- Bu konu 3 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
29 Ekim 2012: 11:39 #678494
Anonim
Birinci Kısım
İlk hayatı29 Ekim 2012: 11:45 #809522Anonim
Bediüzzaman Said Nursî, (Rûmî 1293)
1 tarihinde Bitlis vilâyetine bağlı Hizan kazasının İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğmuştur. Babasının adı Mirza, anasının adı Nuriye’dir. Dokuz yaşına kadar peder ve validesinin yanında kaldı. O esnada bir hâlet-i ruhiye, tahsilde bulunan büyük biraderi Molla Abdullah’ın ilimden ne derece feyizyâb olduğunu tetkike sevk etti. Molla Abdullah’ın gittikçe tekâmül ederek köydeki okumamış arkadaşlarından okumakla tezahür eden meziyetini düşünüp hayran kaldı. Bunun üzerine ciddî bir şevk ile tahsili gözüne aldı ve bu niyetle nahiyeleri İsparit ocağı dahilinde bulunan Tağ köyünde Molla Mehmed Emin Efendinin medresesine gitti. Fakat fazla duramadı. Hâlet-i fıtriyeleri icabı, daima izzetini HAŞİYE-1 koruması ve hattâ âmirâne söylenen küçük bir söze dahi tahammül edememesi, medreseden ayrılmasına sebep oldu. Tekrar Nurs’a döndü.Nurs’ta ayrıca bir medrese olmadığından dersini büyük biraderinin haftada bir defa sılaya geldiği günlere hasrederdi. Bir müddet sonra Pirmis karyesine, sonra Hizan Şeyhinin yaylasına gitti. Burada da tahakküme tahammülsüzlüğü, dört talebe ile geçinmemesine sebep oldu. Bu dört talebe birleşip kendisini daima tâciz ettiklerinden, birgün Şeyh Seyyid Nur Muhammed Hazretlerinin huzuruna çıkıp, izhar-ı acz ile, arkadaşlarını şikâyet etmeyerek şöyle dedi:
[NOT]Dipnot-1 Üstad Bediüzzaman’ın doğum tarihi: Rumî 1293, Hicrî 1295, Miladî 1878 (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî’nin Doğum Tarihi)
Haşiye-1 Molla Said’de küçük yaşta görülen bu izzet, nefse muhabbetten gelmiyordu. Kader-i İlâhî, istikbalde ilâ-yı kelimetullah vazifesini inayetiyle vereceği bir abdine, o vazifeyi bihakkın ifası için lâzım olacak hasletlerden biri olan izzet-i ilmiyeyi vermişti. Molla Said, henüz o zaman bunun mahiyet ve hikmetini belki bilemiyordu; fakat zaman gösterdi ki, şimdi muhteşem bir ağaç mahiyetini alan Risale-i Nur’un muazzam ve geniş hizmetinin levazımatından olan izzet-i ilmiyeyi, Cenâb-ı Hak, Molla Said’in ruhunda, ta o zaman küçük bir çekirdek olarak derc etmişti.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Bitlis: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hizan: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Mirza: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Molla Abdullah: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Molla Mehmed Emin Efendi: (bk. bilgiler – Mehmed Emin Efendi)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Molla Said: Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
[TD]Nuriye: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Nurs/Nurs köyü: (bk. bilgiler – Nurs Köyü)[/TD]
[TD]Seyyid Nur Muhammed Hazretleri: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Tağ köyü: (bk. bilgiler – Şeyh Abdurrahman-ı Tâğî)[/TD]
[TD]abd: kul[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bihakkın: hakkıyla, gerçek anlamıyla[/TD]
[TD]birader: kardeş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ciddî: kararlı[/TD]
[TD]derc etme: yerleştirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feyizyâb olma: feyiz bulma; nasiplenme[/TD]
