- Bu konu 9 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
29 Ekim 2012: 10:22 #678493
Anonim
GirişEvvelâ şunu itiraf edelim ki, bu Tarihçe-i Hayat büyük Üstadın hayatını tam mânâsıyla ifade etmekten çok uzaktır. Pek çok noktalar kısa kesilmiştir.
Hem, onun şahsiyetine ait hususları aydınlatacak ve açacak mahiyetteki vak’a ve hâdiselerden bir çoğu zikredilmemiştir. Serd edilen fikir ve kanaatleri teyid eden vak’a ve hâdiseler pek çoktur. Bahsetmeyişimizin yegâne sebebi, kendisinin razı olmamasıdır.
Evvelden beri, hem sohbetlerinde, hem mektuplarında bu zamanın cemaat zamanı olup, şahsî kemalât ve meziyetlerin hizmet-i imaniyede şahs-ı mânevî kadar tesiri olmadığını zikretmesi; hem şahsından ziyade, Kur’ân-ı Hakîmden nebean eden Risale-i Nur’a nazar edilmesini, bütün kıymet ve faziletin Risale-i Nur’da tecellî eden hakikat-i Kur’âniyeye ait olduğunu defalarca ihtar etmesi ve kendisine ait böyle bir tarihçe-i hayat hazırlandığını duyduğu zaman, “Tafsilâta lüzum yok. Yalnız Risale-i Nur hizmetine dair bahisler yazılsın” diye haber göndermesi gibi sebeplere binaen, şahsına ait bahisler gayet kısa kesilmiştir. Üstadın hayatına temas eden ve daha ziyade hizmet-i Nuriyeye ait mektuplar, müdafaalar, muhtelif zamanlara ait o zamandaki ahvalini bir derece ifade eden makale ve hatıralarını olduğu gibi koyduk. Bu suretle, bu eser, istikbaldeki münevver Nur Talebeleri için hakikî bir me’haz teşkil etmektedir. Muhterem edip ve muharrirler, bundan istifade ile inşaallah, daha mükemmel, daha hakikatli ve faideli tarihçe-i hayatlar hazırlayacaklardır.
[TABLE]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
[TD]ahvâl: haller, durumlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bahis: konu[/TD]
[TD]binâen: –dayanarak, dolayı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]edip: edebiyatçı[/TD]
[TD]evvelâ: öncelikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fazilet: güzel ve üstün değer, erdem[/TD]
[TD]hakikat-i Kur’âniye: Kur’ân’da yer alan gerçek mesele[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikatli: gerçek, doğru[/TD]
[TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hizmet-i Nuriye: Nur hizmeti; Risale-i Nur’da bulunan iman hakikatlerini insanlara ulaştırma hizmeti[/TD]
[TD]hizmet-i imâniye: iman hakikatlerini muhtaç insanlara ulaştırma hizmeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtar: hatırlatma, ikaz[/TD]
[TD]inşaallah: Allah izin verirse[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istifade: faydalanma, yararlanma[/TD]
[TD]istikbal: gelecek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itiraf etme: bir gerçeği saklamaktan vazgeçip açıklama, bildirme[/TD]
[TD]kemâlât: faziletler, iyilikler, ahlâk ve huy güzellikleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahiyet: asıl nitelik, özellik[/TD]
[TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]me’haz: kaynak[/TD]
[TD]muharrir: yazar, araştırmacı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtelif: çeşitli, birbirinden farklı[/TD]
[TD]muhterem: hürmete lâyık, saygıdeğer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müdafaa: savunma[/TD]
[TD]münevver: aydın, nurlu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar etme: bakma[/TD]
[TD]nebean eden: bir kaynaktan, ortaya çıkan; gelişen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]serd etme: sözü peş peşe, tertipli ve güzel bir şekilde söyleme[/TD]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tafsilât: ayrıntılar[/TD]
[TD]tarihçe-i hayat: hayat hikayesi, biyografi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî etme: belirme, görünme, yansıma[/TD]
[TD]teyid etme: doğrulama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşkil etme: oluşturma, meydana getirme; bir araya getirme[/TD]
[TD]vak’a: hadise, olay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yegâne: tek[/TD]
[TD]zikretme: anma, dile getirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[TD]Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şahs-ı mânevî: mânevî şahıs, belli bir ideal ve gaye etrafında bir araya gelen topluluğun oluşturduğu mânevî şahsiyet ve ortak kimlik[/TD]
[/TR]
[/TABLE]29 Ekim 2012: 10:24 #809512Anonim
Şurasını da hatırlatmak isteriz ki, bu eser, muhtelif meslek ve meşreplere mensup bulunan muharrirlerin ayrı ayrı mütalâalarına ve ediplerin yersiz mübalâğalara kaçan kalemlerine havale edilerek safiyeti bozulmamıştır.
Hem yine itiraf edelim ki, Risale-i Nur’un parlak ve nurlu vasfına ve Said Nursî’nin baştan başa iffet-i mücesseme ve şecaat-i harika teşkil eden hayat ve ahlâkına lâyık izah, ifade ve üslûp ile meydana çıkamadık. Bu zatın ifa ettiği binler küllî hizmetten birtek hizmet, yaşadığı müteaddit zamanlardan tek bir zamanda gösterdiği kahramanlık ve harika şecaati, telif ettiği âsârından birtek eseri dahi onun için muazzam bir tarihçe-i hayat hazırlanmasına sebep olabilirken; binler ayrı ayrı seciye, ahlâk-ı âliye, hizmet-i Kur’âniye, şehamet-i imaniye ile dolu ve yüz otuz kadar eserleriyle, değil bir kasaba, bir vilâyet, bir memlekette; belki milletler, devletler muvacehesinde âlem-i İslâm ve insaniyete şamil ve müessir hizmet-i külliye ile mücehhez tarihçesi, elbette bu esere sığışmaz ve sığışamadı.
Hem Üstadın mesleğini, meşrebini ve hususî ahvâlini, pek çok seciye ve hasletleri şahsında ve hizmetinde toplayan şahsiyetini tarif edemedik. Onun yaşadığı müteaddit hayat safhalarını yakından gören ve içinde bulunan talebe ve hizmetkârlarını birer birer dinlemek ve görüşmek lâzımdır ki, tarihçe-i hayatı bir derece mufassal hazırlanabilsin.

