• Bu konu 3 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
  • Yazar
    Yazılar
  • #676511
    Anonim


      ﴿ اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ blank.gif1 Bu cümlenin evvelki cümle ile nazmını icap ettiren münasebet vecihleri ise:

      Bu cümle mü’minleri medheder, evvelki cümle de Kur’ân’ı medheder. Şu her iki medih arasında bir insibab (dökülmek) vardır ki, o onu ister, o onu ister. Çünkü ikinci medih, birinci medhin neticesidir ve birinci medhe bir bürhan-ı innîdir ve hidayetin semeresi ve şahididir. Ve aynı zamanda hidayete bir yardımcı vazifesi görüyor. Çünkü mü’minleri medhetmekte imana gelmek için bir teşvik vardır. Teşvik ise bir nevi hidayettir. اَلَّذِينَ blank.gif2 ile مُتَّقِينَ blank.gif3 arasındaki münasebete gelince:

      Bunların biri tahliye تَخْلِيَه diğeri tahliye تَحْلِيَه ’dir.Tahliye, تَخْلِيَه tathir etmek ve temizlemektir.Tahliye تَحْلِيَه ise, tezyin etmek ve süslendirmek mânâsınadır. Bunlar birbiriyle arkadaş olup, burada olduğu gibi, daima birbirini takip ediyorlar. Onun için kalb, takvâ ile seyyiattan temizlenir temizlenmez, hemen onun ardında imanla tezyin edilmiş ve süslendirilmiştir.


      [NOT]Dipnot-1 “Onlar ki gayba inanırlar.” Bakara Sûresi, 2:3.
      Dipnot-2 Onlar ki (bk. n-ḥ-v: İsm-i mevsûl).
      Dipnot-3 “Takvâ sahipleri” Bakara Sûresi, 2:2.
      [/NOT]

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]belâgat: sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
      [/TD]
      [TD]beyanat: açıklamalar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
      [TD]bürhan-ı innî: olaylardan kanunlara, neticelerden sebeplere, eserden eserin sahibine (müsebbip) ulaştıran delil. Dumanın ateşe delil olup göstermesi gibi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
      [TD]câiz: sakıncasız, doğru, geçerli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fehm: anlayış, kavrayış[/TD]
      [TD]hidayet: doğru ve hak yol, doğru yolu gösterme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]icap etmek: gerektirmek[/TD]
      [TD]ilm-i usul: usul ilmi, metodoloji[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]intibak etmek: uymak, uygun gelmek[/TD]
      [TD]istidad: ruhî özellikler; kabiliyet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]i’câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük[/TD]
      [TD]kaide: kural, prensip[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]medh: övmek[/TD]
      [TD]muhalif: zıt, aykırı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhtelif: farklı, değişik[/TD]
      [TD]murad: istenilen şey[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mutabık: uyumlu, uygun[/TD]
      [TD]muvafık: uygun[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]müfessir: Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından tefsir eden, yorumlayan âlim kimse[/TD]
      [TD]nazm: dizme, tertip edip düzenleme; Kur’ân-ı Kerîmin Allah Teâlâ tarafından dizilen mübârek sözleri, ifadeleri[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nazmetmek: dizmek, tertip edip düzenlemek[/TD]
      [TD]nükte: ince ve derin mânâ[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]semere: meyve, netice, sonuç[/TD]
      [TD]seyyiat: günahlar, kötülükler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tabakalar: sınıflar[/TD]
      [TD]takvâ: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tathir etmek: temizlemek[/TD]
      [TD]tezyin etmek: süslemek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ulûm-u Arabiye: Arap dili ve edebiyatına ait ilimler[/TD]
      [TD]vaz etmek: yerlerini belirleyip koymak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vecih: yön[/TD]
      [TD]üslûp: ifade ve anlatım tarzı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şahid: delil, tanık[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #803116
      Anonim


        Kur’ân-ı Kerim, takvâyı üç mertebesiyle zikretmiştir:Birincisi, şirki terk,İkincisi, maâsiyi terk,Üçüncüsü, mâsivâullahı terk etmektir.

        Tahliye تَحْلِيَه ise, hasenat ile olur. Hasenat da, ya kalble olur veya kalıp ve bedenle olur veyahut mal ile olur.

