• Bu konu 2 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
  • Yazar
    Yazılar
  • #676995
    Anonim
      Dördüncü Mektub

      بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ blank.gif1
      وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ blank.gif2

      سَلاَمُ اللهِ وَرَحْمَتُهُ وَبَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ وَعَلٰى اِخْواَنِكُمْ لاَسِيَّمَا… اِلٰى آخِرِهِ blank.gif3

      AZİZ kardeşlerim,

      Ben şimdi Çam Dağında, yüksek bir tepede, büyük bir çam ağacının tepesinde, bir menzilde bulunuyorum. İnsten tevahhuş ve vuhuşa ünsiyet ettim. İnsanlarla sohbet arzu ettiğim vakit, hayalen sizleri yanımda bulur, bir hasbihal ederim, sizinle müteselli olurum. Bir mâni olmazsa, bir iki ay burada yalnız kalmak arzusundayım. Barla’ya dönsem, arzunuz vechile sizden ziyade müştak olduğum şifahî bir musahabe çaresini arayacağız. Şimdi bu çam ağacında hatıra gelen iki üç hatırayı yazıyorum.

      Birincisi: Bir parça mahrem bir sırdır. Fakat senden sır saklanmaz. Şöyle ki:

      Ehl-i hakikatin bir kısmı nasıl ki ism-i Vedûd’a mazhardırlar ve âzamî bir mertebede o ismin cilveleriyle, mevcudatın pencereleriyle Vâcibü’l-Vücuda bakıyorlar. Öyle de, şu hiç ender hiç olan kardeşinize, yalnız hizmet-i Kur’ân’a istihdamı hengâmında ve o hazine-i bînihayenin dellâlı olduğu bir vakitte, ism-i Rahîm ve ism-i Hakîm mazhariyetine medar bir vaziyet verilmiş. Bütün Sözler, o mazhariyetin cilveleridir. İnşaallah, o Sözler وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُوتِىَ خَيْرًا كَثِيرًا blank.gif4 sırrına mazhardırlar.



      [NOT]Dipnot-1 Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.

      Dipnot-2 “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.

      Dipnot-3 Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi sizin ve arkadaşlarınızın, hususan … ilâ âhir, üzerine olsun.

      Dipnot-4 “Kime hikmet verilmişse, işte ona pek çok hayır verilmiştir.” Bakara Sûresi, 2:269.[/NOT]


      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Barla: (bk. bilgiler)[/TD]
      [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]aziz: izzetli, çok değerli, saygıdeğer (bk. a-z-z)[/TD]
      [TD]cilve: görüntü, akis (bk. c-l-y)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]dellâl: ilân edici, duyurucu[/TD]
      [TD]ehl-i hakikat: hak ve doğruluk üzere olan kimseler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hasbihal: konuşma, sohbet etme[/TD]
      [TD]hazine-i bînihaye: bitmez tükenmez hazine[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hengâm: zaman, ân[/TD]
      [TD]hizmet-i Kur’ân: Kur’ân hizmeti[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hiç ender hiç: hiç içinde hiç[/TD]
      [TD]ins: insan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]inşaallah: Allah’ın izniyle [/TD]
      [TD]ism-i Hakîm: Allah’ın herşeyi hikmetle yaptığını bildiren ismi (bk. s-m-v; ḥ-k-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ism-i Rahîm: Allah’ın sonsuz rahmet ve merhamet sahibi olduğunu bildiren ismi (bk. s-m-v; r-ḥ-m)[/TD]
      [TD]ism-i Vedûd: Allah’ın Vedûd ismi; yarattığı varlıkları çok seven ve onlar tarafından da çok sevilen Allah’ın ismi (bk. v-d-d)
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]istihdam: çalıştırma[/TD]
      [TD]mahrem: gizli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mazhar: ayna, yansıma ve görünme yeri (bk. ẓ-h-r)[/TD]
      [TD]mazhariyet: ayna olma, görünme yeri (bk. ẓ-h-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]medar: çerçeve, yörünge[/TD]
      [TD]menzil: yer, mekân (bk. n-z-l)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mertebe: derece[/TD]
      [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]musahabe: karşılıklı sohbet etme[/TD]
      [TD]mâni: engel[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]müteselli: teselli bulan[/TD]
      [TD]müştak: çok arzulu ve istekli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tevahhuş: ürküntü, kaçma, çekinme[/TD]
      [TD]vech: yön[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vuhuş: yabaniler, vahşiler[/TD]
      [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Çam Dağı: (bk. bilgiler)[/TD]
      [TD]âzamî: en büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ünsiyet: dostluk, yakınlık[/TD]
      [TD]şifahî: sözle, görüşerek konuşma[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #803835
      Anonim

        İkincisi: Tarik-i Nakşî hakkında denilen

        “Der tarik-i Nakşibendî lâzım âmed çâr terk
        Terk-i dünya, terk-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk”
        blank.gif1

        olan fıkra-i rânâ birden hatıra geldi. O hatıra ile beraber, birden şu fıkra tulû etti:

