• Bu konu 11 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
13 yazı görüntüleniyor - 1 ile 13 arası (toplam 13)
  • Yazar
    Yazılar
  • #678465
    Anonim

      بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ blank.gif1 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ blank.gif2اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ blank.gif3

      Şu kâinat semasının gurubu olmayan mânevî güneşi olan Kur’ân-ı Kerim; şu mevcudat kitab-ı kebirinin âyât-ı tekvîniyesini okutturmak, mahiyetini göstermek için şuaları hükmünde olan envarını neşrediyor. Ukul-ü beşeri tenvir ile sırat-ı müstakimi gösteriyor. Beşeriyet âleminde her fert, hilkatindeki makasıdı ve fıtratındaki metâlibi ve istikametindeki gayesini, o hidayet güneşinin nuru ile görür, anlar ve bilir. O hidayet nurunun tecellisine mazhar olanlar, kalb kabiliyeti nisbetinde ona âyinedarlık ederek kurbiyet kesbeder. Eşya ve hayatın mahiyeti o nur ile tezahür ederek, ancak o nur ile görülür, anlaşılır ve bilinir. Şems-i Ezeliyenin mânevi hidayet nurlarını temsil eden Kur’ân-ı Kerîm, kalb gözüyle hak ve hakikati görmeyi temin eder. Onun için, onun nurundan uzakta kalanlar, zulümatta kalırlar. Zira herşey nur ile görülür, anlaşılır ve bilinir. İşte şu kitab-ı kebirin mânevî ve sermedî güneşi olan Kur’ân-ı Kerîmin nur-u tecellîsine bu asrımızda “Nur” ismiyle müsemmâ olan Risale-i Nur’un şahs-ı mânevisi mazhar olmuştur. O Nurlar ki, zulümattan ayrılmak istemeyen yarasa tabiatlı, gaflet uykusuyla gündüzünü gece yapan sefahet-perest, aklı gözüne inmiş,zulümatta kalarak gözü görmez olanlara ve yolunu şaşıranlara karşı projeksiyon gibinurlarını iman hakikatlerine tevcih ederek sırat-ı müstakîmi büsbütün kör olmayanlara gösteriyor. Nur topuzunu ehl-i küfür ve münkirlerin başına vurup “Ya aklını başından çıkar at hayvan ol, yahut da aklını başına alarak insan ol!” diyor.

      [NOT]Dipnot-1 Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.

      Dipnot-2 “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.

      Dipnot-3 Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.[/NOT]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Nur: bütün varlığı aydınlatan, bütün nurlar kendi nurunun zayıf bir gölgesi olan ve her çeşit nuru yaratan Allah[/TD]
      [TD]Nurlar: Risale-i Nur Külliyatı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]beşeriyet: insanlık[/TD]
      [TD]ehl-i küfür: inkârcılar, inançsızlar, kâfirler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]envar: nurlar, aydınlıklar[/TD]
      [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]gaflet: sorumsuzluk, Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma[/TD]
      [TD]gurub: batış[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hak: doğru[/TD]
      [TD]hakikat: gerçek, asıl ve esas[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hidayet: hakkı hak, batılı da batıl olarak görüp, doğru yola girmek, sapıklıktan ve batıl yoldan uzaklaşmak[/TD]
      [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]istikamet: doğru çizgiyi takip etme[/TD]
      [TD]kabiliyet: yetenek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kesbetmek: kazanmak[/TD]
      [TD]kitab-ı kebir: büyük kitap, evren[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kurbiyet: kulun Allah’a yakınlığı[/TD]
      [TD]kâinat: evren[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mahiyet: öz nitelik, özellik[/TD]
      [TD]makasıd: gayeler, hedefler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mazhar olma: elde etme, erişme[/TD]
      [TD]metâlib: istekler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mevcudat: var edilenler, varlıklar[/TD]
      [TD]münkir: inkar eden, Allah’a inanmayan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]müsemmâ: isimlendirilen[/TD]
      [TD]neşretme: yayma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nisbetinde: oranında[/TD]
      [TD]nur-u tecellî: belirme ve görünmenin aydınlığı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sefahet-perest: gayr-ı meşru zevk ve eğlencelere aşırı derecede düşkünlük[/TD]
      [TD]sema: gökyüzü[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sermedî: daimî, sürekli[/TD]
      [TD]sırat-ı müstakim: dosdoğru yol[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tabiat: mizaç[/TD]
      [TD]tecelli: görünüm, yansıma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]temin etme: sağlama[/TD]
      [TD]tenvir: aydınlatma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tevcih etme: yöneltme[/TD]
      [TD]tezahür etme: görünme, ortaya çıkma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ukul-ü beşer: insanların akılları[/TD]
      [TD]zulümat: karanlıklar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âyinedarlık: aynalık[/TD]
      [TD]âyât-ı tekvîniye: kâinatta Allah’ın varlığına ve birliğine delil olan varlıklar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Şems-i Ezeliye: Ezelî Güneş; bu tabir herşeyi yaratıp aydınatan Allah için bir benzetme olarak kullanılır[/TD]
      [TD]şahs-ı mânevî: belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şua: ışık, parıltı[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #809329
      Anonim

        İlim bir nevi nur olduğuna göre, Risale-i Nur’un ilme olan en derin vukufunu gösterecek bir-iki deliline kısa işaret ederiz.

        Evvelâ: Şunu hatırlamalıyız ki: Risale-i Nur, başka kitapları değil, belki yalnız Kur’ân-ı Kerîmi üstad olarak tanıması ve ona hizmet etmesi itibarıyla; makbuliyeti hakkında bizim bu mevzuda söz söylememize hâcet bırakmıyor. Biz, ancak ilim erbabı mabeyninde Risale-i Nur’un değerini tebârüz ettirmek için ilâveten deriz ki:

        Risale-i Nur, şimdiye kadar hiçbir ilim adamının tam bir vuzuhla ispat edemediği enmuğlâk meseleleri, gayet basit bir şekilde, en âmi avam tabakasından tut, tâ en âlihavas tabakasına kadar herkesin istidadı nisbetinde anlayabileceği bir tarzda, şüphesiz ikna edici ve yakinî bir şekilde izah ve ispat etmesidir. Bu hususiyet hemen hemen hiçbir ilim adamının eserinde yoktur.

        İkincisi: Bütün Nur eserleri Kur’ân-ı Kerîmin bir kısım âyetlerinin hakiki tefsiri olup, onun mânevi i’câzının lem’aları olduğunu her hususta göstermesidir.

        Üçüncüsü: İnsanların en derin ihtiyaçlarına kat’î delil ve burhanlarla ilmî mahiyette cevap vermesidir. Meselâ, Vâcibü’l-Vücudun varlığı ve âhiret ve sair imân rükünlerini, bir zerrenin lisan-ı hal ve kàl suretinde tercümanlığını yaparak ispat etmesi. En meşhur İslâm feylesoflarından İbn-i Sina, Farâbî, İbn-i Rüşd bu mesleklerde bütün mevcudatı delil olarak gösterdikleri halde, Risale-i Nur, o hakikatleri aynen bir zerre veya bir çekirdek lisanıyla ispat ediyor. Eğer Risale-i Nur’un ilmî kudretini şimdi onlara göstermek mümkün olsaydı, onlar hemen diz çöküp Risale-i Nur’dan ders alacaklardı.

        Dördüncüsü: Risale-i Nur, insanın senelerce uğraşarak elde edemeyeceği bilgileri,komprime hülâsalar nev’inden kısa bir zamanda temin etmesidir.

