• Bu konu 27 yanıt içerir, 7 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 29)
  • Yazar
    Yazılar
  • #679580
    Anonim
      بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

      Açıklamalı risale derslerimiz devam ediyor. Anladıklarımızı paylaşalım. Selam ve dua ile.

      [BILGI]ÜÇÜNCÜ SIR

      Şu hadsiz kâinatı şenlendiren, bilmüşahede, rahmettir. Ve bu karanlıklı mevcudatı ışıklandıran, bilbedâhe, yine rahmettir. Ve bu hadsiz ihtiyacat içinde yuvarlanan mahlûkatı terbiye eden, bilbedâhe, yine rahmettir. Ve bir ağacın bütün heyetiyle meyvesine müteveccih olduğu gibi, bütün kâinatı insana müteveccih eden ve her tarafta ona baktıran ve muavenetine koşturan, bilbedâhe, rahmettir. Ve bu hadsiz fezâyı ve boş ve hâli âlemi dolduran, nurlandıran ve şenlendiren, bilmüşahede, rahmettir. Ve bu fâni insanı ebede namzet eden ve ezelî ve ebedî bir Zâta muhatap ve dost yapan, bilbedâhe, rahmettir.

      Ey insan! Madem rahmet böyle kuvvetli ve cazibedar ve sevimli ve medetkâr bir hakikat-i mahbubedir. Bismillâhirrahmânirrahîm de, o hakikate yapış ve vahşet-i mutlakadan ve hadsiz ihtiyâcâtın elemlerinden kurtul. Ve o Sultan-ı Ezel ve Ebedin tahtına yanaş ve o rahmetin şefkatiyle, şefaatiyle ve şuââtıyla o Sultana muhatap ve halil ve dost ol.

      Evet, kâinatın envâını hikmet dairesinde insanın etrafında toplayıp, bütün hâcâtına kemâl-i intizam ve inâyetle koşturmak, bilbedâhe, iki hâletten birisidir:

      Ya kâinatın herbir nev’i, kendi kendine insanı tanıyor, ona itaat ediyor, muavenetine koşuyor; bu ise yüz derece akıldan uzak olduğu gibi, çok muhâlâtı intaç ediyor; insan gibi bir âciz-i mutlakta en kuvvetli bir sultan-ı mutlakın kudreti bulunmak lâzım geliyor. Veyahut bu kâinatın perdesi arkasında bir Kadîr-i Mutlakın ilmiyle bu muavenet oluyor. Demek, kâinatın envâı, insanı tanıyor değil; belki insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir Zâtın tanımasının ve bilmesinin delilleridir.

      Ey insan! Aklını başına al. Hiç mümkün müdür ki, bütün envâ-ı mahlûkatı sana müteveccihen muavenet ellerini uzattıran ve senin hâcetlerine lebbeyk dedirten Zât-ı Zülcelâl seni bilmesin, tanımasın, görmesin?

      Madem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor. Sen de Onu bil, hürmetle bildiğini bildir. Ve kat’iyen anla ki, senin gibi zaif-i mutlak, âciz-i mutlak, fakir-i mutlak, fâni, küçük bir mahlûka koca kâinatı musahhar etmek ve onun imdadına göndermek, elbette hikmet ve inâyet ve ilim ve kudreti tazammun eden hakikat-i rahmettir.

      Elbette böyle bir rahmet, senden küllî ve hâlis bir şükür ve ciddî ve sâfî bir hürmet ister. İşte, o hâlis şükrün ve o sâfî hürmetin tercümanı ve ünvanı olan Bismillâhirrahmânirrahîm’i de, o rahmetin vusulüne vesile ve o Rahmân’ın dergâhında şefaatçi yap.

      Evet, rahmetin vücudu ve tahakkuku, güneş kadar zâhirdir. Çünkü, nasıl merkezî bir nakış, her taraftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hâsıl oluyor; öyle de, bu kâinatın daire-i kübrâsında bin bir ism-i İlâhînin cilvesinden uzanan nuranî atkılar, kâinat simasında öyle bir sikke-i rahmet içinde bir hâtem-i Rahîmiyeti ve bir nakş-ı şefkati dokuyor ve öyle bir hâtem-i inâyeti nescediyor ki, güneşten daha parlak kendini akıllara gösteriyor.

