• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #679252
    Anonim

      “Onun için Husrev’in bir mahâreti varsa tevâfuku bozmamış. Tavsiye etmiştim ki; kimse mahâretini
      karıştırmasın! Demek en büyük mahâret odur ki;
      tevâfuku bozmasın!
      Çünki tevâfuk, var.”

      En yakın talebesi olan Ahmed Husrev Efendi (1899-1977) ile birlikte Hâfız Ali, Hoca Hâlid, Muallim Galib, Hoca Sabri, Hâfız Zühdü, Tığlı Hakkı, Şâmlı Hâfız Tevfîk (rh) gibi çoğu ya hâfız, ya hoca, ya da hatt-ı Arabî muallimi olan talebeleri ‘Tevâfuklu Kur’ân’ın yazılması hizmetinde namzed olurlar ve herbiri birer cüz yazdıktan sonra Bedîüzzaman Hazretleri netîceyi şöyle beyân eder:

      “Tevâfuk, Husrev’in tarzındadır. Onun için Husrev’in bir mahâreti varsa tevâfuku bozmamış. Tavsiye etmiştim ki; kimse mahâretini karıştırmasın! Demek en büyük mahâret odur ki; tevâfuku bozmasın! Çünki tevâfuk, var.”Tevâfuk O’nun kaleminde öyle hârikulâde bir tarzda tezâhür eder ki, Üstâdının ifâdesiyle:

      “Akıl anlasa (سبحان الله),kalb derk etse (بارك الله), göz görse (ماشاءالله) diyecektir.”“Bu zât hâfız olmadığı hâlde, yazdığı iki mükemmel Kur’ân ile ve üçüncüsünü gözle görünür bir nev‘-i i‘câz-ı Kur’ân’ı gösterir bir tarzda, üç Kur’ân yazmış. Hem Kur’ân’ın gözle görünen bir nev‘-i lem‘a-i i‘câziyesine beş altı mushafta işâretler yaptım. Hatt-ı Arabî-i Kur’ânîleri mükemmel olan kardaşlarıma taksîm ettim.Bunların içinde hatt-ı Arabî-i Kur’ân’da Husrev onlara yetişemediği hâlde, birden umûm o kâtiblere ve hatt-ı Arabî muallimine tefevvuk eyledi. Ve hatt-ı Arabîde en mümtâz kardaşlarımızdan on derece geçti. Umûmen onlar tasdîk edip:-Evet bizden geçti, biz O’na yetişemiyoruz, dediler.

      Demek Husrev’in kalemi, Kur’ân-ı Mu‘ciz’ül Beyân’ ın ve Risâle-i Nûr’un mu‘cizevârî kerâmetleri ve hârikalarıdır.”İslâm târihinde ilk def‘a yazılan Tevâfuklu Kur’ân’ın rızâ-yı İlâhiye mazhar olduğunu ve samîmî ve ihlâslı bir kalemin bu şerefe mazhar olduğunu Bedîüzzaman Hazretleri’nin şu ifâdeleri göstermektedir:

      “Yeni yazdığımız ve inşâallah yakında da tab‘ edeceğimiz Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’da bütün lâfz-ı Celâl ve lâfz-ı Rab gayet istisnâ ile ma‘nîdâr tevâfukla, muntazam sıra ile birbirine bakmaktadır. Hattâ müteaddid yerlerde ehl-i kalb ve ehl-i hakikat demişler:
      -Bu tarz yazı, Levh-i Mahfûz’un yazısına benziyor, diye hükmetmişler.”

      “Asr-ı saâdetten beri böyle hârika bir sûrette mu‘cizeli olarak yazılmasına hiç kimse kadir olmadığı hâlde, Risâle-i Nûr’un kahraman bir kâtibi olan Husrev’e; “Yaz!” emri buyrulmasıyla, Levh-i Mahfûz’daki yazılan Kur’ân gibi yazılması…”

      Nitekim Cenâb-ı Hakk, Kur’ân-ı Kerîm’in esâsen meleklerin elleriyle de yazılmış olduğunu şöyle beyân buyurmaktadır:

      “Bilakis o, şerefli bir Kur’ân’dır.” “Levh-i Mahfûz’da (korunmuş levhalarda)dır.”“(O Kur’ân, Levh-i Mahfûz’da) şerefli kılınmış, (semâda) yükseltilmiş tertemiz sahîfelerdedir. Değerli ve itâatkâr yazıcı (melek)lerin elleriyle (yazılmış)tır.”

      İrfan Mektebi

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.