• Bu konu 13 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 15)
  • Yazar
    Yazılar
  • #677796
    Anonim



      Ecnebî Filozofların Kur’ân’ı Tasdiklerine Dair Şehadetleri

      (Bu filozofların Kur’ân hakkındaki senalarının bir hülâsası küçük Tarihçe-i Hayat’ta ve Nur Çeşmesi Mecmuasında yazılmıştır.)

      Prens Bismarck’ın Beyanatı

      Sana muasır bir vücut olamadığımdan müteessirim,
      ey Muhammed (a.s.m.)

      Muhtelif devirlerde, beşeriyeti idare etmek için taraf-ı Lâhutîden geldiği iddia olunan bütün münzel semavî kitapları tam ve etrafıyla tetkik ettimse de, tahrif olundukları için, hiçbirisinde aradığım hikmet ve tam isabeti göremedim. Bu kanunlar değil bir cemiyet, bir hane halkının saadetini bile temin edecek mahiyetten pek uzaktır. Lâkin Muhammedîlerin (a.s.m.) Kur’ân’ı, bu kayıttan âzâdedir. Ben, Kur’ân’ı her cihetten tetkik ettim, her kelimesinde büyük hikmetler gördüm. Muhammedîlerin (a.s.m.) düşmanları, bu kitap Muhammed’in (a.s.m.) zâde-i tab’ı olduğunu iddia ediyorlarsa da, en mükemmel, hattâ en mütekâmil bir dimağdan böyle harikanın zuhurunu iddia etmek, hakikatlere göz kapayarak kin ve garaza âlet olmak mânâsını ifade eder ki, bu da ilim ve hikmetle kabil-i telif değildir. Ben şunu iddia ediyorum ki, Muhammed (a.s.m.) mümtaz bir kuvvettir. Destgâh-ı kudretin böyle ikinci bir vücudu imkân sahasına getirmesi ihtimalden uzaktır.

      Sana muasır bir vücut olamadığımdan dolayı müteessirim, ey Muhammed (a.s.m.)! Muallimi ve nâşiri olduğun bu kitap, senin değildir; o Lâhutîdir. Bu kitabın Lahutî olduğunu inkâr etmek, mevzu ilimlerin butlanını ileri sürmek kadar



      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Muhammedîler: Müslümanlar; Muhammed Aleyhisselâma tabi olanlar[/TD]
      [TD]Nur Çeşmesi: Bediüzzaman’ın eserlerinden biri[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Prens Bismarck: (bk. bilgiler – Bismarck)[/TD]
      [TD]beyanat: açıklamalar, izahlar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]beşeriyet: insanlık[/TD]
      [TD]butlan: bâtıl, geçersiz, asılsız olma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cemiyet: toplum, topluluk[/TD]
      [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]destgâh-ı Kudret: Allah’ın kudret eli, kudret tasarrufu [/TD]
      [TD]dimağ: akıl, beyin[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ecnebî: yabancı[/TD]
      [TD]filozof: felsefe ile uğraşan, felsefeci [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]garaz: kötü maksat ve istek[/TD]
      [TD]hikmet: fayda, gaye; ilim, yüksek bilgi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
      [TD]ihtimal: olasılık [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]imkân: varlık âlemi, kâinat; bir şeyin var veya yok olabilme ihtimallerini içine alan daire[/TD]
      [TD]inkâr etme: reddetme, kabul etmeme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kàbil-i telif: bağdaşabilir, uyuşması mümkün [/TD]
      [TD]lâhutî: İlâhî; Allah tarafından olan [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]lâkin: ama, fakat[/TD]
      [TD]mahiyet: temel nitelik, esas özellik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mecmua: belli konuların toplanmasından oluşan derleme eser, kitap[/TD]
      [TD]mevzu ilimler: hali hazırda bulunan beşerî ilimler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muallim: öğretici, terbiye edici[/TD]
      [TD]muasır: çağdaş, aynı dönemde yaşayan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhtelif: farklı, değişik[/TD]
      [TD]mümtaz: seçkin, üstün[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]münzel: indirilmiş, indirilen[/TD]
      [TD]müteessir: üzgün, üzüntülü[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mütekâmil: olgun, mükemmel [/TD]
      [TD]nâşir: neşreden, yayan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]saadet: mutluluk[/TD]
      [TD]semâvî: vahiyle gelen, İlâhî[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]senâ: övme, medih[/TD]
      [TD]tahrif olunma: değiştirilme, bozulma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]taraf-ı Lâhutî: Allah tarafı, İlâhî taraf[/TD]
      [TD]tasdik: doğrulama, onaylama[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]temin etme: sağlama, güvence altına alma[/TD]
      [TD]tetkik: inceleme, araştırma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vücut olma: bulunma, var olma[/TD]
      [TD]zuhur: ortaya çıkma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zâde-i tâb: bir kimsenin düşünce mahsûlü olarak kaleminden çıkan, doğan[/TD]
      [TD]âzâde: hariç, serbest, hür[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şehadet: şahidlik, tanıklık[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #805809
      Anonim


        gülünçtür. Bunun için, beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir. Ben, huzur-u mehabetinde kemal-i hürmetle eğilirim.

        Prens Bismarck

        endOfSection.gifendOfSection.gif

        En temiz ve en doğru din, Müslümanlıktır

        Meşhur muharrir, müsteşrik, edebiyat-ı Arabiye mütehassısı ve Kur’ân-ı Kerimin mütercimi Doktor Maurice şöyle diyor:

        Bizans Hıristiyanlarını, içine düştükleri bâtıl itikatlar girîvesinden, ancak Arabistan’ın Hıra Dağında yükselen ses kurtarabilmiştir. İlâhî kelimeyi en ulvî makama yükselten ses, bu ses idi. Fakat Rumlar bu sesi dinleyememişlerdi. Bu ses, insanlara en temiz ve en doğru dini tâlim ediyordu. O yüksek din ki, onun hakkında, Gundö Firey Hesin gibi muhakkik bir fâzıl, şu sözleri pek haklı olarak söylüyor: “Bu dinde mukaddes sular, şâyân-ı teberrük eşya, esnâm ve azizler, yahut a’mâl-i sâlihadan mücerred imanı müfit tanıyan akideler, yahut sekerat-ı mevt esnasında nedametin bir fayda vereceğini ifade eden sözler, yahut başkaları tarafından vuku bulacak dua ve niyazların günahkârları kurtaracağına dair ifadeleri yoktur. Çünkü bu gibi akideler, onları kabul edenleri alçaltmıştır.”

        endOfSection.gifendOfSection.gif

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Arabistan: (bk. bilgiler)[/TD]
        [TD]Bizans: (bk. bilgiler – Roma Medeniyeti)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Doktor Maurice: (bk. bilgiler)[/TD]
        [TD]Gundö Firey Hesin: (bk. bilgiler)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Hıra Dağı: (bk. bilgiler)[/TD]
        [TD]Hıristiyan: (bk. bilgiler – Hıristiyanlık)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Prens Bısmarck: (bk. bilgiler – Bismarck)[/TD]
        [TD]Rum: (bk. bilgiler – Roma Medeniyeti)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]akide: inanç[/TD]
        [TD]aziz: değerli, izzetli, saygın; Hıristiyan din adamı, rahip[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]a’mâl-i saliha: dinin emir ve yasaklarına uygun iyi iş ve davranışlar[/TD]
        [TD]bâtıl: gerçek dışı, boş[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]edebiyat-ı Arabiye: Arap Edebiyatı [/TD]
        [TD]esnâm: putlar, tapılan heykeller [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fâzıl: faziletli, üstün, değerli[/TD]
        [TD]girîve: çıkmaz yol, sokak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]huzur-u mehâbetinde: büyüklük ve ihtişamının karşısında[/TD]
        [TD]itikat: inanç[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kemal-i hürmet: tam bir saygı, hürmet[/TD]
        [TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muhakkik: gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen kimse[/TD]
        [TD]muharrir: yazar, gazete yazarı [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mukaddes: her türlü çirkinlik ve eksiklikten yüce, kutsal[/TD]
        [TD]mücerred: soyutlanmış[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müfid: faydalı, yararlı[/TD]
        [TD]mümtaz: seçkin, üstün[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müsteşrik: Oryantalist; Avrupalı olduğu halde, Doğu milletlerinin tarih, dil, din ve edebiyatıyla ilgili araştırma yapan kimse [/TD]
        [TD]mütehassıs: ihtisas sahibi, uzman[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mütercim: tercüman; bir dilden bir dile çeviri yapan [/TD]
        [TD]nedamet: pişmanlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]niyaz: dua, yakarış [/TD]
        [TD]sekerat-ı mevt: ölüm sarhoşluğu, can çekişme anı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]talim etme: öğretme[/TD]
        [TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vuku: gerçekleşme, meydana gelme[/TD]
        [TD]İlâhî: Allah tarafından olan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şâyân-ı teberrük: bereketli ve mübarek olmaya lâyık[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #805810
        Anonim


          Zamanlar geçtikçe, Kur’ân’ın ulvî sırları inkişaf ediyor

          Doktor Maurice, Le Parler Française Roman ünvanlı gazetede, Kur’ân’ın Fransızca mütercimlerinden Selman Runah’ın tenkidatına verdiği cevapta diyor ki:

          Kur’ân nedir? Her tenkidin fevkinde bir fesahat ve belâgat mucizesidir. Kur’ân’ın, 350 milyon Müslümanın göğsünü haklı bir gururla kabartan meziyeti, onun, her mânâyı hüsn-ü ifade etmesi itibarıyla, münzel kitapların en mükemmeli ve ezelî olmasıdır. Hayır, daha ileri gidebiliriz:

          Kur’ân, kudret-i ezeliyenin, inayetle insana bahşettiği kütüb-ü semaviyenin en güzelidir. Beşeriyetin refahı nokta-i nazarından Kur’ân’ın beyanatı, Yunan felsefesinin ifâdâtından pek ziyade ulvîdir. Kur’ân, arz ve semanın Hâlıkına hamd ve şükranla doludur. Kur’ân’ın her kelimesi, herşeyi yaratan ve herşeyi hâiz olduğu kabiliyete göre sevk ve irşad eden Zât-ı Kibriyanın azametinde mündemiçtir.