      Evet, şems ve kameri, anâsır ve maâdini, nebâtat ve hayvânâtı, bir nakş-ı âzamın atkı ipleri gibi o bin bir isimlerin şuâlarıyla tanzim eden ve hayata hâdim eden ve nebâtî ve hayvânî olan umum validelerin gayet şirin ve fedakârâne şefkatleriyle şefkatini gösteren ve zevilhayatı hayat-ı insaniyeye musahhar eden ve ondan rububiyet-i İlâhiyenin gayet güzel ve şirin bir nakş-ı âzamını ve insanın ehemmiyetini gösteren ve en parlak rahmetini izhar eden o Rahmân-ı Zülcemâl, elbette kendi istiğnâ-yı mutlakına karşı, rahmetini ihtiyac-ı mutlak içindeki zîhayata ve insana makbul bir şefaatçi yapmış.

      Ey insan! Eğer insan isen, Bismillâhirrahmânirrahîm de, o şefaatçiyi bul.[/BILGI]

      [TAVSIYE]Benzer dersler: Açıklamalı Risale Dersleri 31 – Allah – Rahman – Rahîm

      Diğer dersler: Risale Açıklamalı
      [/TAVSIYE]

      #813083
      Anonim

        [NOT]Şu hadsiz kâinatı şenlendiren, bilmüşahede, rahmettir. Ve bu karanlıklı mevcudatı ışıklandıran, bilbedâhe, yine rahmettir.[/NOT]

        Halık-ı Kainat olan Yüce Allah’ımız cc., kainatı yoktan varetmiş ve içini binbir türlü varlıklarla doldurarak şenlendirmiş. Dahası bazılarına hayat nimetini vererek şenlik üzerine bir şenlik lütfetmiş. Mevcudatı karanlıkta bırakmayıp, güneşi bir lamba yapıp adınlatmış zeminimizi. Mevcudatı renk renk yaratmış, nazirlerini celbetsin diye belki de. İçi bomboş, sessiz sedasız, karanlıkta kalmış bir dünyayı düşünmek bile istemeyiz. Bir de koca kainatın içinin bomboş, sessiz ve zifiri karanlık olduğunu düşünsek, mevcudatın kainatı şenlendirmesini ve ışıklandırmasını daha iyi anlarız. Tüm bu lütuflar, şüphesiz Allah’ın cc. rahmetinin bir tezahürüdür.

        #813084
        Anonim

          [NOT]Ve bu hadsiz ihtiyacat içinde yuvarlanan mahlûkatı terbiye eden, bilbedâhe, yine rahmettir. Ve bir ağacın bütün heyetiyle meyvesine müteveccih olduğu gibi, bütün kâinatı insana müteveccih eden ve her tarafta ona baktıran ve muavenetine koşturan, bilbedâhe, rahmettir. Ve bu hadsiz fezâyı ve boş ve hâli âlemi dolduran, nurlandıran ve şenlendiren, bilmüşahede, rahmettir.

          [/NOT]
          Yaratılmış her şey bitkisinden hayvanına, hayvandan insana kadar, sonsuz ihtiyaç içindedir. Allah cc. mahlukatı yaratıp bırakmıyor. Yine rahmetinin bir tezahürü olarak onları terbiye ediyor. İhtiyaçlarını ummadıkları yerden veriyor. Rızıklarını acizlik durumlarına göre, bazısını rızkının peşinden koşturuyor, bazısının da rızkını ağzına kadar getiriyor. Her halikarda hiçbir canlıyı rızıksız bırakmıyor.