Bu eserin mütalâasıyla görülecek ki, bugün, yalnız Anadolu ve âlem-i İslâm için değil, bütün insaniyet için kayda değer büyük bir hakikat meydana çıkmıştır. Buhakikat, umumun iştirakıyla külliyet kesb ederek, “Risale-i Nur hizmet-i imaniyesi” ve “Bediüzzaman ve Nur talebeleri” diye adlandırılmaktadır. Bu hakikatin
[TABLE]
[TR]
[TD]Anadolu: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]ahlâk-ı âliye: yüksek, üstün ahlâk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ahvâl: haller, durumlar[/TD]
[TD]cephe: yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]edip: edebiyatçı[/TD]
[TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haslet: huy, özellik, karakter[/TD]
[TD]havale: gönderme, bırakma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hizmet-i Kur’âniye: Kur’ân’daki hakikatleri insanlara ulaştırma hizmeti[/TD]
[TD]hizmet-i imâniye: iman hakikatlerini muhtaçlara ulaştırma hizmeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hizmet-i külliye: büyük ve kapsamlı hizmet[/TD]
[TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususî: özel[/TD]
[TD]ifa etme: yerine getirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iffet-i mücesseme: her şeyiyle ve her haliyle günahlardan ve haramlardan son derece sakınmanın gözle görülebilir örneği[/TD]
[TD]insaniyet: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itiraf etme: kabullenme, dile getirme[/TD]
[TD]izah: açıklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştirak: katılım[/TD]
[TD]kesb etmek: kazanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]külliyet: kapsamlı oluş, bireylerden bir sınıf oluşma[/TD]
[TD]küllî: kapsamlı, geniş, evrensel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mensup: bağlı[/TD]
[TD]meslek: takip edilen çizgi, yöntem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meslek ve meşrep: hareket tarzı, takip edilen yöntem ve metod[/TD]
[TD]meşreb: hareket tarzı, metod[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muazzam: büyük[/TD]
[TD]mufassal: ayrıntılı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muharrir: yazar, araştırmacı[/TD]
[TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvâcehesinde: karşısında[/TD]
[TD]mübalağa: abartı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mücehhez: cihazlanmış, donanmış[/TD]
[TD]müessir: tesirli, etkili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütalâa etme: inceleme; bir konu üzerinde araştırma yaparak değerlendirmelerde bulunma[/TD]
[TD]müteaddit: birden fazla, çeşitli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]safha: aşama, merhale[/TD]
[TD]seciye: huy, karakter[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâfiyet: temizlik, arınmış olma[/TD]
[TD]tarihçe-i hayat: hayat hikayesi, biyografi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]telif etme: kitap yazma, kaleme alma[/TD]
[TD]teşkil etme: meydana getirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bir şeyin tamamı, geneli[/TD]
[TD]vasıf: sıfat özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vilâyet: il[/TD]
[TD]Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i İslâmî: İslâm dünyası[/TD]
[TD]âsâr: eserler, kitaplar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]üslûp: ifade tarzı[/TD]
[TD]şahsiyet: kişilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şamil: içine alan, kapsayıcı[/TD]
[TD]şecaat: yiğitlik, kahramanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şecaat-i harika: harika ve benzersiz yiğitlik ve kahramanlık[/TD]
[TD]şehâmet-i imâniye: imandan gelen cesaret, yiğitlik[/TD]
[/TR]
[/TABLE]29 Ekim 2012: 10:25 #809513Anonim
ve bu cereyanın neden ibaret bulunduğu, menşei, gaye ve ideali ne olduğu, halk tabakalarındaki tesiri, fert ve cemiyetin hayat-ı maddiye ve mâneviyesine, istikbaldeki milletçe emniyet ve saadetimizin teminine ait tesiri, bu Tarihçe‑i Hayat ile tebarüz etmektedir.
Netice itibarıyla, zehirlemekten zevk alan akrep misillü ve anarşist ruhlu olmayan herbir fert, bu dâvânın karşısında ancak sevinç duyar.
Belki bize şöyle bir sual sorulabilir: “Acaba bu Tarihçe-i Hayat ile Said Nursî beşerin efkârına insan üstü bir varlık olarak gösterilmek mi isteniyor?”
Hayır!
Dünyanın ve hayatın mahiyetini bilen insanlar için, muvakkat âlâyişin, şan ve şöhretin hiçbir kıymeti yoktur. Hakikati müdrik bir insan, fânilerin sahte iltifatlarına kıymet vermez ve arkasına dönüp bakmaz. İşte, Said Nursî bu noktadan da mânevî büyük bir kahramandır. Hayatı, insanı hayrette bırakan çeşitli kahramanlıklarla dolu olmakla beraber; hakta, hak yolunda fâni olup, şahsından feragat etmede de mümtaz bir fedakâr olarak nazara çarpmaktadır. İlâhî bir inayete mazhariyetle, dağ gibi engelleri aşıp, bu asrın yüzlerce menfi cereyanları karşısında kudsî dâvâsını çekinmeyerek ilân edip selâmete çıkarması, kendisinin şahsiyetinden tamamıyla feragat ettiğini, hak yolunda fedâi olduğunu göstermektedir.
Evet, Said Nursî şahsî dehâsıyla ve inayet-i Hakla insanlık âleminde yeni bir çığır açmıştır. Bu zât, bütün istidadını ve benliğini ezelî bir hakikate feda ederek, bütün zamanlarda hükümran olan bu Kur’ânî hakikati dâvâ edinmiştir. Şahsında ve hizmetinde görünen bütün yüksek vasıf ve kemalât, ancak kudsî dâvâsından aksetmektedir. Nasıl ki binler âyine ortasında bulunan bir lâmba, nûranî ışığa mâlikolduğu için karşısındaki âyineler adedince külliyet kesb eder ve o kadar kıymet alır; zira herbir âyinede bir lâmba, ışığıyla beraber mevcuttur. Aynen öyle de,
[TABLE]
[TR]
[TD]aksetmek: yansımak[/TD]
[TD]anarşist: hiçbir kayıt ve kural tanımayan, yıkıcı, kargaşa çıkaran[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]asır: yüzyıl[/TD]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemiyet: toplum[/TD]
[TD]cereyan: hareket, akım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehâ: olağanüstü zekâ ve akıl[/TD]
[TD]dâvâ edinme: bir hedef, ideal ve düşüncenin doğruluğunu ispatlama gayret ve çabasına girme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]efkâr: fikirler, düşünceler[/TD]
[TD]emniyet: güven[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ezelî: başlangıcı olmayan sonsuzluk[/TD]
[TD]feragat: hakkından isteyerek vaz geçme, affetme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fâni: geçici, ölümlü[/TD]
[TD]fâni olma: kendisini bir şeye tamamen adama ve dâvâsıyla bütünleşme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
[TD]hayat-ı maddiye ve mâneviye: maddî ve manevî hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hükümran: hükmü geçen, hükmeden[/TD]
[TD]ibaret bulunma: meydana gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iltifat: ilgilenme, yönelme[/TD]
[TD]inayet: lütuf, iyilik, yardım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inayet-i Hak: Hakk’ın, Allah’ın yardımı[/TD]
[TD]istidad: kabiliyet, yetenek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istikbal: gelecek[/TD]
[TD]kemâlât: mükemmel ve yüksek özellikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesb etme: elde etme, kazanma[/TD]
[TD]kudsî: kutsal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]külliyet: bireylerden bir sınıf oluşma[/TD]
[TD]mahiyet: temel özellikler ve nitelikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhariyet: ayna olma, bir nimete erişme[/TD]
[TD]menfi: olumsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menşe’: kaynak[/TD]
[TD]mevcut: var olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misilli: gibi[/TD]
[TD]muvakkat: geçici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâlik: sahip[/TD]
[TD]müdrik: idrak eden, kavrayan, anlayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mümtaz: seçkin[/TD]
[TD]nazara çarpma: dikkat çekme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]netice itibarıyla: sonuç olarak[/TD]
[TD]nûranî: nurlu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]selâmet: esenlik, güvenlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tarihçe-i hayat: hayat hikayesi, biyografi[/TD]
[TD]tebarüz etme: belirme, ortaya çıkma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temini: sağlaması[/TD]
[TD]vasıf: özellik, sıfat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zira: çünkü[/TD]
[TD]âlâyiş: gösteriş[/TD]
[/TR]
[/TABLE]29 Ekim 2012: 10:27 #809514Anonim
Bediüzzaman, şu kâinatın ve umum zamanların mânevî güneşi olan Kur’ân-ı Hakîme ve din-i mübin-i İslâmın mübelliği Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma müteveccih olmuştur. Ve onların ziyasına mâkes Risale-i Nur’un zuhuruna, inkişafına vesile olduğu için, eserinden ışık alan, dâvâsından feyiz ve kuvvet alan yüz binler, hattâ milyonlarca insanın âyine-misâl akıl, kalb ve ruhlarında mânen yaşamakta ve örnek bir insan, büyük bir mütefekkir olarak kabul ve yad edilmektedir.
