- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
29 Nisan 2012: 14:25 #676996
Anonim
Beşinci Mektup بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
1
وَ اِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ 2
SİLSİLE-İ Nakşînin kahramanı ve bir güneşi olan İmam-ı Rabbânî (r.a.), Mektubat’ında demiş ki:“Hakaik-i imaniyeden bir meselenin inkişafını, binler ezvak ve mevâcid ve kerâmâta tercih ederim.”
3Hem demiş ki: “Bütün tariklerin nokta-i müntehâsı, hakaik-i imaniyenin vuzuh ve inkişafıdır.”
4
Hem demiş ki: “Velâyet üç kısımdır. Biri velâyet-i suğrâ ki, meşhur velâyettir; biri velâyet-i vustâ, biri velâyet-i kübrâdır.Velâyet-i kübrâ ise, verâset-i nübüvvet yoluyla, tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan doğruya hakikate yol açmaktır.”
5Hem demiş ki: “Tarîk-i Nakşîde iki kanatla sülûk edilir. Yani, hakaik-i imaniyeye sağlam bir surette itikad etmek ve ferâiz-i diniyeyi imtisal etmekle olur. Bu iki cenahta kusur varsa o yolda gidilmez.”
6Öyle ise, tarik-i Nakşînin üç perdesi var:
Birisi ve en birincisi ve en büyüğü: Doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmettir ki, İmam-ı Rabbânî de (r.a.) âhir zamanında ona sülûk etmiştir.
İkincisi: Ferâiz-i diniyeye ve Sünnet-i Seniyyeye tarîkat perdesi altında hizmettir.
[NOT]Dipnot-1 Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.Dipnot-2 “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.
Dipnot-3 İmam-ı Rabbânî, el-Mektûbât, 1:182 (210. Mektup).
Dipnot-4 İmam-ı Rabbânî, el-Mektûbât, 1:182 (210. Mektup).
Dipnot-5 İmam-ı Rabbânî, el-Mektûbât, 1:240 (260. Mektup).
Dipnot-6 İmam-ı Rabbânî, el-Mektûbât, 1:87 (75. Mektup), 1:98 (91. Mektup) 1:99 (94. Mektup).[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Sünnet-i Seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler (bk. s-n-n)[/TD]
[TD]Tarîk-i Nakşî: Buharalı Muhammed Bahaüddin Nakşibendi Hazretleri tarafından kurulan, gizli zikre dayanan tarikat (bk. bilgiler – Şâh-ı Nakşibend)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]berzah: geçit, aralık, perde[/TD]
[TD]cenâh: kanat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ezvak: zevkler; mânevî lezzetler[/TD]
[TD]ferâiz-i diniye: dinin kesin emirleri; Allah tarafından yapılması kesin olarak emredilen şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakaik-i imâniye: iman hakikatleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ; e-m-n)[/TD]
[TD]hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imtisal: uyma, yerine getirme[/TD]
[TD]inkişaf: açığa çıkma, gelişme (bk. k-ş-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itikad etmek: inanmak[/TD]
[TD]kerâmât: kerâmetler; Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görünen olağanüstü hal ve hareketler (bk. k-r-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevâcid: vecd halleri, kalbe zevk veren haller[/TD]
[TD]nokta-i müntehâ: son nokta[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]silsile-i Nakşî: Nakşibendî tarikatının silsilesi, halifeler zinciri[/TD]
[TD]suret: biçim, şekil (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sülûk: mânevî yol alma[/TD]
[TD]tarik: mânevî yol (bk. ṭ-r-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tarikat: mânevî ilerlemeye götüren yol (bk. ṭ-r-ḳ)[/TD]
[TD]tasavvuf: kalbi, dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp, Allah sevgisi ile bağlama; tarikat ehli olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]velâyet: velîlik (bk. v-l-y)[/TD]
[TD]velâyet-i kübrâ: en büyük velîlik (bk. v-l-y; k-b-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]velâyet-i suğrâ: küçük derecedeki velîlik (bk. v-l-y)[/TD]
[TD]velâyet-i vustâ: orta derecedeki velîlik (bk. v-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]veraset-i nübüvvet: peygamberin vârisliği makamı (bk. n-b-e)[/TD]
[TD]vuzuh: açıklık, açık ve anlaşılır şekilde olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhir: son (bk. e-ḫ-r)[/TD]
[TD]İmam-ı Rabbânî: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
29 Nisan 2012: 14:27 #803838Anonim
Üçüncüsü: Tasavvuf yoluyla emrâz-ı kalbiyenin izalesine çalışmak, kalb ayağıyla sülûk etmektir. Birincisi farz, ikincisi vacip, bu üçüncüsü ise sünnet hükmündedir.
