• Bu konu 3 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
  • Yazar
    Yazılar
  • #678451
    Anonim
      Altıncı Hüccet-i İmâniye


      ONUNCU SÖZÜN DOKUZUNCU HAKİKATİ


      Bâb-ı İhyâ ve İmâtedir. İsm-i Hayy-ı Kayyûmun, Muhyî ve Mümîtin cilvesidir.

      Hiç mümkün müdür ki, ölmüş, kurumuş koca arzı ihyâ eden; ve o ihyâ içinde, herbiri beşer haşri gibi acip, üç yüz binden ziyade envâ-ı mahlûkatı haşir ve neşredip kudretini gösteren; ve o haşir ve neşir içinde, nihayet derecede karışık ve ihtilât içinde nihayet derecede imtiyaz ve tefrik ile ihata-i ilmiyesini gösteren; ve bütün semâvî fermanlarıyla beşerin haşrini vaad etmekle bütün ibâdının enzârını saadet-i ebediyeye çeviren; ve bütün mevcudatı baş başa, omuz omuza, el ele verdirip, emir ve iradesi dairesinde döndürüp birbirine yardımcı ve musahhar kılmakla azamet-i Rububiyetini gösteren; ve beşeri, şecere-i kâinatın en cami’ ve en nazik ve en nazenin, en nazdar, en niyazdar bir meyvesi yaratıp kendine muhatap ittihaz ederek herşeyi ona musahhar kılmakla, insana bu kadar ehemmiyet verdiğini gösteren bir Kadîr-i Rahîm, bir Alîm-i Hakîm, kıyameti getirmesin, haşri yapmasın ve yapamasın, beşeri ihyâ etmesin veya edemesin, Mahkeme-i Kübrâyı açamasın, Cennet ve Cehennemi yaratamasın? Hâşâ ve kellâ!

      Evet, şu âlemin Mutasarrıf-ı Zîşânı, her asırda, her senede, her günde bu dar,muvakkat rû-yi zeminde haşr-i ekberin ve meydan-ı kıyametin pek çok emsalini ve nümunelerini ve işârâtını icad ediyor. Ezcümle: Haşr-i baharîde görüyoruz ki, beş altı gün zarfında, küçük ve büyük hayvanat ve nebatattan, üç yüz binden ziyade envâı haşredip neşrediyor. Bütün ağaçların, otların köklerini ve bir kısım hayvanları aynen ihyâ edip iade ediyor. Başkalarını

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Alîm-i Hakîm: herşeyi hakkıyla bilen ve hikmetle yaratıp donatan Allah[/TD]
      [TD]Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Kadîr-i Rahîm: sonsuz şefkat ve merhamet sahibi ve herşeye gücü yeten Allah[/TD]
      [TD]Mahkeme-i Kübrâ: öldükten sonra âhirette Allah’ın huzurunda kurulacak olan büyük mahkeme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah[/TD]
      [TD]Mutasarrıf-ı Zîşân: şan ve şeref sahibi ve herşeyde istediği gibi tasarruf eden Allah[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Mümît: ölümü yaratan, can verdiği varlıkları vakti gelince öldüren Allah[/TD]
      [TD]acip: şaşırtıcı, hayret verici[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]arz: yer, dünya[/TD]
      [TD]azamet-i Rububiyet: Rablığın büyüklüğü; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]beşer haşri: insanların öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah huzurunda toplanmaları[/TD]
      [TD]bâb: kapı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cami’: kapsamlı[/TD]
      [TD]cilve: yansıma, görüntü[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]emsal: benzerler, örnekler[/TD]
      [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]envâ-ı mahlûkat: yaratılmışların türleri, çeşitleri[/TD]
      [TD]enzâr: bakışlar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ezcümle: örneğin[/TD]
      [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]haşir ve neşretmek: yeniden diriltip toplamak ve yaymak[/TD]
      [TD]haşr-i baharî: bahar mevsiminde bitkilerin ve hayvanların dirilişi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]haşr-i ekber: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
      [TD]hâşâ ve kellâ: asla ve asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ibâd: kullar[/TD]
      [TD]icad etme: yaratma, var etme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ihata-i ilmiye: ilminin kuşatıcılığı ve genişliği[/TD]
      [TD]ihtilât: karışıklık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ihyâ: diriltme, hayat verme[/TD]
      [TD]imtiyaz: ayrıcalık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]imâte: öldürme[/TD]
      [TD]irade: dileme, tercih, istek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ittihaz: edinme, kabullenme[/TD]
      [TD]işârât: işaretler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kudret: güç, kuvvet, iktidar[/TD]
      [TD]kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
      [TD]meydan-ı kıyamet: kıyamet meydanı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]musahhar kılmak: boyun eğdirmek[/TD]
      [TD]muvakkat: geçici[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nazdar: nazlı[/TD]
      [TD]nazenin: ince, narin, duyarlı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nazik: ince, zarif[/TD]
      [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nihayet: son[/TD]
      [TD]niyazdar: dua eden, yalvarıp yakaran[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nümune: örnek[/TD]
      [TD]rû-yi zemin: yeryüzü[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
      [TD]semâvî ferman: vahiyle gelmiş emir ve tebliğler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tefrik: fark etme, ayırma[/TD]
      [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âlem: dünya[/TD]
      [TD]şecere-i kâinat: kâinat ağacı[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #809234
      Anonim

