• Bu konu 9 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
11 yazı görüntüleniyor - 1 ile 11 arası (toplam 11)
  • Yazar
    Yazılar
  • #678448
    Anonim
      Beşinci Hüccet-i İmâniye

      İsm-i Âzamın altı nurundan üçüncü nuruna işaret eden Üçüncü Nükte

      اُدْعُ اِلٰى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ blank.gif1


      âyetinin bir nüktesi ve bir İsm-i Âzam veya İsm-i Âzamın altı nurundan bir nuru olan ism-i Hakemin bir cilvesi, Ramazan-ı Şerifte Eskişehir Hapishanesinde göründü. Ona yalnız bir işaret olarak, beş noktadan ibaret Üçüncü Nükte acele olarak yazıldı,müsvedde olarak kaldı.

      ÜÇÜNCÜ NÜKTENİN BİRİNCİ NOKTASI

      Onuncu Sözde işaret edildiği gibi, ism-i Hakemin tecellî-i âzamı şu kâinatı öyle bir kitap hükmüne getirmiş ki, her sahifede yüzer kitap yazılmış; ve her satırında yüzer sayfa derc edilmiş; ve her kelimesinde yüzer satır mevcuttur; ve her harfinde yüzer kelime var; ve her noktasında kitabın muhtasar bir fihristeciği bulunur bir tarza getirmiştir. O kitabın sahifeleri, satırları, tâ noktalarına kadar yüzer cihetteNakkâşını, Kâtibini öyle vuzuhla gösteriyor ki, o kitab-ı kâinatın müşahedesi, kendivücudundan yüz derece daha ziyade Kâtibinin vücudunu ve vahdetini ispat eder. Çünkü bir harf kendi vücudunu bir harf kadar ifade ettiği halde, kâtibini bir satır kadar ifade ediyor.

      Evet, bu kitab-ı kebîrin bir sahifesi, zemin yüzüdür. O sahifede nebâtat, hayvânat taifeleri adedince kitaplar birbiri içinde, beraber, bir vakitte, yanlışsız, gayet mükemmel bir surette, bahar mevsiminde yazıldığı gözle görünüyor.

      Bu sayfanın bir satırı, bir bahçedir. O bahçede bulunan çiçekler, ağaçlar, nebatlaradedince manzum kasideler beraber, birbiri içinde, yanlışsız yazıldığını gözümüzle görüyoruz.

      O satırın bir kelimesi, çiçek açmış, meyve vermek üzere yaprağını vermiş bir

      [NOT]Dipnot-1 “Rabbinin yoluna hikmetle çağır.” Nahl Sûresi, 16:125. [/NOT]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Eskişehir Hapishanesi: (bk. bilgiler – Eskişehir)[/TD]
      [TD]Kâtip: yazan, varlıkları bir kitap gibi yazan Allah[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Nakkaş: her bir varlığı nakışlı şekilde yaratan Allah[/TD]
      [TD]Ramazan-ı Şerif: Ramazan ayı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]adedince: sayısınca[/TD]
      [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cilve: görünme, yansıma[/TD]
      [TD]derc etmek: yerleştirmek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fihriste: özet, bir kitabın içindekiler bölümü[/TD]
      [TD]hayvânat: hayvanlar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ism-i Hakem: herşeyi yerli yerinde ve hikmetli gayelere göre düzenleyip dengeleyen ve küllî hüküm sahibi olan Allah’ın ismi[/TD]
      [TD]ism-i Âzam: Allah’ın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kaside: büyük bir şahsı övmek için yazılan şiir (burada mecazî anlamda kullanılmıştır.[/TD]
      [TD]kitab-ı kebîr: büyük bir kitabı andıran kâinat[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kitab-ı kâinat: kâinat kitabı[/TD]
      [TD]kâinat: evren[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]manzum: kâfiyeli ve ölçülü bir şekilde yazılan[/TD]
      [TD]mevcut: var olan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhtasar: kısa, özet[/TD]
      [TD]müsvedde: karalama halinde yazı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]müşahede: gözlemleme[/TD]
      [TD]nebat: bitki[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nebâtat: bitkiler[/TD]
      [TD]nükte: ince ve derin anlamlı söz[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
      [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tarz: biçim, şekil[/TD]
      [TD]tecellî-i âzam: en büyük yansıma, görünüm[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vahdet: birlik[/TD]
      [TD]vuzuh: açıklık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vücud: varlık[/TD]
      [TD]zemin: yer[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
      [TD]âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle

      [/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #809166
      Anonim

        ağaçtır. İşte bu kelime, muntazam, mevzun, süslü yaprak, çiçek ve meyveleri adedince, Hakem-i Zülcelâlin medh-ü senâsına dair mânidar fıkralardır.

        Güya çiçek açmış her ağaç gibi, o ağaç dahi, Nakkâşının medîhelerini tegannî eden manzum bir kasidedir.

        Hem güya Hakem-i Zülcelâl, zeminin meşherinde teşhir ettiği antika ve acipeserlerine binler gözle bakmak istiyor.

        Hem güya o Sultan-ı Ezelînin o ağaca verdiği murassâ hediye ve nişanları ve formaları, hususî bayramı ve resm-i küşâdı olan baharda, padişahın nazarına arzetmek için, öyle müzeyyen, mevzun, muntazam, mânidar bir şekil almış ve öyle hikmetli bir şekil verilmiştir ki, herbir çiçeğinde, herbir meyvesinde, birbiri içinde çok vecihler ve delillerle Nakkâşının vücuduna ve esmâsına şehadet ederler.

        Meselâ, herbir çiçekte, herbir meyvede bir mizan var. Ve o mizan, bir intizamiçinde; ve o intizam, tazelenen bir tanzim ve tevzin içinde; ve o tevzin ve tanzim, birziynet ve san’at içinde; ve o ziynet ve san’at, mânidar kokular ve hikmetli tatlar içinde bulunduğundan; herbir çiçek, o ağacın çiçekleri adedince, Hakem-i Zülcelâle işaretler ediyor.

        Ve bu bir kelime olan bu ağaçta, bir harf hükmünde olan bir meyvede bulunan bir çekirdek noktası, bütün ağacın fihristesini, programını taşıyan küçük bir sandukçadır. Ve hâkezâ, buna kıyasen, kâinat kitabının bütün satırları, sahifeleri, böyle, ism-i Hakem ve Hakîmin cilvesiyle, yalnız herbir sahifesi değil, belki herbir satırı ve herbir kelimesi ve herbir harfi ve herbir noktası, birer mu’cize hükmüne getirilmiştir ki, bütün esbab toplansa, bir noktasının nazîrini getiremezler, muaraza edemezler.

