- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
9 Nisan 2012: 10:35 #676716
Anonim
[h=4]Ersin Teres[/h] İlk Kur’ân-ı Kerîm tercümelerinin Türk Dili Tarihinde büyük bir önemi vardır. Bu tercümeler önemli bir dil mâlzemesini içermektedir. İlk tercümelerde Arapça ve Farsça kelimelerin çok da fazla olmaması, daha çok Türkçe kelimelerin kullanılması o tercümenin yazıldığı dönemin dil özelliklerinin ve sözvarlığının belirlenmesini sağlamaktadır. Yine tercümelere bakılarak o dönemde Türkçe kelimelerin türeme biçimleri, kelime türetme yolları tespit edilerek Türkçenin tercümelerin yazıldığı dönemlerdeki sözvarlığı ortaya konulabilmektedir.
Bunun yanında Kur’ân-ı Kerîm’in Allah kelâmı olmasından bu tercümeleri yapanların günah işleme korkusuyla tercümelerde daha dikkatli davranmaları sayesinde Kur’ân-ı Kerîm tercümeleri oldukça güvenilir metinler olmuşlardır. Arapça ve Farsça kelimelerin doğru karşılıkları bu metinlerde verilerek sözlükçülük çalışmaları için önemli bir kaynak teşkil etmeleri sağlanmıştır.
Ayrıca bu tercümelerin yapılmasıyla insanların Allah kelâmını daha kolay anlamasının yolu açılmış, bu da Türklerin Müslüman olma sürecini hızlandırmıştır. Yine bu tercümelerde aktarılan dinî terimler sayesinde toplum dinin gereklerini daha kolay öğrenmiş, ibadetlerini daha doğru yapmaları sağlanmıştır. Allah (c.c.)’nın Esmâ-yı Hüsnâ’sının ilk Türkçe karşılıkları da bu tercümelerde verilmiştir.
Açgan=Fettah, Arıg=Kuddüs, Bilgen=Habîr, Bir Ök=Vâhit, Eşitgen=Semi, Bagırsak=Raûf, Bütün İşlig=Hâkim, Ken İşlig=Vasi, Köndürgen=Hâdî, Küdezgen=Hâfız, Ked Rahim=Rahîm, Köni İşlig=Hakim, Könül Urgan=Mütevekkil, Küçlüg Ugan=Kadîr, Munsuz=Ganiyy, Rûzî Bergen=Rahman, Üküş Bergen=Vahhab, Arıg Tanrı=Sübhan, Sakış Kılguçı=Hasib, Tüzün=Hâlim, Ukgan=Habîr, Üküş Örtgen=Gaffar, Yarlıkaglı=Rahîm, Yinçke Körügli=Latif, Yüksek=Aliyy, Ugan=Kadîr, Ulug=Kebîr, Yaralgan=Bârî
Tercüme Faaliyetleri
Kur’ân-ı Kerîm’in bugüne dek pek çok dile tercümesi yapılmıştır. İlk tercüme çalışmalarının 10. yüzyılın ortalarından sonra başladığı bilinmektedir. Heyetler hâlinde gerçekleştirilen bu ilk tercüme çalışmaları Samanoğulları Devleti zamanında Farsçaya yapılmıştır. Samanoğulları beylerinden Emir Mansur bin Nuh (M. 961-976) zamanında ilk Kur’ân-ı Kerîm’in tercümesi Maveraünnehirli âlimlerden kurulan bir heyet tarafından hazırlanmıştır. Bu tercüme bugünkü Özbekistan sınırlarında yer alan Buhara şehrinde yapılmış ve Taberî’nin Kur’ân-ı Kerîm tefsiri esas alınmıştır. Bu ilk tercüme çalışması kelime kelime tercüme esasına dayanarak hazırlanmıştır. Tercümede Farsça kelimeler, Farsçanın sözdizimi dikkate alınmadan Arapça kelimelerin altına sıralanmıştır.1Türkler arasında da İslâm’ı kabul ettikten sonra muhtemelen tercüme çalışmaları başlamıştır, fakat bu çalışmalar bütünlüklü çalışmalar değildir. Bu tercümeler kimi sûrelerin sözlü olarak Türkçeye çevrilmesinden ibarettir. İlk bütünlüklü çalışmanın ne zaman ve kim/kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir.