        A’mâl-i kalbînin şemsi, imandır.

        A’mâl-i bedeniyenin fihristesi, namazdır.

        A’mâl-i mâliyenin kutbu, zekâttır.

        S – اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ blank.gif1 hal iktizasına göre îcaz ise de, aynı mânâyı ifade eden اَلْمُؤْمِنُونَ kelimesine nazaran itnabdır (uzundur). Evet, اَلْ harfi, اَلَّذِينَ blank.gif2 ile مُؤْمِنُونَ blank.gif3 kelimesi يُؤْمِنُونَ blank.gif4 fiiliyle tebdil edilmiştir. Bu itnabın, îcâza tercih sebebi nedir?

        C – اَلَّذِينَ esmâ-i müphemeden olduğundan, onu tayin ve temyiz eden yalnız sılasıdır. Demek bütün kıymet, sılasına aittir; başka sıfatlarında hiç kıymet yoktur. Bu ise, burada sılası olan imana büyük bir azamet vermekle insanları iman etmeye teşvik eder.

        Amma مُؤْمِنُونَ kelimesine bedel fiil sigasıyla يُؤْمِنُونَ ’nin tercihi, iman fiilini hayal nazarına gösterip keyfiyetin tasvir edilmesine, dahilî ve haricî delillerin



        [NOT]Dipnot-1 “Onlar ki gayba inanırlar.” Bakara Sûresi, 2:3.
        Dipnot-2 Onlar ki (bk. n-ḥ-v: İsm-i mevsûl).
        Dipnot-3 Mü’minler, Allah’a inananlar.
        Dipnot-4 İnanırlar.
        [/NOT]

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]azamet: büyüklük[/TD]
        [TD]a’mâl-i bedeniye: bedenle yapılan ameller; namaz gibi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]a’mâl-i kalbî: kalble yapılan ameller, kalbe ait işler; iman etmek gibi[/TD]
        [TD]a’mâl-i mâliye: mal ile yapılan ameller; zekat gibi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey[/TD]
        [TD]esmâ-i müpheme: gr. ism-i mevsuller; mânâsı kapalı isimler; yalnız başına müstakil bir mânâ taşımayan ancak kendinden sonra gelen cümle ile (sıla cümlesi) birlikte bir mânâ içeren isimler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fihriste: özet[/TD]
        [TD]haricî: dışa ait[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hasenat: iyilikler, sevaplar[/TD]
        [TD]iktiza: gereklilik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]itnab: sözü uzatma; yeni bir fayda için, maksadı alışılmamış bir tarzda uzun bir söz ile ifade etme[/TD]
        [TD]keyfiyet: nitelik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kutb: kutup; eşyayı kendinde toplayan uç, esas [/TD]
        [TD]maâsi: isyanlar, günahlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mâsivâullah: Allah’tan başka her şey[/TD]
        [TD]nahif: zayıf[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nazar: bakış, görüş[/TD]
        [TD]remzen: gizli bir mânâyı ince bir işaretle göstererek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]siga: gr. kip, kalıp[/TD]
        [TD]sıfat: vasıf, özellik, nitelik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sıla: gr. sıla cümlesi; Arapça’da “ellezî=öyleki” gibi müphem isimlerden hemen sonra gelip öncesini açıklayan cümle[/TD]
        [TD]tahliye: temizlemek, boşaltmak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]takvâ: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma[/TD]
        [TD]tasvir etmek: canlandırarak anlatmak, şekillendirerek bildirmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tayin: belirlemek[/TD]
        [TD]tebdil: değiştirme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]temyiz: ayırt etme, kapalı bir şeyi anlaşılır kılma [/TD]
        [TD]îcâz: sözü kısaltma; maksadı az sözle açık ve net bir şekilde ifade etme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şems: güneş[/TD]
        [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #803117
        Anonim


          tecellîsiyle imanın istimrar ve devam ile teceddüt etmesine işarettir. Evet, delâilin zuhuru nisbetinde iman ziyadeleşir, teceddüt eder. بِالْغَيْبِ blank.gif1 yani, nifaksız, ihlâs-ı kalble iman ediyorlar. Veya iman edilen şeyler gayb olmakla beraber iman ediyorlar. Veyahut gaibe veya âlem-i gayba iman ediyorlar.

