• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #680301
    Anonim

      EUZU BİLLAHİ MİNEŞ ŞEYTANİR RACÎM

      16/98

      فَاِذَا قَرَاْتَ الْقُرْاٰنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجٖيمِ
      Fe iza kara’tel kur’ane festeizbillahi mineş şeytanir racîm.
      S. Ateş Kur’ân, oku(mak iste)diğin zaman kovulmuş şeytândan Allah’a sığın.

      Kelimeler:
      *kara’tel, kur’ane : Kökü karae, emir kipi, İKRA.

      *festeiz : Kökü euzu, yani kısaca sığınmak

      festeizbillahi mineş şeytanir racîm

      veya
      EUZU BİLLAHİ MİNEŞ ŞEYTANİR RACÎM
      ne demek,
      niye diyoruz,

      ne emrediliyor.
      bu sözleri tekrar etmemiz mi, yoksa ne

      aldemira

      #817498
      Anonim

        Merhaba kardeşim sorunuzun cevabını 13. lema da harika bir tarzda bulabilirsiniz. O risale’ den Az bir kısmını buraya kopyalıyorum
        Benide bu soru bi ara çok meşgul etti derdim ki , köpekten korksak elimize sopa alırız, mermiden korunmak için duvarın arkasına geçeriz .Peki Allaha sığınmak nasıl oluyor. Bu lemada hem bu sorunun cevabını hemde şeytanın mahiyetini bulabilirsin.

        (Şeytandan istiaze sırrına dairdir. “Onüç İşaret” yazılacak. O işaretlerin bir kısmı, müteferrik bir surette Yirmialtıncı Söz gibi bir kısım risalelerde beyan ve isbat edildiğinden burada yalnız icmalen bahsedilecek.)

        BİRİNCİ İŞARET: Sual: Şeytanların kâinatta icad cihetinde hiçbir medhalleri olmadığı, hem Cenab-ı Hak rahmet ve inayetiyle ehl-i hakka tarafdar olduğu, hem hak ve hakikatın cazibedar güzellikleri ve mehasinleri ehl-i hakka müeyyid ve müşevvik bulunduğu, hem dalaletin müstekreh çirkinlikleri ehl-i dalaleti tenfir ettikleri halde, hizb-üş şeytanın çok defa galebe etmesinin hikmeti nedir? Ve ehl-i hak, her vakit şeytanın şerrinden Cenab-ı Hakk’a sığınmasının sırrı nedir?

        Elcevab: Hikmeti ve sırrı şudur ki: Ekseriyet-i mutlaka ile dalalet ve şerr, menfîdir ve tahribdir ve ademîdir ve bozmaktır. Ve ekseriyet-i mutlaka ile hidayet ve hayır, müsbettir ve vücudîdir ve imar ve tamirdir. Herkesçe malûmdur ki: Yirmi adamın yirmi günde yaptığı bir binayı, bir adam, bir günde tahrib eder. Evet bütün âzâ-yı esasiyenin ve şerait-i hayatiyenin vücuduyla vücudu devam eden hayat-ı insan, Hâlık-ı Zülcelal’in kudretine mahsus olduğu halde; bir zalim, bir uzvu kesmesiyle, hayata nisbeten ademî olan mevte o insanı mazhar eder. Onun için “Et-tahribü eshel” durub-u emsal hükmüne geçmiş.
        İşte bu sırdandır ki: Ehl-i dalalet, hakikaten zaîf bir kuvvet ile pek kuvvetli ehl-i hakka bazan galib oluyor. Fakat ehl-i hakkın öyle muhkem bir kal’ası var ki, onda tahassun ettikleri vakit, o müdhiş düşmanlar yanaşamazlar, bir halt edemezler. Eğer muvakkat bir zarar verseler, sırrıyla ebedî bir sevab ve menfaatle o zarar telafi edilir. O kal’a-i metin, o hısn-ı hasin ise, şeriat-ı Muhammediye (A.S.M.) ve sünnet-i Ahmediyedir (A.S.M.).
        “Lemalar-13. lema”

        Bu risaleden anladıklarınızı yada sorularınızı sorarak konunun anlaşılmasına katkıda bulunursanız memnun oluruz…

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.