        Evet, bu Kur’ân-ı Azîm-i Kâinatın herbir âyet-i tekvîniyesi, o âyetin noktaları ve hurufu adedince mu’cizeler gösterdiklerinden, elbette serseri tesadüf, kör kuvvet,

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Hakem-i Zülcelâl: her bir şey hakkında hikmetli hüküm veren haşmet sahibi Allah[/TD]
        [TD]Hakîm: herşeyi belirli maksat ve faydalara uygun ve tam yerli yerinde yaratan, hikmet sahibi Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Kur’ân-ı Azîm-i Kâinat: büyük bir Kur’ân gibi ince ve derin mânâlar ifade eden kâinat[/TD]
        [TD]Nakkaş: herşeyi san’atlı bir şekilde nakış nakış işleyen Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Sultan-ı Ezelî: hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Sultan, Allah[/TD]
        [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]adedince: sayısınca[/TD]
        [TD]antika: eski ve kıymetli sanat eseri[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]arz etmek: sunmak, göstermek, bildirmek[/TD]
        [TD]cilve: görünme, yansıma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]esbab: sebepler[/TD]
        [TD]esmâ: isimler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fihriste: özet, içindekiler bölümü[/TD]
        [TD]forma: özel işaretli giysi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hikmetli: belli bir amaç ve hedefe yönelik olma[/TD]
        [TD]huruf: harfler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hususî: özel[/TD]
        [TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
        [TD]ism-i Hakem: herşeyi yerli yerinde ve hikmetli gayelere göre düzenleyip dengeleyen ve küllî hüküm sahibi olan Allah’ın ismi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kaside: on beş beyitten az olmayan ve büyük bir şahsı övmek için yazılan şiir[/TD]
        [TD]kâinat: evren[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kıyasen: benzeterek, kıyaslayarak[/TD]
        [TD]manzum: kâfiyeli ve ölçülü bir şekilde yazılan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]medh ü senâ: övme ve yüceltme[/TD]
        [TD]medîhe: övgü[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mevzun: ölçülü[/TD]
        [TD]meşher: sergi yeri[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
        [TD]muaraza etme: karşı koyma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muntazam: düzenli[/TD]
        [TD]murassâ: kıymetli taşlarla süslenmiş[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey[/TD]
        [TD]mânidar: mânâlı, anlamlı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müzeyyen: süslenmiş[/TD]
        [TD]nazar: bakış[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nazîr: benzer, eş[/TD]
        [TD]nişan: bir kişiyi onurlandırmak için verilen madalya[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]resm-i küşâd: ilk açılış töreni[/TD]
        [TD]sandukça: küçük sandık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tanzim: düzenleme[/TD]
        [TD]tegannî eden: şarkı söyleyen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tesadüf: rastlantı[/TD]
        [TD]tevzin: ölçülü yapma, dengeleme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]teşhir etmek: sergilemek[/TD]
        [TD]vecih: yön[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vücud: varlık[/TD]
        [TD]zemin: yeryüzü[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ziynet: süs[/TD]
        [TD]âyet-i tekvîniye: maddî alemde gözle görülen âyet[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #809168
        Anonim

          gayesiz, mizansız, şuursuz tabiat, hiçbir cihetle o hakîmâne, basîrâne olan hasmizana ve gayet ince intizama karışamazlar. Eğer karışsaydılar, elbette karışık eseri görünecekti. Halbuki hiçbir cihette intizamsızlık müşahede olunmuyor.

          ÜÇÜNCÜ NÜKTENİN İKİNCİ NOKTASI

          İki Meseledir.

          BİRİNCİ MESELESİ: Onuncu Sözde beyan edildiği gibi, nihayet kemâlde bir cemâl ve nihayet cemâlde bir kemâl, elbette kendini görmek ve göstermek, teşhir etmek istemesi, en esaslı bir kaidedir. İşte bu esaslı düstur-u umumîye binaendir ki, bu kitab-ı kebîr-i kâinatın Nakkâş-ı Ezelîsi, bu kâinatla ve bu kâinatın herbir sahifesiyle ve herbir satırıyla, hattâ harfleri ve noktalarıyla kendini tanıttırmak ve kemâlâtını bildirmek ve cemâlini göstermek ve kendisini sevdirmek için, en cüz’îden en küllîye kadar herbir mevcudun müteaddit lisanlarıyla cemâl-i kemâlini ve kemâl-i cemâlini tanıttırıyor ve sevdiriyor.

          İşte, ey gafil insan! Bu Hâkim-i Hakem-i Hakîm-i Zülcelâli ve’l-Cemâl, sana karşı kendisini herbir mahlûkuyla böyle hadsiz ve parlak tarzlarda tanıttırmak ve sevdirmek istediği halde, sen Onun tanıttırmasına karşı imanla tanımazsan ve Onun sevdirmesine mukabil ubudiyetinle kendini Ona sevdirmezsen, ne derece hadsizmuzaaf bir cehalet, bir hasâret olduğunu bil, ayıl.

          İKİNCİ NOKTANIN İKİNCİ MESELESİ: Bu kâinatın Sâni-i Kadîr ve Hakîminin mülkünde iştirak yeri yoktur. Çünkü herşeyde nihayet derecede intizam bulunduğundan, şirki kabul edemez. Çünkü müteaddit eller bir işe karışırsa, o iş karışır. Bir memlekette iki padişah, bir şehirde iki vali, bir köyde iki müdür bulunsa, o memleket, o şehir, o köyün her işinde bir karışıklık başlayacağı gibi, en ednâ bir vazifedar adam, o vazifesine başkasının müdahalesini kabul etmemesi gösteriyor ki, hâkimiyetin en esaslı hassası, elbette istiklâl ve infiraddır. Demek intizam vahdeti ve hâkimiyet infiradı iktiza eder.