        ayniyet derecesinde bir misliyet suretinde icad ediyor. Halbuki, maddeten farkları pek az olan tohumcuklar, o kadar karışmışken, kemâl-i imtiyaz ve teşhis ile, o kadar sür’at ve vüs’at ve suhulet içinde, kemâl-i intizam ve mizan ile, altı gün veya altı hafta zarfında ihya ediliyor.

        Hiç kabil midir ki, bu işleri yapan Zâta birşey ağır gelebilsin, semâvât ve arzı altı günde halk edemesin, insanı bir sayha ile haşredemesin? Hâşâ!

        Acaba, muciznümâ bir kâtip bulunsa, hurufları ya bozulmuş veya mahvolmuş üç yüz bin kitabı tek bir saihfede, karıştırmaksızın, galatsız, sehivsiz, noksansız, hepsini beraber, gayet güzel bir surette, bir saatte yazarsa; birisi sana dese, “Şu kâtip, kenditelif ettiği, senin suya düşmüş olan kitabını yeniden, bir dakika zarfında hafızasından yazacak”; sen diyebilir misin ki, “Yapamaz ve inanmam”?

        Veyahut bir sultan-ı mucizekâr, kendi iktidarını göstermek için veya ibret vetenezzüh için, bir işaretle dağları kaldırır, memleketleri tebdil eder, denizi karaya çevirdiğini gördüğün halde, sonra görsen ki, büyük bir taş dereye yuvarlanmış, o zâtın kendi ziyafetine davet ettiği misafirlerin yolunu kesmiş, geçemiyorlar. Biri sana dese, “O zât, bir işaretle, o taşı, ne kadar büyük olursa olsun, kaldıracak veya dağıtacak; misafirlerini yolda bırakmayacak.” Sen desen ki, “Kaldırmaz veya kaldıramaz.”

        Veyahut, bir zât, bir günde yeniden büyük bir orduyu teşkil ettiği halde, biri dese, “O zât, bir boru sesiyle, efradı istirahat için dağılmış olan taburları toplar; taburlarnizamı altına girerler.” Sen desen ki, “İnanmam”; ne kadar divanece hareket ettiğini anlarsın.

        İşte, şu üç temsili fehmettinse, bak: Nakkâş-ı Ezelî, gözümüzün önünde kışın beyaz sahifesini çevirip, bahar ve yaz yeşil yaprağını açıp, rû-yi arzın sahifesinde üç yüz binden ziyade envâı, kudret ve kader kalemiyle ahsen-i suret üzere yazar. Birbiri içinde, birbirine karışmaz. Beraber yazar; birbirine mani olmaz. Teşkilce, suretçebirbirinden ayrı, hiç şaşırtmaz, yanlış yazmaz.