        “Der tarik-i aczmendî lâzım âmed çâr çiz
        Fakr-ı mutlak
        , acz-i mutlak, şükr-ü mutlak, şevk-i mutlak ey aziz.”blank.gif2

        Sonra, senin yazdığın, “Bak kitab-ı kâinatın safha-i rengînine, ilâahir.” olan rengin ve zengin şiir hatırıma geldi. O şiirle semânın yüzündeki yıldızlara baktım. “Keşke şair olsaydım, bunu tekmil etseydim” dedim. Halbuki şiir ve nazma istidadım yokken yine başladım. Fakat nazım ve şiir yapamadım. Nasıl hutur ettiyse öyle yazdım. Benim vârisim olan sen, istersen nazma çevir, tanzim et. İşte, birden hatıra gelen şu:

        Dinle de yıldızları, şu hutbe-i şirinine,Nâme-i nurîn-i hikmet bak ne takrir eylemiş.Hep beraber nutka gelmiş, hak lisanıyla derler:Bir Kadîr-i Zülcelâlin haşmet-i sultanına,Birer burhan-ı nurefşânız biz vücud-u Sânia,Hem vahdete, hem kudrete şahitleriz biz.Şu zeminin yüzünü yaldızlayanNazenin mu’cizâtı çün melek seyranına,



        [NOT]Dipnot-1 Tarik-i Nakşîde dört şeyi bırakmak lâzım: Hem dünyayı, hem nefis hesabına âhireti dahi maksud-u hakikî yapmamak, hem vücudunu unutmak, hem ucbe, fahre girmemek için bu terkleri düşünmemektir.

        Dipnot-2 Ey aziz kardeşim! Allah’a karşı âcizlik ve ihtiyacını hissetme esasına dayanan bu yolda şu dört şey lazımdır: Sonsuz acz, sonsuz fakr, sonsuz şevk, sonsuz şükür.

        [/NOT]


        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
        [TD]aziz: izzetli, çok değerli, saygıdeğer (bk. a-z-z)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]burhan-ı nurefşân: nur saçan delil (bk. n-v-r)[/TD]
        [TD]fakr-ı mutlak: son derece fakirlik, çaresizlik; Allah’a karşı mutlak mânâda fakirliğini bilmek (bk. f-ḳ-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fıkra: bölüm, kısa yazı[/TD]
        [TD]fıkra-i rânâ: güzel ve lâtif olan kısa yazı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]haşmet-i sultan: saltanatın haşmeti (bk. s-l-ṭ)[/TD]
        [TD]hutbe-i şirin: sevimli ve tatlı hutbe (bk. ḫ-ṭ-b) [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hutur: hatıra gelme, kalbe doğma[/TD]
        [TD]ilh.: (ilâ âhir) sonuna kadar (bk. e-ḫ-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istidad: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)
        [/TD]
        [TD]kitab-ı kâinat: kâinat kitabı, evren (bk. k-t-b; k-v-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
        [TD]lisan: dil[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mu’cizât: mu’cizeler; benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler (bk. a-c-z)[/TD]
        [TD]nazenin: ince, nazik, narin[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nazm: kàfiyeli, vezinli söz; şiir (bk. n-ẓ-m)[/TD]
        [TD]nutk: konuşma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nâme-i nurîn-i hikmet: hikmetin nurlu mektubu (bk. n-v-r; ḥ-k-m)[/TD]
        [TD]rengin: rengârenk, süslü, parlak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]safha-i rengin: süslü, parlak, rengârenk sayfa[/TD]
        [TD]semâ: gök (bk. s-m-v)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]seyran: seyretme[/TD]
        [TD]takrir eylemek: bildirmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tanzim: düzenleme (bk. n-ẓ-m)[/TD]
        [TD]tarik-i Nakşî: Nakşî tarikatı; Buharalı Muhammed Bahaüddin Nakşibendi Hazretleri tarafından kurulan tarikat (bk. bilgiler – Şâh-ı Nakşibend)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tarik-i aczmendî: Cenâb-ı Hakka karşı âcizliğini ve fakirliğini hissetme ve bunu bildirme yolu (bk. ṭ-r-ḳ; a-c-z)[/TD]
        [TD]tekmil: tamamlama, mükemmelleştirme (bk. k-m-l)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tulû: doğma[/TD]
        [TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vâris: mirasçı[/TD]
        [TD]vücud-u Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah’ın varlığı (bk. v-c-d; ṣ-n-a)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zemin: yer[/TD]
        [TD]çün: gibi[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #803836
        Anonim

          Bu semânın arza bakan, Cennete dikkat eden
          Binler müdakkik gözleriz biz. HAŞİYE-1

          Tûbâ-yı hilkatten semâvât şıkkınaHep kehkeşan ağsânına,
          Bir Cemîl-i Zülcelâlin dest-i hikmetiyle takılmışPek güzel meyveleriyiz biz.
          Şu semâvât ehline birer mescid-i seyyar
          Birer hane-i devvar, birer ulvî âşiyâne,Birer misbah-ı nevvar, birer gemi-i cebbar
          Birer tayyareleriz biz.Bir Kadîr-i Zülkemâlin, bir Hakîm-i Zülcelâlin
          Birer mu’cize-i kudret, birer harika-i san’at-ı Hâlıkane,
          Birer nadire-i hikmet, birer dâhiye-i hilkatBirer nur âlemiyiz biz.
          Böyle yüz bin dille yüz bin burhan gösteririz
          İşittiririz insan olan insana.