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
          [TD]Hâkim-i Hakem-i Hakîm-i Zülcelâli ve’l-Cemâl: herşeyin hâkimi, her varlık hakkında küllî hüküm veren, herşeyi hikmetle ve yerli yerinde yaratan, sonsuz büyüklük ve güzellik sahibi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Nakkaş-ı Ezelî: başlangıcı olmayan ve bütün varlıkları bir nakış halinde yaratan Allah[/TD]
          [TD]Sâni-i Kadîr: sonsuz güç ve iktidar sahibi ve herşeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]basîrâne: görerek[/TD]
          [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]binaen: dayanarak[/TD]
          [TD]cehalet: cahillik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cemâl: güzellik[/TD]
          [TD]cemâl-i kemâl: mükemmellikteki güzellik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
          [TD]cüz’î: az, sınırlı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]düstur-u umumîye: genel düstur, kural[/TD]
          [TD]ednâ: en aşağı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]esaslı: köklü[/TD]
          [TD]gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan kimse[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hadsiz: sınırsız, sayısız[/TD]
          [TD]hakîmâne: bir maksat ve gayeye yönelik bir şekilde[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hassa: özellik[/TD]
          [TD]hasâret: zarar, kayıp[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hâkimiyet: hükümranlık, egemenlik[/TD]
          [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]infirad: tek başına olma[/TD]
          [TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]istiklâl: bağımsızlık[/TD]
          [TD]iştirak: ortak olma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kaide: kural, prensip[/TD]
          [TD]kemâl: olgunluk, mükemmellik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kemâl-i cemâl: güzellikteki mükemmellik[/TD]
          [TD]kemâlât: mükemmel ve kusursuz özellikler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kitab-ı kebîr-i kâinat: büyük kâinat kitabı[/TD]
          [TD]kâinat: evren[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]küllî: geniş ve kapsamlı[/TD]
          [TD]lisan: dil[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mahlûk: varlık[/TD]
          [TD]mevcud: varlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
          [TD]mukabil: karşılık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muzaaf: katmerli, kat kat[/TD]
          [TD]mülk: sahip olunan şey[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müteaddit: birçok, çeşitli[/TD]
          [TD]müşahede olunma: gözlemlenme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nihayet: son derece, sınırsız[/TD]
          [TD]nükte: derin anlamlı söz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa[/TD]
          [TD]teşhir etmek: sergilemek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
          [TD]vahdet: birlik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vazifedar: görevli[/TD]
          [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şuur: bilinç[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #809169
          Anonim

            Madem hâkimiyetin bir muvakkat gölgesi, muavenete muhtaç ve âciz insanlarda böyle müdahaleyi reddederse, elbette, derece-i rububiyette hakikî bir hâkimiyet-i mutlaka, bir Kadîr-i Mutlakta, bütün şiddetiyle müdahaleyi reddetmek gerektir. Eğer zerre kadar müdahale olsaydı, intizam bozulacaktı.

            Halbuki bu kâinat öyle bir tarzda yaratılmış ki, bir çekirdeği halk etmek için, bir ağacı halk edebilir bir kudret lâzımdır. Ve bir ağacı halk etmek için de, kâinatı halkedebilir bir kudret gerektir. Ve kâinat içinde parmak karıştıran bir şerik bulunsa, en küçük bir çekirdekte de hissedar olmak lâzım gelir. Çünkü o, onun nümunesidir. O halde, koca kâinatta yerleşmeyen iki rububiyet bir çekirdekte, belki bir zerrede yerleşmek lâzım gelir. Bu ise, muhâlâtın ve bâtıl hayâlâtın en mânâsız ve en uzak bir muhâlidir. Koca kâinatın umum ahval ve keyfiyâtını mizan-ı adlinde ve nizam-ı hikmetinde tutan bir Kadîr-i Mutlakın aczini—hattâ bir çekirdekte dahi—iktiza edenşirk ve küfür ne kadar hadsiz derecede muzaaf bir hilâf, bir hata, bir yalan olduğunu ve tevhid ne derece hadsiz muzaaf bir derecede hak ve hakikat ve doğru olduğunu bil, “Elhamdü lillâhi ale’l-îmân”blank.gif1 de.

            ÜÇÜNCÜ NOKTA

            Sâni-i Kadîr, ism-i Hakem ve Hakîmi ile, bu âlem içinde binler muntazam âlemleriderc etmiştir. O âlemler içinde en ziyade kâinattaki hikmetlere medar ve mazhar olaninsanı bir merkez, bir medar hükmünde yaratmış. Ve o kâinat dairesinin en mühimhikmetleri ve faideleri insana bakıyor. Ve insan dairesi içinde dahi, rızkı bir merkez hükmüne getirmiş; âlem-i insanîde ekser hikmetler, maslahatlar, o rızka bakar ve onunla tezahür eder. Ve insanda, şuur ve rızıkta zevk vasıtasıyla, ism-i Hakîmincilvesi parlak bir surette görünüyor. Ve şuur-u

            [NOT]Dipnot-1 İman nimetini veren Allah’a şükürler olsun.[/NOT]

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kuvvet sahibi, Allah[/TD]
            [TD]Sâni-i Kadîr: herşeye gücü yeten ve herşeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]acz: güçsüzlük[/TD]
            [TD]ahvâl: hâller, durumlar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bâtıl: hak olmayan[/TD]
            [TD]cilve: görünme, yansıma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]derc etmek: yerleştirmek[/TD]
            [TD]derece-i rububiyette: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi derecesinde[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ekser: çok[/TD]
            [TD]hadsiz: sınırsız, sayısız[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakikat: asıl, gerçek, doğru[/TD]
            [TD]hakikî: asıl, doğru, gerçek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]halk etme: yaratma[/TD]
            [TD]hayâlât: hayaller[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
            [TD]hilâf: ayrılık, terslik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hissedar: pay sahibi[/TD]
            [TD]hâkimiyet: hükümranlık, egemenlik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hâkimiyet-i mutlaka: sınırsız ve tam bir egemenlik[/TD]
            [TD]iktiza eden: gerektiren[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]intizam: düzen, tertip[/TD]
            [TD]ism-i Hakem ve Hakîm: her bir varlığın bütün keyfiyetleri hakkında genel hüküm veren ve o hükme göre sebepleri ve eşyayı hikmetle sevk eden Allah’ın ismi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ism-i Hakîm: Allah’ın herşeyi hikmetle yaptığını bildiren ismi[/TD]
            [TD]keyfiyat: durumlar, özellikler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
            [TD]kâinat: evren[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]küfür: Allah’ı inkâr etmek[/TD]
            [TD]maslahat: fayda, gaye[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mazhar olan: erişen, sahip olan[/TD]
            [TD]medar: dayanak noktası, kaynak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mizan-ı adl: adalet terazisi[/TD]
            [TD]muavenet: yardım[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muhâl: imkansız[/TD]
            [TD]muhâlât: imkânsız olan şeyler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muntazam: düzenli[/TD]
            [TD]muvakkat: geçici[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muzaaf: katmerli, kat kat[/TD]
            [TD]mühim: önemli[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nizam-ı hikmet: Allah’ın hikmetiyle bu âleme yerleştirdiği düzen[/TD]
            [TD]nümune: örnek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
            [TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
            [TD]tevhid: Allah’ı bir olarak bilme ve ilân etme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tezahür etmek: ortaya çıkmak, görünmek[/TD]
            [TD]umum: bütün[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vasıta: araç[/TD]
            [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âciz: güçsüz[/TD]
            [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âlem-i insanî: insanlık âlemi[/TD]
            [TD]şerik: Allah’a ortak koşulan şey[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
            [TD]şuur: bilinç[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #809170
            Anonim

              insanî vasıtasıyla keşfolunan yüzer fenlerden herbir fen, Hakem isminin, bir nevide bir cilvesini tarif ediyor.