          Edebiyatla alâkadar olanlar için, Kur’ân, bir kitab-ı edebdir. Lisan mütehassısları için Kur’ân, bir elfaz hazinesidir. Şâirler için Kur’ân, bir âhenk menbaıdır. Bundan başka bu kitap, ahkâm ve fıkıh namına bir muhit-i maariftir.

          Davud’un (a.s.) zamanından, Jan Talmus’un devrine kadar gönderilen kitapların hiçbiri, Kur’ân-ı Kerimin âyetleriyle muvaffakiyetli bir şekilde rekabet edememiştir.

          Bundan dolayıdır ki, Müslümanların yüksek sınıfları, hayatın hakikatini kavramak nokta-i nazarından ne kadar tenevvür ederlerse, o derece Kur’ân ile alâkadar oluyorlar ve ona o kadar tazim ve hürmet gösteriyorlar.


          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Davud (a.s.): (bk. bilgiler)[/TD]
          [TD]Doktor Maurice: (bk. bilgiler)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
          [TD]Zât-ı Kibriyâ: sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi olan Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ahkâm: hükümler, esaslar[/TD]
          [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]arz: yeryüzü, dünya[/TD]
          [TD]azamet: büyüklük[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]belâğat: düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme[/TD]
          [TD]beyanat: açıklamalar, izahlar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]beşeriyet: insanlık[/TD]
          [TD]elfaz: lâfızlar, sözler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ezelî: başlangıcı olmayan sonsuz[/TD]
          [TD]fesahat: dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılması[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]fevkinde: üstünde[/TD]
          [TD]fıkıh: İslâm hukuku[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]haiz: sahip olma[/TD]
          [TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hamd: şükür, övgü[/TD]
          [TD]hürmet: saygı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hüsn-ü ifâde: güzel anlatım, maksadını güzelce dile getirme [/TD]
          [TD]ifâdât: ifadeler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]inayet: ihsan, lütuf, yardım[/TD]
          [TD]inkişaf: açığa çıkma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]irşad: doğru yol gösterme[/TD]
          [TD]kitab-ı edeb: edebiyat kitabı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kudret-i ezeliye: Allah’ın ezelden beri var olan sınırsız güç ve kudreti[/TD]
          [TD]kütüb-ü semâviye: vahye dayanan kutsal kitaplar; Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân-ı Kerîm[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]lisan: dil[/TD]
          [TD]menba: kaynak [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
          [TD]muhit-i maarif: ilim okyanusu, bilgi denizi, ilim ansiklopedisi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muvaffakiyet: başarı[/TD]
          [TD]mu’cize: benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mündemiç: yerleştirilmiş, konulmuş[/TD]
          [TD]münzel: indirilmiş, indirilen [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mütehassıs: ihtisas sahibi, uzman[/TD]
          [TD]mütercim: tercüme eden, bir dilden bir diğerine çeviren [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]namına: adına[/TD]
          [TD]nokta-i nazar: bakış noktası, açısı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]refah: huzur, rahatlık[/TD]
          [TD]semâ: gökyüzü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sevk etme: yönlendirme, gönderme[/TD]
          [TD]tazim: hürmet, saygı gösterme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tenevvür: nurlanma, aydınlanma[/TD]
          [TD]tenkid: eleştiri[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tenkidat: tenkitler, eleştiriler[/TD]
          [TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ziyade: çok[/TD]
          [TD]âhenk: uygunluk[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şükran: minnettarlık, teşekkür[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #805811
          Anonim


            Müslümanların Kur’ân’a hürmetleri daima tezayüd etmektedir. İslâm muharrirleri, Kur’ân âyetlerini iktibasla yazılarını süslerler ve o yazılar o âyetlerden mülhem olurlar. Müslümanlar, tahsil ve terbiye itibarıyla yükseldikçe, fikirlerini o nisbette Kur’ân’a istinad ettiriyorlar. Müslümanlar, kitaplarına âşıktırlar ve onu, kalblerinin bütün samimiyetiyle mukaddes tanırlar. Halbuki, kütüb-ü İlâhiyeye nâil olan diğer milletler, ne kitaplarına ehemmiyet verirler ve ne de onlara hürmet gösterirler.

            Müslümanların Kur’ân’a hürmetlerinin sebebi, bu kitap pâyidar oldukça, başka bir dinî rehbere arz-ı ihtiyaç etmeyeceklerini anlamalarıdır. Filhakika, Kur’ân’ın fesahat, belâgat ve nezahet itibarıyla mümtaziyeti, Müslümanları başka belâgat aramaktan vareste kılmaktadır. Edebî dehâların ve yüksek şâirlerin Kur’ân huzurunda eğildikleri bir vâkıadır. Kur’ân’ın hergün daha fazla tecellî etmekte olan güzellikleri, hergün daha fazla anlaşılan, fakat bitmeyen esrarı, şiir ve nesirde üstad olan Müslümanları, üslûbunun nezahet ve ulviyeti huzurunda diz çökmeye mecbur etmektedir. Müslümanlar, Kur’ân’ı tâ rûz-u haşre kadar pâyidar kalacak kıymet biçilmez bir hazine addeylerler ve onunla pek haklı olarak iftihar ederler. Müslümanlar, Kur’ân’ı, en fasih sözlerle, en rakik mânâlarla coşan bir nehre benzetirler.

            Şayet Monsieur Renaud İslâm âlemiyle temas etmek fırsatını elde edecek olursa, münevver ve terbiyeli Müslümanların, Kur’ân’a karşı en yüksek hürmeti perverde ettiklerini ve onun evamir-i ahlâkiyesine fevkalâde riayetkâr olduklarını ve bunun haricine çıkmamaya gayret ettiklerini görürdü.

            Yeni nesiller ve asrî mekteplerin mezunları da, Kur’ân’a ve Müslümanlığa karşı müstehziyane bir cümlenin sarfına tahammül etmemektedirler. Çünkü Kur’ân, iki sıfatla bu ehliyeti hâizdir.

            Bunların birincisi: Bugün ellerde tedavül eden Kur’ân’ın Hazret-i Muhammed’e (a.s.m.)



            [TABLE]
            [TR]
            [TD]addetmek: saymak, kabul etmek[/TD]
            [TD]arz-ı ihtiyaç etme: muhtaç olma, ihtiyacını bildirme [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]asrî: zamanla ilgili, o döneme ait, modern, yeni tarz[/TD]
            [TD]belâğat: düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]daima: sürekli[/TD]
            [TD]dehâ: olağanüstü zekâ ve akıl sahibi kimse[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]edebî: edebiyatla ilgili [/TD]
            [TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]esrar: sırlar, gizemler[/TD]
            [TD]evamir-i ahlâkiye: ahlâkla ilgili emirler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fasih: güzel, açık ve düzgün[/TD]
            [TD]fesahat: dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılması[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fevkalâde: olağanüstü, çok güzel [/TD]
            [TD]filhakika: gerçekten, doğrusu[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hâiz: sahip[/TD]
            [TD]hürmet: saygı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]iftihar: övünme[/TD]
            [TD]iktibas: alıntı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]istinad ettirme: dayandırma[/TD]
            [TD]kütüb-ü İlâhiye: İlâhî kitaplar, Allah tarafından gönderilen semavî kitaplar; Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân-ı Kerîm[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mektep: okul[/TD]
            [TD]muharrir: yazar, gazete yazarı [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mukaddes: kutsal, yüce[/TD]
            [TD]mülhem: ilham olunmuş, ilham almış[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mümtâziyet: mümtazlık, seçkinlik, üstünlük [/TD]
            [TD]münevver: aydın, bilgin[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müstehziyâne: alay edercesine[/TD]
            [TD]nesir: düz yazı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nezahet: nezihlik, temizlik, mukaddes olma[/TD]
            [TD]nisbet: kıyas, oran[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nâil: erişen[/TD]
            [TD]perverde etmek: beslemek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]pâyidâr olma: devamlı, sürekli olma[/TD]
            [TD]rakik: ince, derin[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]riayetkâr: riâyet eden, gözeten, emir dinleyen [/TD]
            [TD]rûz-u haşr: insanların öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanacağı gün[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tahammül: dayanma, katlanma[/TD]
            [TD]tahsil: ilim öğrenme, öğrenim[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tecellî: açığa çıkma, belirme, görünme[/TD]
            [TD]tedâvül: elden ele gezmek, dolaşmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tezâyüd etme: artma[/TD]
            [TD]ulviyet: yücelik, yükseklik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vâkıa: gerçek, realite [/TD]
            [TD]vâreste kılma: uzak kılma, kurtarma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi[/TD]
            [TD]üslûp: ifade ve söyleşi tarzı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]üstad: hoca, öğretmen[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #805812
            Anonim


              vahyolunan kitabın aynı olmasıdır. Halbuki, İncil ile Tevrat hakkında birçok şüpheler ileri sürülmektedir.