Türkçeye yapılan ilk Kur’ân-ı Kerîm’in tercümeleri Farsça tercümeler örnek alınarak yapılmıştır. Ahmed Zeki Velidi Togan, Türkçeye yapılan ilk Kur’ân-ı Kerîm tercümesinin Farsçaya yapılan tercüme ile aynı tarihlerde yapılmış olma ihtimalinin yüksek olduğunu ifade etmiştir. Ona göre, bu tercüme ilk Farsça tercümeyi yapan heyette de yer alan İspicablı Argu Türkü tarafından yapılmış olmalıdır.2 Bu konuda görüş belirten bir diğer kişi de Fuad Köprülü’dür. Ona göre, ilk Türkçe tercümenin tarihi 11. yüzyılın ilk yarısıdır. Abdülkadir İnan da Köprülü ile aynı görüşü paylaşmıştır.3
Türkçeye yapılan ilk Kur’ân-ı Kerîm tercümesi, Tarihî Türk yazı dillerinden Karahanlı Türkçesi ile kaleme alınmıştır. Karahanlı Türkçesinde sonra 10. ve 16. yüzyıllar arasında Harezm Türkçesi ve Çağatay Türkçesi ile yazılmış Kur’ân-ı Kerîm tercümelerine de rastlanmaktadır. Doğu Türkçesi ile kaleme alınan bu eserlerin yanı sıra Batı Türkçesi ile de kaleme alınmış tercümeler bulunmaktadır. Aysu Ata’nın belirttiğine göre bu tercümelerin toplam sayısı seksen üçtür.4
Türkçeye Yapılan İlk Tercümeler
“Kur’ân-ı Kerîm Tercümelerinin Dil Bakımından Değerleri” başlıklı bir makale kaleme almış olan Abdülkadir Erdoğan, Kur’ân-ı Kerîm tercümelerinin en eskisi olarak Şirazlı Muhammed bin Hacı Devletşah tarafından miladî 1333-1334 yıllarında İlhani Ebu Said (1317-1336)’in hükümdarlığı zamanında istinsah edilen nüshayı gösterir.5 Bu nüsha muhtemelen Şiraz’da kaleme alınmıştır. Türkçe tercümeler Arapçaların altına yazılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’in Doğu Türkçesine tercümeleri ile ilgili önemli bir makale kaleme alan János Eckmann ise Doğu Türkçesi Kur’ân-ı Kerîm tercümeleri içinde bu tercümenin en eski olabileceğini ifade eder ve dil özelliklerine bakıldığında 12-13. yüzyıllar Karahanlı devri Orta Asya İslâmî Türk yazı dilinin özelliklerini yansıttığını belirtir.6 Abdülkadir İnan bu nüshanın 14. yüzyıldan kalma bir tercüme olduğunu iddia etmektedir.7 Gülden Sağol, Harezm Türkçesi Satırarası Kur’an Tercümesi adlı çalışmasında çok az Arapça ve Farsça kelime içeren bu tercümenin 12-13. yüzyıllara ait olduğunu ve esas dilinin Karahanlı Türkçesi olmasına rağmen tercümede Oğuz-Kıpçak unsurlara da rastlandığını ifade etmiştir.8Bu tercümeden sonra yapıldığı tahmin edilen bir Kur’ân-ı Kerîm tercümesi de bugün Taşkent’te bulunmaktadır. Özbek İlimler Akademisi 2854 numarada kayıtlıdır. Bu tercümeden bahseden A. A. Semenov, eserin 13. yüzyıla ait olduğunu ve tam olmayıp Arapça metnin kelime kelime tercüme edildiğini belirtmiştir.9 Bu çevirinin dili de Karahanlı devri Orta Asya İslâmî Türk yazı dilinin özelliklerini yansıtmaktadır. Doğu Türkçesi ile kaleme alınmış bir tercüme de İngilterenin Manchester şehrindeki John Rylands Kütüphanesi Arapça Yazmalar bölümü 25-38’de kayıtlı olan satırarası Kur’ân-ı Kerîm tercümesidir. Bu tecümenin tamamı 30 cilttir, ancak 14 cildi mevcuttur. Bu tercüme satırarası kelime kelime Kur’ân-ı Kerîm tercümesidir. Ayşu Ata, bu tercümeyi Türk Dil Kurumu yayınları arasında 2004 yılında yayımlamıştır.