        Beşincisi: Risale-i Nur, ilmin esas gayesi olan rıza-yı İlâhîyi tahsile sebep olması ve dünya menfaatine ilmi hiçbir cihetle âlet etmeyerek tam mânâsıyla insaniyete hizmet gibi en ulvî vazifeyi temsil etmesidir.

        Altıncısı: Risale-i Nur, kuvvetli ve kudsî ve imânî bir tefekkür semeresi olup bütünmevcudatın lisan-ı hal ve kàl suretinde tercümanlığını yapar. Aynı zamanda

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Farâbî: (bk. bilgiler)[/TD]
        [TD]Nur eserleri: Risale-i Nur Külliyatı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
        [TD]avam: halk[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]burhan: kuvvetli delil[/TD]
        [TD]erbab: sahipler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]evvelâ: ilk olarak[/TD]
        [TD]feylesof: filozof, felsefeci[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
        [TD]havas: seçkin kişiler, âlimler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hususiyet: özellik[/TD]
        [TD]hâcet: ihtiyaç[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hülâsa: özet, öz[/TD]
        [TD]ilmî: ilimle ilgili, bilimsel[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]imânî: iman ile ilgili[/TD]
        [TD]insaniyet: insanlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istidad: kabiliyet[/TD]
        [TD]i’câz: mu’cize oluş, bir benzerini yapmakta başkalarını aciz bırakma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]komprime: tablet; bir konuyla ilgili olarak kalıplaşmış bilgi[/TD]
        [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kudsî: kutsal[/TD]
        [TD]lem’a: parıltı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]lisan: dil[/TD]
        [TD]lisan-ı hâl ve kàl: beden ve konuşma dili[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mabeyninde: arasında[/TD]
        [TD]mahiyet: öz nitelik, özellik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]makbuliyet: kabul edilmiş olma[/TD]
        [TD]menfaat: fayda, yarar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mevcudat: var edilenler, varlıklar[/TD]
        [TD]muğlâk: kapalı, zor anlaşılır[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nevi: çeşit[/TD]
        [TD]nev’inden: türünden[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]rükün: esas, şart[/TD]
        [TD]rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]semere: meyve, netice[/TD]
        [TD]tahsil: elde etme, kazanma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tebârüz ettirmek: açığa çıkarmak, gün yüzüne çıkarmak[/TD]
        [TD]tefekkür: fikrî çalışma, Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tefsir: Kur’ân âyetlerinin çeşitli yönleriyle yorumlandığı eser[/TD]
        [TD]temin etmek: sağlamak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ulvî: yüce[/TD]
        [TD]vesair: diğerleri[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vukuf: bilgi, uzmanlık[/TD]
        [TD]vuzuh: açıklık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]yakinî: şüphe edilmeyecek derece kesinlik[/TD]
        [TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âli: yüce, yüksek[/TD]
        [TD]âmi: cahil, tahsil görmemiş[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]İbn-i Rüşd: (bk. bilgiler)[/TD]
        [TD]İbn-i Sina: (bk. bilgiler)

        [/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #809330
        Anonim

          imân hakikatlerini ilmelyakîn ve aynelyakîn ve hakkalyakîn derecelerinde inkişaf ettirir.

          Yedincisi: Risale-i Nur, bütün ilimleri câmi oluşudur. Adeta ilim iplikleriyle dokunmuş müzeyyen kumaş gibidir. Ve şimdiye kadar hiçbir ilim erbabı tarafından söylenmemiş ve her ilme olan en derin vukufunu tebarüz ettiren vecizelermecmuasıdır. Misal olarak birkaçını zikrederek, heyet-i mecmuası hakkında bir fikir edinmek isteyenlere Risale-i Nur bahrine müracaat etmesini tavsiye ederiz.

          1. “Sivrisineğin gözünü halk eden, güneşi dahi o halk etmiştir.”

          2. “Bir kelebeğin midesini tanzim eden, Manzume-i Şemsiyeyi dahi o tanzimetmiştir.”

          3. “Bir zerreyi icad etmek için, bütün kâinatı icad edecek bir kudret-i gayr-ı mütenahî lâzımdır. Zira şu kitab-ı kebîr-i kâinatın herbir harfinin, bâhusus zîhayat herbir harfinin, herbir cümlesine müteveccih birer yüzü ve nâzır birer gözü vardır.”

          4. “Tabiat, misalî bir matbaadır; tâbi’ değil. Nakıştır, nakkâş değil. Mistardır,masdar değil. Nizamdır, nâzım değil. Kanundur, kudret değil. Şeriat-ı iradiyedir,hakikat-i hariciye değil.”

          5. “Sabit, daim, fıtrî kanunlar gibi, ruh dahi, âlem-i emirden, sıfat-ı iradeden gelmiş ve kudret ona vücud-u hissî giydirmiştir, bir seyyâle-i lâtifeyi o cevhere sadefetmiştir…” Ve hâkezâ, binler vecizeler var.



          اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى blank.gif1

          Üniversite Nurcuları namına duanıza çok muhtaç
          Mustafa Ramazanoğlu

          [NOT]Dipnot-1 Bâkî olan sadece Odur.[/NOT]

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Manzume-i Şemsiye: Güneş Sistemi[/TD]
          [TD]Mustafa Ramazanoğlu: (bk. bilgiler)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]aynelyakîn: gözle görür derecesinde kesin bilgi edinme[/TD]
          [TD]bahr: deniz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]bâhusus: bilhassa, özellikle[/TD]
          [TD]cevher: öz, temel; inci[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]câmi: içine alan, toplayan[/TD]
          [TD]daim: devamlı, sürekli[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]erbab: sahipler[/TD]
          [TD]fıtrî: yaratılıştan gelen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
          [TD]hakikat-i hariciye: dışa ait, maddî âlemde yer alan varlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hakkalyakîn: bizzat yaşanarak elde edilen kesinlik[/TD]
          [TD]halk eden: yaratan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]heyet-i mecmua: genel yapı, bir şeyin tamamı[/TD]
          [TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]icad etmek: yaratmak, var etmek[/TD]
          [TD]ilmelyakîn: ilme ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]inkişaf ettirme: açığa çıkartma[/TD]
          [TD]kitab-ı kebîr-i kâinat: büyük bir kitap olan kâinat[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
          [TD]kudret-i gayr-ı mütenahî: sonu olmayan kuvvet ve iktidar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
          [TD]masdar: kaynak, birşeyin çıktığı yer[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]matbaa: tab edilen mekân, baskı yapılan yer[/TD]
          [TD]mecmua: belli bir konuda kaleme alınan yazıların toplandığı eser[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]misal: örnek[/TD]
          [TD]misalî: görüntüden ibaret[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mistar: şekillerin ve satırların düzgün çizilmesine yarayan alet, cetvel[/TD]
          [TD]müteveccih: yönelen, yönelik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müzeyyen: süslü[/TD]
          [TD]nakkâş: nakış yapan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nakış: işleme, süsleme[/TD]
          [TD]nam: ad[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nizam: düzen[/TD]
          [TD]nâzım: nazmeden, düzenleyen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nâzır: bakan, gözeten[/TD]
          [TD]ruh: hayat kaynağı, can, cevher[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sadef: şeffafa yakın madde; inci kabuğu[/TD]
          [TD]seyyâle-i lâtife: akıcı özelliğe sahip mânevî varlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sıfat-ı irade: Allah’ın irade sıfatı[/TD]
          [TD]tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tanzim etme: düzenleme[/TD]
          [TD]tebarüz ettirmek: açığa çıkarmak, gün yüzüne çıkartmak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tâbi’: tab eden, basan[/TD]
          [TD]vecize: kısa ve özlü sözler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vukuf: ilim ve bilgi sahibi olma, uzmanlık[/TD]
          [TD]vücud-u hissî: hissedilen, elle tutulan varlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zira: çünkü[/TD]
          [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âlem-i emir: Allah’ın değişmeyen ve sabit hakikatler şeklinde devam eden kanunlar âlemi[/TD]
          [TD]şeriat-ı iradiye: Allah’ın iradesiyle oluşan şeriat, tabiat kanunları[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #809331
          Anonim
            (Ankara Üniversitesi Nur talebelerinin bir mektubu)