          İman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tebliğ ettiği zaruriyat-ı diniyeyi tafsilen ve zaruriyatın gayrısını icmalen tasdik etmekten hasıl olan bir nurdur.

          S – Avâm-ı nâstan, hakaik-i diniyeyi tabir eden ancak yüzde birdir.

          C – Tabir etmemesi, bilmemesine delil olamaz. Evet, çok defa lisan, insanın tasavvuratından incelerini tabirden âciz olduğu gibi, kalbindeki ve vicdanındaki inceler de akla görünmez. Hattâ belâgat dâhilerinden Sekkâkî gibi bir zât, İmruu’l-Kays veya başka bir bedevînin ibraz ettiği belâgat incelerini kavramamıştır. Maahâzâ, imanın var olup olmadığı sorguyla anlaşılır. Meselâ âmi bir adama, bütün cihetleriyle, eczasiyle kudretinde ve tasarrufunda bulunan Sâniin, yarattığı bu âlemin bir cihette Sânii olup olmadığı hakkında bir sorgu yapıldığı zaman, “Hiçbir cihette değildir! Olamaz!” dese kâfidir. Çünkü, nefiy cihetinin, yani Sâni’siz olamayacağının onun vicdanında sabit olduğuna delâlet eder.

          İman, Sa’d-ı Taftazanî’nin tefsirine göre; “Cenâb-ı Hakkın, istediği kulunun kalbine, cüz-i ihtiyarının sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur” denilmiştir. Öyleyse, iman, Şems-i Ezelîden vicdan-ı beşere ihsan edilen bir nur ve bir şuadır ki,



          [NOT]Dipnot-1 Gayba; Bilinmez hâller ve görünmez şeylere.
          [/NOT]


          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun [/TD]
          [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Sa’d-ı Taftazanî: (bk. bilgiler)[/TD]
          [TD]Sekkâkî: (bk. bilgiler)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Sâni: herşeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah[/TD]
          [TD]avâm-ı nâs: sıradan insanlar, halk tabakası[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]bedevî: çölde yaşayan, göçebe[/TD]
          [TD]belâgat: sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
          [TD]cüz-i ihtiyar: insandaki çok az seçim gücü, irade[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]delâil: deliller; işaretler[/TD]
          [TD]delâlet: işaret etme, gösterme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]dâhi: son derece zeki, deha ve hikmet sahibi kimse[/TD]
          [TD]ecza: cüzler; parçalar, kısımlar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]gaib: görünmez[/TD]
          [TD]gayb: görünmeyen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]gayr: başkası[/TD]
          [TD]hakaik-i diniye: dini esaslar, dini meselelere ait hakikatler, gerçekler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hakikat: gerçek, asıl ve esas[/TD]
          [TD]hasıl olma: meydana gelme, oluşma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ibraz etmek: ortaya koymak, göstermek[/TD]
          [TD]icmalen: kısaca[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ihlâs-ı kalb: sadece Allah’ın rızasını gözeten kalb samimiyeti[/TD]
          [TD]ihsan etmek: bağışlamak, lütfetmek, ikram etmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ilka etmek: vermek, atmak[/TD]
          [TD]istimrar: süreklilik, devamlılık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ittihaz etme: edinme[/TD]
          [TD]kudret ve tasarrufunda bulunma: güç ve iktidarının uygulama alanında bulunma; iktidar ve icraatı altında buluma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]maahâza: bununla beraber, böyle olmakla birlikte[/TD]
          [TD]nefy: kabul etmemek, reddetmek [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nifak: münafıklık, ikiyüzlülük[/TD]
          [TD]sarf: harcamak, kullanmak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tabir etmek: ifade etmek, söylemek[/TD]
          [TD]tafsilen: detaylı, ayrıntılı olarak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tasavvurât: düşünceler, zihinde canlandırılan şeyler, hayaller[/TD]
          [TD]tasdik etmek: kabul etmek, onaylamak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tebliğ: bildirmek, ulaştırmak[/TD]
          [TD]teceddüt: yenilenme, tazelenme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tecellî: ortaya çıkma, görünme, yansıma[/TD]
          [TD]tefsir: açıklama, yorum; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vicdan: kalbe ait hislerin mazharı, aynası[/TD]
          [TD]vicdan-ı beşer: kalbî hislerin mazharı ve aynası olan insan vicdanı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zaruriyat/zaruriyât-ı diniye: dinin kesin ve belirli hükümleri; içtihat ve yoruma muhtaç olmayan açık hükümleri[/TD]
          [TD]ziyadeleşmek: fazlalaşmak, artmak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zuhur: ortaya çıkma[/TD]
          [TD]âciz: güçsüz, elinden bir şey gelmeyen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âlem-i gayb: görünmeyen, fakat mahiyeti Allah tarafından bilinen başka dünya[/TD]
          [TD]âmi: normal halktan biri[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]İmruu’l-Kays: (bk. bilgiler)[/TD]
          [TD]Şems-i Ezelî: Ezelî güneş; ezelden beri var olan, zamanla kayıtlı olmayan ve bütün tecellilerin kaynağı olan Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şua: ışın, güçlü ışık hüzmesi[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #803118
          Anonim


