- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
24 Ağustos 2013: 06:36 #680553
Anonim
Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz son günlerde İslam coğrafyasında yaşanan acı olayların, İslam aleminin birliğinin doğuşu için çekilen doğum sancıları olduğunu ve asla ümitsiz olmadığını ifade etti.
Bediüzzaman Hz.’nin İslam alemine verdiği müjdelerin çok önemli olduğunu ve gelişmelerin nasıl gözlemlenmesi gerektiğini şöyle anlattı ;
Bediüzzaman, Arap Baharı ve Mısır
Son zamanlarda Mısır’daki acı olaylar sebebiyle, ehl-i iman matem tutmakta ve bazan da ümitsizliğe kapılmaktadır. Ben de üzülenlerden ve dua edenlerden olmam ile birlikte, asla ümitsiz olanlardan değilim. Bilakis bu acıların İslam aleminin birliği gibi büyük bayramın doğum sancıları ve mukaddimeleri olduğuna inanıyorum.
Bu sebeple konuyla alakalı Bediüzzaman Hazretleri’nin İslam aleminin kaderini tesbit eden bir cümlesini aktaracak ve tahliller yapacağız.
Asya’da Alem-i İslamda üç nur birbiri arkasında inkişafa başlıyor. Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek, ben de gelip burada medresemi yapacağım.1
Bizim tespitlerimize göre bu üç nuru İslam alemi açısından şöyle değerlendirmek gerekmektedir:
Birinci Nur: Bize göre, birinci nur ile iki mana kasdedilmektedir. Eski Sa’id döneminde bu nur Osmanlı Devleti’nin ve hilafetin yeniden ihyası olarak takdim edilmektedir. Ancak sonradan bakış açısının siyasi olduğunu ve dar bir vizyona sahip olduğunu ifade eden Bediüzzaman, bunun gerçek manasının bir nevi Medreset’üz-Zehra’yı da temsil eden ve sadece İslam alemini değil bütün insanlığı kuşatan Risale-i Nur olduğunu açıklamıştır.
Eski Sa’id, Nurun parlak hasiyetinden gelen kuvvetli bir ümid ve tam teselli ile, siyaset-i İslamiyet’e alet yaparak hararetle hürriyete çalışırken; diğer bir hiss-i kablelvuku’ ile dehşetli ve ladini bir istibdad-ı mutlakın geleceğini bir Hadis-i Şerif’in manasından anlayıp, elli sene evvel haber vermiş. Sa’id-in teselli haberlerini, o istibdad-ı mutlak yirmi beş sene bil’fiil tekzib edeceğini hissetmiş ve otuz seneden beri “Euzü billahi mineş-şeytani ves-siyase” deyip siyaseti bırakmış, Yeni Sa’id olmuştur.2.
Bir nur görüyorum, istikbale büyük ümitlerle bakıyorum diye, ehemmiyetli bir Kur’an hizmetinin vuku bulacağını haber veriyordu. Bir hiss-i kablel-vuku’ ile Risale-i Nur’un şimdiki manevi hizmet-i Kur’aniye ve imaniyesini, o zamanlar siyaset aleminde olacak zannedip bütün kuvvetiyle İstanbul’da siyaseti; dine Kur’an’a alet ederek çalışıyordu.