        Evet, en büyük bir ağacın ruh programını, bir nokta gibi en küçük bir çekirdektederc edip muhafaza eden Zât-ı Hakîm-i Hafîz, vefat edenlerin ruhlarını

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Nakkâş-ı Ezelî: herşeyi zâtına has olarak nakış nakış işleyen ve evveli olmayan Allah[/TD]
        [TD]Zât-ı Hakîm-i Hafîz: herşeyi koruyup saklayan ve hikmetli bir şekilde yapan Zât, Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ahsen-i suret: en güzel şekil[/TD]
        [TD]arz: yer[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ayniyet: aynılık, aynı oluş[/TD]
        [TD]derc etmek: yerleştirmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]divanece: akılsızca[/TD]
        [TD]efrad: fertler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
        [TD]fehmetmek: anlamak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]galatsız: yanlışsız, hatasız[/TD]
        [TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
        [TD]huruf: harfler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hâşâ: asla öyle değil[/TD]
        [TD]ibret: ders çıkarma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]icad: yaratma, var etme[/TD]
        [TD]ihya: diriltme, hayat verme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]iktidar: güç, kudret[/TD]
        [TD]istirahat: dinlenme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kabil: mümkün, olabilir[/TD]
        [TD]kemâl-i imtiyaz ve teşhis: mükemmel bir seçme ve ayırma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kemâl-i intizam ve mizan: mükemmel bir düzen ve ölçü[/TD]
        [TD]kudret ve kader kalemi: Allah’ın olacak hadiseleri olmadan önce bilip yazması, takdir etmesi ve yaratması[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kâtip: yazar[/TD]
        [TD]mahvolmak: yok olmak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mani: engel[/TD]
        [TD]misliyet: benzerlik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muhafaza: koruma[/TD]
        [TD]mu’ciznümâ: mu’cize gösteren[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nizam: düzen, kanun[/TD]
        [TD]rû-yi arz: yeryüzü[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sayha: sesleniş[/TD]
        [TD]sehivsiz: yanılmadan, şaşırmadan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]semâvât: gökler[/TD]
        [TD]suhulet: kolaylık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sultan-ı mu’cizekâr: mu’cize gösteren sultan[/TD]
        [TD]suret: şekil[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]suretçe: şekilce[/TD]
        [TD]sür’at: hız[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tabur: bir askerî birlik[/TD]
        [TD]tebdil etmek: değiştirmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]telif etmek: yazmak[/TD]
        [TD]temsil: analoji; kıyaslama tarzında benzetme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tenezzüh: gezinti[/TD]
        [TD]teşkil etmek: meydana getirmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]teşkilce: meydana gelişiyle, oluşuyla[/TD]
        [TD]vüs’at: genişlik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #809235
        Anonim

          nasıl muhafaza eder, denilir mi? Ve küre-i arzı bir sapan taşı gibi çeviren Zât-ı Kadîr, âhirete giden misafirlerinin yolunda nasıl bu arzı kaldıracak veya dağıtacak, denilir mi? Hem, hiçten, yeniden bütün zîhayatın ordularını, bütün cesetlerinin taburlarında kemâl-i intizamla zerrâtı emr-i blank.gif1 كُنْ فَيَكُونُ ile kaydedip yerleştiren, ordular icad eden Zât-ı Zülcelâl, tabur-misal cesedin nizamı altına girmekle birbiriyle tanışan zerrât-ı esasiye ve eczâ-yı asliyesini bir sayha ile nasıl toplayabilir, denilir mi?

          Hem bu bahar haşrine benzeyen, dünyanın her devrinde, her asrında, hattâ gece gündüzün tebdilinde, hattâ cevv-i havada bulutların icad ve ifnâsında haşre nümuneve misal ve emare olacak ne kadar nakışlar yaptığını gözünle görüyorsun. Hattâ, eğer hayalen bin sene evvel kendini farz etsen, sonra zamanın iki cenahı olan maziile müstakbeli birbirine karşılaştırsan; asırlar, günler adedince misal-i haşir ve kıyametin nümunelerini göreceksin. Sonra, bu kadar nümune ve misalleri müşahede ettiğin halde, haşr-i cismânîyi akıldan uzak görüp istib’âd etmekle inkâr etsen, ne kadar divanelik olduğunu sen de anlarsın. Bak, Ferman-ı Âzam, bahsettiğimiz hakikate dair ne diyor:

          فَانْظُرْ اِلٰۤى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللهِ كَيْفَ يُحْيِى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۤ اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ blank.gif2

          Elhasıl: Haşre mâni hiçbir şey yoktur. Muktazî ise, herşeydir. Evet, mahşer-i acaipolan şu koca arzı, âdi bir hayvan gibi imâte ve ihyâ eden ve beşer ve hayvana hoş bir beşik, güzel bir gemi yapan ve güneşi onlara şu misafirhanede ışık verici ve ısındırıcı bir lâmba eden, seyyârâtı meleklerine tayyare yapan bir

          [NOT]Dipnot-1 “(Cenâb-ı Hak) Birşeyin olmasını murad ettiği zaman, Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.” Yâsin Sûresi, 36:82.