[TD]haslet: huy, özellik, karakter[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasretme: sınırlandırma[/TD]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: amaç, gaye[/TD]
[TD]huzura çıkma: yüksek bir makama çıkma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâlet-i fıtriye: yaratılışta bulunan haller ve özellikler[/TD]
[TD]hâlet-i ruhiye: ruh hâli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icabı: gereği[/TD]
[TD]ifa: bir görevi yerine getirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilâ-yı kelimetullah: Allah’ın ismini, dâvâsını yüceltme, yayma[/TD]
[TD]inayet: lütuf, yardım, bağış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istikbal: gelecek[/TD]
[TD]izhar-ı acz: âcizliğini ortaya koyma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izzet: itibar, şeref[/TD]
[TD]izzet-i ilmiye: ilmin izzet ve şerefi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kader-i İlâhî: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması[/TD]
[TD]kaza: ilçe[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]levazımat: gerekli olan şeyler[/TD]
[TD]mahiyet: nitelik, özellik, iç yüz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medrese: din ilimlerinin ders verildiği eğitim kurumu[/TD]
[TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muazzam: çok büyük[/TD]
[TD]muhabbet: sevgi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nahiye: bucak[/TD]
[TD]nefs: kişinin kendisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]peder ve valide: anne ve baba[/TD]
[TD]sevk etme: yönlendirme, yöneltme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sılaya gelme: evine gelme; evini ziyaret etme[/TD]
[TD]tahakküm: hakimiyet ve kontrol altına alma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahsil: ilim öğrenme, öğrenim[/TD]
[TD]tekâmül etme: ilerleme, olgunlaşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tetkik: inceleme, araştırma[/TD]
[TD]tezahür etme: belirme, görünme, ortaya çıkma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâciz: rahatsız etme, sıkıntı verme[/TD]
[TD]vilâyet: il[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âmirâne: emrederek[/TD]
[TD]İsparit/İsparit nahiyesi: İsparit bucağı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şevk: istek ve arzu[/TD]
[/TR]
[/TABLE]29 Ekim 2012: 11:49 #809523Anonim
“Şeyh efendi, bunlara söyleyiniz, benimle dövüştükleri vakit dördü birden olmasınlar, ikişer ikişer gelsinler.”
Seyyid Nur Muhammed, küçük Said’in bu mertliğinden hoşlanarak,
“Sen benim talebemsin, kimse sana ilişemez” buyurdu.
Bu hâdiseden sonra “Şeyh talebesi” diye yâd edildi. Burada bir müddet kaldıktan sonra, biraderi Molla Abdullah ile beraber Nurşin köyüne geldiler. Yaz olması dolayısıyla, ahali ve talebelerle birlikte Şeyhan Yaylâsına gittiler. Orada, biraderi Molla Abdullah ile birgün dövüşmüş. Tâğî Medresesi Müderrisi Mehmed Emin Efendi, küçük Said’e,
“Niçin kardeşinin emrinden çıkıyorsun?” diye işe karışmış.
Bulundukları medrese, meşhur Şeyh Abdurrahman Hazretlerinin olması dolayısıyla, hocasına şu yolda cevap verir:
“Efendim, şu tekyede bulunmak hasebiyle, siz de benim gibi talebesiniz. Şu halde burada hocalık hakkınız yoktur” diyerek, gündüz vakti bile herkesin güçlükle geçebileceği cesîm bir ormandan geceleyin geçerek Nurşin’e gelir.