İşte onu mânen yaşatan bu gibi kıymetlerdir. Dalâlet cereyanlarının karşısında ehl-i iman fedakârlarından büyük bir şahs-ı mânevî meydana çıkararak, muhkem bir sedd-i Kur’ânî ve imanî tesis edip mü’minlerin nokta-i istinadı olmasıdır. İnandığı kudsî dâvâya gösterdiği azim ve sebatla, mü’minlerin kalblerini ihtizaza vererek, ruhlarda İslâmî aşk ve heyecanı uyandırmasıdır. Fânilere perestiş eden biçare insanlara bâkî ve lâyemut bir hakikati gösterip nazarları oraya çevirmeye çalışmasıdır. Vazifesinin böyle ulviyetiyle beraber—fakat beşeriyet itibarıyla—ubudiyet vazifesiyle de kendini herkesten ziyade kusurlu, noksan ve âciz gören ve öyle bilen, dergâh-ı rahmette acz ve fakr ile niyaz eden ve insanlığa rahmeti, saadeti talep eden bir abd-i azizdir, bir fakir-i müstağnidir. Evet o, “Bir kimsenin imanını kurtarırsam, o zaman bana Cehennem dahi gül-gülistan olur” demektedir. Nefsindeki enaniyet ve gurur putunu kırmakla kalmamış; âlemdeki tabiatperestlerin putlarını dahi târümar etmek gibi bir vazife gördüğü, dost ve düşman, herkesin malûmu olmuştur.
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]abd-i aziz: izzetli kul, Allah’tan başkasına müracaat etmeyen ve minnet duymayan kul[/TD]
[TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ayna-misal: ayna gibi[/TD]
[TD]azim: kararlılık, gayret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşeriyet: insanlık[/TD]
[TD]biçare: çaresiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâkî: devamlı, kalıcı, ölümsüz[/TD]
[TD]cereyan: hareket, akım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dalâlet: hak yoldan ayrılma, inkârcılık[/TD]
[TD]dergâh-ı rahmet: Allah’ın rahmet kapısı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]din-i mübin-i İslâm: hak ve hakikatı açıklayan İslâm dini[/TD]
[TD]ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enaniyet: benlik[/TD]
[TD]fakir-i müstağni: elindekiyle yetinip kanaat eden ve ihtiyacını başkasına bildirmeyen fakir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fakr: fakirlik, ihtiyaç hâli[/TD]
[TD]feyiz: ilham, bolluk, bereket[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fâni: gelip geçici olan, ölümlü[/TD]
[TD]gülistan: gül bahçesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
[TD]ihtizâza verme: sarsma, titretme, hareketlendirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkişaf: açığa çıkma, gelişme[/TD]
[TD]itibarıyla: özelliğiyle, -den olayı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudsî: kutsal[/TD]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâyemut: ölümsüz[/TD]
[TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhkem: sağlam, kuvvetli[/TD]
[TD]mâkes: yansıma yeri, ayna[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânen: mânevî yönden[/TD]
[TD]mübelliğ: tebliğ edici, bildirici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütefekkir: düşünür, bilgin[/TD]
[TD]müteveccih: yönelik, yönelmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: dikkat, bakış[/TD]
[TD]nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]niyaz etme: dua etme, yalvarıp yakarma[/TD]
[TD]noksan: eksik, yetersiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nokta-i istinad: dayanak noktası[/TD]
[TD]perestiş etme: bir şeye aşırı derecede değer verme, düşkünlük gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet ve ihsan[/TD]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sebat: kararlılık, sabit olma[/TD]
[TD]sedd-i Kur’ânî ve imanî: Kur’ân ve iman hakikateriyle kurulan ve inançsızlığın önünü kesen set, hisar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabiatperest: herşeyin tabiatın tesiriyle meydana geldiğini iddia eden, tabiata tapan[/TD]
[TD]talep eden: isteyen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesis etme: kurma[/TD]
[TD]târümar etme: dağıtma, parçalama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
[TD]ulviyet: yücelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]vesile: araç, vasıta[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yad edilme: anılma, dile getirilme[/TD]
[TD]ziya: ışık, parlaklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[TD]zuhur: görünme, ortaya çıkma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âciz: güçsüz, elinden bir şey gelmeyen[/TD]
[TD]şahs-ı mânevî: mânevî şahıs, belli bir ideal ve gaye etrafında bir araya gelen topluluğun oluşturduğu mânevî şahsiyet ve ortak kimlik[/TD]
[/TR]
[/TABLE]29 Ekim 2012: 10:29 #809515Anonim
İşte Bediüzzaman hakkında takdir ve tebriki ifade eden bütün yazılar bu mânâ içindir.
Bazı gazetelerin zaman zaman yaptıkları neşriyattan anlaşılıyor ki: Din ve İslâmiyet düşmanları, ekseriya perde ardından bahaneler icad ederek dine saldırmaktadırlar. Doğrudan doğruya dinin ve İslâmiyetin aleyhinde bulunmuyorlar; dine hizmet eden, bu uğurda türlü fedakârlıklara katlananları nazar-ı âmmede kötülemek, halkın sevgisini çürütmek için hücuma geçiyorlar; ta ki dine hizmet edenleri âtıl vaziyete getirip, dinî inkişafa mâni olsunlar; imansızlığın, ahlâksızlığın revaç bulmasını temin etsinler. Demokrasi devrinde ve din hürriyetine müsaade edildiği bu zamanda böyle olursa, “Din zehirdir” diye millet kürsüsünden ilânat yapıldığı bir devirde dindarlara, hususan İslâmî gelişme ve inkişafa hizmet edenlere nasıl davranıldığı kolayca anlaşılır.