            vicdanın içyüzünü tamamıyla ışıklandırır. Ve bu sayede, bütün kâinatla bir ünsiyet, bir emniyet peyda olur ve her şeyle kesb-i muarefe eder. Ve insanın kalbinde öyle bir kuvve-i mâneviye husule gelir ki, insan, o kuvvetle her musibete, her hadiseye karşı mukavemet edebilir. Ve öyle bir vüs’at ve genişlik verir ki, insan o vüs’atle geçmiş ve gelecek zamanları yutabilir.

            Ve keza, iman, Şems-i Ezelîden ihsan edilmiş bir nur olduğu gibi, saadet-i ebediyeden de bir parıltıdır. Ve o parıltıyla, vicdanında bulunan bütün emel ve istidatlarının tohumları bir şecere-i tûbâ gibi neşvünemaya başlar, ebed memleketine doğru hareket eder, gider.

            blank.gif1 ﴿ وَيُقِيمُونَ الصَّلٰوةَ Bu cümlenin evvelki cümleyle bağlılığı ve münasebeti gün gibi âşikârdır. Lâkin bedenî ibadet ve taatlerden namazın tahsisi, namazın bütün hasenata fihrist ve örnek olduğuna işarettir. Evet, nasıl ki Fâtiha Kur’ân’a, insan kâinata fihristedir; namaz da hasenata fihristedir. Çünkü namaz; savm, hac, zekât ve sair hakikatleri hâvi olduğu gibi, idrakli ve idraksiz mahlûkatın ihtiyarî ve fıtrî ibadetlerinin nümunelerine de şâmildir. Meselâ secdede, rükûda, kıyamda olan melâikenin ibadetlerini, hem taş, ağaç ve hayvanların o ibadetlere benzeyen durumlarını andıran bir ibadettir.

            S – يُقِيمُونَ blank.gif2 ’nin fiil sîgasıyla zikrinde ne hikmet vardır?

            C – Ruha hayat veren namazın o geniş hareketini ve âlem-i İslâma yayılmış olan o intibah-ı ruhanîyi muhataba ihtar edip göstermektir. Ve o güzel vaziyeti ve o muntazam haleti hayale götürüp tasvir etmekle sâmi’lerin namaza meylini ikaz edip artırmaktır.



            [NOT]Dipnot-1 “Namazı dos doğru kılarlar.” Bakara Sûresi, 2:3.
            Dipnot-2 “Namazlarını kılarlar.” Bakara Sûresi, 2:3.
            [/NOT]