Şarkî Anadolu’da medrese teşkilâtındaki hususiyetlerden birisi şudur ki: İcazet almış bir âlim, istediği köyde hasbeten lillâh bir medrese açar. Medrese talebelerinin ihtiyacı, iktidarı olursa medrese sahibi tarafından, iktidarı yoksa halk tarafından temin edilir; hoca meccanen ders verir, talebelerin iaşe ve levazımatını da halk deruhte ederdi. Bunların içinde yalnız Molla Said, hiçbir suretle zekât almıyordu. Zekât ve başkasının eser-i minneti olan bir parayı kat’iyen kabul etmiyordu.HAŞİYE-1
[NOT]Haşiye-1 Zekât ve sadaka ve mukabilsiz hiç birşey almadığının sebep ve hikmeti, Risale-i Nur’dan İkinci Mektup ve sair risalelerde beyan edilmiştir. Evet, Molla Said’in istikbalde Risale-i Nur’la göreceği hizmet-i imaniyeyi kemâl-i ihlâsla ifası ve bu hizmetin meydana gelebilmesi için “uhrevî hizmetin mukabilinde hiç bir şey talep etmemek” olan kudsî düsturun icmâlî bir fihristesi, daha küçük yaşında iken rahmet-i İlâhiye tarafından ruhunda yerleştirilmişti.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Küçük Said: Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
[TD]Mehmed Emin Efendi: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Molla Abdullah: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Molla Said: Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Nurşin: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Said: Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Seyyid Nur Muhammed: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Tâğî Medresesi: (bk. bilgiler – Şeyh Abdurrahmanı Tâğî)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ahali: halk[/TD]
[TD]beyan etme: açıklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]birader: erkek kardeş[/TD]
[TD]cesîm: çok büyük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]deruhte etme: üstlenme[/TD]
[TD]düstur: kâide, kural[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eser-i minnet: minnet eseri; kişiyi minnet altında bırakacak davranış ve uygulama[/TD]
[TD]fihriste: indeks, özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasbeten lillâh: Allah rızası için[/TD]
[TD]hasebiyle: dolayısıyla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[TD]hikmet: sebep, ince sır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hizmet-i imaniye: iman hakikatlerini muhtaç insanlara ulaştırma hizmeti[/TD]
[TD]hususiyet: özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iaşe: besleme, yedirip içirme[/TD]
[TD]icazet: medrese eğitim sisteminde eğitimini tamamlayan bir kişinin eğitim verebileceğine dair verilen izin belgesi, diploma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icmâlî: özet[/TD]
[TD]ifa etme: yerine getirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktidar: kuvvet; maddî imkân[/TD]
[TD]istikbal: gelecek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’iyen: kesin olarak[/TD]
[TD]kemâl-i ihlâs: tam bir ihlâs; sadece Allah rızâsını gözeterek hizmet etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudsî: mukaddes, kutsal[/TD]
[TD]levazımat: gerekli olan şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meccanen: ücretsiz; karşılıksız[/TD]
[TD]medrese: din ilimlerinin ders verildiği eğitim kurumu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medrese teşkilâtı: din ilimlerinin ders verildiği eğitim kurumlarının yapılanması, genel yapısı[/TD]
[TD]mukabil: karşılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müderris: medresede ders veren âlim[/TD]
[TD]rahmet-i İlâhî: Allah’ın rahmeti, şefkat ve merhameti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sadaka: Allah rızası için ihtiyaç sahibi kişilere yapılan yardım[/TD]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[TD]talebe: öğrenci[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]talep etme: isteme[/TD]
[TD]tekye: tarikat ehlinin bulunduğu ve ibadet ettiği yer, dergâh[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temin etme: sağlama, elde etme[/TD]
[TD]uhrevî: âhiretle ilgili, âhirete dair[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Şarkî Anadolu: (bk. bilgiler – Anadolu)[/TD]
[TD]Şeyh Abdurrahman Hazretleri: (bk. bilgiler – Şeyh Abdurrahman-ı Tâğî)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]29 Ekim 2012: 11:54 #809524Anonim
Nurşin’de bir müddet kaldıktan sonra Hizan’a döndü. Sonra medrese hayatını terk ederek pederinin yanına geldi ve bahara kadar evde kaldı. O sırada şöyle bir rüya görür:
Kıyamet kopmuş, kâinat yeniden dirilmiş. Molla Said, Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmı nasıl ziyaret edebileceğini düşünür. Nihayet sırat köprüsünün başına gidip durmak hatırına gelir: “Herkes oradan geçer, ben de orada beklerim” der ve sırat köprüsünün başına gider. Bütün Peygamberân-ı İzam Hazerâtını birer birer ziyaret eder. Peygamber Efendimizi de ziyarete mazhar olunca uyanır.