Devr-i sabıkta, Üstad ve Nur talebelerini mahkemeye sevk edenler arasında öyleleri çıkmış ki, kanun perdesi altında menfi ideolojilerine, şahsî kin ve ihtiraslarına göre hareket etmişler; vazifelerinin icabını yapmaları lâzım gelirken, sanki vatan ve millet hainlerini yakalamış gibi çeşitli hakaret ve iftiralarla Bediüzzaman ve talebelerine hücum etmişler; mahkeme beraat vermişken, kanunu tatbik etmekle mükellef bazıları, Said Nursî için yakında idam edileceği şayiasını etrafa yaymaktan sıkılmamışlardır. Biz, bu yazılarla onlar aleyhinde konuşmak değil, bir hakikati beyan etmek istiyoruz. Belki onlardan birçoğu bu hareketinde mâzurdur, mecburen yapmıştır. Her ne olursa olsun, bu muameleler ispat ediyor ki, Bediüzzaman’ın muhakeme olunduğu, mahkemeye sevk edildiği tarihlerde gizli dinsizler, ifsad komiteleri faaliyette idiler. Mahkeme eliyle mahkûm edemedikleri ve dâvâsına mâni olamadıkları Said Nursî’ye, insafsızca iftiralarda, yalan propagandalarda bulunacaktılar ve bulundular. Bu elîm vaziyeti gören her insaf sahibi, onun müstakim bir din adamı, hakikat adamı olduğunu söylemekten çekinmemiştir. Binaenaleyh, Bediüzzaman ve Risale-i Nur hakkında tekrarla ve ısrarla devam edegelen takdirkâr yazı ve takrizlerin neşredilmesinin
[TABLE]
[TR]
[TD]beraat verme: mahkeme tarafından suçsuz görülerek salıverilme[/TD]
[TD]beyan etme: açıklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[TD]demokrasi devri: demokrasi yönetiminin uygulandığı dönem; Demokrat Parti dönemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]devr-i sabık: önceki dönem; Demokrat Parti iktidarı öncesi[/TD]
[TD]dinî inkişaf: dinî gelişmeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ekseriya: genellikle, çoğunlukla[/TD]
[TD]elîm: acı veren, üzücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
[TD]hususan: bilhassa, özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hürriyet: serbestlik[/TD]
[TD]icab: gerektirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad etme: var etme[/TD]
[TD]ideoloji: siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukukî, bilimsel, inanç, felsefî, moral, estetik düşünceler bütünü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ifsad komitesi: toplumdaki huzur ve güven ortamını ve toplumsal değerleri bozmaya çalışan gizli cemiyet[/TD]
[TD]ihtiras: aşırı istekler, tutkular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilânat yapma: ilân etme, duyuru yapma[/TD]
[TD]inkişaf: açığa çıkma, gelişme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahkûm etme: bir cezaya çarptırma[/TD]
[TD]mazur: özürlü, mazeretli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menfi: olumsuz, karşıt[/TD]
[TD]millet kürsüsü: Türkiye Büyük Millet Meclisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muamele: uygulama[/TD]
[TD]muhakeme: mahkemeye çıkarılıp sorgulanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâni: engel[/TD]
[TD]mükellef: yükümlü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsaade etme: izin verme[/TD]
[TD]müstakim: doğru yolda olan; istikametini saptırmayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar-ı âmme: kamuoyu; nalkın gözleri önünde[/TD]
[TD]neşretmek: yaymak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neşriyat: yayın[/TD]
[TD]revaç bulma: yaygınlaşma, kabul görme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdir: beğeniyi dile getiren ifade[/TD]
[TD]takdirkâr: takdir eden, beğeniyi ifade eden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takriz: birşeyi veya bir eseri beğendiğini söyleme amacıyla yazılan yazı[/TD]
[TD]tatbik etme: uygulama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temin: sağlama[/TD]
[TD]vaziyet: durum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
[TD]âtıl: boş, etkisi olmayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şayia: yaygın haber, söylenti[/TD]
[/TR]
[/TABLE]29 Ekim 2012: 10:31 #809516Anonim
bir mühim âmili de bu olsa gerektir ve tenkit edilmemelidir. Nazar-ı dikkatle bu zâtı ve eserlerini temaşa edenler, kemal-i takdirle tebrik ve senâdan kendilerini alamamışlardır.
Bilhassa mahkûm ettirilmek için sevk edildiği mahkemeler ve ehl-i vukuflar, eserlerini ve hayatını tetkikten sonra, eserlerinde görünen kemalât ve güzelliği tasdik etmişlerdir. Şu halde, milletin en zekî ve ferasetli tabakasının, ehl-i akıl ve kalbin yarım asırdan beri devam edegelen ve gittikçe umumiyet kesb eden Said Nursî ve Risale-i Nur hakkındaki kanaat ve ifadeleri, gerçekten büyük bir hakikatin tezahürü olarak kabul edilmek icap eder.

Sual: Madem Allah Alîmdir. Onun bilmesi ve iltifatı kâfidir. Ehl-i kemal büyük zatlar, daima kendilerini setretmişler. Hem bâki bir âlemde hakikatler bütün çıplaklığıyla ortaya döküleceğine göre, niçin Risale-i Nur’un meziyetleri, İlâhî inayet ve ikramlar çoklukla zikredilmiş; Said Nursî’nin hizmet-i Kur’âniyesi esnasında mazhar olduğu harika muvaffakiyet ve kemalât beyan edilmiş ve bunlar niçin neşredilmiş; hattâ ilmî eserlerinin bir çoğunun arkasında bu nevi takrizler konulmuş?