              İkincisi: Müslümanlar, Kur’ân’ı, Arapçanın en kuvvetli muhafızı ve esasat-ı diniyenin amelî bir mahiyet almasının en kuvvetli menbaı telâkki ederler.

              Binaenaleyh, Monsieur Renaud eserini tashih edecek olursa, bu tercümesiyle, insanları tenvir hususunda insanlığa büyük bir muavenette bulunur ve bâtıl itikadların hudutlarını tarümar etmeye hâdim olur.

              Doktor Maurice

              endOfSection.gifendOfSection.gif

              [Nur Çeşmesi’nde ve Risale-i Nur’da yazılan bu nevi filozoflardan kırk altıncısıdır.]

              Zat-ı Kibriya hakkındaki âyetlerin ulviyeti ve
              Kur’ân’ın kudsî nezaheti

              Mister John Davenport, “Hazret-i Muhammed (a.s.m.) ve Kur’ân-ı Kerim” ünvanlı eserinde Kur’ân-ı Kerimden bahsederken şu sözleri söylüyor:

              Kur’ân’ın sayısız hususiyetleri içinde bilhassa ikisi fevkalâde mühimdir.

              1. Zât-ı Kibriyayı ifade eden âyâtın âhengindeki ulviyettir. Kur’ân-ı Kerim, beşerî zaaflardan herhangi birisini Zat-ı Kibriya’ya isnaddan münezzehtir.

              2. Kur’ân, başından sonuna kadar, gayr-ı beliğ, gayr-ı ahlâkî, yahut terbiyeye muhalif fikirlerden, cümlelerden ve hikâyelerden tamamen münezzehtir.

              Halbuki bütün bu nakîsalar, Hıristiyanların ellerindeki muharref Kitab-ı Mukaddeste mebzuliyetle vardır.

              John Davenport

              endOfSection.gifendOfSection.gif



              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Arapça: Arap dili [/TD]
              [TD]Doktor Maurice: (bk. bilgiler)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Hıristiyan: (bk. bilgiler – Hıristiyanlık)[/TD]
              [TD]Kitab-ı Mukaddes: Mukaddes Kitap; Tevrat, Zebur ve İncil[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Nur Çeşmesi: Bediüzzaman’ın eserlerinden biri[/TD]
              [TD]Tevrat: (bk. bilgiler)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Zât-ı Kibriyâ: sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi olan Allah[/TD]
              [TD]amelî: uygulama ile ilgili, tatbikata dair, davranışla ilgili[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]beşerî: insanla ilgili, insana ait[/TD]
              [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
              [TD]bâtıl itikad: gerçek dışı, boş inanç[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]esasat-ı diniye: dinin esasları, temelleri[/TD]
              [TD]fevkalâde: olağanüstü [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]filozof: felsefe ile uğraşan, felsefeci [/TD]
              [TD]gayr-i beliğ: belağatlı olmayan, güzel ve yerinde söylenmeyen söz [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]gayr-ı ahlâkî: ahlâk dışı, ahlâka uygun olmayan[/TD]
              [TD]hudut: sınır[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hususiyet: özellik[/TD]
              [TD]hâdim: hizmetçi, hizmet eden[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]isnad: dayandırma[/TD]
              [TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mahiyet: asıl nitelik, esas, özellik[/TD]
              [TD]mebzuliyetle: bolca, çoklukla[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]menba: kaynak[/TD]
              [TD]muavenet: yardım, yardımlaşma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muhafız: koruyucu, bekçi[/TD]
              [TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muharref: aslı tahrif edilmiş, bozulmuş[/TD]
              [TD]münezzeh: arınmış, kusur ve eksiklikten yüce[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nakîsa: kusur, noksan, eksiklik [/TD]
              [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nezâhet: nezihlik, temizlik[/TD]
              [TD]tarümar: darmadağınık etme, parçalama[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tashih: düzeltme[/TD]
              [TD]telâkki: anlama, kabul etme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tenvir: nurlandırma, aydınlatma, parlatma[/TD]
              [TD]tercüme: bir sözü bir dilden başka bir dile çevirme [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ulviyet: yücelik, yükseklik[/TD]
              [TD]zaaf: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âhenk: uygunluk[/TD]
              [TD]âyât: âyetler, deliler, Kur’ân’ın cümleleri[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]İncil: (bk. bilgiler)[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #805813
              Anonim


                Kur’ân, serapa samimiyet ve hakkaniyetle doludur

                Carlyle şöyle diyor:

                Kur’ân’ı bir kere dikkatle okursanız, onun hususiyetlerini izhara başladığını görürsünüz. Kur’ân’ın güzelliği, diğer bütün edebî eserlerin güzelliklerinden kabil-i temyizdir. Kur’ân’ın başlıca hususiyetlerinden biri, onun asliyetidir.

                Benim fikir ve kanaatime göre, Kur’ân, serapa samimiyet ve hakkaniyetle doludur. Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) cihana tebliğ ettiği davet, hak ve hakikattır.

                Carlyle

                endOfSection.gifendOfSection.gif


                Müslümanlık, tecessüd ve teslis akîdesini reddeder


                İngiltere’nin en meşhur ve en büyük müverrihlerinden Edward Gibbon Roma İmparatorluğunun İnhitat ve Sukutu adlı eserinde şöyle diyor:

                Ganj Nehri ile, Bahr-i Muhit-i Atlasî (Atlas Okyanusu) arasındaki memleketler, Kur’ân’ı, bir kanun-u esasî ve teşriî hayatın ruhu olarak tanımışlardır. Kur’ân’ın nazarında, satvetli bir hükümdarla, zavallı bir fakir arasında fark yoktur. Kur’ân, bu gibi esaslar üzerinde öyle bir teşrî vücuda getirmiştir ki, dünyada bir nazîri yoktur.

                Müslümanlığın esasatı, teslisiyet ve Allah’ın tecessüdiyetini ve vahdet-i vücut akidesini reddetmektedir. Bu mutasavvifâne akideler üç kuvvetli ulûhiyetin mevcudiyetini ve Mesih’in, Allah’ın oğlu—hâşâ!—olduğunu öğretmektedir. Fakat bu akideler, ancak mutaassıp Hıristiyanları tatmin edebilir. Halbuki Kur’ân, bu gibi karışıklıklardan, iphamlardan âzâdedir.

                Kur’ân, Allah’ın birliğine en kuvvetli delildir. Feylesofane bir dimağa mâlik olan bir muvahhid, İslâmiyetin nokta-i nazarını kabul etmekte hiç tereddüt etmez. Müslümanlık, belki bugünkü inkişaf-ı fikrimizin seviyesinden daha yüksek bir dindir.