          Ve nasıl ki bir ağaç meyvesi için vardır, ağaçtan maksat meyvesidir; öyle de kainattan maksatta en başta insandır. Yani kainatın meyvesi insandır. Zira dikkat edildiğinde kainattaki her şeyin, bir ağacın, meyvesine müteveccih olması gibi, insana müteveccih olduğunu görüyoruz. Dünyamızı ışıklandıran güneş, soluduğumuz hava, içtiğimiz su, gece, gündüz, sesler, gördüğümüz manzaralar, kokladığımız şeyler, yediklerimiz, içtiklerimiz kısacası o kadar çok ihtiyacımız var ki, bu ihtiyaçlarımızın hepsi etrafımızda bir şekilde mevcut ve onlardan sürekli olarak faydalanıyoruz. Allah’ın rahmeti olmasaydı, mevcudata şefkatiyle tecelli etmeseydi elbetteki bu saydıklarımızın hiçbirisi olmazdı. Demek ihtiyacımız olan her ne varsa ve o ihtiyaçlarımız ne kadar gideriliyorsa Allahın o kadar rahmetine mazhar oluyoruz. Kainat her şeyiyle seferber olmuş, bizim ihtiyaçlarımız için koşturuyor.

          Ve yine gündüzü güneşle ışıttığı ve ısıttığı gibi, gecelerimizi de yıldızlarla ve kamerle süslüyor. Tüm kainat Allah’ın Rahman, Rahim ve Nur isminin tecellileri ile dolu. İnsanoğlunun kirli eli bulaşmadığı sürece, en ufak bir kusur yok. Herşey yerli yerinde. Hem gözümüzün, hem kulağımızın, hem ruhumuzun, hem kalbimizin, hem bedenimizin ihtiyaçlarına ve arzularına cevap verir şekilde. Hepsi Rahman ve Rahim isimlerinin tezahürü. Rabbimizin cc. bize şefkat nazarıyla bakmasının bir sonucu.

          #813085
          Anonim

            [NOT]Ve bu fâni insanı ebede namzet eden ve ezelî ve ebedî bir Zâta muhatap ve dost yapan, bilbedâhe, rahmettir.

            [/NOT]

            İnsan yokluktan çıkarılarak yaratılmakla, rahmete mazhar olduğu gibi, sonsuz ihtiyaçlar içinde kıvranırken, bu ihtiyaçlarının karşılanmasıyla da rahmete mazhar oluyor. Ve ölüp gittikten sonra onu unutmayan bir Rabbi var. Bizi yeniden dirilterek yine bizi rahmetine mazhar ediyor. Şu kısacık dünyada binbir sıkıntılar içinde yaşayıp, sonra dirilmemek üzere ölse idik ne feci olurdu. “Cehennemde olsa beka isterim” diyen fıtrattayız. Bu mahiyetteki insan için, yokluğun düşüncesi bile, akli dengesini bozmaya yeter.

            Allahın cc. Rahmet tecellilerinden bir başkası da Ezeli ve ebedi olan Zatını bizimle muhatap ve dost etmesidir. Belki farkında değiliz ya da bu konuda gaflet ediyoruz çoğunlukla. Allahın cc. bizim gibi aciz ve fakir bir varlıkla muhatap olmasının, ne büyük bir nimet ve rahmet olduğunun farkında mıyız ?

            Mesela dünyalık makamlar vardır. Müdür, patron, ya da bir belediye başkanı, vali, milletvekili, bakan, savcı vs. Avamdan olan biz vatandaşlar için bunlar oldukça mühim makamlardır. Ve bazen de bu makam sahiplerine muhatap olan ve samimiyeti bulunan insanlar görürüz. O samimiyet ve dostluklarını anlatırken sanki muhatap olduğu kişi bütün dünyaya hakimmiş gibi öyle bir anlatılır ki, hayret ederiz. Bazen de “vay be ne adammış” deriz.

            Bir düşünelim. Allah cc. ile muhatap olmak, Ona cc. dost olmak için önümüzde hiçbir engel var mı ? Basit bir makama çıkmak için bile birçok silsileden geçiyor insanlar. Bazen de maksadına ulaşamıyor, kapıdan geri çevriliyorlar. Halbuki Allah’ın huzuruna çıkmak için hiçbir engel yok. Tabiri caizse 7/24 makamı açık ve bizi bekliyor. Dünyalık makamlarda, insanlar genelde, kendi istekleri ile makam sahibi ile görüşmek ister. Oysa Allah cc. biz istemeden de bizi, günde en az 5 defa huzuruna çağırıyor. Ve Onun cc. makamı hiçbir fani makamla kıyas edilemez. O cc. bütün kainatın tek Sahibi. Her an kapıları açık. İstediğimiz anda huzuruna çıkıp dua ile isteklerimizi sıralayabiliyoruz. Ve samimiyetle huzuruna geleni, asla geri çevirmor Rabbimiz. Ve dahi ne kadar çok istersek, bizim istememizden o kadar memnun oluyor.