              Meselâ, tıp fenninden sual olsa, “Bu kâinat nedir?” Elbette diyecek ki: “Gayet muntazam ve mükemmel bir eczahane-i kübrâdır. İçinde herbir ilâç güzelce ihzar veistif edilmiştir.”

              Fenn-i kimyadan sorulsa, “Bu küre-i arz nedir?” Diyecek: “Gayet muntazam ve mükemmel bir kimyahanedir.”

              Fenn-i makine diyecek: “Hiçbir kusuru olmayan, gayet mükemmel bir fabrikadır.”

              Fenn-i ziraat diyecek: “Nihayet derecede mahsuldar, her nevi hububu vaktinde yetiştiren muntazam bir tarladır ve mükemmel bir bahçedir.”

              Fenn-i ticaret diyecek: “Gayet muntazam bir sergi ve çok intizamlı bir pazar ve malları çok san’atlı bir dükkândır.”

              Fenn-i iaşe diyecek: “Gayet muntazam, bütün erzâkın envâını câmi bir ambardır.”

              Fenn-i rızık diyecek: “Yüz binler leziz taamlar beraber, kemâl-i intizamla içinde pişirilen bir matbah-ı Rabbânî ve bir kazan-ı Rahmânîdir.”

              Fenn-i askeriye diyecek ki: “Arz bir ordugâhtır. Her bahar mevsiminde yeni taht-ı silâha alınmış ve zemin yüzünde çadırları kurulmuş dört yüz bin muhtelif milletler o orduda bulunduğu halde, ayrı ayrı erzakları, ayrı ayrı libasları, silâhları, ayrı ayrıtalimatları, terhisatları, kemâl-i intizamla, hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak, birtek Kumandan-ı Âzamın emriyle, kuvvetiyle, merhametiyle, hazinesiyle, gayetmuntazam yapılıp idare ediliyor.”

              Ve fenn-i elektrikten sorulsa, “Bu âlem nedir?” Elbette diyecek:

              Bu muhteşem saray-ı kâinatın damı, gayet intizamlı, mizanlı, hadsiz elektrik lâmbalarıyla tezyin edilmiştir. Fakat o kadar harika bir intizam ve mizanladır ki, başta güneş olarak, küre-i arzdan bin defa büyük o semâvî lâmbalar, mütemadiyen

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Hakem: her bir varlığın bütün keyfiyetleri hakkında genel hüküm veren ve onları hikmetle bir plân ve sistem içine alan Allah[/TD]
              [TD]Kumandan-ı Âzam: en büyük komutan, Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ambar: zahire ve kuru gıdaları koymaya yarayan büyük depo[/TD]
              [TD]arz: yeryüzü[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cilve: görünme, yansıma[/TD]
              [TD]câmi: içine alan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]dam: tavan[/TD]
              [TD]eczahane-i kübrâ: büyük eczane[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]envâ: türler[/TD]
              [TD]erzak: rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fen: bilim[/TD]
              [TD]fenn-i askeriye: askerlik bilimi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fenn-i elektrik: elektrik bilimi[/TD]
              [TD]fenn-i iaşe: gıda bilimi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fenn-i kimya: kimya bilimi[/TD]
              [TD]fenn-i makine: makine bilimi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fenn-i rızık: yiyecek ve içecek bilimi, aşçılık[/TD]
              [TD]fenn-i ticaret: ticaret bilimi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fenn-i ziraat: tarım bilimi[/TD]
              [TD]hadsiz: sınırsız, sayısız[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hubub: tohum[/TD]
              [TD]ihzar etmek: hazırlamak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
              [TD]istif etmek: düzgünce yerleştirmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kazan-ı Rahmânî: Rahmanî kazan[/TD]
              [TD]kemâl-i intizam: mükemmel bir düzen[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]keşif: gizli birşeyi açığa çıkarma[/TD]
              [TD]kimyahane: kimya deneylerinin yapıldığı laboratuvar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kâinat: evren[/TD]
              [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]libas: elbise[/TD]
              [TD]mahsuldar: verimli[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]matbah-ı Rabbânî: Rabbanî mutfak[/TD]
              [TD]merhamet: acıma, şefkat[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
              [TD]mizanlı: ölçülü[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
              [TD]muhteşem: görkemli[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muntazam: düzenli, tertipli[/TD]
              [TD]nevi: çeşit[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nihayet: son[/TD]
              [TD]ordugâh: ordunun konakladığı yer[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]saray-ı kâinat: kâinat sarayı[/TD]
              [TD]semâvî: gökyüzünde olan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]taam: yemek, yiyecek[/TD]
              [TD]taht-ı silâh: silâh altı, askerlik görevine alınma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]talimat: eğitimler[/TD]
              [TD]terhisat: görevin sona ermesi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tezyin etmek: süslemek[/TD]
              [TD]tıp fenni: tıp bilimi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vasıtasıyla: aracılığıyla[/TD]
              [TD]zemin: yer[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
              [TD]şuur-u insanî: insandaki bilinç

              [/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #809213
              Anonim

                yandıkları halde muvazenelerini bozmuyorlar, patlak vermiyorlar, yangın çıkarmıyorlar. Sarfiyatları hadsiz olduğu halde, vâridatları ve gaz yağları ve madde-i iştialleri nereden geliyor? Neden tükenmiyor? Neden yanmak muvazenesi bozulmuyor? Küçük bir lâmba dahi muntazam bakılmazsa söner. Kozmoğrafyaca, küre-i arzdan bir milyondan ziyade büyük ve bir milyon seneden ziyade yaşayan güneşiHAŞİYE-1 kömürsüz, yağsız yandıran, söndürmeyen Hakîm-i Zülcelâlin hikmetine, kudretine bak, “Sübhânallah” de. Güneşin müddet-i ömründe geçen dakikaların âşirâtı adedince “Mâşaallah, bârekâllah, lâ ilâhe illâ Hû” söyle.

                Demek bu semâvî lâmbalarda gayet harika bir intizam var. Ve onlara çok dikkatle bakılıyor. Güya o pek büyük ve pek çok kütle-i nâriyelerin ve gayet çok kanâdil-i nuriyelerin buhar kazanı ise, harareti tükenmez bir Cehennemdir ki, onlara nursuzhararet veriyor. Ve o elektrik lâmbalarının makinesi ve merkezî fabrikası daimî bir Cennettir ki, onlara nur ve ışık veriyor; ism-i Hakem ve Hakîmin cilve-i âzamıyla,intizamla yanmakları devam ediyor.