                Edward Gibbon




                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Bahr-i Muhit-i Atlasî: Atlas Okyanusu[/TD]
                [TD]Carlyle: (bk. bilgiler)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Edward Gibbon: (bk. bilgiler)[/TD]
                [TD]Ganj Nehri: (bk. bilgiler)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Hıristiyan: (bk. bilgiler)[/TD]
                [TD]Mesih: (bk. bilgiler)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Roma İmparatorluğunun İnhitat ve Sukutu: Roma İmparatorluğunun gerilemesi ve düşüşü[/TD]
                [TD]akide: inanç[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cihan: dünya[/TD]
                [TD]dimağ: akıl, beyin[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]edebî: edebiyatla ilgili [/TD]
                [TD]esasat: esaslar, prensipler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]filozofane: filozof gibi, felsefeci gibi[/TD]
                [TD]hakkaniyet: hak oluş, doğruluk, gerçekçilik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hususiyet: hususîlik, özellik[/TD]
                [TD]hâşâ: asla öyle değil[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]inkişaf-ı fikr: fikrin, düşüncenin gelişmesi, ilerlemesi[/TD]
                [TD]ipham: kapalılık, anlaşılmazlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]izhar: gösterme, açığa çıkarma[/TD]
                [TD]kabil-i temyiz: ayırt edilebilir[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kanaat: görüş, fikir[/TD]
                [TD]kanun-u esâsî: anayasa, temel kanun [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mevcudiyet: var olma hali[/TD]
                [TD]mutaassıp: tutucu[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mutasavvıfâne: mutasavvıflar gibi, Hıristiyan mistikleri (tasavvuf ehli) gibi [/TD]
                [TD]muvahhid: Cenâb-ı Allah’ın varlığına ve birliğine inanan, tevhid inancına sahip kimse[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mâlik: sahip[/TD]
                [TD]müverrih: tarihçi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nazarında: gözünde, bakışında[/TD]
                [TD]nazîr: benzer, eş[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nokta-i nazar: bakış noktası, açısı[/TD]
                [TD]satvet: güç, ezici kuvvet[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]serapa: baştan aşağı, baştan sona[/TD]
                [TD]tebliğ: bildirme, ulaştırma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tecessüd: cisimleşme; batıl dinlerde, Allah’ın herhangi bir maddi varlık şekline bürünmesi, yaratıklarından birinin bedenine girmesi şeklinde inanılan batıl bir Allah inancı[/TD]
                [TD]tecessüdiyet: cisimleşmiş olma [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]teslis akîdesi: üçleme; Hıristiyanların Allah’ın baba, oğul ve mukaddes ruh olmak üzere üç varlıktan mürekkep olduğuna inanmaları [/TD]
                [TD]teşriî: yasamaya dair, kanunla ilgili, şeriata dair[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]teşrî: şerîat, yasa[/TD]
                [TD]ulûhiyet: ilâhlık, tanrılık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vahdet-i vücut: “Allah’ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre bir gölge gibidir ve ‘varlık’ adını almaya lâyık değiller” tarzında, Allah’tan başka varlıkları âdeta inkar eden bir tasavvufî görüş[/TD]
                [TD]âzâde: uzak, beri[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]İngiltere: (bk. bilgiler)[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #805814
                Anonim


                  Hâlıkın hukukuyla mahlûkatın hukukunu en mükemmel surette ancak Müslümanlık tarif etmiştir


                  Kur’ân’ın telkin ve Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) tebliğ ettiği esâsâttan mükemmel bir ahlâk mecellesi vücut bulur. Esasat-ı Kur’âniyenin muhtelif memleketlerde insanlığa ettiği iyiliği ve ettikten sonra da Allah’a takarrub etmek isteyen insanları Cenab-ı Hakka raptettiğini inkâr etmek mümkün değildir.

                  Hâlıkın hukuku ile mahlûkun hukuku, ancak Müslümanlık tarafından mükemmel bir surette tarif olunmuştur. Bunu yalnız Müslümanlar değil, Hıristiyanlar da, Mûseviler de itiraf ediyorlar.

                  Marmaduke Pickthall

                  endOfSection.gifendOfSection.gif


                  Kur’ân ile kavanin-i tabiiye arasında tam bir âhenk vardır


                  Yeni keşfiyatın veyahut ilim ve irfanın yardımıyla hallolunan, yahut halline uğraşılan mesail arasında bir mesele yoktur ki İslâmiyetin esasâtıyla taarruz etsin. Bizim, Hıristiyanlığı, kavanin-i tabiiye ile telif için sarf ettiğimiz mesaiye mukabil, Kur’ân-ı Kerim ve Kur’ân’ın tâlimiyle kavanin-i tabiiye arasında tam bir âhenk görülmektedir. Kur’ân, her hürmete şâyân olan eserdir.

                  Levazaune

                  endOfSection.gifendOfSection.gif


                  Kur’ân, bütün iyilik ve fazilet esaslarını muhtevîdir; insanı, her türlü dalâletlerden korur


                  Kur’ân, insanlara hukukullahı tanıtmış, mahlûkatın Hâlıktan ne bekleyeceğini, mahlûkatın Hâlıkla münâsebâtını en sarih şekilde öğretmiştir. Kur’ân, ahlâk ve felsefenin bütün esasatını câmidir. Fazilet ve rezilet, hayır ve şer, eşyanın mahiyet-i



                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
                  [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Hâlıkın hukuku: hukukullah, Yaratıcının hukuku[/TD]
                  [TD]Hıristiyan: (bk. bilgiler – Hıristiyanlık)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Hıristiyanlık: (bk. bilgiler)[/TD]
                  [TD]Marmaduke Pickthall: (bk. bilgiler)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Mûsevi: [bk. bilgiler – Musa (a.s.)][/TD]
                  [TD]câmi: toplayan, içine alan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık[/TD]
                  [TD]esasat-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın esasları, temel kuralları[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]esâsât: esaslar, temel prensipler [/TD]
                  [TD]fazilet: değer, erdem, üstünlük[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hukukullah: Allah’a ait haklar, kamu hakları; belirlenmesinde mükellefin müdahele, irade ve tercihinin söz konusu olmadığı, ibadet ve ceza gibi yalnız şahısla ilgili olmayan toplumun yararının gözetildiği haklar; namaz, oruç, zekât, içki, zina kumar gibi emir ve yasaklara uyma[/TD]
                  [TD]hürmet: saygı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kavanin-i tabiiye: Allah’ın kâinata koyduğu tabiat kanunları, kâinattaki kanunlar[/TD]
                  [TD]keşfiyat: keşifler, buluşlar, icatlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mahlukât: yaratıklar, yaratılanlar[/TD]
                  [TD]mahlûkatın hukuku: hukuk-u ibâd; kul hakları; kişisel haklar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mecelle: kitap, dergi [/TD]
                  [TD]mesai: çalışma, gayret, çaba[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mesâil: meseleler, problemler[/TD]
                  [TD]muhtelif: çeşitli, farklı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muhtevî: ihtiva eden, içine alan [/TD]
                  [TD]mukabil: karşılık [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]münasebât: münasebetler, ilişkiler[/TD]
                  [TD]raptetmek: bağlamak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]rezilet: alçaklık, rezillik[/TD]
                  [TD]sarf etme: harcama[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sarih: açık, net[/TD]
                  [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]taarruz etme: çatışma, çelişme[/TD]
                  [TD]takarrub: yaklaşma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]talim: öğretme[/TD]
                  [TD]tebliğ: bildirme, ulaştırma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]telif: iki şeyin arasını bulma, bağdaştırma, uyumlu hale getirme[/TD]
                  [TD]telkin: fikrini kabul ettirme, aşılama[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vücut bulma: meydana gelme, oluşma[/TD]
                  [TD]âhenk: uygunluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şer: kötü, çirkin[/TD]
                  [TD]şâyân: lâyık[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #805816
                  Anonim


                    hakikiyesi, hülâsa her mevzu Kur’ân’da ifade olunmuştur. Hikmet ve felsefenin esası olan adalet ve müsavatı öğreten ve başkalarına iyilik etmeyi, faziletkâr olmayı talim eden esaslar, bunların hepsi Kur’ân’da vardır. Kur’ân, insanı iktisat ve itidale sevk eder, dalâletten korur, ahlâkî zaafların karanlığından çıkarır, teâli-i ahlâk nuruna ulaştırır, insanın kusurlarını, hatalarını i’tilâ ve kemâle kalb eyler.

                    Müsteşrik Sedio

                    endOfSection.gifendOfSection.gif


                    Kur’ân, öyle bir Peygamber sesidir ki, onu bütün dünya dinleyebilir. Bu sesin aksi, saraylarda, çöllerde, şehirlerde, devletlerde çınlar.


                    Kur’ân şiir midir? Değildir. Fakat onun şiir olup olmadığını tefrik etmek müşkildir. Kur’ân, şiirden daha yüksek birşeydir. Maamafih, Kur’ân ne tarihtir, ne tercüme-i haldir, ne de İsa’nın (a.s.) dağda irad ettiği mev’ize gibi bir mecmua-i eş’ardır. Hattâ Kur’ân, ne Buda’nın telkinatı gibi bir mâba’d e’t-tabiiye, yahut mantık kitabı, ne de Eflâtun’un herkese irad ettiği nasihatler gibidir.

                    Bu, bir Peygamberin sesidir. Öyle bir ses ki, Onu, bütün dünya dinleyebilir. Bu sesin aksi, saraylarda, çöllerde, şehirlerde, devletlerde çınlar. Bu sesin tebliğ ettiği din, evvelâ nâşirlerini bulmuş, sonra teceddütperver ve îmar edici bir kuvvet şeklinde tecellî etmiştir. Bu sâyededir ki, Yunanistan ile Asya’nın birleşen ışığı, Avrupa’nın zulümat-âbad olan karanlıklarını yarmış ve bu hâdise, Hıristiyanlığın en karanlık devirlerini yaşadığı zaman vuku bulmuştur.