Cevap: Bu hususta mukni cevaplar bazı mektuplarda vardır. Bir hülâsası şudur:
Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’un neşriyle hizmeti, doğrudan doğruya Kur’ân hesabınadır. İman hakikatlerinin neşri, Müslümanların imanlarının takviyesi, kuvvetlenmesi, dolayısıyla İslâm dininin teâli etmesi, din düşmanlarının müfsit hücumlarının def edilmesi ve İslâm dininin insanlar arasında maddî ve mânevî kemalâtın zübde ve hülâsası olduğunu âleme ilân etmek ve herkese kanaat-i kat’iye vermek için zikredilmiştir. Yukarıda bahsedildiği gibi, aleyhte olanlar öyle insafsızca hücumlarda bulunmuşlardır ki, Said Nursî hadsiz muarızlara,
[TABLE]
[TR]
[TD]Alîm: her şeyi hakkıyla bilen, ilmi herşeyi kuşatan Allah[/TD]
[TD]asır: yüzyıl[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan etme: açıklama[/TD]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâki: devamlı, sürekli[/TD]
[TD]ehl-i akıl ve kalp: akıllıca düşünebilen ve vicdan sahibi kişiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i kemâl: manevî âlemlerde çok yüksek derecelere çıkan, halleri ve özellikleriyle mükemmel olan insanlar[/TD]
[TD]ehl-i vukuf: bir meseleyi derinliğine bilen ihtisas sahipleri; bilirkişiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esnasında: sırasında[/TD]
[TD]ferâset: çabuk sezme ve anlama kabiliyeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız[/TD]
[TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hizmet-i Kur’âniye: Kur’ân hakikatlerini insanlara ulaştırma hizmeti[/TD]
[TD]hülâsa: özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icap etme: gerekme[/TD]
[TD]ikram: bağış, iyilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iltifat: yönelme ve değer verme[/TD]
[TD]inayet: gözetme, yardım etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kanaat-i kat’iye: kesin kanaat, görüş[/TD]
[TD]kemal-i takdir: çok yüksek ve geniş bir seviyede takdir etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâlât: mükemmel ve üstün özellikler[/TD]
[TD]kesb eden: kazanan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâfi: yeterli[/TD]
[TD]mahkûm ettirme: mahkemede ceza verilmesini sağlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar olma: ayna olma, erişme[/TD]
[TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muarız: karşı gelen, karşıt[/TD]
[TD]mukni: ikna edici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvaffakiyet: başarı[/TD]
[TD]müfsit: bozguncu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar-ı dikkat: dikkatli bakış[/TD]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neşr: yayma, insanlara ulaştırma[/TD]
[TD]senâ: övme, methetme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]setretme: örtme, gizleme[/TD]
[TD]sual: soru[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takriz: birşeyi veya bir eseri beğendiğini söyleme amacıyla yazılan yazı[/TD]
[TD]takviye: güçlendirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasdik etme: kabul etme, onaylama[/TD]
[TD]temâşâ etme: seyretme, gözlemleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenkit: eleştirme[/TD]
[TD]tetkik: inceleme, araştırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezahür: belirme, görünme, ortaya çıkma[/TD]
[TD]teâli etme: yücelme, yükselme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumiyet: genellik[/TD]
[TD]zikretme: anma, ifade etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zübde: en seçkin kısım, öz, kaynak[/TD]
[TD]âmil: sebep[/TD]
[/TR]
[/TABLE]29 Ekim 2012: 10:33 #809517Anonim
çok kuvvetli ve kesretli düşmanlara karşı az, fakir ve zayıf olan Risale-i Nur talebelerine kuvve-i mâneviyye, gaybî imdat, teşci, sebat ve metanet vermek için, Risale-i Nur hakkındaki ikram-ı İlâhî ve hizmetin makbuliyetine ait inayet-i Rabbaniyeyi zikretmiş; insafsız hücum ve asılsız iftiralara karşı mecburiyetle müdafaaya geçilmiştir.
Hem Tarihçe-i Hayat’ta geçen bir mektubunda, Bediüzzaman:
“Ben itiraf ediyorum ki, böyle makbul bir eserin mazharı olmaya hiçbir vecihle liyakatim yoktur. Fakat çok ehemmiyetsiz bir çekirdekten koca dağ gibi bir ağacı halketmek kudret-i İlâhiyenin şe’nindendir ve âdetidir ve azametine delildir. Ben kasemle temin ederim ki, Risale-i Nur’u senâdan maksadım, Kur’ân’ın hakikatlerini ve imanın rükünlerini teyid ve ispat ve neşirdir. Hâlık-ı Rahîmime yüz binler şükür olsun ki, beni kendime beğendirmemiş, nefsimin ayıplarını ve kusurlarını bana göstermiş ve onefs-i emmâreyi başkalara beğendirmek arzusu kalmamış. Kabir kapısında bekleyen bir adamın arkasındaki fâni dünyaya riyakârane bakması, acınacak bir hamakattir ve dehşet verici bir hasarettir. İşte bu hâlet-i ruhiye ile, yalnız hakaik-i imaniyenin tercümanı olan Risale-i Nur’un, Kur’ân’ın malı olarak meziyetlerini izhar ediyorum. Sözlerdeki hakaik ve kemâlât benim değil, Kur’ân’ındır ve Kur’ân’dan tereşşuh etmiştir. Madem ben faniyim, gideceğim; elbette bâki olacak birşey ve bir eser benimle bağlanmamak gerektir ve bağlanmamalı. Evet, lezzetli üzüm salkımlarının hâsiyetleri kuru çubuğunda aranılmaz. İşte ben de öyle kuru çubuk hükmündeyim.”
Evet, Said Nursî, Risale-i Nur’la dinsizliğe ve İslâmiyet aleyhindeki cereyanlara karşı giriştiği Kur’ân ve iman hizmetinde çok yardımcılara, hükûmet ve milletçe teşvik ve müzaherete muhtaç iken, bilâkis çeşitli iftira, tezvir ve ittihamlarla hapse sürülmek, eserlerini imha etmek, halkı kendinden soğutmak için
[TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Rahîm: herbir varlıkta merhamet ve şefkati tecelli eden ve her şeyi yoktan yaratan Allah[/TD]
[TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilâkis: aksine, tersine[/TD]
[TD]bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cereyan: hareket, akım[/TD]
[TD]ehemmiyetsiz: önemsiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fâni: ölümlü, gelip geçici[/TD]
[TD]gaybî: bilinmeyen, gayb âlemine ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakaik: gerçekler, doğrular[/TD]
[TD]hakaik-i imaniye: iman hakikatleri, esasları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
[TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hamakat: ahmaklık[/TD]
[TD]hasaret: zarar, ziyan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâlet-i ruhiye: ruh hali[/TD]
[TD]hâsiyet: özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hükûmet: yönetim, idare, devletin icra mekanizması[/TD]
[TD]ikrâm-ı İlâhî: Allah’ın lütfü, ikramı ve ihsanı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imdat: yardım[/TD]
[TD]imha: yok etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inâyet-i Rabbâniye: Allah’ın inâyeti, yardımı[/TD]
[TD]ittiham: suçlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izhar etme: açığa çıkarma, gösterme[/TD]
[TD]kasem: yemin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâlât: mükemmel ve üstün özellikler[/TD]
[TD]kesretli: çok[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret-i İlâhiye: Allah’ın güç ve iktidarı[/TD]
[TD]kuvve-i mâneviyye: manevi kuvvet, moral gücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]liyakat: lâyık olma[/TD]
[TD]makbul: Allah tarafından kabul edilmiş, kabule mazhar olmuş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makbuliyet: Allah tarafından kabul edilmesi[/TD]
[TD]mazharı olma: ayna gibi yansıtma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mecburiyet: zorunluluk[/TD]
[TD]metanet: sağlamlık, kararlılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
[TD]müdafaa: savunma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müzaheret: koruma, yardım[/TD]
[TD]nefs: kişinin kendisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[TD]neşir: yayma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]riyakârane: gösterişli bir şekilde[/TD]
[TD]rükün: esas, şart[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sebat: kararlılık, sabit olma[/TD]
[TD]senâ: övme, methetme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tarihçe-i hayat: hayat hikayesi, biyografi[/TD]
[TD]temin: sağlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tercüman: tercüme eden[/TD]
[TD]tereşşuh etme: sızma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teyid: destekleme, kuvvetlendirme[/TD]
[TD]tezvir: iftira, yalan-dolan, sahtecilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşcî: cesaretlendirme[/TD]
[TD]vecih: yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şe’n: gerek, özellik[/TD]
[TD]şükür: nimetlere karşı memnunluk gösterme, Allah’a teşekkür etme[/TD]
[/TR]
[/TABLE]29 Ekim 2012: 10:36 #809518Anonim
aleyhinde türlü isnatlar yapılmıştır. Elbette hak bildiği mesleğini, Kur’ân’ın şerefine ve Hazret-i Peygamberin nübüvvetinin teâlisine ait hizmetini aleyhteki iftiralardan müberra kılmak için hakikati söyleyecek, müdafaada bulunacak; faraza bazılar tarafından şahsî bir noksanlık telâkki edilse bile, umumun istifade ve saadeti için şahsî zararına da razı olacaktır. Onun için, Risale-i Nur hakkında beyan edilen ve neşredilen senalara bu gibi noktalardan bakmak lâzımdır; yoksa hizmete zarar olur. Dar düşünce ile hareket etmek zamanında değiliz. İmansızlar, kendi muzır mesleklerini, menfi ideolojilerini, sahte kahramanları hattâ İslâm düşmanlarını—onlar asla lâyık olmadığı halde—çeşitli medh ü senâ ile insanlığın nazarına göstermeye, alkış toplamaya çalışıyorlar. Uzağa gitmeye lüzum yok; dünyayı saran dehşetli dinsizlik cereyanını idare edenler büyük kahramanlar olarak ilân edilirken, neden Müslümanlar hak dinlerini medh ü senâ etmesinler, onun kemalâtını,ulviyetini neşretmesinler; Kur’ân’a âyine olan ve bu zamanın dinsizlik cereyanlarına meydan okuyup, dine en büyük hizmeti ifa eden bir eser külliyatı ve onun muhterem,mütevazi ve hadsiz zulümlere maruz kalmış müellifi, medhedilmesin? Halbuki yazılan yazılar, mücerred mevzular olarak değil, ekseriyetle müdafaa kabilinden, aleyhteki iftiralara cevap olarak neşredilmiş hakikatlerdir.