                Ve hâkezâ, bunlara kıyasen, yüzer fennin herbirisinin kat’î şehadetiyle, noksansız bir intizam-ı ekmel içinde, hadsiz hikmetler, maslahatlarla bu kâinat tezyin edilmiştir. Ve o harika ve ihatalı hikmetle mecmu-u kâinata verdiği intizam ve hikmetleri, en küçük bir zîhayat ve bir çekirdekte, küçük bir mikyasta derc etmiştir. Ve malûm vebedihîdir ki, intizamla gayeleri ve hikmetleri ve faydaları takip etmek, ihtiyar ile, iradeile, kast ile, meşiet ile olabilir, başka olamaz. İhtiyarsız,

                [NOT]Haşiye-1 Acaba dünya sarayını ısındıran güneş sobasına veyahut lâmbasına ne kadar odun ve kömür ve gazyağı lâzım olduğu hesap edilsin. Hergün yanması için—kozmoğrafyanın sözüne bakılsa—bir milyon küre-i arz kadar odun yığınları ve binler denizler kadar gazyağı gerektir. Şimdi düşün: Onu odunsuz, gazsız, daimî ışıklandıran Kadîr-i Zülcelâlin haşmetine, hikmetine, kudretine, güneşin zerreleri adedince “Sübhânallah, mâşaallah, bârekâllah” de. [/NOT]

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Hakîm: herşeyi hikmetle belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
                [TD]Hakîm-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve herşeyi hikmetle yapan Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Kadîr-Zülcelâl: sonsuz büyüklük, haşmet ve kudret sahibi olan Allah[/TD]
                [TD]bedihî: açık, aşikâr[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bârekâllah: Allah hayırlı ve bereketli kılsın[/TD]
                [TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma, görünme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]daimî: devamlı, sürekli[/TD]
                [TD]derc etmek: yerleştirmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hadsiz: sınırsız, sayısız[/TD]
                [TD]hararet: ısı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]haşiye: dipnot[/TD]
                [TD]haşmet: görkem[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                [TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ihatalı: kapsamlı[/TD]
                [TD]ihtiyar: dileme, seçim gücü[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]intizam: tertip, düzen[/TD]
                [TD]intizam-ı ekmel: çok mükemmel düzen, tertip[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]irade: dileme, tercih, seçme gücü[/TD]
                [TD]ism-i Hakem: her bir varlığın bütün keyfiyetleri hakkında genel hüküm veren ve onları hikmetle bir plân ve sistem içine alan Allah’ın ismi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kanâdil-i nuriye: ışık veren kandiller[/TD]
                [TD]kast: amaç, hedef[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kat’î: kesin[/TD]
                [TD]kozmoğrafya: astronomi, gök bilimi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                [TD]kâinat: evren[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
                [TD]kütle-i nâriye: yanan ve ışık veren gök cismi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kıyasen: kıyaslayarak[/TD]
                [TD]lâ ilâhe illâ Hû: Allah’tan başka ilâh yoktur[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]madde-i iştial: yakıt[/TD]
                [TD]malûm: bilinen[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]maslahat: fayda, gaye[/TD]
                [TD]mecmu-u kâinat: kâinatın tamamı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]meşiet: dilek, arzu[/TD]
                [TD]mikyas: ölçü[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muntazam: düzenli[/TD]
                [TD]muvazene: denge[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mâşaallah: “Allah’ın istediği olur” anlamında hayret ve memnunluk ifade etmek için kullanılır[/TD]
                [TD]müddet-i ömür: yaşam süresi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
                [TD]sarfiyat: harcamalar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]semâvî: gökyüzünde olan[/TD]
                [TD]sübhanallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tezyin etmek: süslemek[/TD]
                [TD]vâridat: gelirler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                [TD]zîhayat: canlı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âşirât: dakikanın sâniye, sâlise gibi on birim küçüğü olan zaman dilimleri[/TD]
                [TD]şehadet: şahid olma, tanıklık etme

                [/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #809214
                Anonim

                  iradesiz, kastsız, şuursuz esbab ve tabiatın işi olmadığı gibi, müdahaleleri dahi olamaz.

                  Demek bu kâinatın bütün mevcudatındaki hadsiz intizamat ve hikmetleriyle iktiza ettikleri ve gösterdikleri bir Fâil-i Muhtârı, bir Sâni-i Hakîmi bilmemek veya inkâr etmek, ne kadar acip bir cehalet ve divanelik olduğu tarif edilmez. Evet, dünyada en ziyade hayret edilecek birşey varsa, o da bu inkârdır. Çünkü kâinatın mevcudatında ki hadsiz intizâmât ve hikmetleriyle vücut ve vahdetine şahitler bulunduğu halde Onu görmemek, bilmemek, ne derece körlük ve cehalet olduğunu, en kör cahil de anlar. Hattâ, diyebilirim ki, ehl-i küfrün içinde, kâinatın vücudunu inkâr ettiklerinden ahmak zannedilen Sofestâîler, en akıllılarıdır. Çünkü, kâinatın vücudunu kabul etmekle Allah’a ve Hâlıkına inanmamak kabil ve mümkün olmadığından, kâinatı inkâra başladılar. Kendilerini de inkâr ettiler, “Hiçbir şey yok” diyerek, akıldan istifa ederek, akıl perdesi altında sair münkirlerin hadsiz akılsızlıklarından kurtulup bir derece akla yanaştılar.

                  DÖRDÜNCÜ NOKTA

                  Onuncu Sözde işaret edildiği gibi, bir Sâni-i Hakîm ve gayet hikmetli bir usta, bir sarayın herbir taşında yüzer hikmeti hassasiyetle takip etse, sonra o saraya dam yapmayıp, boşu boşuna harap olmasıyla, takip ettiği hadsiz hikmetleri zayi etmesini hiçbir zîşuur kabul etmediği ve bir Hakîm-i Mutlak, kemâl-i hikmetinden, bir dirhemkadar bir çekirdekten yüzer batman faydaları, gayeleri, hikmetleri dikkatle takip ettiği halde, dağ gibi koca ağaca bir dirhem kadar birtek fayda, birtek küçük gaye, birtek meyve vermek için o koca ağacın pek çok masarıfını yapmakla, kendi hikmetine bütün bütün zıt ve muhalif olarak, müsrifâne bir sefahet irtikâp etmesi hiçbir cihetle imkânı olmadığı gibi; aynen öyle de, bu kâinat sarayının herbir mevcudatına yüzerhikmet takan ve yüzer vazife ile teçhiz