            Aziz, sıddık kardeşlerimiz,

            Mektubunuzdan, İslâm güneşinin bir ziyasını sezer gibi olduk. Yüzlerce seneden beri insaniyet aleyhine, İslâmiyet zararına mütecaviz fikir neşreden ehl-i küfrün tahriplerini tamir için ortaya atılan Risale-i Nur’un, sizlerin mektubunuzdan, gençlerin arasına yayıldığını sezdik. Ebedî hayat yolunun hakperest yolcuları, hayâlî boş lâfları terk edip, Risale-i Nur’la küfür tohumlarını eriteceklerdir. Nur’un talebeleri, ehl-i kalbve imanın hakikî kardeşleridirler. Siz kardeşlerimizin mektupları, bizlere hız veriyor ve verecek. Kur’ân’ın tefsiri olan Risale-i Nur, bize dalâlette kalmanın ve küfürle mücadele etmemenin bu zamanda büyük ahmaklık olduğunu bildiriyor. Komünistliğin, anarşistliğin, masonluğun kuvvet kazandığı bir devirde en mühim bir vazife, Nur’a hizmet etmek ve rıza‑yı İlâhîyi tahsil için onu isteyene vermektir. Bu en baş ve en ehemmiyetli, en kıymetli ve mübarek vazifemizden bizi döndürmek isteyen en ağır hücumlar dahi, bizlerin hızını arttıracaktır.

            Risale-i Nur bize öğretiyor ve ispat ediyor ki, bu dünya, bir misafirhanedir. Ebedîhayatı isteyenler, misafirhanedeki vazifelerine dikkat gösterdikleri nispette memnun edilirler. Demek ki, şimdi en esaslı vazifemiz, bataklıktan kurtulmak isteyen ehl-i dinin, karanlıktan usanmış, gıdasız kalmış kalblerin yardımına koşmak, kendimizden başlayarak Nurun dellâllığını yapmaktır. Bilhassa ve bilhassa şurası çok ehemmiyetli ve pek mühimdir ki, en başta ve en evvel Risale-i Nur’u dikkat ve tefekkürle devamlı olarak okumak ve o muazzam eser külliyatındaki Kur’ân ve iman hakikatleriyle kendimizi teçhiz etmek ve bu esas ve şartlarla, o harika eser külliyatını bir an evvelikmal etmektir. İşte bu nimet-i uzmâya nail olan her genç ve herkes, bire yüz, bin kuvvetinde, kendine, vatan ve milletine faydalı olur. Vatan, millet, gençlik ve âlem-i İslâm çapında hizmet edebilecek

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Ankara: (bk. bilgiler)[/TD]
            [TD]Komünistlik: (bk. bilgiler – Komünizm)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Nur: Risale-i Nur[/TD]
            [TD]anarşistlik: (bk. bilgiler – Anarşizm)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]aziz: çok değerli, izzetli[/TD]
            [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık[/TD]
            [TD]dellâllık: ilân edicilik, rehberlik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
            [TD]ehl-i din: dindar, dinine bağlı olanlar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ehl-i kalb: kalb ehli olanlar, kalbiyle mânevî olarak terakkide bulunanlar[/TD]
            [TD]ehl-i küfür: inkârcılar, inançsızlar, kâfirler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]esas: temel[/TD]
            [TD]esaslı: öncelikli; köklü[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]evvel: önce[/TD]
            [TD]hakikat: doğru gerçek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
            [TD]hakperest: doğruluktan ayrılmayan, hakkı tutan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hayâlî: hayâle ait[/TD]
            [TD]ikmal etmek: tamamlamak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]insaniyet: insanlık[/TD]
            [TD]küfür: Allah’ı inkâr etme, dinsizlik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]külliyat: bütün, hepsi; bir yazarın eserlerinin tamamı[/TD]
            [TD]masonluk: (bk. bilgiler)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
            [TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mühim: önemli[/TD]
            [TD]mütecaviz: saldırgan, haddi aşan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nail olan: erişen, ulaşan[/TD]
            [TD]neşreden: yayan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nimet-i uzmâ: en büyük nimet, ihsan[/TD]
            [TD]rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sıddık: çok doğru, sadık[/TD]
            [TD]tahrip: bozma, yok etme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tahsil: elde etme, kazanma[/TD]
            [TD]talebe: öğrenci[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tefekkür: fikri çalıştırma ve derinlemesine düşünme[/TD]
            [TD]tefsir: Kur’ân âyetlerinin çeşitli yönleriyle yorumlandığı eser[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]teçhiz etmek: donatmak[/TD]
            [TD]ziya: ışık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #809332
            Anonim

              bir vaziyete gelebilir. Bunun için, başta Hazret-i Üstadımız Bediüzzaman ve onun hakikî ve ihlâslı talebeleri olmaya lâyık sizlerden dua istirham ediyoruz ki, Risale-i Nur’un mecmualarını bir an evvel temin edelim, arayalım, bulalım; dikkat, tefekkür ve ihlâsla okuyalım. Kur’ân ve iman hizmetine bu vaziyette koşalım. Risale-i Nur’un bu asırdaki makbuliyetine işaret eden deliller fazlasıyla mevcut olduğuna göre, insaf sahibi her mü’min kardeşimiz, onun tabiî bir yardımcısıdır.

              Hem madem, Risale-i Nur bu asra has hususiyetler taşıyor. Hem madem binlerce âlimlerin takdirleriyle karşılanıyor. Hem madem, Kur’ân’ın dellâllığını yapan kahraman Üstad, eşine rastlanmayacak bir mükemmeliyetle, dürüst adımlarla, hakikî prensiplerle, bütün hayatını iman ve İslâmiyete vakfetmiş, dünyevî hiçbir menfaat aramadan sırf Allah rızası uğruna çalışmıştır. Hem mâdem, bütün kuvvetiyle Nur talebeleri de, iman ve İslâmiyete Ehl-i Sünnet dairesinde hizmet için hayatlarını dahi çekinmeden veriyor ve süflî menfaat peşinde değildirler. Ve madem yüz binlerce Nur talebeleri bütün tazyik ve tehditlere rağmen bu hakikati fiilen ispat etmişler. Hem her talebe, bugün cereyan eden bâtıl felsefenin akidelerine hakikî mantıkî cevaplar vermek üzere yetişmişler ve yetişiyorlar. Hem her ihtiyacımıza Kur’ân cevap veriyor; onda lâzım olan her hakikat sarih olarak vardır. Ve madem Kur’ân, en güzel şekilde ders veren Allah’ın hediyesi, bir nuru ve rahmetidir. Öyleyse, bu hazine-i rahmeti ve menba-ı hakikati ders veren ve hakikî surette gençliğin ve avâmın anlayabileceği bir şekilde bildiren Risale-i Nur’u, dikkat ve tefekkürle ve devamlı olarak müsait vakitlerimizi boşa gidermeden okumak ve yazmak, en büyük ibadet ve zevk kaynağıdır. Hal ve istikbalin ve biz gençlerin, çok leziz ve iştiyakla alacağı gayet nâfive vâfi bir ilâç ve bir tiryaktır, bir mânevî kurtarıcıdır. Bu kat’î hakikatler meydanda iken, ona bütün kuvvetimizle sarılmamak, baştan aşağı Risale-i Nur’u tetkik etmemek, alâkadar olmamak, ancak gafletin eseri olabilir.