Madem hakikat böyledir. Ben tahmin ediyorum ki, eğer Şeyh Abdülkàdir Geylânî (r.a.) ve Şah-ı Nakşibend (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi zâtlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarf edeceklerdi. Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennete gidemez; fakat tasavvufsuz Cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır. Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaike çıkılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lâkayt kalmak elbette kâr-ı akıl değil. İşte, otuz üç adet Sözler, böyle Kur’ânî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar.
Madem hakikat budur. Esrar-ı Kur’âniyeye ait yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münasip bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi bir nur ve dalâlet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım.
Bilirsiniz ki, eğer dalâlet cehaletten gelse, izalesi kolaydır. Fakat dalâlet fenden ve ilimden gelse, izalesi müşküldür. Eski zamanda ikinci kısım binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan ancak binden biri irşadla yola gelebilirdi. Çünkü, öyleler kendilerini beğeniyorlar. Hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar. Cenâb-ı Hak şu zamanda, i’câz-ı Kur’ân’ın mânevî lemeâtından olan malûm Sözleri, şu dalâlet zındıkasına bir tiryak hâsiyetini vermiş tasavvurundayım.
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
1
Said Nursî


[NOT]
Dipnot-1 Bâkî olan sadece Odur.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Kur’ânî: Kur’ân’a ait[/TD]
[TD]akaid-i İslâmiye: İslâm dininin esasları, inançları (bk. s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
[TD]emrâz-ı kalbiye: kalbî hastalıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esrar-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın sırları[/TD]
[TD]farz: Allah tarafından yapılması kesin olarak emredilen şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakaik: hakikatler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]hakaik-i imâniye: iman hakikatleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ; e-m-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakaik-i İslâmiye: İslâmın hakikatleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ; s-l-m)[/TD]
[TD]hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayret: şaşkınlık[/TD]
[TD]heyet-i İslâmiye: İslâm topluluğu, Müslümanlar (bk. s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]himmet: ciddî gayret, çalışma
[/TD]
[TD]hâsiyet: özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irşad: doğru yolu gösterme, uyarma (bk. r-ş-d)[/TD]
[TD]itikad: inanç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izale: giderme, ortadan kaldırma[/TD]
[TD]i’câz-ı Kur’ân: Kur’ân’ın mu’cize oluşu (bk. a-c-z)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâr-ı akıl: aklın kabul edeceği iş[/TD]
[TD]lemeât: parıltılar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâkayt: duyarsız, ilgisiz[/TD]
[TD]malûm: bilinen (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maruz: uğrama, tesirinde kalma[/TD]
[TD]medar: sebep, vesile[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasip: uygun (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]müşkül: zor[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâfi: faydalı, yararlı[/TD]
[TD]rahmet: şefkat, merhamet, ihsan (bk. r-ḥ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)[/TD]
[TD]sarf etmek: harcamak (bk. ṣ-r-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyr ü sülûk: İlâhî hakikatlere ulaşmak için bir rehberin öncülüğünde çıkılan mânevî yolculuk[/TD]
[TD]sülûk: mânevî yol alma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler (bk. s-n-n)[/TD]
[TD]takviye: kuvvetlendirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasavvuf: kalbi, dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp, Allah sevgisi ile bağlama; tarikat ehli olma[/TD]
[TD]tasavvur: düşünce (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tehacümat: hücumlar[/TD]
[TD]tiryak: derman, ilaç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâcib: dinî bakımdan yapılması şart ve kesin olan emir (bk. v-c-b)[/TD]
[TD]zulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zındıka: dinsizlik, inançsızlık[/TD]
[TD]İmam-ı Rabbânî: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Şah-ı Nakşibend: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Şeyh Abdülkàdir Geylânî: (bk. bilgiler – Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.))[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şekavet-i ebediye: sonsuz sıkıntı ve mutsuzluk (bk. e-b-d)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.