• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #676803
    Anonim

      Seccaden kumlardı…

      Devirlerden, diyarlardan

      Gelip göklerde buluşan

      Ezanların vardı!

      Mescit mü’min, minber mü’min…

      Taşardı kubbelerden Tekbîr,

      Dolardı kubbelere “âmin!”

      Ve mübarek geceler, dualarımız,

      Geri gelmeyen dualardı…

      Geceler, ki pırıl pırıl,

      Kandillerin yanardı.

      Kapına gelenler, yâ Muhammed,

      -Uzaktan, yakından-

      Mü’min döndüler kapından!

      Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,

      İki dünyada aziz ümmet;

      Muhammed ümmetiydi.

      Konsun –yine- pervazlara güvercinler,

      “Hû hû”lara karışsın âminler…

      Mübarek akşamdır;

      Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

      Şimdi seni ananlar,

      Anıyor ağlar gibi…

      Ey yetimler yetimi,

      Ey garipler garibi;

      Düşkünlerin kanadıydın,

      Yoksulların sahibi…

      Nerde kaldın ey Resûl,

      Nerde kaldın ey Nebi?

      Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,

      Çağlar ne çağlardı:

      Daha dünyaya gelmeden

      Mü’minlerin vardı…

      Ve bir gün, ki gaflet

      Çöller kadardı,

      Halîme’nin kucağında

      Abdullah’ın yetimi

      Âmine’nin emaneti ağlardı.

      Hatice’nin goncası,

      Aişe’nin gülüydün.

      Ümmetinin gözbebeği

      Göklerin resûlüydün…

      Elçi geldin, elçiler gönderdin…

      Ruhunu Allah’a,

      Elini ümmetine verdin.

      Beşiğin, yurdun, yuvan

      Mekke’de bunalırsan

      Medine’ye göçerdin.

      Biz bu dünyadan nereye

      Göçelim, yâ Muhammed?

      Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet

      Altın devrini yaşıyor…

      Diller, sayfalar, satırlar

      “Ebu Leheb öldü” diyorlar.

      Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed

      Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!

      Neler duydu şu dünyada

      Mevlidine hayran kulaklarımız;

      Ne adlar ezberledi, ey Nebî,

      Adına alışkın dudaklarımız!

      Artık, yolunu bilmiyor;

      Artık, yolunu unuttu

      Ayaklarımız!

      Kâbe’ne siyahlar

      Yakışmamıştır, yâ Muhammed

      Bugünkü kadar!

      Hased gururla savaşta;

      Gurur, Kafdağı’nda derebeyi…

      Onu da yaralarlar kanadından,

      Gelse bir şefkat meleği…

      İyiliğin türbesine

      Türbedâr oldu iyi.

      Vicdanlar sakat

      Çıkmadan yarına,

      İyilikler getir, güzellikler getir

      Âdem oğullarına!

      Şu gördüğün duvarlar ki

      Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir…

      Fethedemedik, yâ Muhammed,

      Senelerdir.

      Ne doğruluk, ne doğru;

      Ne iyilik, ne iyi…

      Bahçende en güzel dal,

      Unuttu yemiş vermeyi…

      Günahın kursağında

      Haramların peteği!

      Bayram yaptı yapanlar;

      Semâve’yi boşaltıp

      Sâve’yi dolduranlar…

      Atını hendeklerden -bir atlayışta-

      Aşırdı aşıranlar…

      Ağlasın Yesrib,

      Ağlasın Selman’lar!

      Gözleri perdeleyen toprak,

      Yüzlere serptiğin topraktı…

      Yere dökülmeyecekti, ey Nebî,

      Yabanların gözünde kalacaktı!

      Konsun -yine- pervazlara güvercinler,

      “Hû hû”lara karışsın âminler…

      Mübarek akşamdır;

      Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

      Ne oldu, ey bulut,

      Gölgelediğin başlar?

      Hatırında mı, ey yol,

      Bir aziz yolcuyla

      Aşarak dağlar, taşlar,

      Kafile kafile, kervan kervan

      Şimale giden yoldaşlar!

      Uçsuz bucaksız çöllerde,

      Yine, izler gelenlerin,

      Yollar gideceklerindir.

      Şu tekbir getiren mağara,

      Örümceklerin değil;

      Peygamberlerindir, meleklerindir…

      Örümcek ne havada,

      Ne suda, ne yerdeydi;

      Hakkı göremeyen

      Gözlerdeydi!

      Şu kuytu cinlerin mi;

      Perilerin yurdu mu?

      Şu yuva -ki, bilinmez-

      Kuşları Hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?

      Kuşlarını, bir sabah,

      Medine’ye uçurdu mu?

      Ey Abvâ’da yatan ölü,

      Bahçende açtı dünyanın

      En güzel gülü;

      Hâtıran, uyusun çöllerin

      Ilık kumlarıyla örtülü!

      Dinleyene, hâlâ,

      Çöller ses verir;

      “Yaleyl!” susar,

      Uğultular gelir.

      Mersiye okur Uhud,

      Kaside söyler Bedir.

      Sen de bir hac günü,

      Başta Muhammed, yanında Ebû Bekir;

      Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü

      Destan yap, ey şehir!

      Ebû Bekir’de nûr, Osman’da nûrlar…

      Kureyş uluları, karşılarında

      Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;

      Ali’nin önünde kapılar açılır,

      Ali’nin önünde eğilir surlar,

      Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de

      Hakk’ın yiğitleri, şehîd olurlar…

      Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı,

      Yerde kalmazdı ruh… kanatlıydı.

      Konsun –yine- pervazlara güvercinler

      “Hû hû”lara karışsın âminler.

      Mübarek akşamdır;

      Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

      Vicdanlar, sakat çıkmadan,

      Yâ Muhammed, yarına;

      İyiliklerle gel, güzelliklerle gel

      Âdem oğullarına!

      Yüreklerden taşsın

      Yine, imanlar!

      Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;

      Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!

      Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın

      Kayışzâde Osman’lar

      Na’tını Galip yazsın,

      Mevlid’ini Süleyman’lar!

      Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle

      Geri gelsin Sinan’lar!

      Çarpılsın, hakikat niyetine

      Cenaze namazı kıldıranlar!

      Gel, ey Muhammed, bahardır…

      Dudaklar ardında saklı

      Âminlerimiz vardır…

      Hacdan döner gibi gel;

      Mi’râc’dan iner gibi gel;

      Bekliyoruz yıllardır!

      Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;

      Hızır kanad, Cibril kanad;

      Nisan kanad, bahar kanad;

      Âyetlerini ezber bilen

      Yapraklar kanad…

      Açılsın göklerin kapıları,

      Açılsın perdeler, kat kat!

      Çöllere dökülsün yıldızlar;

      Dizilsin yollarına

      Yetimler, günahsızlar!

      Çöl gecelerinden, yanık

      Türküler yapan kızlar

      Sancağını saçlarıyla dokusun;

      Bilâl-i Habeşî sustuysa

      Ezânlarını Dâvûd okusun!

      Konsun –yine- pervazlara güvercinler,

      “Hû hû”lara karışsın âminler…

      Mübarek akşamdır;

      Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

      Arif Nihat Asya

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.