              Hem, kim hakikat peşinde koşuyorsa, Risale-i Nur’dan ders alması lâzımdır. Ve Nur yolunda giden her münevver, hakikî saadete kavuşacak ve yeryüzünün

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Ehl-i Sünnet: (bk. bilgiler – Ehl-i Sünnet ve Cemaat)[/TD]
              [TD]Hazret-i Üstad/Bediüzzaman: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Nur: Risale-i Nur[/TD]
              [TD]akide: inanç[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
              [TD]avâm: halk tabakası[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bâtıl: hak olmayan, imana uymayan[/TD]
              [TD]cereyan eden: gerçekleşen[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]dellâllık: ilân edicilik, rehberlik[/TD]
              [TD]dünyevî: dünyaya ait[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]evvel: önce[/TD]
              [TD]fiilen: fiille, davranış ve hareketlerle[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]gaflet: başa geleceklere aldırış etmeme, duyarsız davranma hâli[/TD]
              [TD]hakikat: doğru, gerçek, esas[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
              [TD]has: özel, ait[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hazine-i rahmet: Allah’ın rahmet hazinesi[/TD]
              [TD]hususiyet: özellik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet[/TD]
              [TD]istirham etme: rica etme, isteme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]iştiyak: çok arzu ve istek[/TD]
              [TD]kat’î: kesin[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]makbuliyet: kabul edilmiş olma[/TD]
              [TD]mantıkî: mantıklı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mecmua: belli bir konuda kaleme alınan yazıların toplandığı eser[/TD]
              [TD]menba-ı hakikat: hakikat kaynağı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mükemmeliyet: mükemmellik[/TD]
              [TD]münevver: aydın, aydınlanmış[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mü’min: iman eden; Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan[/TD]
              [TD]nâfi: faydalı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
              [TD]saadet: mutluluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sarih: açık[/TD]
              [TD]süflî: alçak, âdi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tabiî: doğal, fıtrî[/TD]
              [TD]takdir: övgü[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tazyik: baskı[/TD]
              [TD]tefekkür: fikri çalıştırma ve derinlemesine düşünme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]temin etme: sağlama, elde etme[/TD]
              [TD]tetkik etme: inceleme, araştırma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tiryak: derman, güçlü ilâç[/TD]
              [TD]vakfetme: adama, bağışlama[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vâfi: yeterli[/TD]
              [TD]âlim: ilim sahibi, çok bilgili olan[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #809333
              Anonim

                mahiyetini derk edecektir diye, biz Ankara Nur talebeleri dahi ittifak ediyoruz. Ebedî hayat hazinesini gösteren Kur’ân-ı Hakîmin nuru olan Risale-i Nur, elbette bir zaman dünyayı çınlatan nurlu sesini yükseltecektir.

                Madem İslâm âlimleri, hadis-i şerife göre, dünya ikbal ve heveslerinin peşinde koşmadıkça, peygamberlerin en emin vârisleridirler. Biz de Risale-i Nur’u onun tamvârisi biliyoruz. Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsi, hakikî vâris olmanın esasını yaşamış ve yaşıyor. Onun karşısına çıkan körler ve sağırlar ve hissiz gafiller küçüleceklerdir. Böyle muazzam bir olgunluğa sahip olan Risale-i Nur, elbette bütün feylesofları, dünya ilim ve hak erbabını çağıracak ve her akl-ı selim ve kalb‑i kerim olan mübarek insanları talebesi yapacak. Bu da inşaallah uzakta değil, yakında tahakkuk edecektir. Dünya, ekseri feylesofların ve âlimlerin dediği gibi, yep yeni bir oluşun eşiğindedir. Dünya, nurunu arıyor. Hakikat şairi Mehmet Âkif,

                O nuru gönder, İlâhî, asırlar oldu yeter!

                Bunaldı milletin âfâkı bir sabah ister.

                diye, işte bu nura işaret ettiği, bugün bizce bir hakikattir.

                Ankara Üniversitesi Nur talebeleri

                endOfSection.gifendOfSection.gif


                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Ankara: (bk. bilgiler)[/TD]
                [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Mehmet Âkif: (bk. bilgiler – Mehmet Âkif Ersoy)[/TD]
                [TD]akl-ı selim: iyiyi kötüyü fark edip, insana hak ve hakikati, iman ve İslâmiyeti kabul ettiren akıl ve düşünüş[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]aziz: çok değerli, izzetli[/TD]
                [TD]derk etme: algılama, kavrama[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ekser: çoğunluk[/TD]
                [TD]emin: güvenilir[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]erbab: sahipler[/TD]
                [TD]feylesof: filozof, felsefeci[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın bildirdiği şeylerden habersiz davranan[/TD]
                [TD]hadis-i şerif: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hak: doğru[/TD]
                [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
                [TD]heves: gelip geçici arzu ve istek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ikbal: refah, baht açıklığı[/TD]
                [TD]inşaallah: Allah dilerse[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ittifak: anlaşma, birlik, birleşme[/TD]
                [TD]kalb-i kerim: izzetli ve cömert kalp sahibi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mahiyet: öz nitelik, özellik[/TD]
                [TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
                [TD]tahakkuk etme: gerçekleşme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]talebe: öğrenci[/TD]
                [TD]vâris: mirasçı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âfâk: ufuklar[/TD]
                [TD]âlim: ilim sahibi, çok bilgili olan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âmin: kabul eyle, ey Allah’ım[/TD]
                [TD]İlâhî: ey Allah’ım[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şahs-ı mânevî: belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #809334
                Anonim
                  بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ blank.gif1

                  Çok aziz, çok mübarek, çok müşfik, çok sevgili Üstadımız Hazretleri,

                  Risale-i Nur’u, himmet ve dualarınızla, dikkat ve tefekkürle okudukça, bu muazzam eser külliyatının tılsım-ı kâinatın muammâsını keşf ve halleden bir keşşaf olduğunu,hal ve istikbalin bir mürşid-i ekberi ve bir rehber-i âzamı olduğunu, yine dua ve himmetinizle idrak ediyoruz. Evet, Üstadımız Hazretleri Risale-i Nur’u okuyan heridrak sahibi anlıyor ki, Risale-i Nur, gerek bu asrın, gerekse önümüzdeki asrın beşeriyetini fikir karanlıklarından kurtarıp, tenvir ve irşad edecektir.

                  Risale-i Nur, yalnız bu vatan ve millet için değil, âlem-i İslâm ve bütün beşeriyetin ihtiyacına cevap verecek bir külliyat olarak telif edilmiştir. Bugün, tarihte hiç görülmemiş bir fecaat ve felâket içerisinde çırpınan beşeriyet için, halâskâr olarak Risale-i Nur’a sarılmaktan ve ne pahasına olursa olsun, Risale-i Nur’un nuranî ve parlak eczalarını elde edip dikkat ve tefekkürle okumaktan başka bir kurtuluş çaresi yoktur. Risale-i Nur’u okuyan herkes, bu hakikati idrak etmiş ve etmektedir. Eğer biz muktedir olsak, bu hakikati, kâinata nazır bir mahalle çıkıp, bütün kâinata ilân edeceğiz. Fakat madem ki buna muvaffak olamıyoruz ve madem ki Risale-i Nur’un cihanşümul kıymetini bu derece Üstadımızın himmetiyle idrak etmişiz; şu halde o nur ve feyiz hazinesi, irfan ve kemâlât menbaı olan Risale-i Nur’u, bir dakikamızı bile boş geçirmeden, mütemadi ve devamlı bir şekilde hergün ve her saat okuyacağız ve bu uğurda geceli gündüzlü çalışacağız inşaallah. Fakat, her an bütün işlerimizde olduğu gibi, bunda da büyük Üstadımızın dua ve himmetiyle muvaffak olabileceğiz.

