• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #680298
    Anonim

      Kimler dünyayı sevmez?
      Süleyman Kösmene tarafından yazıldı.
      İMO rumuzlu okuyucumuz: “Dünyayı ne ölçüde ve ne
      kadar sevebiliriz?”
      VARILACAK YER ALLAH’IN HUZURUDUR
      Cenâb-ı Hak dünyayı ve dünyadaki her şeyi güzel
      yarattığını, fakat bunların geçici olduğunu,
      aldanılmaması gerektiğini, asıl dönülecek ve varılacak
      yerin Allah’ın huzuru olduğunu bildiriyor.
      İşte bir âyet:
      “Nefsanî arzulara, kadınlara, oğullara, hesapsız şekilde
      biriktirilip istif edilmiş altın ve gümüşe, salma atlara,
      davarlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici
      kılındı. Bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir.
      Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katıdır.”1
      DÜNYANIN ÜÇ YÜZÜ VARDIR
      Bedîüzzaman Saîd Nursî bildiriyor ki, dünyanın üç yüzü
      vardır:
      1- Dünyanın birinci yüzü, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerine
      bakar. Allah’ın isimlerinin nakışlarını gösterir. Mânâ-yı
      harfiyle, yani ayna gibi başkasını gösteren vücudu ile
      Allah’ın isimlerinin aynası hükmündedir. Dünyanın bu
      yüzü Allah’ın hadsiz isimlerinin hadsiz mektupları
      mahiyetindedir; bu yüz gâyet güzeldir. Nefrete değil;
      aşk derecesinde sevilmeye lâyıktır. Çünkü dünyanın bu
      yüzü sevildikçe, neticede Allah’ın isimleri sevilmiş olur.
      2- Dünyanın ikinci yüzü âhirete bakar. Âhiretin
      tarlasıdır. Cennetin fidanlığıdır. Rahmetin çiçekliğidir.
      Dünyanın bu yüzü de, birinci yüzü gibi güzeldir. Çünkü
      bu yüzde ekilen her şey Allah’ın izniyle âhirette
      ebediyen meyve verecektir. Şu halde bu yüz de tahkire
      değil; muhabbete lâyıktır.
      3- Dünyanın üçüncü yüzü, insanın heveslerine bakan,
      gaflet perdesi olan ve ehl-i dünyanın oyuncağı
      hükmüne geçen yüzüdür. Dünyanın bu yüzü gâyet
      çirkindir, gâyet tehlikelidir. Çünkü fânîdir. Çünkü yok
      olucudur. Çünkü, elemlidir. Çünkü keder vericidir.
      Çünkü aldatıcıdır. İşte âyetlerin ve hadislerin dikkat
      çektiği ve sevgisine aldanmamak için uyardığı yüz, bu
      yüzdür. Sevilmemesi gereken, nefret edilmesi gereken,
      kendisinden Allah’a sığınılması gereken yüz, bu
      yüzdür.
      KİMLER DÜNYAYI SEVMEZ?
      Bediüzzaman’ın tasnifine göre dört sınıf insan dünyayı
      tahkir eder ve sevmez:
      1- Ehl-i mârifettir. Cenâb-ı Hakk’ı derinden bilmeye,
      O’nu tanımaya, sevmeye, rızasını kazanmaya ve O’na
      ibadet etmeye mâni olduğu için ehl-i marifet dünyayı
      sevmez.
      2- Ehl-i âhirettir. Âhiret nimetlerine düşkün, gece
      gündüz âhiret için hazırlanan, ebedî hayat için çalışan
      kimseler dünyanın geçim derdi, çoluk çocuk derdi, aşı
      ve işi gibi bir takım zorunlu çalışmalarından rahatsız
      olurlar. Âhireti bilen ve âhirete hazırlanan, fakat
      dünyanın zarûrî işlerinden dolayı âhiret amelinden geri
      kalan bu kimseler, Cennetin güzelliklerine nisbeten
      dünyayı çirkin görürler. Nitekim dünyanın bütün
      güzellikleri, Cennetin güzelliklerine oranla hiç
      hükmündedir.
      3- Ehl-i dünyadır: Dünyayı sevmeyen üçüncü sınıf
      insan grubu ehl-i dünyadır. Bir kısım ehl-i dünya,
      dünyayı aslında sevmez; çünkü eline geçiremez. Fakat
      bu sevmemek, dünyanın nefretinden değil; dünyanın
      sevgisinden ileri geliyor ve makbul değildir.
      4- Ehl-i dünyadır: Dünyayı sevmeyen dördüncü sınıf
      insan da aslında yine ehl-i dünyadır. Bu kısım ehl-i
      dünya ise, dünyayı eline geçiriyor, yatıyla, katıyla,
      parasıyla, puluyla dünyayı ayaklarına serilmiş buluyor,
      dünyayı dolu dolu yaşıyor.
      Fakat ne çâre; dünya durmuyor, gidiyor. Onu da
      beraber götürüyor. O da bunu anlıyor ve kızıyor. Sırf
      teselli bulmak için dünyadan nefret ettiğini söylüyor.
      “Pistir!” diyor. Oysa bu sevmemek de dünya
      sevgisinden ileri geliyor. Dünya ile ilgili olarak makbul
      sevmemek ise, ilk iki sınıf olan ehl-i mârifet ve ehl-i
      âhiretin sevmemekliğidir. 2
      KALBİN İÇİ ALLAH’A AİTTİR
      Dünyayı âhiretin bir tarlası, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin
      aynası ve geçici bir misâfirhânesi olarak sevmenin,
      nefs-i emmâre karışmamak şartıyla Cenâb-ı Hakk’a ait
      bir sevgi olduğunu bildiren Bedîüzzaman, bunun için
      dünyayı ve dünyadaki varlıkları mana-yı ismiyle değil,
      mana-yı harfiyle sevmemiz gerektiğini söylüyor. Yani
      Bedîüzzaman’a göre dünya, “Ne güzeldir!” diye değil;
      “Ne güzel yapılmış ve yaratılmıştır!” diye sevilmelidir,
      kalbimizin içine Allah’tan başka sevgilerin ve
      muhabbetlerin girmesine izin vermemelidir, çünkü
      kalbin içi Allah’a mahsustur.
      Bedîüzzaman Hazretleri, dünyayı âhiretin tarlası ve
      Allah’ın isimlerinin aynası hükmünde görerek sevmenin
      ahiretteki neticesinin, dünya kadar, fakat fani dünya
      gibi fani olmayan bâkî bir Cennet olduğunu
      müjdeliyor.3
      Dipnotlar:
      1- Âl-i İmrân Sûresi, 3/14.
      2- Sözler, s. 571, 572.
      3- Sözler, s. 592.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.