Artık bu rüyadan aldığı feyiz, tahsil-i ilim için HAŞİYE-1 büyük bir şevk uyandırır. Pederinden izin alarak, tahsil yapmak üzere Arvâs nahiyesine gider. Burada icra-yı tedris eden meşhur Molla Mehmed Emin Efendi, kendisine ders vermeye tenezzül etmeyip, talebelerinden birisine okutmasını tavsiye edince, izzetine ağır gelir. Birgün bu meşhur müderris camide ders okutmakta iken, Molla Said itiraz ederek,
“Efendim, öyle değil!” hitabında bulunur. Okutmasına tenezzül etmediğini hatırlatır.
Orada bir müddet kaldıktan sonra, Mir Hasan Veli Medresesine gitti. Aşağı derecede okuyan yeni talebelere ehemmiyet verilmemek bu medresenin âdeti olduğunu anlayınca, sırayla okunması icap eden yedi ders kitabını terk ederek, sekizinci kitaptan okuduğunu söyledi.
Birkaç gün sonra Vastan kasabasına gittiyse de, orada tebdil-i hava için ancak bir ay kadar kaldı. Bilâhare, Molla Mehmed isminde bir zatın refakatinde Erzurum
[NOT]Haşiye-1 Tarihçe-i hayatında yazılmamış, o rüyada mazhar olduğu bir hakikati sonradan şöyle anladık ki: Molla Said, Hazret-i Peygamberden ilim talebinde bulunmasına karşılık Hazret-i Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ümmetinden sual sormamak şartıyla ilm-i Kur’ân’ın tâlim edileceğini tebşir etmişler. Aynen bu hakikat hayatında tezahür etmiş; daha sabavetinde iken bir allâme-i asır olarak tanınmış ve kat’iyen kimseye sual sormamış, fakat sorulan bütün suallere mutlaka cevap vermiştir. [/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Arvâs: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hazret-i Resul-ü Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[TD]Hizan: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mir Hasan Veli Medresesi: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Molla Mehmed Emin Efendi: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Molla Said: Bediüzzaman Said Nursî[/TD]
[TD]Nurşin: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Peygamberân-ı İzam: Büyük peygamberler[/TD]
[TD]Sırat köprüsü: Cehennem üzerine kurulu olan ve Cennete girmek için üzerinden geçilmesi gereken köprü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vastan: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]allâme-i asır: yüzyılın en büyük alimi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilâhere: daha sonra[/TD]
[TD]ehemmiyet: önem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feyiz: ilim, irfan, mânevî gıda[/TD]
[TD]hakikat: gerçek, doğru[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hazerât: hazretler, yüce zâtlar (saygı maksadıyla kullanılan bir ifadedir)[/TD]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icap eden: gereken[/TD]
[TD]icra-yı tedris: ders verme, eğitme faaliyeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilm-i Kur’ân: Kur’ân ilmi[/TD]
[TD]izzet: itibar, şeref[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’iyen: kesin olarak[/TD]
[TD]kâinat: evren, bütün varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar olma: büyük bir nimete erişme[/TD]
[TD]medrese: din ilimlerinin ders verildiği eğitim kurumu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müderris: medrese hocası, âlimi[/TD]
[TD]nahiye: bucak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]peder: baba[/TD]
[TD]refakat: arkadaşlık, beraberlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sabâvet: çocukluk[/TD]
[TD]sual: soru[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahsil yapma: eğitim alma[/TD]
[TD]tahsil-i ilim: ilim tahsili, eğitim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]talim etme: öğretme, eğitme[/TD]
[TD]tarihçe-i hayat: hayat hikayesi, biyografi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebdil-i hava: hava değişimi[/TD]
[TD]tebşîr: müjdeleme, müjde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenezzül etmeme: değer vermeme, aşağılanmama[/TD]
[TD]tezahür etme: belirme, görünme, ortaya çıkma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler[/TD]
[TD]şevk: şiddetli istek, arzu[/TD]
[/TR]
[/TABLE]29 Ekim 2012: 12:08 #809525Anonim
sürü hâşiye ve şerhlerle vakit zayi etmemekti. Bu suretle, alelusul yirmi sene tahsili lâzım gelen ulûm ve fünunun zübde ve hülâsasını üç ayda tahsil ve ikmal etmiştir.