                  Hem şu hakikat zahir ve bâhirdir ki: Bir kimse allâme dahi olsa, Risale-i Nur’un vemüellifinin talebesidir, Risale-i Nur’u okumak zaruret ve ihtiyacındadır. Eğer gafletederse, kendisini aldatan enaniyetine boyun eğip Risale-i Nur Külliyatını

                  [NOT]Dipnot-1
                  Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.[/NOT]

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]allâme: çok büyük âlim[/TD]
                  [TD]aziz: çok değerli, izzetli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]beşeriyet: insanlık[/TD]
                  [TD]bâhir: açık, berrak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cihanşümul: dünya çapında, evrensel[/TD]
                  [TD]ecza: kısımlar, bölümler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]enaniyet: benlik, gurur[/TD]
                  [TD]fecaat: merak edilecek hâl, kederlenilecek kötü durum; felaket[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]feyiz: mânevî bereket, bolluk[/TD]
                  [TD]gaflet etme: duyarsız davranma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                  [TD]halleden: çözen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]halâskâr: kurtarıcı[/TD]
                  [TD]himmet: ciddî gayret, yardım[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hâl: şimdi, şu ân[/TD]
                  [TD]idrak: anlama, kavrama[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]inşaallah: Allah dilerse[/TD]
                  [TD]irfan: bilgi, anlayış[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]irşad etme: doğru yolu gösterme[/TD]
                  [TD]istikbal: gelecek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kemâlât: olgunluklar, mükemmellikler[/TD]
                  [TD]keşşaf: keşfedici, açığa çıkarıcı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kâinat: evren[/TD]
                  [TD]külliyat: bir yazarın eserlerinin tamamı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mahal: yer, mekan[/TD]
                  [TD]menba: kaynak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muammâ: sır; anlaşılması ve çözülmesi güç şey[/TD]
                  [TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muktedir: gücü yeten[/TD]
                  [TD]muvaffak olma: başarma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
                  [TD]müellif: yazar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mürşid-i ekber: en büyük irşad edici, yol gösterici[/TD]
                  [TD]mütemadi: sürekli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müşfik: şefkatli[/TD]
                  [TD]nâzır: bakan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]rehber-i âzam: en büyük rehber[/TD]
                  [TD]talebe: öğrenci[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tefekkür: etraflıca ve derinlemesine düşünme[/TD]
                  [TD]telif edilmek: yazılmak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tenvir etme: nurlandırma, aydınlatma[/TD]
                  [TD]tılsım-ı kâinat: evrenin ve yaratılan tüm varlıkların ifade ettiği sır, gizem[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zahir: açık, âşikar[/TD]
                  [TD]zaruret: zorunluluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Üstad: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                  [TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #809335
                  Anonim

                    okumazsa, büyük bir mahrumiyete dûçar olur. Fakat biz, idrak ettiğimiz bu muazzam hakikat karşısında, beşeriyetin halâskârı ve milyarlarca insanların fevkinde olan bir memur-u Rabbanîye nasıl minnettar ve medyun olduğumuzu tarif edemiyoruz. Yine dua ve himmetinizle idrak etmişiz ki, Kur’ân-ı Kerîmin bir mucize-i maneviyesi olan harika Risale-i Nur Külliyatının bir satırından ettiğimiz istifadenin, bir miktar-ı mukabilini dahi ödemeye gücümüz yetişmez. Bunun için, ancak Cenâb-ı Hakka şöyle yalvarmaya karar verdik:

                    “Yâ Rab! Bizi ebedî haps-i münferidden kurtarıp bâki ve sermedî bir âlemin saadetine nâil edecek bir hakaik hazinesinin anahtarını Risale-i Nur gibi nazirsiz bir eseriyle bahşeden sevgili ve müşfik Üstadımızı, zâlimlerin ve düşmanların suikastlarından muhafaza eyle, Kur’ân ve iman hizmetinde daima muvaffak eyle. Ona sıhhat ve âfiyetler, uzun ömürler ihsan eyle” diye dua ediyoruz.

                    Evet, Üstadımız Hazretleri, Risale-i Nur’u dikkat ve tefekkürle okumak nimet-i uzmâsına nail olan biz bir kısım üniversite gençliği, bir hüsn-ü zan veya bir tahminle değil, tahkikî ve tetkikî bir surette, sarsılmaz ve sarsılmayacak olan ilmelyakîn birkuvvet-i imaniye ile inanıyoruz ki, zemin yüzünün bu asra kadar görmediği bir vahşetve dehşetin sebebi olan dinsizlik ve ilhadı, Bediüzzaman ortadan kadırmaya inâyet-i Hak ile muvaffak olacaktır.

                    Bizim bu kanaatimiz, safdilâne veya tahminle değildir; ilmî ve delile müstenid birtahkik iledir. Bunun için, muarız olan dahi bu hakikati kalben tasdik edecektir. Dua ve şefkat buyurun, Kur’ân ve iman hizmetinde fedâi olalım. Risale-i Nur’u, bir dakikamızı bile kaybetmeden okuyalım, yazalım, ihlâs-ı tamme muvaffak olalım.

                    Üniversite Nur talebeleri namına
                    Abdülmuhsin



                    endOfSection.gifendOfSection.gif


                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Bediüzzaman/Üstad: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                    [TD]beşeriyet: insanlık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bir miktar-ı mukabil: az bir karşılık[/TD]
                    [TD]bâki: devamlı olan, yok olmayan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]dûçar olma: yakalanma, düşme[/TD]
                    [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fedâi: fedakâr, kendini bir hizmete adayan[/TD]
                    [TD]fevkinde: üstünde[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hakaik: hakikatler, gerçekler[/TD]
                    [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]halâskâr: kurtarıcı[/TD]
                    [TD]haps-i münferid: tek başına olan hapis; hücre hapsi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]himmet: ciddi gayret, yardım[/TD]
                    [TD]hüsn-ü zan: güzel düşünce[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]idrak etme: anlama, kavrama[/TD]
                    [TD]ihlâs-ı tam: tam ihlâs, yaptığı her işinde Allah’ın emrini ve rızasını gözetme, dünyevî veya uhrevî hiçbir karşılık beklememe[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ihsan etme: bağışlama, verme[/TD]
                    [TD]ilhad: dinsizlik, inkâr[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ilmelyakîn: ilmî ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak derecede kesin bilme[/TD]
                    [TD]inayet-i Hak: Allah’ın inâyeti, yardımı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kuvvet-i imaniye: iman gücü[/TD]
                    [TD]mahrumiyet: yoksun kalma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]medyun: borçlu[/TD]
                    [TD]memur-u Rabbanî: Allah’ın memuru[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]minnettar: minnet duyan, yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu hisseden[/TD]
                    [TD]muarız: karşı gelen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
                    [TD]muvaffak: başarılı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mu’cize-i mâneviye: mânevî mu’cize[/TD]
                    [TD]müstenid: dayanan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müşfik: şefkatli[/TD]
                    [TD]nazirsiz: eşsiz, benzersiz[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nimet-i uzmâ: en büyük nimet[/TD]
                    [TD]nâil: ulaşan, erişen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                    [TD]safdilâne: saf kalpli olarak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sermedî: devamlı, sürekli[/TD]
                    [TD]suikast: kötü kast, kötü niyet, tuzak kurma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                    [TD]tahkik: araştırma, inceleme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tahkikî: araştırarak ve kesin delillere dayanarak[/TD]
                    [TD]tefekkür: dikkatli ve etraflıca düşünme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tetkikî: inceleyerek, araştırarak[/TD]
                    [TD]vahşet: ürküntü, yabanilik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]yâ Rab: ey bütün varlıkları terbiye eden ve idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah’ım[/TD]
                    [TD]zemin: yer, dünya[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zâlim: zulmeden, acımasız[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #809336
                    Anonim
                      بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ blank.gif1 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ blank.gif2
                      اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ
                      3