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Fâil-i Muhtâr: kendi iradesiyle faaliyette bulunan, istediğini yapan Allah[/TD]
                  [TD]Hakîm-i Mutlak: sınırsız hikmet sahibi, herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah[/TD]
                  [TD]Sofestâî: kâinatın Yaratıcısını kabul etmemek için herşeyi, hattâ kendini dahi inkâr eden bir felsefî ekole bağlı kimse[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yapan Allah[/TD]
                  [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ahmak: akılsız[/TD]
                  [TD]batman: yaklaşık 8 kg ağırlığında bir ağırlık ölçüsü[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cehalet: cahillik[/TD]
                  [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]dirhem: eskiden kullanılan ve 3 gramlık ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi[/TD]
                  [TD]divanelik: akılsızlık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ehl-i küfür: inkârcılar, inançsızlar, kâfirler[/TD]
                  [TD]esbab: sebepler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hadsiz: sınırsız, sayısız[/TD]
                  [TD]harap olmak: yıkılmak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
                  [TD]hikmetli: ilim ve yüksek bilgi sahibi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ihtiyarsız: irade ve tercih kabiliyeti olmayan[/TD]
                  [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]inkâr etmek: kabul etmemek, yok olduğunu iddia etmek[/TD]
                  [TD]intizâmât: intizamlar, düzenlilikler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]iradesiz: tercih ve dileme özelliği olmayan[/TD]
                  [TD]irtikâp etmek: yapmak, işlemek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]istifa etmek: terk etmek, bırakmak[/TD]
                  [TD]kabil: mümkün, olabilir[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kastsız: amaçsız[/TD]
                  [TD]kemâl-i hikmet: eksiksiz, tam ve mükemmel bir hikmet[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kâinat: evren[/TD]
                  [TD]masarıf: masraflar, harcamalar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                  [TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müdahale: karışma[/TD]
                  [TD]münkir: Allah’a inanmayan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müsrifâne: israf edercesine[/TD]
                  [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sefahet: zevk ve eğlenceye düşkünlük[/TD]
                  [TD]tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]teçhiz etmek: donatmak[/TD]
                  [TD]vahdet: tek olma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vücut: varlık[/TD]
                  [TD]zayi etmek: kaybetmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                  [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şahit: tanık[/TD]
                  [TD]şuursuz: bilinçsiz[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #809215
                  Anonim

                    eden, hattâ herbir ağaca meyveleri adedince hikmetler ve çiçekleri adedince vazifeler veren bir Sâni-i Hakîm, kıyameti getirmemekle ve haşri yapmamakla, bütün had ve hesaba gelmeyen hikmetleri ve nihayetsiz vazifeleri mânâsız, abes, boş, faydasız zayi etmesi, o Kadîr-i Mutlakın kemâl-i kudretine acz-i mutlak verdiği gibi, oHakîm-i Mutlakın kemâl-i hikmetine hadsiz abesiyet ve faydasızlığı ve o Rahîm-i Mutlakın cemâl-i rahmetine nihayetsiz çirkinliği ve o Âdil-i Mutlakın kemâl-i adaletinenihayetsiz zulmü vermek demektir. Adeta, kâinatta herkese görünen hikmet, rahmet, adaleti inkâr etmektir. Bu ise en acip bir muhaldir ki, hadsiz bâtıl şeyler, içinde bulunur.

                    Ehl-i dalâlet gelsin, baksın: Gireceği ve düşündüğü kendi kabri gibi, kendi dalâletinde ne derece dehşetli bir zulmet, bir karanlık ve yılanların, akreplerin yuvası bir kuyu olduğunu görsün. Ve âhirete iman ise, Cennet gibi güzel ve nuranî bir yol olduğunu bilsin, imana girsin.

                    BEŞİNCİ NOKTA

                    İki Meseledir.

                    BİRİNCİ MESELE: Sâni-i Zülcelâl, ism-i Hakîmin muktezasıyla, herşeyde en hafif sureti, en kısa yolu, en kolay tarzı, en faydalı şekli ehemmiyetle takip ettiği gösteriyor ki, israf, abesiyet, faydasızlık, fıtratta yoktur. İsraf ise, ism-i Hakîmin zıddı olduğu gibi, iktisat onun lâzımıdır ve düstur-u esasıdır.

                    Ey iktisatsız, israflı insan! Bütün kâinatın en esaslı düsturu olan iktisadı yapmadığından, ne kadar hilâf-ı hakikat hareket ettiğini bil; blank.gif1كُلُوا وَاشْرَبوُا وَلاَ تُسْرِفُوا âyeti ne kadar esaslı, geniş bir düsturu ders verdiğini anla.

                    [NOT]Dipnot-1 “Yiyin, için, fakat israf etmeyin.” A’râf Sûresi, 7:31. [/NOT]

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Hakîm-i Mutlak: herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan sınırsız hikmet sahibi Allah[/TD]
                    [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kuvvet sahibi Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Rahîm-i Mutlak: sınırsız şefkat ve merhamet sahibi olan Allah[/TD]
                    [TD]Sâni-i Hakîm: her şeyi hikmetli ve san’atlı bir şekilde yapan Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Sâni-i Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi olan ve herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                    [TD]abes: boş ve faydasız[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]abesiyet: faydasız ve gayesiz oluş[/TD]
                    [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]acz-i mutlak: sınırsız güçsüzlük[/TD]
                    [TD]bâtıl: hak olmayan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cemâl-i rahmet: şefkat ve merhametteki güzellik[/TD]
                    [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inkârcılık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]düstur: kanun[/TD]
                    [TD]düstur-u esas: temel kanun, anayasa[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ehemmiyet: önem[/TD]
                    [TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]esaslı: köklü[/TD]
                    [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]had ve hesaba gelmemek: sonsuz ve sınırsız olmak[/TD]
                    [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]haşir: öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
                    [TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hilâf-ı hakikat: gerçeğe aykırı[/TD]
                    [TD]iktisat: tutumluluk, israf etmeme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]iman: Allah’a inanma[/TD]
                    [TD]inkâr etmek: kabul etmemek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ism-i Hakîm: Allah’ın herşeyi hikmetle yaptığını bildiren ismi[/TD]
                    [TD]kemâl-i adalet: eksiksiz adalet[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kemâl-i hikmet: Allah’ın herşeyi eksiksiz bir hikmetle yapması[/TD]
                    [TD]kemâl-i kudret: Allah’ın kudretinin mükemmelliği[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kâinat: evren[/TD]
                    [TD]kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muhal: imkansız[/TD]
                    [TD]mukteza: bir şeyin gereği[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nihayetsiz: sınırsız[/TD]
                    [TD]nuranî: aydınlık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                    [TD]suret: biçim, görünüş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zayi etmek: kaybetmek[/TD]
                    [TD]zulmet: karanlık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Âdil-i Mutlak: sonsuz adâlet sahibi Allah[/TD]
                    [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #809216
                    Anonim

                      İKİNCİ MESELE: İsm-i Hakem ve Hakîm, bedâhet derecesinde, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın risaletine delâlet ve istilzam ediyor denilebilir.