İkinci Nur: Bize göre ikinci nur, ‘İslam uyandı ve uyanıyor. Fenalığı fena, iyiliği iyi olarak gördüler’’ ifadesini kullanan Eski Sa’id’in hiss-i kablelvuku’ ile 1371’de başta Arab Devletleri, Alem-i İslam’ın ecnebi esaretinden ve istibdadından kurtulup İslami Devletler teşkil edeceklerini, kırk beş sene evvel haber vermesidir. İki Harb-i Umumi ve otuz-kırk sene devam eden istibdad-ı mutlakı düşünmemiş, Üçyüz Yirmi Yedi’de (1327) olacak gibi müjde vermiş, te’hirinin sebebini nazara almamış. 3
Bediüzzaman 1910’lu yıllarda ve bugün İslam Konferansı Teşkilatı’na bağlı 56 Müslüman devlet yokken bunların doğacağını ve bu doğuşun asıl İslam’ın bayramı olacak Birleşik İslam Devletlerine mukaddime teşkil edeceğini söylemesi de çok manidardır. Ben bu kargaşalı olayların, İslam’ın bayramı olacak büyük hadisenin doğum sancıları olduğuna inanıyorum. Şu tespitleri tekrar tekrar okumak gerekiyor:
Çok zamandan beri esaret altında kalmış ve istiklaliyetini kaybetmiş Hindistan, Arabistan gibi alem-i İslam’ın büyük memleketleri birer devlet-i İslamiye şeklinde; Hind’de yüz milyon bir devlet-i İslamiye (Pakistan’ın kasd ediyor), Java’da elli milyondan ziyade bir devlet-i İslamiye (Endonezya’yı kasd ediyor) ve Arabistan’da dört-beş hükumet (henüz o tarihte var olmayan Suudi Arabistan, Ürdün, Irak, Suriye, Lübnan, Yemen, Mısır ve Körfez Ülkelerini kasd ediyor) bir Cemahir-i Müttefika gibi, Arap birliği ile İslam birliğini birleştirmesindeki alem-i İslam’ın bu büyük bayramının mukaddemesini.4
Bediüzzaman’ın bu İslam aleminin büyük bayramının tahakkuku için bütün Müslümanlardan isteği şudur: Hikmet ezel ufkundan kaderin parmağını kaldırmış, size emrediyor ki: Tefrika ile her tarafa dağılarak kuruyan ve buharlaşan su gibi, katre katre zayi’ olan hamiyet ve kuvvetinizi İslamiyet milliyeti ile birleştiriniz İslam’ın haşmet ve şevket güneşini Cemahir-i Müttefika-i İslamiye’nin (Birleşik İslam Cumhuriyetleri) tarzında tahakkuk ettirip koruyunuz.
Şu cümleler, sanki bugün İslam aleminde esaret ve tahakküm altında ezilen Müslüman milletlere açıkça seslenmektedir:
Hem de hürriyet-i şer’iye denilen ve sosyal hayatınız için zaruri olan, Sübhan ve Ağrı Dağları gibi istikbalin zirvelerinde ve tepelerinde ayağa kalkmış, nefsin esareti altına girmeyi yasak etmiş ve gayre tecavüzü tecviz etmeyerek İslam’a dayanan hürriyet-i şer’iye, yüksek sada ile sizin gibi mazinin en derin derelerinde gafil ve dağınık insanlara fen ve san’at sİlahıyla “cehalet ve fakirliğe hücum ediniz” emrini veriyor.5
Üçüncü Nur: Bize göre üçüncü nur elli yıldır bağımsızlıklarını kazanmakla birlikte, kendi içinden diktatörlerin elinde mazlum durumuna düşen Müslüman Arap kardeşlerimizin gelecekte yani bana göre Arap Baharı ile Cemahir-i Müttefika-i İslamiye’yi kuracaklarını müjdelemesidir. İslam aleminin şu andaki halini yüz sene önce öngören Bediüzzaman, özellikle Araplara farklı bir şekilde seslenmektedir:
Hususan ey muazzam ve büyük ve tam intibaha gelmiş veya gelecek olan Arablar! En evvel bu sözler ile sizinle konuşuyorum. Çünki bizim ve bütün İslam ta’ifelerinin üstadlarımız ve imamlarımız ve İslamiyet’in mücahidleri sizlerdiniz. Sonra muazzam Türk Milleti o kudsi vazifenize tam yardım ettiler.
Onun için tenbellikle günahınız büyüktür. Ve iyiliğiniz ve haseneniz de gayet büyük ve ulvidir. Hususan kırk-elli sene sonra Arab ta’ifeleri, Cemahir-i Müttefika-i Amerika gibi en ulvi bir vaziyete girmeğe, esarette kalan hakimiyet-i İslamiye’yi eski zaman gibi yeryüzünün yarısında, belki ekserisinde tesisine muvaffak olmanızı rahmet-i İlahiye’den kuvvetle bekliyoruz. Bir kıyamet çabuk kopmazsa, inşaallah nesl-i ati görecek.