                    Dr. Johnson

                    endOfSection.gifendOfSection.gif



                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Asya: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Buda: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [TD]Dr. Johnson: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Eflâtun: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [TD]Hıristiyanlık: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Yunanistan: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [TD]Zulümat-âbad: karanlıklarla dolu [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ahlâkî: ahlâkla ilgili, ahlâka uygun[/TD]
                    [TD]aks: yansıma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık[/TD]
                    [TD]faziletkâr: erdemli, faziletli, üstün niteliklere sahip[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hikmet: felsefe, fen ilimleri, yüksek bilgi[/TD]
                    [TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]iktisat: tutumluluk[/TD]
                    [TD]imar: tamir etme, yapıcı olma [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]irad etme: sunma, söyleme[/TD]
                    [TD]itidal: mutedil olmak, her konuda orta yolu tutmak ve aşırılıklardan kaçınmak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]i’tilâ: hata ve kusurlardan arınarak yükselme, yücelme[/TD]
                    [TD]kemâle kalb eyleme: olgunluğa, mükemmele dönüştürme, faziletli yapma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]maamâfih: bununla beraber, böyle iken [/TD]
                    [TD]mahiyet-i hakikiye: gerçek mahiyet, nitelik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mecmua-i eş’ar: şiirler mecmuası, kitabı[/TD]
                    [TD]mevzu: konu, bahis[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mev’ıze: vaaz, öğüt, nasihat [/TD]
                    [TD]mâba’d e’t-tabiiye: tabiat ötesi, metafizik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müsteşrik: Oryantalist; Avrupalı olduğu halde, Doğu milletlerinin tarih, dil, din ve edebiyatıyla ilgili araştırma yapan kimse [/TD]
                    [TD]müsâvat: eşitlik, denklik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müşkil: zor, güç[/TD]
                    [TD]nasihat: öğüt[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nâşir: neşreden, yayan[/TD]
                    [TD]talim: eğitim[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tebliğ: bildirme, ulaştırma[/TD]
                    [TD]teceddütperver: yenilikçi, yeniliği seven[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tecellî: ortaya çıkma, belirme, görünme[/TD]
                    [TD]tefrik: ayırma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]telkinât: telkinler, zihne yerleştirmeler, fikir aşılamalar [/TD]
                    [TD]tercüme-i hal: biyografi, hayat tarihi [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]teâli-i ahlâk: ahlâk yüceliği, yüksek ahlâk[/TD]
                    [TD]vuku bulma: meydana gelme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zaaf: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
                    [TD]İsa: [bk. bilgiler – İsa (a.s.)][/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #805817
                    Anonim


                      Kur’ân’ın cihanşümul hakikati: Kur’ân, Allah’ın birliğine inanmak hakikat-i kübrâsını ilân eder

                      İngilizce-Arapça, Arapça-İngilizce lügatlerin muharriri Doktor City Youngest Kur’ân hakkında şu sözleri söylüyor:


                      Kur’ân, insanların yed-i istifadesine geçen eserlerin en büyüklerinden biridir. Kur’ân’da, büyük bir insanın hayal ve seciyesi, en vâzıh şekilde görülmektedir.

                      Carlyle “Kur’ân’ın ulviyeti, onun cihan-şümul hakikatindedir” dediği zaman, şüphesiz, doğru söylemişti.

                      Muhammed’in (a.s.m.) doğruluğu, faaliyeti, hakikatı taharride samimiyeti, sarsılmayan azmi, imanı, kendisini dinlemek istemeyenlere ezelî hakikati dinletmek yolundaki sebatı, bana kalırsa, onun, o cesur ve azimkâr Peygamberin hâtem-i risalet olduğunun en kat’î ve en emîn delilleridir.

                      Kur’ân, akaid ve ahlâkın, insanlara hidayet ve hayatta muvaffakiyet temin eden esasatın mükemmel mecellesidir. Bütün bu esasatın üssü’l-esası, âlemin bütün mukadderatını yed-i kudretinde tutan Zât-ı Kibriyaya imandır.

                      Allah’ın birliğine iman etmek hakikat-i kübrâsını ilân ediyorken, Kur’ân, lisan-ı belâgatin en yükseğine ve nezahetin şâhikasına varır. Kur’ân, Allah’ın iradesine itaati, Allah’a isyanın neticelerini izah ederken, insanların muhayyilesini elektrikleyen en seyyal lisanı kullanır. Resul-i Kibriyaya tesellî vermek ve onu teşvik etmek, yahut halkı sair Peygamberlerin ahvâliyle, milletlerinin âkıbetiyle korkutmak icap ettiği zaman, Kur’ân’ın lisanı, en kat’î ciddiyeti almaktadır.

                      Mâdem ki Kur’ân’ın birbirine düşman kabileleri, yekdiğeriyle mücadele eden unsurları derli toplu bir millet haline getirdiğini, onları eski fikirlerinden daha ileri bir seviyeye yükselttiğini görüyoruz; o halde, belâgat-i Kur’âniyenin mükemmeliyetine hükmetmeliyiz. Çünkü, Kur’ân’ın bu belâgati, vahşî kabileleri medenî bir millet haline getirmiş, dünyanın eski tarihine yeni bir kuvvet ilâve etmiştir. Zaman ve mekân itibarıyla birbirinden çok uzak oldukları gibi, fikrî inkişaf



                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Carlyle: (bk. bilgiler)[/TD]
                      [TD]Resul-i Kibriya: büyüklük ve yücelik sahibi olan peygamber[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Zât-ı Kibriyâ: sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi olan Allah[/TD]
                      [TD]ahvâl: haller, durumlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]akaid: inanç [/TD]
                      [TD]akıbet: netice, son[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]azim: kararlılık, gayret [/TD]
                      [TD]azimkâr: gayretli, kararlı [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]belâğat: düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme[/TD]
                      [TD]belâğat-i Kur’âniye: Kur’ân’ın belâgati[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cihanşümul: bütün âlemi kapsayan, evrensel[/TD]
                      [TD]emîn: güvenilir; güvenli[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]esasat: esaslar, prensipler[/TD]
                      [TD]ezelî: başlangıcı olmayan sonsuzluk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]faaliyet: çalışma[/TD]
                      [TD]hakikat-i kübrâ: büyük gerçekler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hidayet: doğru ve hak yol, İslâmiyet[/TD]
                      [TD]hâtem-i risalet: peygamberlik zincirinin sonu, mührü[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]itaat: emre uyma, boyun eğme[/TD]
                      [TD]izah: açıklama[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kabile: topluluk [/TD]
                      [TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]lisan: dil[/TD]
                      [TD]lisân-ı belâgat: düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme dili, üslûbu[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]lûgat: sözlük[/TD]
                      [TD]mecelle: dergi, kitap [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muharrir: yazar[/TD]
                      [TD]muhayyile: hayal gücü, hayal duygusu [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mukadderat: Allah tarafından takdir olunmuş ileride meydana gelecek haller ve olaylar[/TD]
                      [TD]muvaffakiyet: başarı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mükemmeliyet: tam olma; eksiksizlik [/TD]
                      [TD]nezahet: nezihlik, temizlik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                      [TD]sebat: kararlı olma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]seciye: huy, karakter[/TD]
                      [TD]seyyal: akıcı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]taharri: araştırma, inceleme[/TD]
                      [TD]ulviyet: yücelik, yükseklik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]unsur: soy, kök, ırk[/TD]
                      [TD]vâzıh: açık, âşikar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]yed-i istifade: istifade eli, faydalanma eli [/TD]
                      [TD]yed-i kudret: Allah’ın kudret eli[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]yekdiğer: birbirine, herbiri diğerine[/TD]
                      [TD]üssü’l-esas: temel esas, temelin temeli[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şâhika: zirve, doruk [/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #805818
                      Anonim


                        itibarıyla da birbirinden çok farklı insanlara harikulâde bir hassasiyet ilham eden ve muhalefeti hayrete ve istihsana kalb eden Kur’ân, en şâyan-ı hayret eser tanınmaya lâyıktır. Kur’ân, beşerin mukadderatıyla meşgul âlimler için tetebbua şayan en faydalı mevzu sayılır.

                        Doktor City Youngest

                        endOfSection.gifendOfSection.gif


                        Kur’ân’ın lisanı, nezahet ve belâgat itibarıyla nazirsizdir. Kur’ân, bizatihî muhteşem bir mucizedir.


                        Kur’ân’ın mutaassıp münekkidi ve mütercimi Corselle diyor ki:


                        Kur’ân Arapçanın en mükemmel ve pek mevsuk bir eseridir. Müslümanların itikadı veçhile bir insan kalemi, bu i’câzkâr eseri vücuda getiremez. Kur’ân, bizatihî daimî bir mucizedir; hem öyle bir mucize ki, ölüleri diriltmekten daha yüksektir. Bu mukaddes kitabın ta kendisi, menşeinin semavî olduğunu ispata kâfidir. Muhammed (a.s.m.), bu mucizeye istinaden, bir peygamber olarak tanınmasını istemiştir. Arabistan’ın çıplak ve kısır çöllerini aydınlatan, şair ve hatiplere meydan okuyan Kur’ân, bir âyetine bir nazire istemiş; hiçbir kimse bu tahaddîye karşı gelememişti. Burada yalnız bir misal irad ederek, bütün büyük adamların Kur’ân’ın belâgatine baş eğdiklerini göstermek isterim.