          Dipnot-2 “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kadirdir.” Rum Sûresi, 30:50.[/NOT]

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Ferman-ı Âzam: en büyük buyruk olan Kur’ân-ı Kerim[/TD]
          [TD]Zât-ı Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah[/TD]
          [TD]arz: yer, dünya[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]bahar haşri: bahar mevsiminde bitkilerin ve hayvanların dirilişi[/TD]
          [TD]beşer: insan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cenah: taraf, yön[/TD]
          [TD]cevv-i hava: hava boşluğu[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]divanelik: akılsızlık[/TD]
          [TD]eczâ-yı asliye: esas parçalar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]elhasıl: özetle, sonuç olarak[/TD]
          [TD]emare: belirti, işaret[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]farz etmek: varsaymak[/TD]
          [TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]haşr-i cismânî: âhirette tekrar bedenlerin ve vücudların dirilişi[/TD]
          [TD]icad: yaratma, var etme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ifnâ: öldürme, yok etme[/TD]
          [TD]ihyâ: diriltme, hayat verme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]imâte: öldürme[/TD]
          [TD]inkâr: kabul etmeme, inanmama[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]istib’âd: akıldan uzak görme[/TD]
          [TD]kemâl-i intizam: mükemmel bir düzen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
          [TD]kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mahşer-i acaip: şaşkınlık veren şeylerin toplandığı yer[/TD]
          [TD]mazi: geçmiş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]misal: örnek, benzer[/TD]
          [TD]misal-i haşir: haşrin benzeri[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muktazî: gerekçe, gerektirici sebep[/TD]
          [TD]mâni: engel[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müstakbel: gelecek[/TD]
          [TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nizam: düzen[/TD]
          [TD]nümune: örnek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sayha: sesleniş[/TD]
          [TD]seyyârât: gezegenler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tabur-misal: tabur gibi[/TD]
          [TD]tayyare: uçak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tebdil: değişme[/TD]
          [TD]zerrât: zerreler, atomlar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zerrât-ı esasiye: temel zerreler[/TD]
          [TD]zîhayat: canlı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âdi: sıradan, basit[/TD]
          [TD]âhiret: öteki dünya[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #809236
          Anonim

            Zâtın, bu derece muhteşem ve sermedî Rububiyeti ve bu derece muazzam ve muhît hâkimiyeti, elbette, yalnız böyle geçici, devamsız, bîkarar, ehemmiyetsiz, mütegayyir, bekàsız, nâkıs, tekemmülsüz umûr-u dünya üzerinde kurulmaz ve durmaz. Demek, Ona şayeste, daimî, berkarar, zevâlsiz, muhteşem bir diyar-ı âhar var, başka bâki bir memleketi vardır. Bizi onun için çalıştırır. Oraya davet eder. Ve oraya nakledeceğine, zahirden hakikate geçen ve kurb-u huzuruna müşerref olan bütün ervâh-ı neyyire ashabı, bütün kulûb-u münevvere aktâbı, bütün ukul‑u nuraniye erbabı şehadet ediyorlar ve bir mükâfat ve mücazat ihzar ettiğini müttefikan haber veriyorlar ve mükerreren pek kuvvetli vaad ve pek şiddetli tehdit eder, naklederler.

            Hulfü’l-vaad ise, hem zillet, hem tezellüldür; hiçbir cihetle celâl-i kudsiyetine yanaşamaz. Hulfü’l-vaîd ise, ya aftan, ya aczden gelir. Halbuki küfür cinayet-i mutlakadır; HAŞİYE-1 affa kabil değil. Kadîr-i Mutlak ise, aczden münezzeh ve mukaddestir.