Üstadın hayatı, küllî hizmeti noktasından topluca iki büyük safha arz etmektedir.
Birincisi: Doğuşundan itibaren tahsil hayatı, Van’daki ikameti, İstanbul’a gelişi, siyasî hayatı, seyahatleri, Harb-i Umumîye iştiraki, Rusya’daki esareti, İstanbul’da Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiye âzâlığında bulunuşu, Kuvâ-yı Milliyede İstanbul’daki hizmeti, Ankara’ya gelerek ilk Meclis-i Meb’usandaki faaliyetleri ve kısa bir müddet sonra Van’a çekilip inzivayı ihtiyar etmesi gibi, herbiri ayrı
[TABLE]
[TR]
[TD]Ankara: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiye: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Harb-i Umumî: Birinci Dünya Savaşı[/TD]
[TD]Kuvâ-yı Milliye: (bk. bilgiler – Millî Mücadele)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Meclis-i Meb’usan: Türkiye Büyük Millet Meclisi[/TD]
[TD]Rusya: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Van: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]arz etme: kendini gösterme, ortaya çıkma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan etme: açıklama[/TD]
[TD]cereyan: hareket, akım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ekseriyetle: çoğunlukla[/TD]
[TD]esaret: esirlik, tutsaklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]faraza: varsayalım ki[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
[TD]ideoloji: siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukukî, bilimsel, inanç, felsefî, moral, estetik düşünceler bütünü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ifa etme: yerine getirme[/TD]
[TD]ihtiyar etme: tercih etme, seçme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ikamet: yerleşme[/TD]
[TD]inziva: yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]isnat: dayandırma, yalan iftiralar yükleme[/TD]
[TD]istifade: faydalanma, yararlanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştirak: katılma[/TD]
[TD]kabilinden: gibisinden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâlât: mükemmel ve üstün özellikler[/TD]
[TD]külliyat: çok sayıda unsurdan meydana gelen eser; Risale-i Nur Külliyatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî: kapsamlı, geniş, evrensel[/TD]
[TD]maruz kalma: uğrama, yüzyüze gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medh ü senâ: övme ve methetme[/TD]
[TD]medhetme: övme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menfi: negatif, olumsuz[/TD]
[TD]mevzu: konu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhterem: hürmete lâyık, saygıdeğer[/TD]
[TD]muzır: zararlı şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müberra: arınmış, temiz[/TD]
[TD]mücerred: soyut[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müdafaa: savunma[/TD]
[TD]müellif: telif eden, yazan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütevazi: alçakgönüllü[/TD]
[TD]nazar: dikkat, bakış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neşretmek: yaymak[/TD]
[TD]noksanlık: eksiklik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nübüvvet: peygamberlik, elçilik[/TD]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]safha: merhale, aşama[/TD]
[TD]sena: övme, methetme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyehat: yolculuk[/TD]
[TD]tahsil: ilim öğrenme, öğrenim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]telâkki etme: anlama, kabul etme[/TD]
[TD]teâli: yücelme, yükselme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulviyet: yücelik[/TD]
[TD]umum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
[TD]âzâlık: üyelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İstanbul: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]29 Ekim 2012: 10:38 #809519Anonim
bir hayat sahnesi olan Üstadın hayatının bu birinci safhası, iman ve Kur’ân hizmeti itibarıyla ikinci safha hayatının mukaddemesi hükmündedir. İkinci büyük hizmetine hazırlıktır. Ömrünün ellinci senesine kadardır.
İkincisi: Van’da inzivada iken garba nefyedilip Isparta’nın Barla nahiyesinde ikamete memur edildiği zamandan başlar ki, Risale-i Nur’un zuhuru ve intişarıdır. Âzamî ihlâs, âzamî fedakârlık, âzamî sadakat, metanet ve dikkat ve iktisat içinde Risale-i Nur’la giriştiği hizmet-i imaniye ve mânevî cihad-ı diniyedir.
Hayatının bu ikinci safhası, Harb-i Umumî neticesinde Osmanlı hilâfetinin inkıraz bulmasıyla insanlık âleminde medeniyet-i beşeriyeyi mahveden ve semavî dinlerle mücadeleyi esas ittihaz edinen komünizm rejiminin insaniyetin yarısını istilâ ederek dünyayı dehşete saldığı ve memleketimizi tehdide yeltendiği ve mânevî tahribatının tehlikesine maruz kaldığımız bir devreye rastlar. Bu devre, bin senedir Kur’ân’a bayraktarlık yapmış, İslâmiyete asırlarca hizmet etmiş kahraman bir millet için dikkatle incelenmesi lâzım gelen bir devredir.