Üstad’ın bu sözlerini yorumlayan Zübeyir Gündüzalp aynı manayı haykırmaktadır:
Ecnebilerin, canavarlar gibi yaptıkları muamele ve zulümler, İslam dünyasında, hürriyet ve istiklal ve İttihad-ı İslam cereyanını da hızlandırmıştır. Nihayet, müstakil İslam devletlerinin teşkilini intac etmiştir. İnşaallahü Teala, Cemahir-i Müttefika-i İslamiye (Birleşik İslam Cumhuriyetleri) de meydana gelecek ve İslamiyet, dünyaya hakim ve hükümran olacaktır. Rahmet-i İlahiden kuvvetle ümid ve niyaz ediyoruz.6
Bu arada Üstad’ın;
Eğer o felaketi gören zalimler ise ve beşerin perişaniyetini ihzar eden gaddarlar ve kendi menfa’ati için insan alemine ateş veren hodgam, alçak insi şeytanlar ise, tam müstahak ve tam adalet-i Rabbaniyedir.7
sözlerini de İslam alemindeki zalimler açısından unutmayalım. Avrupa ve Amerika’nın korktuğu da budur. Ancak onların da korkmasına gerek yoktur; zira İslam’ın bu büyük bayramında onların da payı olacaktır. Bu üçüncü nur Hazret-i Mehdi’nin ikinci ve üçüncü vazifesinin tahakkuku ile taçlanacaktır.
Üstad’ın bu iki vazife ile alakalı tesbitlerini de hatırlatmak isterim:
İkinci Vazifesi: Hilafet-i Muhammediye (A.S.M.) ünvanı ile şe’air-i İslamiye’yi ihya etmektir. Alem-i İslam’ın Vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve manevi tehlikelerden ve gazab-ı İlahiden kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır.
Üçüncü Vazifesi: Inkılabat-ı zamaniye ile çok ahkam-ı Kur’aniyenin zedelenmesiyle ve Şeri‘at-ı Muhammediyenin (A.S.M.) kanunları bir derece ta’tile uğramasıyla o zat, bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla ve İttihad-ı İslam’ın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Al-i Beyt’in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmağa çalışır. 8
Bediüzzaman bir başka eserinde Arap Baharı’nı da kapsayacak şu müjdelerini veriyor:
Eger siz sahife-i efkarı okusaniz, tarik-i siyaseti görseniz, huteba-i umumi olan -doğru konuşan- cera’idi dinleseniz anlayacaksiniz ki: Arabistan, Hindistan, Cava, Misir, Kafkas, Afrika ve emsallerinde o derece fikr-i Hürriyet’in galeyanıyla, alem-i İslam’ın efkarında öyle bir tahavvül-ü azim ve inkilab-i acib ve terakki-i fikri ve teyakkuz-u tam intac etmiştir ki, bahasına yüz sene verse idik yine ucuzdu.9
Bu arada “Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkışa’a başlayacakdır. Şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek, ben de gelip burada medresemi yapacağım” sözünü de bir iki cümle ile açmak zaruridir.
Burada birinci zulmet, Çarlık Rusya’sının 1917 yılında Bolşevik İhtilali ile yıkılışı olsa gerektir. İkinci zulmet, 1990 yıllarında komünizmim çatır çatır yıkılması ve Sovyetlerin dağılmasıdır. Üçüncü zulmet de, inşallah Rusya’nın dağılarak oradaki mazlum Müslümanların hürriyetlerine kavuşup Cemahir-i Müttefika-i İslamiye’nin bir parçası haline gelmeleridir.
1 Bediüzzaman Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, sh. 78.
2 Bediüzzaman Said Nursi Tarihçe-i Hayat, sh. 82.
3 Bediüzzaman Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, sh. 89.
4 Bediüzzaman Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, sh. 521.
5 Bediüzzaman Said Nursi, Divan-ı Harb-i Örfi, sh. 50-51.
6 Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, sh. 771.
7 Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, sh. 112.
8 Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, c. I, sh. 266.
9 Münazarat, sh. 27.>
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.