• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #680561
    Anonim

      Ahiret hayatının hiçbir zerresi ölümlü
      değildir
      Süleyman Kösmene tarafından yazıldı.
      Tuba Hanım: “Hakikat Çekirdeklerinden ‘Küremiz
      hayvana benziyor; asar-ı hayat gösteriyor..” cümlesiyle
      başlayan 105. maddeyi açıklar mısınız?”
      Yerküreden hayat fışkırıyor
      Risale-i Nur’un ekser yerinde hayatla vahdet birlikte
      ele alınır. Hatta vahdetin, yani Kâinat Hâlık’ının
      birliğinin en açık delillerinden birisi olarak hep hayat
      nazara verilir. Üstad Bedîüzzaman, hayatı bazen
      kâinatla, bazen risâletle, bazen Kur’ân vahyi ile ve
      bazen de tevhidle öylesine iç içe işler ki, bu kavramlar
      neredeyse kardeş olurlar veya biri diğerini ispatlar, ya
      da her birisi kâinatın bir büyük ruhu olarak Cenâb-ı
      Hakk’ın vahdaniyetine imza atarlar.
      Bahsettiğiniz maddede yer küremizin hayvana
      benzediği, çünkü her yanından hayat fışkırdığı ve hayat
      emareleri gösterdiği; yumurta kadar küçülmesi halinde
      bir nevî hayvan olacağı; ya da bir mikrop, yer küremiz
      kadar büyüdüğü takdirde aynen yer küremize
      benzeyeceği beyan edilir. Ve ardından, hayattan ruha
      intikal edilir. Yer kürenin hayatı varsa, ruhu da vardır.
      Çünkü yer küre boş değildir! Yer kürenin ve hatta
      kâinatın her bir küresinin öylesine akıllı, isabetli ve
      istikametli hareketleri ve davranışları vardır ki, hayat,
      ruh ve şuur bu küreler için de, koca âlem için de, dev
      kâinat için de öyle uzak ve ulaşılmaz şeyler değildir!
      Öyleyse, İlâhî emre titiz bir performans ile mazhar ve
      muhatap olan âlem, bir büyük insandan farksız
      olmalıdır!
      Nitekim âlem insan kadar küçülse, yıldızları insanın
      vücut zerreleri ve cevherleri hükmüne geçecek; kendisi
      de şuur sahibi bir canlı hüviyetini kazanacaktır!
      Allah’ın böyle hayat ve ruh cevheri taşıyan çok
      mahlûkatı vardır.1
      Ahiret hayatının hiçbir zerresi ölü değildir
      Saîd Nursî Hazretleri bu hususu bir âyetin zımnında
      Sünûhat’ta da ele alır. Cenâb-ı Hak: “Âhiret yurdu var
      ya! İşte asıl hayat o!”2 buyurarak, hakikî hayatın âhiret
      hayatı olduğunu; hatta âhiretin hayatın ta kendisi
      bulunduğunu; başka bir ifadeyle, âhiret hayatının hiçbir
      zerresinin “ölü” olmadığını bildirmektedir.
      Bedîüzzaman, bu âyetin dehşetli bir sırrı açtığını; yani
      bu âyette, bu çokluklar âleminin başlangıcının vahdet
      olduğu gibi, nihayetinin de vahdete gittiğinin “hayat”la
      ifade edildiğini kaydeder.
      Öyle ki, kâinata serpilmiş hayat katreleri ve pırıltıları,
      bir umumî hayatı göstermektedir. Zira hayat, hayat-ı
      ezelî olan Cenâb-ı Hakk’ın hayatının daimî
      tecellisinden başka bir şey değildir.3
      Hayat öyle bir ezelî tecellidir ki, bütün âlem hayatın
      etrafında âdeta bir daire teşkil etmiş ve hayatı
      merkezine almıştır. Yani her şey hayatın etrafında
      mekik dokumaktadır. Bütün mevcudat hayata
      bakmakta, hayata hizmet etmekte ve hayat için lâzım
      olacak şeyleri yetiştirmektedir.
      Demek kâinatın Hâlık’ı, kâinattan “hayat”
      istemektedir.4
      Dünya canlıları: Ahiretin eğitim kışlaları
      Zerrelerin baş döndürücü hareketlerle hayvan, insan ve
      bitki hayatına bir misafirhane, bir kışla ve bir mektep
      gibi girerek hayatla nurlanmalarının; hususî bir talim ve
      terbiye içinde letafet kazanmalarının hikmeti budur;
      yani ebedî hayata mazhar olmaktır. Vazife başındaki
      zerreler, âlem-i bekaya ve bütün cüzleriyle hayattâr
      olan âhiret yurduna birer zerre olmak için liyakat
      kazanmakla meşguldürler.5
      Kâinat hayatının aklı: Kur’ân’dır
      Hayatın, bu kâinattan süzülmüş bir hulâsa olduğunu;
      şuurun ve hissin, hayattan süzülmüş bir “öz”
      bulunduğunu; aklın, şuur ve histen süzülmüş bir hulâsa
      olduğunu; ruhun da hayatın halis ve safi bir cevheri
      bulunduğunu beyan eden Bedîüzzaman; Hazret-i
      Muhammed‘in (asm) maddî ve manevî hayatının,
      kâinatın hayat ve ruhundan süzülmüş bir özün özü
      olduğunu ve risâletinin ise kâinatın his, şuur ve
      aklından süzülmüş en safi bir hulâsası bulunduğunu;
      binaenaleyh, Hazret-i Muhammed’in (asm) maddî ve
      manevî hayatının kâinatın hayatının hayatı olduğunu;
      risâletinin, kâinatın şuurunun şuuru ve nuru
      bulunduğunu; Kur’ân Vahyinin ise kâinat hayatının
      ruhu ve kâinat şuurunun aklı bulunduğunu kaydeder.
      Bediüzzaman’a göre, Peygamber Efendimizin (asm)
      risâleti ve Kur’ân, kâinatın umumî hayatı ile o kadar
      ilgilidir ki, risâlet nuru gitse, kâinat divane olacak, vefat
      edecek; Kur’ân gitse, yer küre kafasını ve aklını
      kaybedecek, şuursuz kalmış olan başını bir gezegene
      çarpacak ve bir kıyameti koparacaktır.6
      Bundandır ki, İslâmiyet vazgeçilmez vahdet ve hayat
      dinidir.
      Dipnotlar:
      1- Mektûbât, s. 463.
      2- Ankebût Sûresi, 29/64.
      3- Sünûhât, s. 15 (yeni baskı: s. 84).
      4- Mektûbât, s. 349.
      5- Sözler, s. 510.
      6- Lem’alar, s. 329.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.