            Peki dünyada en samimi bile olduğumuz hangi makam sahibi vardır ki, 2 gün hiç bıkmadan bizi dinlesin. Bırakın 2 günü belki 2 saat derdimizi dinleyecek birilerini bulamayız bu dünyada. Bulsakta derdimize çare olabilirler mi ? Olsalar bile bir sonraki isteğimizi de aynı şekilde yerine getirirler mi ? Kaç defa üst üste samimiyetimiz olan birine isteklerimizi, ihtiyaçlarmızı sıralayabiliriz ve kaç defa üst üste bu isteklerimiz eksiksiz yerine gelir ?

            Ebedi ve sonsuz olan Rabbimize muhatap ve dost olabilmenin avantajını değerlendirmeyip, bu fırsatı kullanmayıp, üç paralık dünya makamlarına ve dostluklarına perestiş edercesine kıymet verenlerin durumu ne kadar acıdır. Büyük bir makamı ziyaret eden sıradan bir insan, çevresine anlata anlata bitiremez. Bire bin katarak herkese duyurur. Oysa aynı insan günde belki 5 vakit namaz kılarda “Ben bugün 5 defa Allah’ın cc.huzuruna çıktım. Bütün isteklerimi sıraladım. Beni hiç bıkmadan dinledi. Bana kıymet verdi” diyen birine çok az rastlarız. İnşallah bu rahmetin farkına varabilenlerden oluruz. Ve en azından yakınımızda bulunanlara da bu ayrıcalığımızı hatırlatalım. Gerçekten günlük hayatta çok sık karşılaştığımız “Şu kişi ile görüştüm, şu kişi bana şöyle dedi, filanca benim şu işimi halletti” diye o kadar büyütülen ve övülen ve onunla hemhal olmayı bir büyüklük bilen insanlar var ki. Böyle insanlara Allahla cc. muhatap olabildiklerini de ve Onunla cc. muhatap olmanın, dünyalık dostluk ve muhataplıkların çok üzerinde olduğunu hatırlatmayı üzerimize bir vazife bilelim inşallahü Teala.

            #813086
            Anonim

              şenlendirmek ile Rahmet’in ilişkisini kuramadım. Yardımcı olurmusunuz .Bu konuya şöle yaklaşmak istiyorum insanı şenlendiren şeyler neler dir. Ve bunun Rahmet le ilişkisi nedir ?
              bunu yazarken aklıma bir şey geldi söz uçar yazı kalır diye hemen yazıyorum .
              Beni şenlendiren bir şey karnımın doyması açlığımın giderilmesi ,yaşamın devam etmesi. Benim karnımın ihtiyacını verebilecek yapabilecek,yarata bilecek (haşa) kudretim yokki.Demek Rahmet tir Beni şenlendiren…. Size yazarken böle açıldı siz nedersiniz…

              #813087
              Anonim

                @Bahtiyar 371547 wrote:

                şenlendirmek ile Rahmet’in ilişkisini kuramadım. Yardımcı olurmusunuz .Bu konuya şöle yaklaşmak istiyorum insanı şenlendiren şeyler neler dir. Ve bunun Rahmet le ilişkisi nedir ?

                Şenlendirmekten benim anladığım insan hayatına lezzet veren herşey. Gayri meşru lezzetler konumuzdan ayrıdır. Ağır suçtan ceza yiyen bir insanı, tek başına hücreye atarlar ki büyük bir ceza olsun. Üzerine kötü muamele, yarı ışıklı, yarı ışıksız bir ortam, etrafta hep feryad edenlerin sesi gibi olumsuz şartlar, bir insan için oldukça kötüdür. Böyle bir insana özgürlüğünü geri verip, dünyanın o neşeli seslerinin, güleryüzlü insanlarının, ruha huzur veren manzaralarının içine bıraksanız ne kadar sevineceği malumumuzdur.