            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Fâtiha: Kur’ân’ın ilk sûresi olan Fâtiha Sûresi[/TD]
            [TD]bedenî ibadet: bedene ait, bedenle yapılan ibadet—namaz gibi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ebed: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
            [TD]fihrist/fihriste: öz, özet, çekirdek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fitrî: yaratılıştan gelen[/TD]
            [TD]hadise: olay[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakikat: esas, asıl[/TD]
            [TD]halet: hâl, durum[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hasenat: iyilikler, sevaplar[/TD]
            [TD]hikmet: sır, gaye[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]husule gelmek: oluşmak, meydana gelmek[/TD]
            [TD]hâvi: içeren, içine alan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]idrak: kavrayış, anlayış[/TD]
            [TD]ihsan: bağış, lütuf[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ihtar etmek: uyarmak, ikaz etmek[/TD]
            [TD]ihtiyarî: isteğe ait, iradeye bağlı, kendi isteğiyle tercih etme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ikaz etmek: uyarmak[/TD]
            [TD]intibah-ı ruhanî: ruhî uyanış, gafletten sıyrılma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]istidat: kabiliyet ve yetenek[/TD]
            [TD]kesb-i muarefe etmek: tanışmak, tanışıklık kazanmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]keza: böylece, bunun gibi[/TD]
            [TD]kuvve-i mâneviye: mânevi güç, kuvvet[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
            [TD]kıyam: namazda ayakta durmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]lâkin: ama, fakat[/TD]
            [TD]mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]melâike: melekler[/TD]
            [TD]muhatab: seslenilen, kendisiyle konuşulan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mukavemet: dayanıklılık, direnç[/TD]
            [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]musibet: belâ, felaket[/TD]
            [TD]neşvünema: büyüyüp gelişme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nümune: örnek[/TD]
            [TD]peyda olmak: meydana gelmek, belirmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ruh: canlı, şuurlu, çevresini görüp gösteren hayat kaynağı[/TD]
            [TD]rükû: namazda beli bükerek eğilmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]saadet-i ebediye: sonu olmayan, sonsuz mutluluk[/TD]
            [TD]sair: diğer[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]savm: oruç[/TD]
            [TD]secde: namazda alın üzeri yere kapanmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sâmi’: işiten, duyan[/TD]
            [TD]sîga: gr. kip, kalıp[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]taat: itaat, Allah’ın emirlerine uyma[/TD]
            [TD]tahsis: hâs kılma, ayırma, özelleştirme; özel olarak seçilme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tasvir etmek: canlandırarak anlatmak, şekillendirerek bildirmek[/TD]
            [TD]vicdan: kalbe ait hislerin mazharı ve aynası[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vüs’at: genişlik[/TD]
            [TD]âlem-i İslâm: İslâm âlemi, İslâm dünyası[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ünsiyet: alışkanlık, dostluk[/TD]
            [TD]Şems-i Ezelî: Ezelî güneş; ezelden beri var olan, zamanla kayıtlı olmayan ve bütün tecellilerin kaynağı olan Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şecere-i tûbâ: Cennetteki tûba ağacı[/TD]
            [TD]şâmil: kapsayan, içine alan[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #803119
            Anonim


              Evet, dağınık bir vaziyette bulunan efradı büyük bir sevinçle içtimaa sevk ettiren malûm âletin sesi gibi, âlem sahrasında dağılmış insanları cemaate dâvet eden ezan-ı Muhammedînin (a.s.m.) o tatlı sesiyle, ibadete ve cemaate bir meyil, bir şevk husule gelir.

              S –يُصَلُّونَ blank.gif1 kelimesine bedel, itnablı يُقِيمُونَ الصَّلوةَ blank.gif2 ’nin zikrinde ne hikmet vardır?

              C – Namazda lâzım olan tâdil-i erkân, müdavemet, muhafazagibi “ikame”nin mânâlarını müraat etmeye işarettir.

              Arkadaş! Namaz, kul ile Allah arasında yüksek bir nispet ve ulvî bir münasebet ve nezih bir hizmettir ki, her ruhu celb ve cezb etmek namazın şe’nindendir. Namazın erkânı, Fütuhat-ı Mekkiye’nin şerh ettiği gibi, öyle esrarı hâvidir ki, her vicdanın muhabbetini celb etmek, namazın şe’nindendir. Namaz, Hâlık-ı Zülcelâl tarafından her yirmi dört saat zarfında tayin edilen vakitlerde mânevî huzuruna yapılan bir dâvettir. Bu dâvetin şe’nindendir ki, her kalb, kemâl-i şevk ve iştiyakla icabet etsin ve mi’racvâri olan o yüksek münâcâta mazhar olsun.