            [NOT]Haşiye-1 Evet, küfür, mevcudatın kıymetini iskat ve mânâsızlıkla itham ettiğinden, bütün kâinata karşı bir tahkir ve mevcudat âyinelerinde cilve-i Esmâyı inkâr olduğundan, bütün esmâ-i İlâhiyeye karşı bir tezyif ve mevcudatın vahdâniyete olan şehadetlerini reddettiğinden, bütün mahlûkata karşı bir tekzip olduğundan, istidad-ı insanîyi öyle ifsad eder ki, salâh ve hayrı kabule liyakati kalmaz. Hem bir zulm-ü azîmdir ki, umum mahlûkatın ve bütün esmâ-i İlâhiyenin hukukuna bir tecavüzdür. İşte şu hukukun muhafazası ve nefs-i kâfir hayra kabiliyetsizliği, küfrün adem-i affını iktiza eder. اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ [“Muhakkak ki şirk pek büyük bir zulümdür.” Lokman Sûresi, 31:13] şu mânâyı ifade eder.[/NOT]

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
            [TD]acz: âcizlik, güçsüzlük[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]adem-i af: affedilmeme[/TD]
            [TD]bekàsız: gelip geçici, ölümlü[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]berkarar: kararlı, yerleşmiş[/TD]
            [TD]bâki: kalıcı ve sürekli[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bîkarar: kararsız[/TD]
            [TD]celâl-i kudsiyet: kutsal büyüklük, haşmet[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cihet: yön, şekil[/TD]
            [TD]cilve-i Esmâ: Allah’ın isimlerinin varlıklardaki yansıması, görüntüsü[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cinayet-i mutlaka: sınırsız cinayet[/TD]
            [TD]diyar-ı âhar: başka memleket[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ervâh-ı neyyire ashabı: nurlu ruhların sahipleri, peygamberler gibi[/TD]
            [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakikat: gerçek[/TD]
            [TD]hayr: iyilik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
            [TD]hukuk: haklar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hulfü’l-vaad: verdiği sözden dönme[/TD]
            [TD]hulfü’l-vaîd: söz verdiği halde azap ve cezayı yerine getirmeme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hâkimiyet: hükümranlık, egemenlik[/TD]
            [TD]ifsad etmek: bozmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ihzar etmek: hazırlamak[/TD]
            [TD]iktiza etme: gerektirme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]iskat: düşürme[/TD]
            [TD]istidad-ı insanî: insanın yaratılışında var olan bütün özellikleri, konuşma, sevme gibi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]itham: suçlama[/TD]
            [TD]kabil: mümkün, olabilir[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kulûb-u münevvere aktâbı: nurlu kalplerin kutupları, veliler gibi[/TD]
            [TD]kurb-u huzur: huzura yakınlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey[/TD]
            [TD]küfür: inkâr, inançsızlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]liyakat: layık olma[/TD]
            [TD]mahlûkat: yaratılmışlar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
            [TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muhafaza: koruma[/TD]
            [TD]muhteşem: ihtişamlı, görkemli[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muhît: kapsamlı, kuşatıcı[/TD]
            [TD]mukaddes: her türlü çirkinlik ve eksiklikten yüce, kutsal[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mücazat: ceza[/TD]
            [TD]mükerreren: tekrarla, defalarca[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mükâfat: ödül[/TD]
            [TD]münezzeh: her türlü kusur ve noksandan arınmış[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mütegayyir: değişen[/TD]
            [TD]müttefikan: ittifakla, birleşerek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müşerref olan: şereflenen[/TD]
            [TD]nefs-i kâfir: inanmayan kişinin kendisi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nâkıs: eksik, noksan[/TD]
            [TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]salâh: düzelme, yararlı olma[/TD]
            [TD]sermedî: devamlı, sürekli[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tahkir: hakaret etme[/TD]
            [TD]tecavüz: saldırma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tekemmülsüz: olgunlaşmamış[/TD]
            [TD]tekzip: yalanlama[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tezellül: alçalma[/TD]
            [TD]tezyif: hakaret, küçük düşürme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ukul-u nuraniye erbabı: aydın akılların sahipleri, âlimler gibi[/TD]
            [TD]umûr-u dünya: dünya işleri[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vaad: söz verme[/TD]
            [TD]vahdâniyet: Allah’ın birliği[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zahir: görünür[/TD]
            [TD]zevâlsiz: devamlı, yok olmayan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zillet: alçaklık, aşağılık[/TD]
            [TD]zulm-ü azîm: çok büyük zulüm[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âyine: ayna[/TD]
            [TD]şayeste: layık[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #809237
            Anonim

              Şahitler, muhbirler ise, mesleklerinde, meşreplerinde, mezheplerinde muhtelif oldukları halde, kemâl-i ittifakla şu meselenin esasında müttehiddirler. Kesretçe tevatür derecesindedirler. Keyfiyetçe icmâ kuvvetindedirler. Mevkice herbiri nev-i beşerin bir yıldızı, bir taifenin gözü, bir milletin azizidirler. Ehemmiyetçe şu meselede hem ehl-i ihtisas, hem ehl-i ispattırlar. Halbuki bir fende veya bir san’atta iki ehl-i ihtisas, binler başkalara müreccahtırlar ve ihbarda iki müsbit, binler nâfîlere tercih edilir. Meselâ, Ramazan hilâlinin sübutunu ihbar eden iki adam, binler münkirlerin inkârlarını hiçe atarlar.