                İşte dünyadaki nimetlere de böyle bakabiliriz. Dünyanın bomboş olduğunu ve içinde sadece insan bulunan, başka ne bir ışık, ne bir ses, ne bir güzellik içinde bulunmadığını düşünsek herhalde çıldırırız. Oysa kainatın her yerinde güzellikler dolu. Kuş sesleri, çiçekler, denizler, ağaçlar, hayvanlar, güneş, kamer, yıldızlar, bahar, kış, gece, gündüz hepsi hayatı şenlendiren unsurlar. Belki de nimetlerin içinde bu kadar fazla oluşumuzdan dolayı gafletteyiz. Yani farkına varamıyoruz, ünsiyet etmişiz. Bunların bir an için yok olduğunu düşünsek, içinde bulunduğumuz şu anın, ne kadar rahmet olduğunu kavramış oluruz inşaallah.

                #813088
                Anonim

                  Ellerin dert görmesin eddai kardeşim. Biraz ürpermedim değil yüz binler şükür Rahmet e mazharız.
                  Bu risale den Rahmetin ne olduğunu nasıl bir şey olduğunu anlıyorsunuz ? Neden Rahmet tecelli ediyor ? kime tecelli ediyor ?
                  Bu risaleden anladıklarınızla kendi ifadenizle bu sorulara cevap arıyorum.Lütfen ifadelerinizi bizle paylaşın başkalarının fikirlerine çok muhtacım, ruhu canımla rica ediyorum,uzun kısa az çok bilindik bilinmedik katılınki Rahmet celb olsun inaşallah …

                  #813089
                  Anonim

                    @Bahtiyar 371547 wrote:

                    şenlendirmek ile Rahmet’in ilişkisini kuramadım. Yardımcı olurmusunuz .Bu konuya şöle yaklaşmak istiyorum insanı şenlendiren şeyler neler dir. Ve bunun Rahmet le ilişkisi nedir ?
                    bunu yazarken aklıma bir şey geldi söz uçar yazı kalır diye hemen yazıyorum .
                    Beni şenlendiren bir şey karnımın doyması açlığımın giderilmesi ,yaşamın devam etmesi. Benim karnımın ihtiyacını verebilecek yapabilecek,yarata bilecek (haşa) kudretim yokki.Demek Rahmet tir Beni şenlendiren…. Size yazarken böle açıldı siz nedersiniz…

                    Şenlendirmek ile rahmeti şöyle anlayabiliriz ;

                    Düşünelim ki bir çöldeyiz. Hayatımızı orada idame edeceğiz. İdame edebilirmiyiz? Elbette bütün herkes bilkuvve hayır diyecektir. Çünkü insanın istek ve arzuları nihayetsiz his ve duyguları çeşitlidir.

                    İşte rahmet ile o çöl dünya gibi insanın istek ve arzularına cevap verecek bir hali almakta. Allah bizleri çöl gibi bir dünyada mesela bugün astronomi haberlerinde gördüğümüz gezegenler çölden farkı yok, bizleri orada da yaratabilirdi. O zaman rahmet nerede rahman nerede?

                    Allah’ın her bir isminin bir hükmü ve bu hükümlerin gereği vardır. Rahmet isminde de olduğu gibi rahmet bunu istemektedir..

                    #813090
                    Anonim

                      Belki de nimetlerin içinde bu kadar fazla oluşumuzdan dolayı gafletteyiz. Yani farkına varamıyoruz, ünsiyet etmişiz. Bunların bir an için yok olduğunu düşünsek, içinde bulunduğumuz şu anın, ne kadar rahmet olduğunu kavramış oluruz inşaallah.

                      Aynen öyle abi , Allahın rahmetınde yüzüyoruz da çoğu zaman gaflet edıyoruz .. RAbbimiz bu yüzden her işe besmele ile başlayıp RAhman olduğunu RAhım olduğunu hatırlamamızı istıyo..