          [NOT]Haşiye-1 Yani, Cennet çiçeklerinin fidanlık ve mezraacığı olan zeminin yüzünde hadsiz mu’cizât-ı kudret teşhir edildiğinden, semâvât âlemindeki melâikeler, o mu’cizâtı ve o harikaları temâşâ ettikleri gibi, ecrâm-ı semâviyenin gözleri hükmünde olan yıldızlar dahi, güya melâikeler gibi, zemin yüzündeki nazenin masnuatı gördükçe, Cennet âlemine bakıyorlar ve o muvakkat harikaları bâki bir surette Cennette dahi temâşâ ediyorlar gibi, bir zemine, bir Cennete bakıyorlar; yani o iki âleme nezaretleri var demektir.

          [/NOT]

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Cemîl-i Zülcelâl: heybeti ve yüceliği sınırsız, güzelliği sonsuz olan Allah (bk. c-m-l; ẕü; c-l-l)[/TD]
          [TD]Hakîm-i Zülcelâl: sonsuz yücelik ve heybet sahibi olan ve herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m; ẕü; c-l-l)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Kadîr-i Zülkemâl: kudreti herşeyi kuşatan, sonsuz mükemmellik sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; k-m-l)[/TD]
          [TD]arz: yer, dünya[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ağsân: dallar[/TD]
          [TD]burhan: güçlü delil[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]bâki: devamlı, kalıcı (bk. b-ḳ-y)[/TD]
          [TD]dest-i hikmet: hikmet eli (bk. ḥ-k-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]dâhiye-i hilkat: yaratılış harikası (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
          [TD]ecrâm-ı semâviye: gök cisimleri (bk. s-m-v)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]gemi-i cebbar: büyük ve azametli gemi (bk. c-b-r)[/TD]
          [TD]güya: sanki[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
          [TD]hane-i devvar: dönen ev[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]harika-i san’at-ı Hâlıkane: Allah’ın yarattığı san’at harikası (bk. ṣ-n-a; ḫ-l-ḳ)
          [/TD]
          [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kehkeşan: samanyolu[/TD]
          [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]melâike: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
          [TD]mescid-i seyyar: gezici mescid[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mezraacık: tarla[/TD]
          [TD]misbah-ı nevvar: nurlu kandil (bk. n-v-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muvakkat: geçici[/TD]
          [TD]mu’cize-i kudret: kudret mu’cizesi (bk. a-c-z; ḳ-d-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mu’cizât: mu’cizeler; benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler (bk. a-c-z)[/TD]
          [TD]mu’cizât-ı kudret: kudret mu’cizeleri (bk. a-c-z; ḳ-d-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müdakkik: dikkatli[/TD]
          [TD]nadire-i hikmet: hikmetin az bulunan harikası (bk. ḥ-k-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nazenin: ince, nazik, narin[/TD]
          [TD]nezaret: bakma, bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nur: ışık, aydınlık (bk. n-v-r)[/TD]
          [TD]semâ: gök (bk. s-m-v)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]semâvât: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
          [TD]semâvât ehli: semâda yaşayan varlıklar; melekler, ruhanîler (bk. s-m-v)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
          [TD]tayyare: uçak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]temâşâ: seyretme[/TD]
          [TD]teşhir edilmek: sergilenmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tûbâ-yı hilkat: yaratılış ağacı (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
          [TD]ulvî: yüce[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zemin: yer[/TD]
          [TD]âşiyâne: yuva[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #803837
          Anonim

            Kör olası dinsiz gözü, görmez oldu yüzümüzü,
            Hem işitmez sözümüzü. Hak söyleyen âyetleriz biz.
            Sikkemiz bir, turramız bir, Rabbimize müsebbihiz, zikrederiz âbidâne
            Kehkeşanın halka-i kübrâsına mensup birer meczuplarız biz.


            اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى blank.gif1
            Said Nursî

            endOfSection.gifendOfSection.gif

            [NOT]
            Dipnot-1 Bâkî olan sadece Odur.

            [/NOT]


            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)
            [/TD]
            [TD]hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]halka-i kübrâ: büyük halka (bk. k-b-r)[/TD]
            [TD]kehkeşan: samanyolu[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]meczup: cezbeye gelmiş[/TD]
            [TD]mensup: bağlı (bk. n-s-b)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]musahhar: boyun eğen, itaat eden[/TD]
            [TD]müsebbih: tesbih eden, Allah’ı şânına lâyık ifadelerle anan (bk. s-b-ḥ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sikke: damga, mühür[/TD]
            [TD]turra: nişan, mühür[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âbidâne: kulluğa yaraşır bir şekilde (bk. a-b-d)[/TD]
            [TD]âyet: delil[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

          4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
          • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.