Bunun üzerine hocalarının “hangi ilim tab’ına muvafık” olduğu sualine cevaben,
“Bu ilimleri birbirinden tefrik edemiyorum. Ya hepsini biliyorum veyahut hiçbirisini bilmiyorum” der.
1Herhangi bir kitabı eline alırsa, anlardı. Yirmi dört saat zarfında Cemü’l-Cevâmi, Şerhü’l-Mevâkıf, İbnü’l-Hacergibi kitapların iki yüz sahifesini, kendi kendine anlamak şartıyla mütalâa ederdi. O derece ilme dalmıştı ki, hayat-ı zahiri ile hiç alâkadar görünmezdi. Hangi ilimden olursa olsun, sorulan suale tereddütsüz derhal cevap verirdi.

[NOT]Dipnot-1 okutturdu; ve mektepliler arasında yayıldı; genç İslâm ve iman fedakârları çoğaldı; ve bunun büyük bir neticesi olarak, küfr-ü mutlakın ve dalâletin hücumu önlendi, geri çekildi. Yer yer bütün vatanda din lehinde cereyanlar başladı. İzn-i İlâhî ile, âlem-i İslâm ve insaniyete doğmaya başlayan İslâmî saadetin fecr-i sâdıkını gösterdi. Elhamdü lillâhi Rabbi’l-Âlemîn…[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Cemü’l-Cevâmi: Tacüddin es-Subkî’nin (ö.1370) yazdığı fıkhın esaslarına dair bir eserdir[/TD]
[TD]Elhamdü lillâhi Rabbi’l-Alemîn: hamd ve şükür âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]alelusul: usûl üzere; belli bir usûl ve metoda uyggun olarak[/TD]
[TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cereyan: hareket, akım[/TD]
[TD]dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fecr-i sâdık: gerçek aydınlık, sabaha karşı doğu ufkunda güneş doğmadan önce yayılan aydınlık[/TD]
[TD]fünun: fenler, bilimler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı zahiri: asıl, görünürdeki hayat[/TD]
[TD]hâşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hülâsa: özet[/TD]
[TD]ikmâl: tamamlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izn-i İlâhi: Allah’ın izni[/TD]
[TD]küfr-ü mutlak: hiçbir kutsal, dinî değeri kabul etmemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lehinde: yanında, paralelinde[/TD]
[TD]mektep: okul[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvafık: uygun[/TD]
[TD]mütalâa etme: inceleme; bir konu üzerinde araştırma yaparak değerlendirmelerde bulunma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]sual: soru[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[TD]tab’: tabiat, mizaç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahsil: ilim öğrenme, öğrenim[/TD]
[TD]tefrik etme: ayırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tereddüt: şüphe[/TD]
[TD]ulûm: ilimler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zarfında: içinde[/TD]
[TD]zayi etmek: kaybetmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zübde: en seçkin kısım, öz[/TD]
[TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İbnü’l-Hacer: İbn Hacer el-Heysemî’nin (ö.1567) fıkıh esasları üzerine kaleme aldığı eseri[/TD]
[TD]Şerhü’l-Mevâkıf: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şerh: izah, açıklama[/TD]
[/TR]
[/TABLE] -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.