                        Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) zamanında, Arabistan şâirlerinin şehriyarı, şair Lebid idi. Lebid, muallâkattan birinin nâzımıdır. O zaman putperest olan Lebid, Kur’ân’ın belâgati karşısında lâl kalmış, bu belâgati en güzel sözlerle ifade etmişti. Kur’ân’ın belâgati karşısında hayran kalan Lebid, Müslümanlığı kabul etmiş, Kur’ân’ın ancak bir Peygamber lisanından duyulacağını söylemiştir.

                        Kur’ân’ın lisanı, beliğ ve harikulâde seyyaldir. Cenab-ı Hakkın şan ve celâletini,




                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Arabistan: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [TD]Arapça: Arap dili[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
                        [TD]Lebid: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]beliğ: belâgatli[/TD]
                        [TD]belâğat: düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]beşer: insanlık[/TD]
                        [TD]bizâtihî: bizzat, kendi başına, başlı başına [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]daimî: sürekli[/TD]
                        [TD]harikulâde: olağanüstü, hayranlık verici[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hassâsiyet: duyarlılık, hassaslık [/TD]
                        [TD]hatip: güzel konuşmacı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ilham: Allah tarafından kalbe atılan mânâ[/TD]
                        [TD]inkişaf: gelişme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]irad etme: getirme[/TD]
                        [TD]istihsan: güzel bulma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]istinaden: dayanarak[/TD]
                        [TD]itikad: inanç[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]i’cazkâr: mu’cizeli, benzerini yapmakta başkalarını âciz ve hayrette bırakan[/TD]
                        [TD]kalb etme: dönüştürme, çevirme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kâfi: yeterli[/TD]
                        [TD]lisan: dil[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]lâl: sakin, sessiz, dilsiz[/TD]
                        [TD]lâyık: uygun[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]menşe: kaynak[/TD]
                        [TD]mevsuk: sağlam, güvenilir, itimat edilir[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mevzu: konu, bahis[/TD]
                        [TD]misal: örnek, benzer[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muallâkat: Câhiliye döneminde meşhur Arap şâirlerinin Kâbe’nin duvarına asılan meşhur şiirleri[/TD]
                        [TD]muhalefet: karşıt olma, aykırılık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mukadderat: Allah tarafından takdir olunmuş ileride meydana gelecek haller ve olaylar[/TD]
                        [TD]mukaddes: her türlü çirkinlikten ve eksiklikten arınmış, kutsal[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mutaassıp: tutucu[/TD]
                        [TD]mu’cize: insanların bir benzerini yapma noktasında âciz kaldıkları ve ancak Allah tarafından peygambere verilen olağanüstü şey[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mükemmel: noksansız, kusursuz[/TD]
                        [TD]münekkit: tenkitçi, eleştirmen[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mütercim: tercüman; bir dilden bir diğerine çeviren [/TD]
                        [TD]nazire: benzer, örnek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nezahet: nezihlik, temizlik[/TD]
                        [TD]nâzım: şiir yazan, şâir[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]semâvî: gökten gelen[/TD]
                        [TD]seyyal: akıcı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tahaddî: meydan okuma[/TD]
                        [TD]tetebbu: araştırıp incelemek, derinliğine inceleyip tanımak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]veçhile: şekilde, bakımdan[/TD]
                        [TD]Şehriyar: hükümdar, kral[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şayan: lâyık, yaraşır[/TD]
                        [TD]şâyân-ı hayret: hayrete değer, hayret verici [/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #805819
                        Anonim


                          azamet sıfatlarını ifade eden âyetlerin ekserîsi, müstesna bir güzelliği hâizdir. Kur’ân’ı bîtarafane tercümeye gayret ettimse de, kàrilerim, Kur’ân’ın metnini sadakatkârâne bir ifadeye muvaffak olamadığımı göreceklerdir. Bu kusuruma rağmen, kàriler tercümemde bahis mevzuu ettiğim muhteşem âyetlerin birçoklarını okuyacaklardır.

                          Corselle

                          endOfSection.gifendOfSection.gif


                          Kur’ân, beşeriyete ilâhî bir lütuftur. Kur’ân, muzaffer cumhuriyetler meydana getirmiştir.


                          Kur’ân âyetlerini nüzul tarihine göre tercüme ve tertip eden İngiltere’nin en mutaassıp papazlarından Rodwell, şu hakikatleri itiraf ediyor:


                          Kur’ân, Arabistan’ın basit bedevîlerini öyle bir istihaleye uğratmıştır ki, bunların âdetâ meşhur olduklarını zannedersiniz. Hıristiyanların telâkkisine göre Kur’ân’ın nâzil olmuş bir kitap olduğunu söyleyecek olsak bile, Kur’ân putperestliği imha; Allah’ın vahdaniyet akîdesini tesis; cinlere, perilere, taşlara ibadeti ilga; çocukları diri diri gömmek gibi vahşî âdetleri izale; bütün hurafeleri istîsal; taaddüd-ü zevcatı tahdit ile, bütün Araplar için İlâhî lütuf ve nimet olmuştur.

                          Kur’ân bütün kâinatı yaratan, gizli ve âşikâr herşeyi bilen Kadîr-i Mutlak sıfatıyla Zât-ı Kibriyayı takdis ve tebcil ettiğinden, her sitayişe şayandır. Kur’ân’ın ifadesi veciz ve mücmel olmakla beraber, en derin hakikati, en kuvvetli ve mülhem hikmeti takrir eden elfaz ile söylemiştir. Kur’ân, devamlı memleketler değilse de, muzaffer cumhuriyetler vücuda getirmeye hâdim olacak esasları muhtevî olduğunu ispat etmiştir. Kur’ân’ın esaslarıyladır ki, fakr ve sefaletleri ancak

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Arabistan: (bk. bilgiler)[/TD]
                          [TD]Hıristiyan: (bk. bilgiler – Hıristiyanlık)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Kadîr-i Mutlak: hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmaksızın herşeye gücü yeten sonsuz kudret sahibi Allah[/TD]
                          [TD]Rodwell: (bk. bilgiler)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Zât-ı Kibriyâ: sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi olan Allah[/TD]
                          [TD]akîde: inanç[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]azamet: büyüklük[/TD]
                          [TD]bahis: konu[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]bedevî: çölde yaşayan, göçebe[/TD]
                          [TD]beşeriyet: insanlık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]bîtarafâne: tarafsız bir şekilde[/TD]
                          [TD]celâlet: yücelik, haşmet, heybet[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ekserîsi: çoğunluğu[/TD]
                          [TD]elfaz: lâfızlar, sözler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]fakr: fakirlik, ihtiyaç hali[/TD]
                          [TD]hakikat: gerçek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hikmet: amaç, gaye[/TD]
                          [TD]hurafe: delile dayanmayan saçma inanış[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hâdim: hizmetçi, hizmet eden[/TD]
                          [TD]hâiz: sahip[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ilga: kaldırmak, lağvetmek, hükümsüz bırakmak [/TD]
                          [TD]imha: yok etme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]istihâle: bir halden başka bir hale dönüşme ve değişme, başkalaşma[/TD]
                          [TD]istîsal: kökünden söküp atmak, kökünü kazımak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]izale: giderme, ortadan kaldırma[/TD]
                          [TD]kàri: okuyucu[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kâinat: evren, yaratılmış her şey[/TD]
                          [TD]lütuf: iyilik, ihsan, bağış[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mevzu: bahis, konu[/TD]
                          [TD]muhtevî: ihtiva eden, içine alan [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mutaassıp: tutucu[/TD]
                          [TD]muvaffak: başarılı olma, erişme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muzaffer: zafer kazanmış, galip[/TD]
                          [TD]mücmel: kısa, kısaca[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mülhem: ilham olunmuş[/TD]
                          [TD]müstesna: seçkin[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nâzil olan: inen, indirilen[/TD]
                          [TD]nüzûl: iniş, inme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]putperest: putlara tapan[/TD]
                          [TD]sadakatkârâne: sâdık ve bağlı bir tarzda[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sefalet: perişanlık, yoksulluk[/TD]
                          [TD]sitayiş: övme, medih[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]taaddüd-ü zevcât: çok eşlilik[/TD]
                          [TD]tahdit: sınırlama[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]takdis: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etme[/TD]
                          [TD]takrir: yerleştirme, sağlamlaştırma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tebcil: yüceltme, saygı gösterme[/TD]
                          [TD]telâkki: anlama, kabul etme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tercüme: bir sözü bir dilden başka bir dile çevirme [/TD]
                          [TD]tertip: sıralama, düzene koyma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tesis: kurma, yerleştirme[/TD]
                          [TD]vahdâniyet: Allah’ın bir ve tek olup ortağının olmayışı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vahşî: medenî olmayan, kaba[/TD]
                          [TD]veciz: kısa, özlü ve çarpıcı söz[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âdetâ: sanki, tıpkı[/TD]
                          [TD]âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âşikâr: açıkça[/TD]
                          [TD]İlâhî: Allah tarafından olan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]İngiltere: (bk. bilgiler)[/TD]
                          [TD]şayan: lâyık, yaraşır[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #805820
                          Anonim


                            cehaletleriyle kabil-i kıyas olan, susuz ve çıplak bir yarımadanın sekenesi, yeni bir dinin hararetli ve samimî sâlikleri olmuşlar, devletler kurmuşlar, şehirler inşa etmişlerdir. Filhakika Müslümanların heybetidir ki, Füsdat, Bağdat, Kurtuba, Delhi, bütün Hıristiyan Avrupa’yı titreten bir azamet ve haşmet ihraz etmişlerdir.