Üstad, Risale-i Nur’u telif ederken, Kur’ân’ın i’câzî lem’aları olan bu eserlerin her taife-i insaniyede inkişaf edeceğini, dinsizliğin memleketimizi istilâsına mani olacağını, memleket ve millet için bir sedd-i Kur’ânî vazifesini göreceğini, Risale-i Nur hizmetinin umumiyet kesb edip, Türk Milletinin yine İslâmiyetin kahraman bir ordusu ve fedakârı olacağını, Risale-i Nur’un neşri ve ileride resmen intişarı milletçe benimsenmesi ve Maarif dairesinin hakikat-ı Kur’âniyeye yapışması neticesi maddeten ve manen milletin terakki edeceğini, İslâmiyetin büyük kuvvet bulacağını zikretmiştir.
Risale-i Nur bir alemdir, ünvandır. Bu zamanda zuhur eden Kur’ânî hakikatler manzumesidir. Necip milletimizin, insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyete sarılması,
[TABLE]
[TR]
[TD]Barla: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Harb-i Umumî: Birinci Dünya Savaşı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Isparta: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Kur’ân’ın i’câzî lem’aları: Kur’ân’ın mu’cize oluş özellikleri arasında yer alan parıltılar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Maarif dairesi: Milli Eğitim Camiası[/TD]
[TD]Van: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]alem: sembol, belirgin işaret[/TD]
[TD]asır: yüzyıl[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihad-ı diniye: dinin hakikatlerini insanlara ulaştarma, hücum eden dinsizlik ve inkâr cereyanlarına karşı mücadele etme[/TD]
[TD]garb: batı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
[TD]hakikat-ı Kur’âniye: Kur’ân’da yer alan gerçek mesele[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilâfet: halifelik[/TD]
[TD]hizmet-i imaniye: iman hakikatlerini insanlara ulaştırma hizmeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet[/TD]
[TD]ikamete memur edilme: bir yerde oturmaya mecbur bırakılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktisat: tutumluluk; her hususta orta yolu takip etme, lüzumundan fazla veya noksan harcamaktan kaçınma[/TD]
[TD]inkişaf: açığa çıkma, gelişme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkıraz bulma: dağılıp yok olma, son bulma[/TD]
[TD]insaniyet: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]insaniyet-i kübrâ: en büyük insanlık sistemi; İslâmiyet[/TD]
[TD]intişar: yayılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inziva: yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmama[/TD]
[TD]istilâ: kaplama, kuşatma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itibarıyla: özelliğiyle[/TD]
[TD]ittihaz: edinme, kabul etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesb etme: kazanma[/TD]
[TD]komünizm: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maddeten: maddî olarak[/TD]
[TD]mahvetme: yıkma, yok etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mani: engel[/TD]
[TD]manzume: düzenli ve dengeli ölçülerle biraraya getirilerek ortaya konulan eser[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medeniyet-i beşeriye: insanlık medeniyeti[/TD]
[TD]metanet: sağlamlık, kararlılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukaddeme: başlangıç, giriş[/TD]
[TD]mânen: mânevî yönden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nahiye: bucak[/TD]
[TD]necip: asil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefyetmek: sürgüne göndermek[/TD]
[TD]neşr: yayma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rejim: bir yönetim biçimi[/TD]
[TD]sadâkat: bağlılık, doğruluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]safha: aşama, basamak[/TD]
[TD]sedd-i Kur’ânî: Kur’ân’daki hakikatlerle inançsızlık önüne konulan set, engel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvî: İlâhî, vahye dayanan[/TD]
[TD]tahribat: tahripler, yıkıp bozmalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taife-i insaniye: insanlık taifesi, topluluğu[/TD]
[TD]telif: yazma, kaleme alma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terakki etme: ilerleme, yükselme[/TD]
[TD]umumiyet: genellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zikretme: anma, dile getirme[/TD]
[TD]zuhur: görünme, ortaya çıkma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Üstad: bir ilim ve san’at alanında bilgi ve söz sahibi olan âlim; Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
[TD]âzamî: en büyük, en çok[/TD]
[/TR]
[/TABLE]29 Ekim 2012: 10:40 #809520Anonim
yep yeni bir ruh ve taze bir iman aşkı ve heyecanı içinde uyanmasının ifadesidir. İçinde bulunduğumuz asrın değiştirdiği hayat şartları ve yeni bir dünya nizamı ve görüşü karşısında imanın tahkim ve takviyesiyle feveran eden hamiyet-i İslâmiyenin mânâsıdır. Mütenebbih kalbleri iman ve muhabbet-i Nebevî ile coşkun ve cihan-değer şeref-i intisabıyla serefraz fedakârların yetişmesi ve bu milletin mazisine mütenasip kahramanlığı, yüksek iman ve ahlâkı izhar etmesi işaretidir.
Bediüzzaman, Risale-i Nur’u, hiçbir makam ve meşrebin tesiri altında kalmadan, maddî-mânevî hiçbir menfaat ve hissiyat karışmadan, doğrudan doğruya Kur’ân-ı Hakîmin, umumun istifade edebileceği ve umuma hitap eden hakikatlerini tefsiretmiş, bu hakikatlerin tercümanlığını yapmıştır. Telif ettiği âsârından herkes istifade edebilmektedir. Bir taifeye, bir sınıf halka mahsus değildir. Bu Tarihçe-i Hayat, okuyucuların nazarını, bu zamanda Kur’ân’ın hikmet nurları olan Risale-i Nur’a çevirip, ondan istifadeyi gösterecektir. Said Nursî ise, Kur’ân’ın hizmetinde fedakârane çalışmış, sünnet-i Peygamberîye ittibâ etmiş, nümune-i imtisal bir zât olarak görünmektedir.
Tarihçe-i Hayat’ta geçen bazı mektuplardan anlaşılacağı üzere, Said Nursî, bir zamanlar felsefe mesleğinde çok ileri gitmiş, sonra, Kur’ân-ı Hakîmin irşadıyla hak ve hakikate erişmiş ve bu zamanda fen ve felsefe ile iştigal edip şek ve şüphelere mâruz kalanları, aklî delillerle şüphelerden kurtaracak eserler telif etmiştir.