              Elhasıl, dünyada bundan daha doğru bir haber, daha sağlam bir dâvâ, daha zahirbir hakikat olamaz. Demek, şüphesiz dünya bir mezraadır. Mahşer ise bir beyderdir, harmandır. Cennet, Cehennem ise birer mahzendir.

              endOfSection.gifendOfSection.gif


              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
              [TD]Kerîm: sonsuz ikram ve cömertlik sahibi Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Mâlikü’l-Mülk-i Zülcelâl: bütün mülkün gerçek sahibi, haşmet ve yücelik sahibi olan Allah[/TD]
              [TD]Rahîm: sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Zât-ı Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Zât, Allah[/TD]
              [TD]adalet: hak sahibine hakkını verme, haksız terbiye etme ve cezalandırma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]aziz: şerefli, değerli, büyük[/TD]
              [TD]bekàsız: geçici, devamsız[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]beyder: harman yeri[/TD]
              [TD]bâb: kapı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bâhir: açık, görünen, berrak[/TD]
              [TD]bâki: devamlı, sürekli[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cilve: yansıma, görüntü[/TD]
              [TD]daimî: devamlı, sürekli[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]daire-i memleket: memleket dairesi[/TD]
              [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ehl-i ihtisas: sahasında uzman olan kimseler[/TD]
              [TD]ehl-i ispat: doğruyu ortaya çıkaran kimseler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]elhasıl: özetle, sonuç olarak[/TD]
              [TD]fen: ilim[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hakikat: gerçek mâhiyet, asıl ve esas, içyüz[/TD]
              [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hilâl: yay şeklinde görülen yeni ay[/TD]
              [TD]icmâ: fikir birliği[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ihbar: haber verme[/TD]
              [TD]ihbar eden: haber veren[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]inayet: yardım, ikram; bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenlilik[/TD]
              [TD]kabil: mümkün, olabilir[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kahir: üstün[/TD]
              [TD]kemâl-i ittifak: tam ve mükemmel birlik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kesret: çokluk[/TD]
              [TD]keyfiyet: nitelik, içerik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mahlûk: yaratık[/TD]
              [TD]mahlûkat: yaratıklar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mahzen: erzak yeri, içinde eşya saklanacak yer[/TD]
              [TD]mahşer: haşir meydanı, toplanma yeri[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mesken: oturulacak ve kalınacak yer[/TD]
              [TD]meslek: hizmet yolu, ekolü[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mevki: konum[/TD]
              [TD]meydan-ı imtihan: imtihan meydanı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mezhep: tutulan yol, ekol[/TD]
              [TD]mezraa: tarla[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]meşrep: tarz, usül[/TD]
              [TD]misafirhane-i dünya: dünya misafirhanesi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muhbir: haber veren[/TD]
              [TD]muhtelif: çeşitli, farklı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mukim: ikamet eden, oturan[/TD]
              [TD]münkir: inkârcı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müreccah: tercih edilir[/TD]
              [TD]müsbit: ispat edici[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müttehid: birleşmiş[/TD]
              [TD]nev-i beşer: insanlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nâfî: yok sayan, inkârcı[/TD]
              [TD]rahmet: şefkat, merhamet[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sebatsız: sabit olmayan[/TD]
              [TD]sübut: meydana çıkma, gerçekleşme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]taife: topluluk, grup[/TD]
              [TD]tevatür: doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]teşhirgâh-ı arz: yeryüzü sergisi[/TD]
              [TD]vâsi: geniş[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zahir: açık, âşikar[/TD]
              [TD]Âdil: sonsuz adalet sahibi, adaletle iş gören, herşeyin hakkını veren Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âlem-i mülk ve melekût: görünen ve görünmeyen âlem, herşeyin dış ve iç yüzü[/TD]
              [TD]âsâr: eserler

              [/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

            5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
            • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.