                            Rodwell

                            endOfSection.gifendOfSection.gif


                            Müslümanlık, dünyanın kıvamı olan bir dindir; cihan medeniyetinin istinad ettiği temelleri muhtevîdir


                            Fransa’nın en maruf müsteşriklerinden Gaston Care, 1913 senesinde Le Figaro Gazetesinde, yeryüzünden Müslümanlık kalkacak olursa, müsalemetin muhafazasına imkân olup olmadığı hakkında makaleler silsilesi yazmış ve o zaman bu makaleler Şark gazeteleri tarafından tercüme olunmuştu. Fransız müsteşriki diyor ki:

                            Yüz milyonlarca insanın dini olan Müslümanlık, bütün sâliklerine nazaran, dünyanın kıvamı olan bir dindir. Bu aklî dinin menbaı ve düsturu olan Kur’ân, cihan medeniyetinin istinad ettiği temelleri muhtevîdir. O kadar ki, bu medeniyetin, İslâmiyet tarafından neşrolunan esasların imtizacından vücut bulduğunu söyleyebiliriz.

                            Filhakika, bu âlî din, Avrupa’ya, dünyanın imarkârâne inkişafı için lâzım olan en esaslı kaynakları temin etmiştir. İslâmiyetin bu fâikiyetini teslim ederek, ona medyun olduğumuz şükranı tanımıyorsak da, hakikatın bu merkezde olduğunda şek ve şüphe yoktur.

                            Fransız muharriri, daha sonra, Kur’ân’ın umumî müsalemeti muhafaza hususundaki hizmetini bahis mevzuu ederek diyor ki:

                            İslâmiyet, yeryüzünden kalkacak ve bu suretle hiçbir Müslüman kalmayacak olursa, barışı devam ettirmeye imkân kalır mı? Hayır buna imkân yoktur!

                            Gaston Care

                            endOfSection.gifendOfSection.gif




                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
                            [TD]Bağdat: (bk. bilgiler)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Delhi: (bk. bilgiler)[/TD]
                            [TD]Fransa: (bk. bilgiler)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Fustat: (bk. bilgiler)[/TD]
                            [TD]Hıristiyan: (bk. bilgiler – Hıristiyanlık)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Kurtuba: (bk. bilgiler)[/TD]
                            [TD]Rodwell: (bk. bilgiler)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]azamet: büyüklük[/TD]
                            [TD]bahis mevzuu: söz konusu[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cehalet: cahillik[/TD]
                            [TD]cihan: dünya[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]düstur: yasa, kanun, prensip[/TD]
                            [TD]filhakika: gerçekten, doğrusu[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]fâikiyet: üstünlük, başkalarından farklı ve üstün olmak [/TD]
                            [TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hararet: ısı, sıcaklık[/TD]
                            [TD]haşmet: heybet, görkem[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ihraz: erişmek, kazanmak[/TD]
                            [TD]imarkârâne: imar edici olarak, tamir edici olarak [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]imtizaç: birleşme, kaynaşma[/TD]
                            [TD]inkişaf: gelişme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]istinad: dayanma, dayanak[/TD]
                            [TD]kabil-i kıyas: kıyası mümkün[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kıvam: bir şeyin direği, nizamı[/TD]
                            [TD]maruf: bilinen, tanınan[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]medyun: borçlu[/TD]
                            [TD]menba: kaynak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muhafaza: koruma[/TD]
                            [TD]muharrir: yazar, gazete yazarı [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muhtevî: ihtiva eden, içine alan [/TD]
                            [TD]müsalemet: barış ve huzur içinde olma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müsteşrik: Oryantalist; Avrupalı olduğu halde, Doğu milletlerinin tarih, dil, din ve edebiyatıyla ilgili araştırma yapan kimse [/TD]
                            [TD]nazaran: bakarak, –göre[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]neşr: yazma, yayımlama[/TD]
                            [TD]samimî: içten[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sekene: oturanlar, ikamet edenler[/TD]
                            [TD]silsile: zincir, soy ağacı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sâlik: yol alan, bir yol veya meslekte yürüyen [/TD]
                            [TD]temin etme: sağlama, güvence altına alma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tercüme: bir sözü bir dilden başka bir dile çevirme [/TD]
                            [TD]umumî: genel[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]âlî: yüce, yüksek[/TD]
                            [TD]şark: doğu[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şek: şüphe, tereddüt[/TD]
                            [TD]şükran: minnettarlık, teşekkür[/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #805822
                            Anonim


                              Kur’ân bütün dinî kitaplara fâiktir

                              Alman âlimlerinden ve müsteşriklerinden Jochahim du Rulpp Kur’ân’ın sıhhate verdiği ehemmiyetten bahsederken şu sözleri söylüyor:


                              İslâmiyetin, şimdiye kadar Avrupa muharrirlerinden hiçbirinin nazar-ı dikkatini celb etmeyen bir safhasını bahis mevzuu etmek istiyorum. İslâmiyetin bu safhası, onun sıhhati muhafaza için vuku bulan emirleridir. Evvelâ şunu itiraf etmek lâzımdır: Kur’ân, bu nokta-i nazardan bütün dinî kitaplara fâiktir. Kur’ân’ın tarif ettiği basit, fakat mükemmel sıhhî kaideleri nazar-ı dikkate alırsak, bu mukaddes kitap sayesinde, bütün dünyanın bazı kısımlarıyla, haşarat mahşeri olan Asya’nın müthiş bir tehlike olmaktan kurtulduğunu görürüz. Müslümanlık nezafeti, temizliği, nezaheti bütün sâliklerine farz etmekle, birçok tahripkâr mikropları imha etmiştir.

                              Jochahim

                              endOfSection.gifendOfSection.gif


                              Kur’ân âyetleri İslâmiyetin muhteşem bünyesinde altın bir kordon gibi işlenmiştir


                              Sembires Encyclopedia namıyla intişar eden İngilizce muhitü’l-maarifte, Müslümanlıktan şu suretle bahsolunmaktadır:

                              İslâm Peygamberinin seciyesini aydınlatan Kur’ân âyetleri, son derece mükemmel ve son derece müessirdir. Bu kısım âyetler, Müslümanlığın ahlâkî kaidelerini ifade eder. Fakat bu kaideler, bir iki sûreye münhasır değildir. Bu âyetler, İslâmiyetin muhteşem bünyanında, altından bir kordon gibi işlenmiştir. İnsafsızlık, yalancılık, hırs, israf, fuhuş, hıyanet, gıybet, bunların hepsi Kur’ân tarafından en şiddetli surette takbih olunmuş ve bunlar reziletin ta kendisi tanınmıştır.


                              Diğer taraftan, hüsn-ü niyet sahibi olmak, başkalarına iyilik etmek, iffet, haya, müsamaha, sabır ve tahammül, iktisat, doğruluk, istikamet, sulhperverlik, hakperestlik,



                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Asya: (bk. bilgiler)[/TD]
                              [TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]bahis mevzu: söz konusu[/TD]
                              [TD]bünyan: yapı, bünye, saray[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]celb etme: çekme[/TD]
                              [TD]farz etmek: şart koşmak, zorunlu tutmak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]fâik: üstün[/TD]
                              [TD]gıybet: arkadan çekiştirmek, o anda yanında olmayan birisinin aleyhinde konuşmak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]haşarat: zehirli böcekler[/TD]
                              [TD]hüsn-ü niyet: iyi niyet[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hıyanet: hainlik, ihanet[/TD]
                              [TD]iffet: namus[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]iktisat: tutumluluk[/TD]
                              [TD]imha etme: yok etme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]intişar: yayılma[/TD]
                              [TD]israf: savurganlık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]istikamet: doğruluk[/TD]
                              [TD]kaide: düstur, prensip[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mahşer: haşir meydanı, kıyametten sonra insanların âhirette tekrar diriltilip toplanacakları yer[/TD]
                              [TD]muhafaza: koruma, saklama[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muharrir: yazar, gazeteci [/TD]
                              [TD]muhitü’l-maarif: ilim okyanusu, ilim ansiklopedisi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mukaddes: her türlü çirkinlikten ve eksiklikten arınmış, kutsal[/TD]
                              [TD]müessir: tesirli, etkili[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mükemmel: noksansız, kusursuz[/TD]
                              [TD]münhasır: ait, mahsus, sınırlı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müsamaha: hoşgörü[/TD]
                              [TD]müsteşrik: Oryantalist; Avrupalı olduğu halde, Doğu milletlerinin tarih, dil, din ve edebiyatıyla ilgili araştırma yapan kimse [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nazar-ı dikkat: dikkat içeren bakış[/TD]
                              [TD]nezafet: temizlik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nezahet: nezihlik, temizlik[/TD]
                              [TD]nokta-i nazar: bakış noktası, açısı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]rezilet: rezillik, aşağılık[/TD]
                              [TD]safha: merhale, aşama, dönem [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]seciye: huy, karakter[/TD]
                              [TD]sulhperverlik: barışseverlik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]sâlik: yol alan, bir yol veya meslekte yürüyen [/TD]
                              [TD]sıhhat: sağlamlık, doğruluk, sağlık [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]sıhhî: sağlıklı[/TD]
                              [TD]tahammül: dayanma, katlanma, sabretme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tahripkâr: tahrip ederek[/TD]
                              [TD]takbih: kötüleme, çirkin görme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vuku bulma: meydana gelme[/TD]
                              [TD]âlim: ilim sahibi[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #805821
                              Anonim


                                herşeyden fazla Cenab-ı Hakka itimad ve tevekkül, Allah’a itaat, Müslümanlık nazarında hakikî iman esasları ve hakikî bir mü’minin başlıca sıfatları olarak gösterilmiştir.