                      #813091
                      Anonim

                        @Bahtiyar 371616 wrote:

                        Ellerin dert görmesin eddai kardeşim. Biraz ürpermedim değil yüz binler şükür Rahmet e mazharız.
                        Bu risale den Rahmetin ne olduğunu nasıl bir şey olduğunu anlıyorsunuz ? Neden Rahmet tecelli ediyor ? kime tecelli ediyor ?
                        Bu risaleden anladıklarınızla kendi ifadenizle bu sorulara cevap arıyorum.Lütfen ifadelerinizi bizle paylaşın başkalarının fikirlerine çok muhtacım, ruhu canımla rica ediyorum,uzun kısa az çok bilindik bilinmedik katılınki Rahmet celb olsun inaşallah …

                        Mesela bana göre rahmet;

                        Dünyanın yaşının 4,5 milyar yıl olduğu varsayılıyor, bu hesaplamaları onda bir küçülterek yapılan başka araştırmaya göre söyleyeyim dünyanın elverişli yaşı 400 milyon yıl ve hayatın başlangıcı ise 100 milyon ve insanın başlangıcı ise 10 bin yıl önce olduğu varsayılmakta. Ve bugün ise insan nüfusunun 8 milyar olduğu söylenilmekte. Ve bugüne kadar yaşayan insan sayısının 100 milyar olduğu söylenilmekte. Bir günde bir insan ortalama 1 litre su içse 10 bin yıl çarpı 100 milyar insan çarpı 1 litre su hesaplamasında karşımıza ; 1 trilyon ton su yapar. Dünya tarihinden bugüne kadar geçen yıldaki buharlaşmayı vesaireyi saymassak bu kadar içme suyunu insanın ihtiyacına sunan kim?

                        Bu sadece bir içme suyu idi bu hesabı kullanma suyuna çevirelim. Yediklerimize çevirelim, artıklarımıza çevirelim hakeza..

                        Demekki yoktan vareden bir hazinei rahmet sahibi var..

                        #813092
                        Anonim

                          Allah sizleri ki cihanda mesud etsin .Rahmet nekadar sevilesi , ne kadar yüksek .Şükründen , medhinden aciz iz …
                          Talha kardeşim senin örneğin den yola çıkarak şöle diye bilirmiyiz. Allah insanı çöle koyduğunu varsayalım , bunla birlikte hadsiz ihtiyaç , hisler vermiş . O çölde insan o hisler ve ihtiyaç lisanıyla Halıkından istiyor .Elinden gelmiyorki hisleri karşılık görsün ihtiyacını haşa yaratabilsin. Rahmet o dua ya cevap veriyor . Diyebilirmiyiz.

                          #813093
                          Anonim

                            @Bahtiyar 371624 wrote:

                            Allah sizleri ki cihanda mesud etsin .Rahmet nekadar sevilesi , ne kadar yüksek .Şükründen , medhinden aciz iz …
                            Talha kardeşim senin örneğin den yola çıkarak şöle diye bilirmiyiz. Allah insanı çöle koyduğunu varsayalım , bunla birlikte hadsiz ihtiyaç , hisler vermiş . O çölde insan o hisler ve ihtiyaç lisanıyla Halıkından istiyor .Elinden gelmiyorki hisleri karşılık görsün ihtiyacını haşa yaratabilsin. Rahmet o dua ya cevap veriyor . Diyebilirmiyiz.

                            Anladığım kadarıyla söyleyeyim hata varsa düzeltiniz ;

                            Allahın Gafur ismi affı iktiza eder bu ise insanların günaha meyilli olması ve günah işledikten sonra tevbe etmesi ile Gafur ismi kebir affı tecelli eder. Ama rahmet bu ihtiyacı bilir ve yapar onun için rahmet olmaktadır, yani beklemez insanın şükrünü ama insan şükrünü eda etmezse rahmet yerine zahmete dönüşebilir..

                            #813094
                            Anonim

                              Allah insanı bütün esmasına mazhar olacak fırat ta yaratmış şekillendirmiş programlamış ,Gafur ismi günahları ister.Rezzak ismi açlık ister .Günah işliyen insan Gafur ismine mazhar olucaktır.Belki tövbe istiğfar ile şefkat i Rahmet i celb ediyor ,Rahmet ise gafur ismine şefaatçi oluyor.Aynı onun gibi midenin bedenin açlığı, şefkati Rahmet ‘i celb ediyor Rahmet Rezzak ismine şefaat ediyor.Aşagıdaki alıntıdanda böle bir anlam çıkarıyorum.