                      Evet, madem gayet mânidar bir kitap, onu ders verecek bir muallim ister. Ve gayet güzel bir cemâl, kendini görecek ve gösterecek bir âyine iktiza eder. Ve gayet kemâlde bir san’at, teşhirci bir dellâl ister. Elbette, herbir harfinde yüzer mânâlar,hikmetler bulunan bu kitab-ı kebîr-i kâinatın muhatabı olan nev-i insan içinde, elbette bir rehber-i ekmel, bir muallim-i ekber bulunacak. Tâ ki, o kitapta bulunan kudsî vehakikî hikmetleri ders verecek; belki kâinattaki hikmetlerin vücudunu bildirecek; belki kâinatın hilkatindeki makasıd-ı Rabbâniyenin zuhuruna, belki husulüne vesile olacak; ve umum kâinatta Hâlık tarafından gayet ehemmiyetle izharını irade ettiği kemâl-i san’atını, cemâl-i esmâsını bildirecek, âyinedarlık edecek. Ve o Hâlık, bütünmevcudatla kendini sevdirmek ve zîşuur mahlûklarından mukabele istediğinden, ozîşuurların namına birisi o geniş tezahürât-ı rububiyete karşı geniş bir ubudiyetle mukabele edip, ber ve bahri cezbeye getirecek, semâvat ve arzı çınlatacak birvelvele-i teşhir ve takdisle o zîşuurların nazarını o san’atların Sâniine çevirecek; vekudsî dersler ve talimatla bütün ehl-i aklın kulaklarını kendine çevirecek bir Kur’ân-ı Azîmüşşanla, o Sâni-i Hakem-i Hakîmin makasıd-ı İlâhiyesini en güzel bir surette gösterecek; ve bütün hikmetlerinin tezahürüne ve tezahürât-ı cemâliye ve celâliyesine karşı en ekmel bir mukabele edecek bir zât, güneşin vücudu gibi bukâinata lâzımdır, zarurîdir.

                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
                      [TD]Hâlık: herşeyi yoktan yaratan Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi yüce olan Kur’ân[/TD]
                      [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                      [TD]Sâni-i Hakem-i Hakîm: her bir varlığın bütün keyfiyetleri hakkında genel hüküm veren ve o hükme göre sebepleri ve eşyayı hikmetle sevk edip san’atla yaratan Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]arz: yeryüzü[/TD]
                      [TD]bedâhet: açıklık, aşikâr olma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ber ve bahr: kara ve deniz[/TD]
                      [TD]cemâl: güzellik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cemâl-i esmâ: isimlerin güzelliği[/TD]
                      [TD]cezbe: Allah aşkıyla kendinden geçme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]dellâl: ilan edici, duyurucu[/TD]
                      [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
                      [TD]ehl-i akıl: akıl sahipleri[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ekmel: en mükemmel[/TD]
                      [TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
                      [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]husul: meydana gelme[/TD]
                      [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]irade etmek: dilemek[/TD]
                      [TD]ism-i Hakem ve Hakîm: Allah’ın haklıyı haksızdan ayırdığını ve her şeyi hikmetle yarattığını ifade eden isimleri[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]istilzam etmek: gerekli kılmak[/TD]
                      [TD]izhar: ortaya çıkarma, gösterme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kemâl: mükemmellik, kusursuzluk[/TD]
                      [TD]kemâl-i san’at: eksiksiz ve mükemmel san’at[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kitab-ı kebîr-i kâinat: büyük bir kitabı andıran kâinat[/TD]
                      [TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kâinat: evren[/TD]
                      [TD]mahlûk: varlık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]makasıd-ı Rabbâniye: herşeyin Rabbi olan Allah’ın yüce maksatları, gayeleri[/TD]
                      [TD]makasıd-ı İlâhiye: Allah’ın varlıkları yaratmasındaki maksatları[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                      [TD]muallim: öğretmen[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muallim-i ekber: en büyük öğretmen[/TD]
                      [TD]muhatap: hitab olunan, kendisine söz söylenilen[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mukabele: karşılık verme[/TD]
                      [TD]mânidar: mânâlı, anlamlı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]namına: adına[/TD]
                      [TD]nazar: bakış[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
                      [TD]rehber-i ekmel: en mükemmel rehber[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]risalet: elçilik, peygamberlik[/TD]
                      [TD]semâvât: gökler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                      [TD]talimat: eğitimler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tezahür: ortaya çıkma, görünme[/TD]
                      [TD]tezahürât-ı cemâliye ve celâliye: Allah’ın sonsuz güzelliğiyle birlikte heybet ve haşmetinin yansımaları[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tezahürât-ı rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesinin gözle görülür olması[/TD]
                      [TD]teşhirci: sergileyici[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ubudiyet: Allah’a kulluk[/TD]
                      [TD]umum: bütün[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]velvele-i teşhir ve takdis: güzellikleri sergilemek ve bütün eksikliklerden uzak görmeyi dile getiren sesler[/TD]
                      [TD]vesile: aracı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vücud: var olma[/TD]
                      [TD]zarurî: zorunlu[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zuhur etmek: ortaya çıkmak, görünmek[/TD]
                      [TD]zîşuur: şuur sahibi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âyinedarlık: ayna tutuculuk[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #809217
                      Anonim

                        Ve öyle eden ve en ekmel bir surette o vazifeleri yapan, bilmüşahede, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Öyleyse, güneş ziyayı, ziya gündüzü istilzam ettiği derecede, kâinattaki hikmetler risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) istilzam eder.

                        Evet, nasıl ki ism-i Hakem ve Hakîmin cilve-i âzamı ile, âzamî derecede risalet-i Ahmediyeyi iktiza ediyor; öyle de, Esmâ-i Hüsnâdan Allah, Rahmân, Rahîm, Vedûd,Mün’im, Kerîm, Cemîl, Rab gibi çok isimlerin herbiri, kâinatta görünen bir cilve-i âzamla, âzamî derecede ve mertebe-i kat’iyette risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) istilzamederler.

                        Meselâ, ism-i Rahmân‘ın cilvesi olan rahmet-i vâsia, o Rahmeten li’l-Âlemîn iletezahür eder. Ve ism-i Vedûdun cilvesi olan tahabbüb-ü İlâhî ve taarrüf-ü Rabbânî, o Habib-i Rabbü’l-Âlemîn ile netice verir, mukabele görür. Ve ism-i Cemîlin bir cilvesi olan bütün cemâller, yani, cemâl-i Zât, cemâl-i esmâ, cemâl‑i san’at, cemâl-i masnuat o âyine-i Ahmediyede görülür, gösterilir. Ve haşmet-i rububiyetin ve saltanat-ı ulûhiyetin cilveleri dahi, o dellâl-ı saltanat-ı rububiyet olan zât-ı Ahmediyeninrisaletiyle bilinir, görünür, anlaşılır, tasdik edilir. Ve hâkezâ, bu misaller gibi, ekser Esmâ-i Hüsnânın herbiri, risalet-i Ahmediyeye (a.s.m.) birer parlak burhandır.