                                endOfSection.gifendOfSection.gif


                                Resul-i Ekrem idrak ve şuur timsâlidir


                                Profesör Edward Monte, “Hıristiyanlığın İntişarı ve Hasmı Olan Müslümanlar” ünvanlı eserinin 17 ve 18’inci sayfalarında diyor ki:


                                Rasyonalizm, yani “akliye” kelimesinin müfadını ve tarihî ehemmiyetini tevsi edebilirsek, Müslümanlığın aklî bir din olduğunu söyleyebiliriz. Akıl ve mantık mısdâkıyla akaid-i diniyeyi muhakeme eden mektep, rasyonalizm kelimesinin, İslâmiyete tamamıyla mutabık olduğunu teslim etmekte tereddüt etmez.

                                Resul-i Ekrem şuur ve idrak timsâli olduğu, dimağının iman ışıkları ve kâmil bir yakîn ile pür-nur olduğu muhakkaktır. Resul-i Ekrem, muasırlarını aynı heyecanla alevlemiş, bu sıfatlarla teçhiz etmiştir. Hazret-i Muhammed (a.s.m.), başarmak istediği ıslahatı, İlâhî bir vahiy olarak takdim etmiştir. Bu, İlâhî bir vahiydir. Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) dini ise, akıl kaidelerinin ilhamlarına tamamıyla muvafıktır.
                                Ehl-i İslâma göre İslâmiyetin esas akaidi, şu suretle hülâsa olunabilir:


                                Allah birdir; Muhammed (a.s.m.) Onun Peygamberidir. Filhakika, İslâmiyetin esaslarını sükûnetle ve derin bir teemmülle tetkik ettiğimiz zaman, bunların, Allah’ın birliğine ve Muhammed’in (a.s.m.) risaletine, sonra haşir ve neşre ve itikada müntehi olduklarını görürüz. Bizzat dinin esasları tanınan bu iki akide,



                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
                                [TD]Hıristiyanlık: (bk. bilgiler)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Rasyonalizm: akılcılık, aklı ön plânda tutan bir felsefî akım[/TD]
                                [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]akaid: inanç sistemi; dinin inanılması gereken inançları ve yapılması gereken ibadetlerin tümü[/TD]
                                [TD]akaid-i diniye: dinî inançlar ve ibadetler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]akide: inanç[/TD]
                                [TD]aklî: akılla ilgili, akla uygun[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bizzat: kendisi[/TD]
                                [TD]dimağ: akıl, beyin[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ehl-i İslâm: İslâma tabi olan, Müslümanlar[/TD]
                                [TD]filhakika: gerçekten, doğrusu[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hakiki: gerçek[/TD]
                                [TD]hakperestlik: doğruluk, gerçekçilik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hasm: rakip[/TD]
                                [TD]haşir ve neşr: öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma ve sonra tekrar dağılma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hülâsa olunma: özetlenme[/TD]
                                [TD]idrâk: anlayış, kavrayış[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ilham: Allah tarafından kalbe atılan mânâlar[/TD]
                                [TD]intişar: yayılma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]itaat: emre uyma, boyun eğme[/TD]
                                [TD]itikad: inanç[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]itimad: güvenme[/TD]
                                [TD]kaide: düstur, prensip[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kâmil: olgun, mükemmelliğe ulaşmış[/TD]
                                [TD]mektep: ekol, akım[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muasır: çağdaş[/TD]
                                [TD]muhakeme: değerlendirme, yargılama[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muhakkak: gerçekliği kesin olarak bilinen[/TD]
                                [TD]mutabık: uygun[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muvafık: lâyık, uygun[/TD]
                                [TD]müfad: ifade edilen mânâ, bir şeyden çıkan mânâ[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müntehî olma: bir fikre, inanca vs. varma, neticeye ulaşma [/TD]
                                [TD]mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mısdâk: doğrulayıcı delil, ölçüt, kriter[/TD]
                                [TD]nazarında: gözünde, bakışında[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]pür-nur: çok nurlu, çok aydınlık[/TD]
                                [TD]risalet: elçilik, peygamberlik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sükûnet: dinginlik[/TD]
                                [TD]takdim: sunma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]teemmül: düşünme, inceden inceye araştırma[/TD]
                                [TD]tetkik: inceleme, araştırma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tevekkül: kulun üzerine düşeni yaptıktan sonra sonucunu Allah’a bırakması; Allah’a güvenme ve Onu vekil kabul etme[/TD]
                                [TD]tevsi: genişletme, kuşatma, ihata etme, kavrama[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]teçhiz: cihazlandırma, donatma[/TD]
                                [TD]timsal: sembol, örnek, nümune[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vahiy: Allah tarafından peygambere gelen bilgiler[/TD]
                                [TD]yakîn: kesin ve doğru bilgi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]İlâhî: Allah tarafından olan[/TD]
                                [TD]ıslahat: iyileştirme, düzeltme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şuur: bilinç, anlayış, idrak[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                                #805823
                                Anonim


                                  bütün dindar insanlarca akıl ve mantığa müstenid telâkki olunmakta ve bunlar Kur’ân’ın akidelerinin hülâsası bulunmaktadır.

                                  Kur’ân’ın ifadesindeki sadelik ve berraklık, Müslümanlığın intişar ve i’tilâsını bilâ-tevakkuf temâdi ettiren sâik kuvvet olmuştur. Resul-ü İslâm tarafından tebliğ olunan mukaddes talimatın cihanşümul terakkisine rağmen, Müslümanların ilham kaynağı ve en kuvvetli ilticagâhı Kur’ân olmuştur. En takdiskâr ve kanaat-bahş bir lisanla, başka bir kitab-ı münzelin tefevvuk edemeyeceği bir ifade ile takrir eden kitap, Kur’ân’dır. Bu kadar mükemmel ve esrarengiz, her insanın tetkikine bu kadar açık olan bir din, muhakkak, insanları kendisine meclûb eden i’câzkâr kudreti hâizdir. Müslümanlığın bu kudreti hâiz olduğunda şüphe yoktur.

                                  Edward Monte

                                  endOfSection.gifendOfSection.gif



                                  [TABLE]
                                  [TR]
                                  [TD]Resul-ü İslâm: İslâm Peygamberi[/TD]
                                  [TD]akide: inanç[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]bilâ-tevakkuf: duraksamadan, durmaksızın[/TD]
                                  [TD]cihanşümul: dünya çapında, evrensel[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]esrarengiz: sırlı, gizemli[/TD]
                                  [TD]haiz: sahip olma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
                                  [TD]ilham: Allah tarafından insanın kalbine indirilen mânâ[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ilticâgâh: sığınak [/TD]
                                  [TD]intişar: yayılma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]i’cazkâr: mu’cizeli, benzerini yapmakta başkalarını âciz ve hayrette bırakan[/TD]
                                  [TD]i’tilâ: yükselme, yücelme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kanaat-bahş: kanaat verici, tatmin eden, doyurucu[/TD]
                                  [TD]kitab-ı münzel: indirilen, indirilmiş kitap[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
                                  [TD]lisan: dil[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]meclûb etme: celb etme, çekme[/TD]
                                  [TD]mukaddes: her türlü çirkinlikten ve eksiklikten arınmış, kutsal[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]müstenid: dayanan[/TD]
                                  [TD]sâik: sevk edici sebep, neden[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]takdîskâr: takdis eden, mukaddes ve kusurlardan uzak olduğunu ifade eden [/TD]
                                  [TD]takrir: ifade etme, bildirme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]talimat: bildiriler, emirler[/TD]
                                  [TD]tebliğ: bildirme, ulaştırma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tefevvuk: üstün gelme[/TD]
                                  [TD]telâkki: anlama, kabul etme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]temâdi: devamlı[/TD]
                                  [TD]terakki: ilerleme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tetkik: inceleme, araştırma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 15)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.