Risale-i Nur’un yolu, mesleği, bu zamandaki hayat şartlarına, insanların ahval-i ruhiyelerine göre en selâmetli, en kısa ve umumî bir cadde-i Kur’ân’dır. Serapa ilim ve tefekkür üzerine gitmektedir. İçtimaî hayatta çeşitli hizmetler gören fertlerin istifadesi büyüktür. Risale-i Nur’u okuyan ve ondan ders alarak tefekkür-ü imaniyeyi kazananlar, dünyevî vazife ve mesleklerini âhiret hayatına
[TABLE]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: hikmetli Kur’ân; her âyet ve sûresinde sayısız hikmetler bulunan Kur’ân[/TD]
[TD]ahvâl-i ruhiye: ruhsal haller; psikolojik haller ve durumlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cadde-i Kur’ân: Kur’ân caddesi, yolu; Kur’an’da insanların takip etmeleri için sunulan kurallar bütünü[/TD]
[TD]cihan-değer: dünyalara değer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dünyevî: dünya ve dünya hayatıyla alâkalı[/TD]
[TD]fedakârane: fedakârca[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feveran: köpürme, coşma[/TD]
[TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hamiyet-i İslâmiye: İslâmın kutsal değerlerini tehlikelerden koruma ve savunma gayreti[/TD]
[TD]hikmet: ilim, yüksek bilgi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hissiyat: duygular, hisler[/TD]
[TD]irşad: doğru yolu gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istifade: faydalanma, yararlanma[/TD]
[TD]ittibâ etme: uyma, takip etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izhar etme: açığa çıkarma, gösterme[/TD]
[TD]içtimaî: toplumsal, sosyal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştigal etme: meşgul olma, uğraşma[/TD]
[TD]mazi: geçmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menfaat: çıkar, kişisel yarar[/TD]
[TD]meslek: takip edilen yol, yöntem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meşreb: hareket tarzı, metod[/TD]
[TD]muhabbet-i Nebevî: Peygamber sevgisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâruz kalma: yüzyüze gelme, bir şeyin karşısında ve tesiri altında bulunma[/TD]
[TD]mütenasip: birbirine uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütenebbih: uyanmış[/TD]
[TD]nazar: bakış, görüş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nizam: düzen[/TD]
[TD]nümune-i imtisal: örnek alınacak model[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]selâmetli: güvenli[/TD]
[TD]serapa: baştan sona[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]serefraz: seçkin, başı dik[/TD]
[TD]sünnet-i Peygamberî: Peygamberimizin söz, emir ve hareketlerine dayanan yüce prensipler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahkim: sağlamlaştırma[/TD]
[TD]taife: grup, topluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takviye: güçlendirme[/TD]
[TD]tarihçe-i hayat: hayat hikayesi, biyografi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme[/TD]
[TD]tefekkür-ü imaniye: imanî meseleler ve iman esasları çerçevesinde bütün hadiseleri tefekkürle değerlendirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefsir etme: yorumlama, açıklama[/TD]
[TD]telif: yazma, kaleme alma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]telif etme: kitap yazma, kaleme alma[/TD]
[TD]umum: genel, herkes[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
[TD]âsâr: eserler, kitaplar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şek: şüphe[/TD]
[TD]şeref-i intisab: bağlanma, katılma şerefi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]29 Ekim 2012: 11:37 #809521Anonim
ve ebedî saadete vesile yaparak büyük bahtiyarlığa erişecektir. İslâm dinindeki bu büyük hakikati derk eden münevverler, elbette, hak dininin hizmetini büyük bir saadetle deruhte edecekler, hakikati arayan, fakat bulamayan insanlığa da neşre çalışacaklar. Evet, talebe, profesör, meb’us, kim olursa olsun, mes’uliyet dairesi olanlar, muhitini tenvir ile mükelleftir. Bir vilâyet, hattâ bir memleketin, saadet ve selâmeti, tenvir ve irşadıyla mükellef olanlar, elbette çok daha ziyade müteyakkız davranmak mecburiyetindedirler. Said Nursî, Risale-i Nur’la bu millete en büyük hizmeti, iyiliği yapmıştır. Mukabilinde, şahsı için bir teşekkür dahi istemiyor. Gerçi şahsına tevcih edilen yüksek medih ve tavsifatı hâvi mektuplar var. Bunları, okuyucuların Nurlardan istifadelerine bir alâmet olduğu cihetle, Risale-i Nur hesabına kabul etmiş. Hakikatte Said Nursî’nin bu milletten, gençlikten istediği, iman ile,dünyevî ve uhrevî saadeti kazanmalarıdır. Bunun için, Kur’ân’ın bu zamana ait dersi olan Risale-i Nur’u esas tutup her yerde, her dairede neşrini, iman hakikatlerinin öğrenilmesini istemektedir. Kendisi defalarca bu millet ve memleket aleyhindeki cereyanlara karşı yegâne çarenin Risale-i Nur olduğunu ihtar etmekte ve müjdelemektedir.
Üstadın rıza-yı İlâhîye matuf hizmet, hareket ve faaliyetlerini başka maksat ve gayelere yorumlamak isteyenler, ancak basiretsizliklerini ilân ediyorlar.
İnsanın yüksek mahiyet ve ruhunun istediği hakikî saadet, ancak Kur’ân’ın gösterdiği yolda ve rıza-yı İlâhinin parıldadığı ufuktadır. Bediüzzaman, Risale-i Nur’la insanlığa bu yolu ve bu ufku göstermekte, sırat-ı müstakîm ashabının nurlu kafilesine iltihak etmenin insan için elzem olduğunu duyurmakta ve ispat etmektedir.
İşte biz, âcizâne hazırladığımız bu eserle, bu hakikate bir nebze hizmet etmek istedik. İstikbalin münevver bahtiyarlarına bir me’haz olarak bu eseri neşrediyoruz. Daha derin ve geniş bir tarihçe hazırlanması dileğimizdir.
Hazırlayanlar
وَمِنَ اللهِ التَّوْفِيقُ
1


[NOT]Dipnot-1 Muvaffakiyet ve başarı Allah’tandır. [/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]aleyhinde: karşısında, karşıt olarak[/TD]
[TD]alâmet: işaret, belirti, iz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ashab: aynı noktada birleşen ve buluşan dostlar, yakınlar[/TD]
[TD]bahtiyarlık: büyük talih ve kısmet sahibi olma, mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]basiretsizlik: yaşanan hadiselerin ardındaki gerçekleri görememe[/TD]
[TD]cereyan: hareket, akım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[TD]derk etme: anlama, kavrama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]deruhte etme: bir işi üstlenme, yerine getirme[/TD]
[TD]dünyevî ve uhrevî: dünya ve âhiretle bağlantılı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebedî: sonsuz, sonu olmayan[/TD]
[TD]elzem: çok lüzumlu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esas tutma: temel olarak kabul etme[/TD]
[TD]hak: doğru, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek[/TD]
[TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâvi: ihtiva eden, içine alan[/TD]
[TD]ihtar etme: hatırlatma, uyarma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iltihak etme: katılma[/TD]
[TD]irşad: doğru yolu gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kafile: grup, topluluk[/TD]
[TD]mahiyet: asıl nitelik, özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meb’us: milletvekili[/TD]
[TD]mecburiyet: zorunluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medih: övgü, şükür[/TD]
[TD]me’haz: kaynak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhit: çevre, etraf[/TD]
[TD]mukabilinde: karşılığında[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâtuf: ait olan[/TD]
[TD]mükellef: yükümlü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münevver: aydın; iman nuruyla aydınlanmış olan[/TD]
[TD]müteyakkız: uyanık, dikkatli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neşir: yayma, insanlara ulaştırma[/TD]
[TD]rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası; hoşnud ve razı olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]selâmet: esenlik, güvenlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırat-ı müstakim: insanları hakikate, Allah’ın istediği hedefe götüren yol; İslâmiyet[/TD]
[TD]talebe: öğrenci[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tavsifat: belirli vasıf ve sıfatlarla anma[/TD]
[TD]tenvir: nurlandırma, aydınlatma, parlatma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevcih etme: yöneltme[/TD]
[TD]vilâyet: il[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yegâne: tek[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[/TABLE] -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.