                      Aziz, sıddık kardeşlerim,

                      Şimdiye kadar gizli münafıklar Risale-i Nur’a kanunla, adliye ile ve âsâyiş ve idare noktasından hükûmetin bazı erkânını iğfal edip tecavüz ediyorlardı. Biz, müsbethareket ettiğimiz için, mecburiyet olduğu zaman tedâfüî vaziyetinde idik. Şimdi plânları akîm kaldı. Bilâkis tecavüzleri Risale-i Nur’un dairesini genişlettirdi. Bu defa yeni hurufla Asâ-yı Mûsâ’yı tab etmek niyetimiz, ihtiyarımız olmadığı halde, tecavüz vaziyeti Risale-i Nur’a veriliyor gibidir. Bu hâdisenin ehemmiyetli bir hikmeti şu olmak gerektir:

                      Risale-i Nur, bu mübarek vatanın mânevî bir halâskârı olmak cihetiyle, şimdi ikidehşetli mânevî belâyı def etmek için matbuat âlemiyle tezahüre başlamak, ders vermek zamanı geldi veya gelecek gibidir zannederim.

                      O dehşetli belâdan birisi: Hıristiyan dinini mağlûp eden ve anarşiliği yetiştirenşimalde çıkan dehşetli dinsizlik cereyanı, bu vatanı mânevî istilâsına karşı Risalei’n-Nur, sedd-i Zülkarneyn gibi bir sedd-i Kur’ânî vazifesini görebilir ve âlem-i İslâmın bumübarek vatanın ahalisine karşı pek şiddetli itiraz ve ittihamlarını izale etmek içinmatbuat lisanıyla konuşmak lâzım gelmiş diye kalbime ihtar edildi.

                      Ben dünyanın halini bilmiyorum. Fakat Avrupa’da istilâkârâne hükmeden veedyan-ı semâviyeye dayanmayan dehşetli cereyanın istilâsına karşı Risale-i Nurhakikatleri bir kale olduğu gibi, âlem-i İslâmın ve Asya kıt’asının hal-i hazırdaki

                      [NOT]Dipnot-1 Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.

                      Dipnot-2 “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.

                      Dipnot-3 Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.[/NOT]

                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Asya kıt’ası: (bk. bilgiler – Asya)[/TD]
                      [TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Hıristiyan: (bk. bilgiler – Hıristiyanlık)[/TD]
                      [TD]ahali: halk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]akîm: neticesiz, sonuçsuz[/TD]
                      [TD]anarşilik: (bk. bilgiler – Anarşizm)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]aziz: çok değerli, izzetli[/TD]
                      [TD]bilâkis: aksine, tersine[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cereyan: akım, hareket[/TD]
                      [TD]cihetiyle: yönüyle[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]def etmek: gidermek, uzaklaştırmak[/TD]
                      [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]edyan-ı semâviye: semâvî dinler; Allah tarafından gönderilmiş olan dinler[/TD]
                      [TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]erkân: önde gelen kişiler, idareciler[/TD]
                      [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hal-i hazır: şimdiki zaman[/TD]
                      [TD]halâskâr: kurtarıcı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hikmet: sebep, sır[/TD]
                      [TD]huruf: harfler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hâdise: olay[/TD]
                      [TD]ihtar: ikaz, hatırlatılma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ihtiyar: irade, istek[/TD]
                      [TD]istilâ: işgal, kaplama[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]istilâkârâne: her şeyi ele geçirir bir şekilde[/TD]
                      [TD]ittiham: suçlama[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]izale etmek: gidermek, ortadan kaldırmak[/TD]
                      [TD]iğfal etmek: gaflete düşürerek kandırmak, aldatmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]lisan: dil[/TD]
                      [TD]matbuat: basın, medya[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mağlûp eden: yenen[/TD]
                      [TD]mecburiyet: zorunluluk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
                      [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müsbet: olumlu[/TD]
                      [TD]sedd-i Kur’ânî: Kur’ân’ın yıkılmaz seddi, kalesi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sedd-i Zülkarneyn: (bk. bilgiler – Zülkarneyn)[/TD]
                      [TD]sıddık: çok doğru ve sadık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tab etmek: basmak[/TD]
                      [TD]tecavüz: haddi aşma, saldırma, sataşma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tedâfüî: müdafaa, savunmaya yönelik[/TD]
                      [TD]tezahür: belirme, görünme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vaziyet: durum[/TD]
                      [TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âsâyiş: bir yerin düzen ve güvenlik içinde bulunması durumu, düzenlilik, güvenlik[/TD]
                      [TD]şimal: kuzey

                      [/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #809337
                      Anonim

                        itiraz ve ittihamını izale ve eskideki muhabbet ve uhuvvetini iade etmeye vesile olan bir mucize-i Kur’âniyedir. Bu memleketin vatanperver siyasîleri çabuk aklını başına alıp Risale-i Nur’u tab ederek resmî neşretmeleri lâzımdır ki, bu iki belâya karşı siper olsun.

                        Acaba bu yirmi sene zarfında iman-ı tahkikîyi pek kuvvetli bir surette bu vatanda neşreden Risale-i Nur olmasaydı, bu dehşetli asırda, acip inkılâp ve infilâklarda bu mübarek vatan, Kur’ân’ını, imanını dehşetli sadmelerden tam muhafaza edebilir miydi? Her neyse… Risale-i Nur’a, daha vatana, idareye zararı dokunmak bahanesiyle tecavüz edilmez; daha kimseyi o bahaneyle inandıramazlar. Fakat cepheyi değiştirip, din perdesi altında bazı safdil hocaları veya bid’a taraftarı veya enaniyetli sofi meşreplileri bazı kurnazlıklarla Risale-i Nur’a karşı—iki sene evvel İstanbul’da ve Denizli civarında olduğu gibi—istimal etmek ve Risale-i Nur’a ve şakirtlerine ayrı bir cephede tecavüz etmeye münafıklar çabalıyorlar. İnşaallah muvaffak olamazlar. Risale-i Nur şakirtleri, tam ihtiyatla beraber, bir taarruz olduğu vakitte münakaşa etmesinler, aldırmasınlar. Aldanan ehl-i ilim ve imansa, dost olsunlar, “Biz size ilişmiyoruz. Siz de bize ilişmeyiniz. Biz ehl-i imanla kardeşiz” deyip yatıştırsınlar.

                        Saniyen,
                        Mübareklerin pehlivanı hem Abdurrahman, hem Lütfi, hem Büyük Hafız Alimânâlarını taşıyan büyük ruhlu Küçük Ali kardeşimiz bir sual soruyor. Halbuki o sualin cevabı Risale-i Nur’da yüz yerde var. “Risale-i Nur’un erkân-ı imaniye hakkında bu derece kesretli tahşidatı ne içindir? Bir âmî mü’minin imanı büyük birvelînin imanı gibidir, diye eski hocalar bize ders vermişler?” diyor.