                              “Evet, rahmetin vücudu ve tahakkuku, güneş kadar zâhirdir. Çünkü, nasıl merkezî bir nakış, her taraftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hâsıl oluyor; öyle de, bu kâinatın daire-i kübrâsında bin bir ism-i İlâhînin cilvesinden uzanan nuranî atkılar, kâinat simasında öyle bir sikke-i rahmet içinde bir hâtem-i Rahîmiyeti ve bir nakş-ı şefkati dokuyor ve öyle bir hâtem-i inâyeti nescediyor ki, güneşten daha parlak kendini akıllara gösteriyor.”

                              #813095
                              Anonim

                                [NOT]Ey insan! Madem rahmet böyle kuvvetli ve cazibedar ve sevimli ve medetkâr bir hakikat-i mahbubedir.

                                [/NOT]
                                Cenab-ı Hak, bütün kainatı hayata ve insana müteveccih ederek sonsuz rahmetini gösteriyor. Sonsuz rahmeti sebebiyle kuvveti ve kudretiyle de faaliyet gösteriyor. Koca güneşi insana bir lamba yapmak, onu her daim söndürmeden yakmak, koca küre-i arzı güneşin etrafında ve kendi etrafında çevirmek Allah’ın cc. Rahmetiyle birlikte kudretini de gösteriyor. Evet bir tavuğun yavrusunu muhafaza için ite saldırması, ondaki şefkatin tezahürüdür. Bir tavuk sınırlı şefkatiyle ite saldıracak kuvveti kendinde buluyorsa, Rabbimizin sonsuz şefkatinde nasıl bir kudret ve kuvvet vardır düşünelim. Ki geceyi-gündüzü, mevsimleri değiştirmek o sonsuz rahmet içindeki sonsuz kudretin cüz’i bir faaliyetinden ibarettir.

                                Ve yine rahmette öyle bir cazibe ve sevimli bir hakikat var ki; Bütün mahlukat arasındaki sevgi, şefkat, muhabbet bu cazibeden, bu hakikatten ileri geliyor. Eğer rahmet olmasaydı, mevcudat olmazdı. Farz-ı muhal mevcudat olsa, aralarında en ufak bir yakınlık, cazibe, sevgi olmazdı. Herşey, herkes birbirine ecnebi ve düşman olurdu. Bir anne için, evladının canının yanması, hiçbirşey ifade etmezdi. Hastaların, yaşlıların, acizlerin, binbir türlü musibetlere maruz olanların, henüz yürüyemeyen küçücük bebeklerin etrafında pervane olan insanları, bu derece samimiyetle koşturan hakikat, şefkatten başka ne olabilir ?

                                #813096
                                Anonim

                                  [NOT]Bismillâhirrahmânirrahîm de, o hakikate yapış ve vahşet-i mutlakadan ve hadsiz ihtiyâcâtın elemlerinden kurtul. Ve o Sultan-ı Ezel ve Ebedin tahtına yanaş ve o rahmetin şefkatiyle, şefaatiyle ve şuââtıyla o Sultana muhatap ve halil ve dost ol.

                                  [/NOT]

                                  Evet madem Rabbimizin merhameti tüm kainatı ve tüm zihayatı kuşatmış. Ve bilhassa insanlar olarak, Allah’ın cc. Rahman ve Rahim isimlerine en azami derecede mazhar olmuşuz. O zaman o Rahman ve Rahim isimlerini içinde barındıran Bismillahirrahmanirrahim e öyle yapışmalıyız ki bizi vahşetten kurtarsın. Yani bizim bütün sıkıntılarımıza, hastalıklarımıza, başımıza gelen musibetlere derman olsun. Ve bu hakikati öyle yaşamalıyız ki, sonsuz ihtiyaç içinde olmamıza rağmen bizi zillete düşürmesin. Evet o hakikat şefkat hakikatidir. Biz Allahın cc. bu iki isminin ve özellikle mü’minler olarak Rahim isminin tecellilerine amellerimizle karşılık vererek, şükrederek, itaat ederek ve isyan etmeyerek mukabele ettiğimizde, o isimler, bize hem bu dünyada hem de ahirette bir nevi şefaatçi olacaktır. Ve bu hakikat, bizi Kainatın Sultanı olan Rabbimize dost edecektir inşallah.

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 29)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.