              Namaz, kalblerde azamet-i İlâhiyeyi tesbit ve idame ve akılları ona tevcih ettirmekle adalet-i İlâhiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbânîye imtisal ettirmek için yegâne İlâhî bir vesiledir. Zaten insan, medenî olduğu cihetle, şahsî ve içtimaî hayatını kurtarmak için, o kanun-u İlâhîye muhtaçtır. O vesileye müraat etmeyen veya tembellikle namazı terk eden veyahut kıymetini bilmeyen, ne kadar cahil, ne derece hâsir, ne kadar zararlı olduğunu bilâhare anlar, ama iş işten geçer.



              [NOT]Dipnot-1 Namaz kılarlar.
              Dipnot-2 “Namazı (ikame ederler) dos doğru kılarlar.” Bakara Sûresi, 2:3.
              [/NOT]

              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Fütuhat-ı Mekkiye: (bk. bilgiler)[/TD]
              [TD]Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük, haşmet sahibi olan ve her şeyi yaratan Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]adâlet-i İlâhîye: Allah’ın adaleti[/TD]
              [TD]azamet-i İlâhiye: Allah’ın azameti, büyüklüğü[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bilâhare: daha sonra[/TD]
              [TD]celb etmek: çekmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]celb ve cezb etmek: kendine çekmek[/TD]
              [TD]cemaat: namazı beraber kılan topluluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
              [TD]erkân: temel esaslar, şartlar; namazdaki secde gibi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]esrar: sırlar[/TD]
              [TD]ezan-ı Muhammedî (a.s.m.): Hz. Muhammed’in (a.s.m.) tebliğ ettiği din olan islâmiyette, insanları ibadet yapmaya çağıran davet [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hikmet: sebep, sır, gaye[/TD]
              [TD]husule gelmek: meydana gelmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hâsir: zarara uğrayan, zarar eden[/TD]
              [TD]hâvi: kapsama, içine alma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]icabet: kabul etmek[/TD]
              [TD]idame: devam ettirme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ikame: yerine getirme, namazı dosdoğru kılma[/TD]
              [TD]imtisal ettirmek: boyun eğdirmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]itaat: emre uyma, boyun eğme; Allah’ın emirlerine uyma, yasaklarından sakınma[/TD]
              [TD]itnab: sözü uzatma; yeni bir fayda için, maksadı alışılmamış şekilde uzun bir söz ile ifade etme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]içtima: toplanmak[/TD]
              [TD]içtimaî hayat: sosyal hayat[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]iştiyak: aşırı arzu ve istek[/TD]
              [TD]kanun-u İlahî: Allah’ın koyduğu kanun[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kemâl-i şevk: tam bir istek ve arzu[/TD]
              [TD]malûm: bilinen[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mazhar olma: erişme, nail olma[/TD]
              [TD]mi’raçvâri: âdeta Peygamberimizin (a.s.m.) miraçta Allah’ın huzuruna yükselişi gibi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
              [TD]muhafaza: koruma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müdavemet: devam etme, aralıksız yapma[/TD]
              [TD]münâcât: yakarış, dua[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müraat etme: riayet etme, uygun hareket etme, gözetme[/TD]
              [TD]nezih: kirden arınmış[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nizam-ı Rabbânîye: bütün âlemleri idare ve terbiye eden Allah’ın kanunu, nizamı[/TD]
              [TD]ruh: canlı, şuurlu, çevresini görüp gösteren nurlu varlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sahra: çöl[/TD]
              [TD]sevk ettirmek: yönlendirmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tayin: belirleme[/TD]
              [TD]tespit: sağlam şekilde yerleştirme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tevcih ettirmek: yöneltmek[/TD]
              [TD]tâdil-i erkân: namazı şartlarına uygun şekilde kılma ve rüku ve secde gibi temel esasların arasında biraz bekleme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ulvî: yüksek, yüce[/TD]
              [TD]vicdan: kalbe ait hislerin mazharı, aynası[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]yegâne: tek, eşsiz, benzersiz[/TD]
              [TD]zarfında: süresi içinde[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âlem: dünya[/TD]
              [TD]şerh: geniş açıklama, izah etme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şe’n: özellik[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

            5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
            • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.