                        Elhasıl, madem kâinat mevcuttur ve inkâr edilmiyor. Elbette kâinatın renkleri,

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
                        [TD]Cemîl: bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
                        [TD]Habib-i Rabbü’l-Âlemîn: Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın sevgilisi, Hz. Muhammed[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah[/TD]
                        [TD]Mün’im: gerçek nimet verici olan Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Rab: herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
                        [TD]Rahmeten li’l-Âlemîn: âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Rahmân: çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah[/TD]
                        [TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                        [TD]Vedûd: kullarını çok seven ve şefkat eden, Kendisine çok sevgi beslenen Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bilmüşahede: gözle görerek[/TD]
                        [TD]burhan: kuvvetli delil[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cemâl: güzellik[/TD]
                        [TD]cemâl-i Zât: Allah’ın Zâtının güzelliği[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cemâl-i esmâ: Allah’ın isimlerinin güzelliği[/TD]
                        [TD]cemâl-i masnuat: Allah’ın yaratıklarındaki sanatkârane, mükemmel, kusursuz güzellikler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cemâl-i san’at: Allah’ın san’atının güzelliği[/TD]
                        [TD]cilve: görünme, yansıma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma, görünme[/TD]
                        [TD]dellâl-ı saltanat-ı rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiye saltanatının ilancısı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ekmel: en mükemmel[/TD]
                        [TD]ekser: çok[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]elhasıl: kısaca, özetle[/TD]
                        [TD]haşmet-i rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliğinin ve yaratıcılığının haşmeti, görkemi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
                        [TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
                        [TD]ism-i Cemîl: Allah’ın bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi olduğunu ifade eden ismi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ism-i Hakem ve Hakîm: varlıklar hakkında küllî hüküm veren ve o hükme göre sebepleri ve eşyayı hikmetle sevk eden Allah’ın ismi[/TD]
                        [TD]ism-i Rahmân: Allah’ın sonsuz rahmet ve merhamet sahibi olduğunu ifade eden ismi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ism-i Vedûd: Allah’ın yarattığı varlıkları çok sevdiğini ve onlar tarafından da çok sevildiğini ifade eden ismi[/TD]
                        [TD]istilzam etmek: gerektirmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kâinat: evren[/TD]
                        [TD]mertebe-i kat’iyet: kesinlik derecesi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mevcut: var[/TD]
                        [TD]misal: benzer, örnek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mukabele görmek: karşılık görmek[/TD]
                        [TD]rahmet-i vâsia: geniş rahmet[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]risalet: elçilik, peygamberlik[/TD]
                        [TD]risalet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliği[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]saltanat-ı ulûhiyet: hiçbir ortak kabul etmeyen Allah’ın bütün âlemdeki saltanatı[/TD]
                        [TD]suret: biçim, görünüş[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]taarrüf-ü Rabbânî: Allah’ın kendisini tanıtması[/TD]
                        [TD]tahabbüb-ü İlâhî: Allah’ın kendisini sevdirmesi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak[/TD]
                        [TD]tezahür etmek: ortaya çıkmak, görünmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ziya: ışık[/TD]
                        [TD]zât-ı Ahmediye: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) kendisi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âyine-i Ahmediye: Hz Muhammed’in (a.s.m.) Allah’ın bütün güzelliklerini yansıtan bir ayna olması[/TD]
                        [TD]âzamî: en büyük

                        [/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #809218
                        Anonim

                          ziynetleri, ışıkları, ziyaları, san’atları, hayatları, rabıtaları hükmünde olan hikmet,inâyet, rahmet, cemâl, nizam, mizan, ziynet gibi meşhud hakikatler, hiçbir cihetle inkâr edilmez. Madem bu sıfatların, fiillerin inkârı mümkün değildir. Elbette o sıfatların mevsufu ve o fiillerin fâili ve o ziyaların güneşi olan Zât-ı Vâcibü’l-Vücud,Hakîm, Kerîm, Rahîm, Cemîl, Hakem, Adl dahi hiçbir cihetle inkâr edilmez ve inkârı kabil olmaz. Ve elbette o sıfatların ve o fiillerin medar-ı zuhurları, belki medar-ı kemâlleri, belki medar-ı tahakkukları olan rehber-i ekber, muallim-i ekmel ve dellâl-ı âzam ve tılsım-ı kâinatın keşşafı ve âyine-i Samedânî ve Habib-i Rahmânî olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın risaleti hiçbir cihetle inkâr edilmez. Âlem-i hakikatin ve hakikat-i kâinatın ziyaları gibi, bunun risaleti dahi, kâinatın en parlak bir ziyasıdır.



                          عَلَيْهِ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ بِعَدَدِ عَاشِرَاتِ اْلاَيَّامِ وَذَرَّاتِ اْلاَنَامِ blank.gif1

                          سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ blank.gif2

                          endOfSection.gifendOfSection.gif

                          [NOT]Dipnot-1 Günlerin âşireleri ve mahlûkatın zerreleri sayısınca ona ve âl ve ashabına salât ve selâm olsun.

                          Dipnot-2 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32. [/NOT]

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Adl: sonsuz adalet sahibi olan Allah[/TD]
                          [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Cemîl: bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi Allah[/TD]
                          [TD]Habib-i Rahmânî: sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan Allah’ın sevgili kulu; Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Hakem: her bir varlık hakkında hikmetle küllî (genel) hüküm veren[/TD]
                          [TD]Hakîm: her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah[/TD]
                          [TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Zât, Allah[/TD]
                          [TD]cemâl: güzellik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                          [TD]dellâl-ı âzam: en büyük duyurucu, ilân edici[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]fâil: işi yapan[/TD]
                          [TD]hakikat: gerçek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
                          [TD]inkâr etme: yok sayma, reddetme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik[/TD]
                          [TD]kabil: mümkün, olabilir[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]keşşaf: keşfedici, açığa çıkarıcı[/TD]
                          [TD]kâinat: evren[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]medar-ı kemal: mükemmellik sebebi[/TD]
                          [TD]medar-ı tahakkuk: gerçekleşme sebebi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]medar-ı zuhur: görünme sebebi[/TD]
                          [TD]mevsuf: belli bir sıfatı taşıyan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]meşhud: görünen[/TD]
                          [TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muallim-i ekmel: en mükemmel öğretmen[/TD]
                          [TD]nizam: düzen[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]rabıta: bağ[/TD]
                          [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]rehber-i ekber: en büyük rehber[/TD]
                          [TD]risalet: elçilik, peygamberlik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tılsım-ı kâinat: evrenin ve yaratılan tüm varlıkların içinde gizli olduğu sır, gizem[/TD]
                          [TD]ziya: ışık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ziynet: süs[/TD]
                          [TD]âlem-i hakikat: gerçekler dünyası[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âyine-i Samedânî: herşeyin kendisine muhtaç olduğu halde, hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın isim ve sıfatlarını yansıtan ayna[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                        11 yazı görüntüleniyor - 1 ile 11 arası (toplam 11)
                        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.