                        Elcevap: Başta Âyetü’l-Kübrâ merâtib-i imaniye bahislerinde; ve âhire yakın müceddid-i elf-i sâni İmam-ı Rabbanî beyanı ve hükmü ki, “Bütün tarikatlerin

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Abdurrahman: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [TD]Büyük Hafız Ali: (bk. bilgiler – Hafız Ali)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Denizli: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [TD]Küçük Ali: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Lütfi: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [TD]Mübarekler: (bk. bilgiler – Mübârekler Heyeti)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]acip: acaip, şaşırtıcı[/TD]
                        [TD]asır: yüzyıl[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bahis: konu[/TD]
                        [TD]beyan: açıklama[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bid’a: aslen dinde olmayıp sonradan ortaya çıkan ve dine zarar verici yeni âdet ve uygulamalar[/TD]
                        [TD]cephe: savaş yapılan alan[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]civarında: yakınlarında[/TD]
                        [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ehl-i ilim: ilim ehli, âlimler[/TD]
                        [TD]ehl-i iman: Allah’a inananlar, mü’minler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]enaniyetli: bencil, gururlu[/TD]
                        [TD]erkân-ı imaniye: imanın rükünleri, esasları[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ihtiyat: önlem alma, tedbirli hareket etme[/TD]
                        [TD]iman-ı tahkikî: sarsılmaz iman, inandığı şeylerin aslını ve esasını delilleriyle bilerek inanma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]infilâk: patlama[/TD]
                        [TD]inkılâp: değişim, dönüşüm[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]inşaallah: Allah dilerse[/TD]
                        [TD]istimal etmek: kullanmak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ittiham: suçlama[/TD]
                        [TD]izale: giderme, ortadan kaldırma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kesretli: çok sayıda[/TD]
                        [TD]merâtib-i imaniye: iman mertebeleri, dereceleri[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                        [TD]muvaffak: başarılı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mu’cize-i Kur’âniye: Kur’ân’ın mu’cizesi[/TD]
                        [TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müceddid-i elf-i sâni: hicrî ikinci bin yılının müceddidi, yenileyicisi olan İmam-ı Rabbânî (r.a.)[/TD]
                        [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]münakaşa: tartışma[/TD]
                        [TD]mü’min: Allah’a inanan[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]neşretmek: yayımlamak[/TD]
                        [TD]sadme: darbe, yıkıcı müdahale[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]safdil: saf kalpli, kolay aldanan[/TD]
                        [TD]saniyen: ikinci olarak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]siper: sığınak[/TD]
                        [TD]sofi meşrep: tasavvuf ehli; riyazet ve nefisle mücadele ile mânevî yol kat etmeye çalışan[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                        [TD]taarruz: saldırı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tab etme: basma[/TD]
                        [TD]tahşidat: öneminden dolayı bir şeyin üzerinde fazla durma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tarikat: İlâhî hakikatlere ulaşmak için, bir mürşidin gözetiminde takip edilen yol[/TD]
                        [TD]tecavüz: haddi aşma, saldırma, sataşma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]uhuvvet: kardeşlik[/TD]
                        [TD]vatanperver: vatansever[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]velî: Allah’ın sevgili kulu, Allah dostu[/TD]
                        [TD]zarfında: içinde[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Âyetü’l-Kübrâ: en büyük delil anlamına gelen, Risale-i Nur’da Yedinci Şua adlı eser[/TD]
                        [TD]âhir: son[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âmî: cahil, sıradan kimse[/TD]
                        [TD]İmam-ı Rabbanî: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]İstanbul: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [TD]şakirt: öğrenci, talebe

                        [/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #809338
                        Anonim

                          müntehası ve en büyük maksatları, hakaik-i imaniyenin inkişafıdır. Ve bir mesele-i imaniyenin kat’iyetle vuzuhu, bin kerametlerden ve keşfiyatlardan daha iyidir”; ve Âyetü’l-Kübrâ’nın en âhirdeki ve Lâhikadan alınan o mektubun parçası ve tamamının beyanatı cevap olduğu gibi, Meyve Risalesi’nin tekrarat-ı Kur’âniye hakkında Onuncu Meselesi, tevhid ve iman rükünleri hakkında tekrarlı ve kesretli tahşidat-ı Kur’âniyenin hikmeti, aynen bitamamiha onun hakikî tefsîri olan Risale-i Nur’da cereyan etmesi de cevaptır.

                          Hem, iman-ı tahkikî ve taklidî ve icmâlî ve tafsilî ve imanın bütün tehacümata vevesveseler ve şüphelere karşı dayanıp sarsılmamasını beyan eden Risale-i Nur parçalarının izahatı, büyük ruhlu Küçük Ali’nin mektubuna öyle bir cevaptır ki, bize hiçbir ihtiyaç bırakmıyor.

                          İkinci cihet: İman, yalnız icmâlî ve taklîdî bir tasdike münhasır değil; bir çekirdekten, tâ büyük hurma ağacına kadar ve eldeki aynada görünen misalî güneşten tâ deniz yüzündeki aksine, tâ güneşe kadar mertebeleri ve inkişafları olduğu gibi; imanın o derece kesretli hakikatleri var ki, bin bir esmâ-i İlâhiye ve sair erkân-ı imaniyenin kâinat hakikatleriyle alâkadar çok hakikatleri var ki, “Bütün ilimlerin ve mârifetlerin ve kemâlât-ı insaniyenin en büyüğü imandır ve iman-ı tahkikîden gelen tafsilli ve burhanlı mârifet-i kudsiyedir” diye ehl-i hakikat ittifak etmişler.

                          Evet, iman-ı taklidî, çabuk şüphelere mağlûp olur. Ondan çok kuvvetli ve çok

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Küçük Ali: (bk. bilgiler)[/TD]
                          [TD]Meyve Risalesi: On Birinci Şuâ[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]akis: yansıma[/TD]
                          [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]beyan eden: açıklayan, izah eden[/TD]
                          [TD]beyanat: açıklamalar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]bitamamiha: tamamen, bütünüyle[/TD]
                          [TD]burhan: kuvvetli delil, kanıt[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cereyan etme: meydana gelme[/TD]
                          [TD]cihet: yön[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler; iman hakikatlerini bizzat araştırıp delilleriyle bilenler[/TD]
                          [TD]erkân-ı imaniye: imanın rükünleri, esasları[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
                          [TD]hakaik-i imaniye: iman hakikatleri, esasları[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                          [TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hikmet: sebep, sır, gaye[/TD]
                          [TD]icmâlî: ayrıntısız, özetle[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]iman-ı icmâlî: imanın ve İslâm’ın esaslarını tek tek araştırıp tetkik etmeden iman etme[/TD]
                          [TD]iman-ı tafsilî: imanın ve İslâm’ın esaslarını tek tek araştırıp tetkik ederek iman etme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]iman-ı tahkikî: sarsılmaz iman, inandığı şeylerin aslını ve esasını delilleriyle bilerek inanma[/TD]
                          [TD]iman-ı taklidî: araştırmaksızın, taklide dayanan iman[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]inkişaf: açılma, gelişme[/TD]
                          [TD]ittifak etme: birleşme, fikir birliğine varma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]izahat: açıklamalar[/TD]
                          [TD]kat’iyetle: kesinlikle[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kemâlât-ı insaniye: insanın mükemmel özellikleri, üstün yetenekleri[/TD]
                          [TD]keramet: Allah’ın bir ikramı olarak Onun sevgili kullarında görülen olağanüstü hâl ve hareket[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kesretli: çok sayıda[/TD]
                          [TD]keşfiyat: keşifler, mânevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri görme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kâinat: evren[/TD]
                          [TD]lâhika: ek, ilâve; Bediüzzaman ve talebelerinin mektuplarından oluşan kitaplar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]maksat: amaç, gaye[/TD]
                          [TD]mağlûp: yenik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mertebe: derece[/TD]
                          [TD]mesele-i imaniye: imana dair mesele[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]misalî: görüntüden ibaret olan[/TD]
                          [TD]mârifet: bilgi, tanıma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mârifet-i kudsiye: kutsal marifet, kutsal bilgi[/TD]
                          [TD]münhasır: mahsus, ait[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müntehâ: en son nokta[/TD]
                          [TD]rükün: esas, şart[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                          [TD]tafsil: ayrıntı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tahşidat-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın tahşidatı; Kur’ânın bazı konular üzerinde yaptığı vurgulamalar[/TD]
                          [TD]taklîdî: araştırmaksızın, taklide dayanan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tasdik: doğrulama, onaylama[/TD]
                          [TD]tefsîr: Kur’ân’ı mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tehacümat: hücum etmeler, saldırılar[/TD]
                          [TD]tekrarat-ı Kur’âniye: Kur’ân’daki tekrarlar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tevhid: birleme, Allah’ı bir olarak bilme ve inanma[/TD]
                          [TD]vesvese: şüphe, kuruntu[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vuzuh: açıklık[/TD]
                          [TD]Âyetü’l-Kübrâ: en büyük delil anlamına gelen, Risale-i Nur’da Yedinci Şua adlı eser[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âhir: son[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #809339
                          Anonim

