüksek makam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
[TD]ayn-ı hikmet: hikmetin ta kendisi, tam yerli yerinde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azîm: büyük, yüce[/TD]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daavât-ı insaniye: insanların duaları[/TD]
[TD]dâr-ı saadet: mutluluk yurdu, âhiret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[TD]hadsiz derecede: sonsuz derecede[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[TD]hakikat-i umumiye-i uzmâ: büyük ve umumî hakikat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat-ı âzam: en büyük hakikat[/TD]
[TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilkat-i kâinat: kâinatın yaratılışı[/TD]
[TD]ihtiva eden: içeren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştirak etmek: katılmak[/TD]
[TD]kat’î: kesin olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[TD]kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: şefkat, merhamet[/TD]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]salâvat: Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duası[/TD]
[TD]sebeb-i vücud: varlık sebebi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırr-ı hikmet: hikmet sırrı, herkesin bilmediği gizli sır[/TD]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ubudiyet-i beşeriye: insanlığın ibadeti, kulluğu[/TD]
[TD]umum: bütün, genel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i bâkî: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi[/TD]
[TD]ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şecere-i hilkat: yaratılış ağacı[/TD]
[TD]şefaat-i kübra: büyük şefaat; günahlarımızın bağışlanması için Peygamber Efendimizin aracılık etmesi[/TD]
[/TR]
[/TABLE] -
YazarYazılar
- ‘Altıncı Şuâ’ konusu yeni yanıtlara kapalı.