• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #680542
    Anonim

      Şeytanın güçsüzlüğü
      Süleyman Kösmene tarafından yazıldı.
      Önder Bey: “Şeytan bu kadar güçlü ve kudretli mi ki
      bütün insanlara yetişiyor? Onları yoldan çıkarmaya
      çalışıyor? Aynı anda milyarlarca insana nasıl ulaşıyor?
      Bundan dolayı büyük cezâ alacağını bilmiyor mu?
      Biliyorsa neden yapıyor? Bunun hikmeti nedir?”
      İnsanın hilâfet makamını kıskanıp gurura kapılarak
      önce kendisini dalâlete atan Şeytan, ardından Allah’ın
      emrine âsî olmakla dalâletini dehşetli bir boyuta
      taşımış, daha sonra tövbe etmemekle ve Allah’ın bütün
      emirlerine karşı tavır içine girmekle dalâletini
      katmerleştirmiş ve nihâyet insanları saptırmak gibi
      korkunç bir plânın kurucusu ve yöneticisi olmakla,
      saptırdığı insan sayısınca dalâletini katlamış olan bir
      ruh sahibidir.
      Şeytan güçlü ve kudretli değildir. Kâinât mülkünde
      tırnak kadar bir yere sahip değildir. Güçlü ve kudretli
      gibi gözükmesi, sadece dalâletteki ısrarından ve
      inadından ileri geliyor! Sâir cinlerden ve hattâ
      insanlardan peşine taktığı bir sürü ehl-i dalâletin
      yardımıyla da, bozguncu sesini ve fesatçı nefesini her
      istediği insana ulaştırabiliyor. Anlaşılıyor ki, bunun bir
      cezâsı olacağını düşünmüyor, yaptıklarını işin sonunu
      düşünmeden ve yanına kâr kalacağını zannederek
      yapıyor. Tıpkı her kötülük yapan insan gibi!
      Şeytanın işi yıkmaktır, bozmaktır, var olanı alıp
      götürmektir, şüphe ve vesvese atmaktır. Yapmak,
      onarmak, var etmek, mevcudun üzerine koymak, binâ
      etmek, vücut vermek değildir. Şeytanın işi onun için
      kolaydır. Yıkmak için güçlü olmaya gerek yoktur. Üstad
      Bedîüzzaman Hazretlerinin ifâdesiyle, bütün hayırlar,
      iyilikler, mükemmellikler, güzellikler, sevaplar, İlâhî
      emirler vücûda aittirler, yapmakla ilgilidirler; özü,
      mayası, hamuru varlıktır, yapmaktır, onarmaktır. Bütün
      şerlerin, kötülüklerin, günahların, musîbetlerin,
      dalâletlerin, belâların ve çirkinliklerin ise esası, özü,
      özeti, mâyası, hamuru, harcı ademdir, inkârdır,
      yokluktur.
      Bir şeyi var etmek, bütün diğer varlık şartlarının bir
      araya gelmesiyle mümkündür. Onun için zordur. Onun
      için var etmek şeytanın harcı değildir. Fakat bir şeyi
      yok etmek tek bir şartın yerine gelmemesiyle meydana
      gelebilir. Bundan dolayı yok etmek var etmekten
      kolaydır. Yıkmak yapmaktan kolaydır. Bozmak,
      onarmaktan kolaydır. Güzel bir binâ, taşın, toprağın,
      kumun, çakılın, demirin, suyun, çimentonun, mîmarın,
      mühendisin, ustanın, işçinin… vs. bütün şartların bir
      araya gelmesiyle meydana gelir. Fakat aynı binâyı
      yıkmak ve bozmak, yapmak ile kıyaslanamayacak
      kadar kolaydır! Bütün şartların bir araya gelmesiyle
      yüz günde yapılamayan bir binâyı, bir kibrit çöpü ile bir
      saniyede yakıp yıkabilirsiniz!
      İşte bundandır ki, insanî ve cinnî şeytanların dünyada
      müthiş bozgunculuk ve fesatçılık çıkarmaları, insanları
      dalâlete ve günaha atmaları kolaydır, çünkü işleri bir
      güce ve kudrete dayanmıyor. İşlerini güçle ve kudretle
      yapmıyorlar! Tam tersine terk ile ve tembellikle
      yaptırıyorlar! Meselâ, hayrı yaptırmaktan vazgeçirmekle
      şer yaptırmış oluyorlar! İbâdete karşı gevşeklik veya
      soğukluk vermekle, şer yaptırmış oluyorlar. Bir şartı
      devreden çıkarmakla bütün bir çalışma sonucunu iptal
      ettiriyorlar.1
      Yıkmak kolaydır, fakat tehlikesi büyüktür. Bundan
      dolayı bir yandan, “Muhakkak şeytanın hîlesi pek
      zayıftır” 2 buyuran Kur’ân, diğer yandan insanları
      şeytanlara karşı çok sık uyararak, “Şeytandan sana bir
      vesvese geldiği zaman Allah’a sığın!” 3 buyuruyor, “Ey
      Âdem oğulları! Ben size emretmedim mi, ‘Şeytana
      kulluk etmeyin! O sizin apaçık düşmanınızdır’ diye” 4
      buyuruyor.
      İnsanlar ve cinler bir imtihan dünyasında
      yaşamaktadırlar. Yaptıkları her şeyden birinci şahıs
      olarak kendileri sorumludurlar. Her yaptıkları işten
      Mahşerde hesaba çekileceklerdir. Şeytanların bunca
      dalâlete çekmelerine rağmen, iyilikten, salih
      amellerden, îmândan, Allah’a itaatten, ibâdetten ve
      kulluktan ayrılmayan insanlar ve cinler, şeytanların
      kendilerine baskı kurmaları oranında değeri arttırılmış
      sevaplarını İnşallah âhirette karşılarında bulacaklardır.
      Yani bir bakıma şeytanların işleri, şeytanların
      vesveselerinin farkında olan ve şeytandan her zaman
      Allah’a sığınan insanların sevaplarını arttırmaya
      yarıyor! Çünkü insan, şeytanın her şerre davetine
      yüksek bir îmân ve mücâhede ile karşı duruyor! İşte bu
      îmân ve mücâhede insanın derecesini fevkalâde
      artırıyor.
      Hattâ Üstad Bedîüzzaman’a göre, insan sâbit makamlı
      yaratılmamıştır. İnsana yükselmeye, gelişmeye ve
      kemâle ermeye istidatlı bir ruh verilmiştir. İnsan
      ruhunun yükselmesine, gelişmesine ve kemâle
      ermesine hizmet eden sır ise, insan rûhunu şerden
      şerre atan şer dâvetçileridir. İnsan, şeytan ile
      boğuştukça ve şer dâvetçileri ile mücâhede ettikçe,
      Allah katında derecesi ve makamı yükselmekte, değeri
      artmaktadır.5 Şeytanlar aslında farkında olmadan
      böyle bir sonuca hizmet etmektedirler. Nitekim Kur’ân
      buyuruyor ki: “Allah hileleri ve tuzakları boşa
      çıkaranların en hayırlısıdır.” 6
      Dipnotlar:
      1- Lem’alar, s. 77
      2- Nisâ Sûresi: 76.
      3- Fussilet Sûresi: 36.
      4- Yâsîn Sûresi: 60.
      5- Mektûbât, s. 47.
      6- Âl-i İmrân Sûresi: 54.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.