Ata’nın aktardığına göre, Rylands nüshası eksik bir nüsha olup 1145 varak tutmaktadır. Yazma her sayfada üçer satırlık Arapça, Farsça ve Türkçe metin ihtiva ettiği için hacimli bir nüshadır. Nerede, ne zaman ve kim tarafından meydana getirildiği bilinmemektedir. Metnin sözlüğünü de hazırlayan Eckmann’a göre, eser Karahanlı Türkçesinin son, Harezm Türkçesinin ilk dönemlerinde meydana getirilmiş olmalıdır. Yine Eckmann’a göre eserin dil ve yazım özellikleri dikkate alındığında eser 13. yüzyılın ikinci yarısından 14. yüzyılın ilk yarısından önce istinsah edilmiş olmamalıdır.10
Bir başka nüsha da Süleymaniye Kütüphanesi Hekimoğlu Ali Paşa Camii, Numara 2’de kayıtlı olan nüshadır. Bu nüsha Gülden Sağol tarafından Harvard Üniversitesi Yakındoğu Dilleri ve Medeniyetleri Bölümü Yayınları arasından 1993 yılında yayımlamıştır. Sağol’un aktardığına göre, bu nüshanın neredeyse tamamı tamir görmüştür. Reyhanî nesih ile yazılan bu nüshanın her sayfasında 9 satır Arapça 9 satır Türkçe çeviri olmak üzere 18 satır yer almaktadır.11 Bu nüsha Harezm Türkçesi ile kaleme alnmıştır.
Doğu Türkçesine yapılan satırarası tercümeler bunlardır. Bunların yanında bir de tefsirli tercümeler vardır. Bunların ilki Leningrad Asya Müzesi Kitaplığı Cod. 332’de 2475 numarada kayıtlı olan Kur’ân-ı Kerîm’in tefsirli tercümesidir. Bu nüsha 1914 yılında Ahmed Zeki Velidi Togan tarafından Türkistan’da bulunmuştur. Nüshanın kim tarafından ne zaman yazıldığı tam olarak belli değildir. Fuad Köprülü’ye göre bu tefsirli tercüme Timur döneminde istinsah edilmiştir.12
Bu tercümeyi diğerlerinden ayıran özellik satırarası kelime kelime tercümenin yanında sûrelerle ilgili tefsir ve hikâyelere de yer verilmesidir. Tercümenin dili ile ilgili de bir farklılık söz konusudur. Eckmann, tefsirli tercümenin dilinin Karahanlı Türkçesi olduğunu, ancak tefsir ve hikâyeler için Kıpçak, Oğuz ve Çağatay Türkçelerinin unsurlarının yer aldığı Harezm Türkçesinin kullanıldığını bu yüzden de bu tercümenin 15. yüzyıldan önce yazılmış olamayacağını ifade etmiştir.13 Bartold bu tefsirli tercümenin Maveraünnehir’de yazıldığını aktarmıştır.14 Abdülkadir İnan, eserdeki tefsir ve hikâyelerin dilinin Harezm Türkçesi eserlerinden olan Nehcü’l-ferâdis’ten farklı olmadığını, sona doğru Oğuzca unsurların arttığını ifade etmiştir.15 Eserin sözlüğünü yayına hazırlayan Borovkov ise eserin dilinin Mukaddimetü’l-edeb’e yakın olduğunu belirtmiştir.16 Zeynep Korkmaz, Marzubannâme Tercümesi adlı eserinde tefsirli tercümenin Karahanlı Türkçesinden Harezm Türkçesine geçiş döneminde kaleme alınmış bir eser olduğunu belirtmiştir.17
Bir ikinci tefsirli tercüme de Şeybânî Hanlığı döneminden 16. yüzyılda kaleme alınmıştır. Bu tefsirli tercümenin iki nüshası mevcuttur. Bunlardan biri Topkapı Sarayı Kütüphanesi III. Ahmed Bölümü Numara 16’da kayıtlıdır. Bu nüshanın istinsah tarihi 1543-1544 tarihleridir. İkinci nüsha Konya Mevlânâ Müzesi Kütüphanesi 6624/921 numarada kayıtlıdır. Bu nüshanın istinsah tarihi ise 1544’tür.
Abdülkadir İnan, Konya nüshasını incelemiş ve bu nüshanın Özbek Hanlarından Ubeydullah Han devrinde yazılmış olabileceğini belirtmiştir.18 Topkapı nüshası üzerinde doktora çalışması yapan Hamza Zülfikar da eserdeki delillere dayanarak bu tefsirli tercümenin Ubeydullah döneminde, muhtemelen onun teşvikiyle orjinal nüshaya dayanılarak istinsah edilmiş olduğunu aktarmıştır.
http://www.yagmurdergisi.com.tr/archives/konu/en-eski-kuran-i-kerim-tercumeleri
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.