                            geniş olan iman-ı tahkikîde pek çok meratip var. O meratiplerden ilmelyakîn mertebesi, çok burhanlarının kuvvetleriyle binler şüphelere karşı dayanır. Halbuki taklidî iman bir şüpheye karşı bazan mağlûp olur.

                            Hem iman-ı tahkikînin bir mertebesi de aynelyakîn derecesidir ki, pek çok mertebeleri var. Belki esmâ-i İlâhiye adedince tezahür dereceleri var. Bütün kâinatı bir Kur’ân gibi okuyabilecek derecesine gelir.

                            Hem bir mertebesi de hakkalyakîndir. Onun da çok mertebeleri var. Böyle imanlı zatlara şübehat orduları hücum da etse bir halt edemez. Ve ulemâ-i ilm-i kelâmın binler cilt kitapları, akla ve mantığa istinaden telif edilip, yalnız o mârifet-i imaniyeninburhanlı ve aklî bir yolunu göstermişler. Ve ehl-i hakikatin yüzer kitapları keşfe, zevke istinaden o mârifet-i imaniyeyi daha başka bir cihette izhar etmişler. Fakat, Kur’ân’ın mucizekâr cadde-i kübrâsı, gösterdiği hakaik‑i imaniye ve mârifet-i kudsiye, o ulemâ ve evliyanın pek çok fevkinde bir kuvvet ve yüksekliktedir.

                            İşte, Risale-i Nur bu cami ve küllî ve yüksek mârifet caddesini tefsir edip, bin seneden beri Kur’ân aleyhine ve İslâmiyet ve insaniyet zararına ve adem âlemleri hesabına tahribatçı küllî cereyanlara karşı Kur’ân ve iman namına mukabele ediyor,müdafaa ediyor. Elbette hadsiz tahşidata ihtiyacı vardır ki, o hadsiz düşmanlara karşı dayanıp ehl-i imanın imanını muhafazasına Kur’ân nuruyla vesile olsun.

                            Hadîs-i şerifte vardır ki: “Bir adam seninle imana gelmesi, sana sahra dolusu kırmızı koyunlardan daha hayırlıdır.”blank.gif1 “Bazan bir saat tefekkür, bir sene ibadetten

                            [NOT]Dipnot-1 Buhari, Cihad: 102, 143; Müslim, Fadâilü’s-Sahâbe: 34; Dârimî, İlim: 10; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr: 6:359, hadis no: 9606. [/NOT]

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]adem: yokluk[/TD]
                            [TD]aklî: akla uygun[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]aynelyakîn: gözle görür derecesinde kesin bilgi sahibi olma[/TD]
                            [TD]burhan: kuvvetli delil, kanıt[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cadde-i kübrâ: büyük ve geniş cadde[/TD]
                            [TD]cami: kapsamlı, birçok şeyi içine alan[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cereyan: akım, hareket[/TD]
                            [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler; iman hakikatlerini bizzat araştırıp delilleriyle bilenler[/TD]
                            [TD]ehl-i iman: Allah’a inananlar, mü’minler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
                            [TD]evliya: veliler, Allah dostları[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]fevkinde: üstünde[/TD]
                            [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hadîs-i şerif: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış[/TD]
                            [TD]hakaik-i imaniye: iman hakikatleri, esasları[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hakkalyakîn: bizzat yaşamak suretiyle, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme[/TD]
                            [TD]hücum: saldırı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ilmelyakîn: ilmî ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak derecede kesin bilme[/TD]
                            [TD]iman-ı tahkikî: sarsılmaz iman, inandığı şeylerin aslını ve esasını delilleriyle bilerek inanma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]insaniyet: insanlık[/TD]
                            [TD]istinaden: dayanarak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]izhar etme: açığa çıkarma, gösterme[/TD]
                            [TD]keşif: kalb gözüyle görme, mânevî âlemlere ait bazı olayları ve hakikatleri görme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kâinat: evren[/TD]
                            [TD]küllî: genel, geniş, kapsamlı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mağlûp olmak: yenilmek[/TD]
                            [TD]meratip: mertebeler, dereceler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muhafaza: koruma[/TD]
                            [TD]mukabele etme: karşılık verme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mu’cizekâr: mu’cizeli[/TD]
                            [TD]mârifet: bilgi, tanıma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mârifet-i imaniye: imanî bilgi[/TD]
                            [TD]mârifet-i kudsiye: kutsal marifet, kutsal bilgi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müdafaa etme: savunma[/TD]
                            [TD]namına: adına[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sahra: ova, meydan[/TD]
                            [TD]tahribatçı: tahrip edenler, yıkıp bozanlar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tahşidat: öneminden dolayı bir şeyin üzerinde fazla durma, yığınak yapma[/TD]
                            [TD]taklidî iman: araştırmaksızın, taklide dayanan iman[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme[/TD]
                            [TD]tefsir etme: açıklama, yorumlama[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]telif etmek: yazmak, kaleme almak[/TD]
                            [TD]tezahür: belirme, görünme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ulemâ: âlimler; bilgili olanlar[/TD]
                            [TD]ulemâ-i ilm-i kelâm: kelâm ilmi âlimleri[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vesile: sebep, aracı[/TD]
                            [TD]şübehat: şüpheler, tereddütler

                            [/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #809340
                            Anonim

                              daha hayırlı olur.”blank.gif1 Hattâ Nakşîlerin hafî zikre verdiği büyük ehemmiyet, bu nevi tefekküre yetişmek içindir.Umum kardeşlerime birer birer selâm ve dua ediyoruz.



                              اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى blank.gif2
                              Kardeşiniz Said Nursî

                              endOfSection.gifendOfSection.gif

                              [NOT]Dipnot-1 El-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1:310; Gazâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, 4:409 (Kitâbu’t-Tefekkür); el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 1:78.

                              Dipnot-2 Bâkî olan sadece Odur.[/NOT]

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Nakşî: Nakşî Tariketine bağlı olan[/TD]
                              [TD]Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hafî: gizli[/TD]
                              [TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tefekkür: düşünme[/TD]
                              [TD]umum: bütün[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zikir: Allah’ı anma[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                            13 yazı görüntüleniyor - 1 ile 13 arası (toplam 13)
                            • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.