- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
13 Eylül 2013: 16:19 #680722
Anonim
İbadetin Manası Nedir?Bugünlerde Camii ve Cemevi projesi diye bir proje çıkarmışlar ve ikisini bir arada aynı manayı ve muhteviyatı taşıdığını ifade ederek bir arada olması gerekliliğini savunuyorlar. İslam tarihinde eşi benzeri olmayan bir uygulamaya adım atmak elbette bidattır. Ve bu bidatın bidatı hayriye diye sınıflandırılması mümkün değildir. Çünkü bir şeyin hayırlı bidatlardan olması elbette onun islamın hiçbir kaidesine aykırı olmaması ile ifade edilebilinir. Şimdi öncelikle Risale-i Nur ışığında ibadetin manasını öğrenmeye çalışalım, şöyle ki:
[BILGI] İkinci Nükte:
İbadetin manası şudur ki: Dergâh-ı İlahîde abd, kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp kemal-i rububiyetin ve kudret-i Samedaniyenin ve rahmet-i İlahiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir. Yani rububiyetin saltanatı, nasılki ubudiyeti ve itaati ister; rububiyetin kudsiyeti, paklığı dahi ister ki: Abd, kendi kusurunu görüp istiğfar ile ve Rabbını bütün nekaisten pâk ve müberra ve ehl-i dalaletin efkâr-ı bâtılasından münezzeh ve muallâ ve kâinatın bütün kusuratından mukaddes ve muarrâ olduğunu; tesbih ile Sübhanallah ile ilân etsin.
Hem de rububiyetin kemal-i kudreti dahi ister ki: Abd, kendi za’fını ve mahlukatın aczini görmekle kudret-i Samedaniyenin azamet-i âsârına karşı istihsan ve hayret içinde Allahü Ekber deyip huzû ile rükûa gidip ona iltica ve tevekkül etsin.Hem rububiyetin nihayetsiz hazine-i rahmeti de ister ki: Abd, kendi ihtiyacını ve bütün mahlukatın fakr u ihtiyacatını sual ve dua lisanıyla izhar ve Rabbının ihsan ve in’amatını, şükür ve sena ile ve Elhamdülillah ile ilân etsin. Demek, namazın ef’al ve akvali, bu manaları tazammun ediyor ve bunlar için taraf-ı İlahîden vaz’edilmişler.
Sözler ( 41 )[/BILGI]
Demek bir yerin ibadethane olabilmesi için en evvel şart o yerde Allah’a ibadet edilmesi gerekir. İbadet ise secde ve rükü ve dua ve şükür ile olabilmektedir. Bu ise ancak ve ancak mescit ve camiilerde ifa edilebilmektedir. Kişinin kendi hanesi bir mescit olabileceği gibi dergahlarda bir nevi mescid olabilir ama mescidlere dergah denilemeyeceği gibi kişinin kendi hanesinede mescid denilemez. Çünkü o yerin kullanılış amacı artık mescidi aşmakta daha farklı işler ve iştigallerde yapılmaktadır.
[BILGI]Evet insanın gözüne gönlüne bambaşka ufuklar açan bu “Tefekkür” sebebiyle sadece kalbinin murakabesi ile meşgul olan bir sâlik, kalbi ve bütün letaifi ile birlikte zerrelerden kürelere kadar bütün kâinatı azamet ve ihtişamı ile seyr ü temaşa, murakabe ve müşahede ederek, Cenab-ı Hakk’ın o âlemlerde binbir şekilde tecelli etmekte olan esma-i hüsnasını, sıfât-ı ulyasını kemal-i vecd ile görerek, artık sonsuz bir mabedde olduğunu aynelyakîn, ilmelyakîn ve hakkalyakîn derecesinde hisseder. Çünki içine girdiği “Mabed” öyle ulu bir mabeddir ki; milyarlara sığmayan cemaatin hepsi aşk ve şevk, huşu’ ve istiğraklar içinde Hâlıkını zikrediyor. Yanık, tatlı ve güzel lisanları, şive, nağme, ahenk ve besteleri ile bir ağızdan سُبْحَانَ اللّٰهِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ وَلاَ اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَاللّٰهُ اَكْبَرُ diyorlar.
Asa-yı Musa ( 268 )[/BILGI]
Demek ki insan tefekkür ile bulunduğu mekanı mabede çevirebilmektedir. Ama bu mekanlara mabed demek elbette mümkün değildir.
Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde namaz kılınan yer olarak mescit ifadesi geçmektedir. Ancak zamanla cemaatlerin çoğalması ile “Cemaatlerin toplandığı mescit” anlamına gelen el-mescidül camii ifadesi kısaltılarak camii olarak kullanılmıştır.
Alevilik bir mezheb ise mabetleri camiidir, tarikat ise yine mabetleri camiidir, dergahları (tekkeleri) ise cemevi, dernek evi gibi olabilir. Çünkü cemevlerinde ibadetin manası farklılaştığından şartlarını esas almamakta. Mesela Mevlevihaneler bir ibadethane değildir, ancak dergahtır ama dergah olması bu yerlerin ibadet edilmesine engel olacağı anlamı taşımaz.
Neticeyi kelam cemevlerinin ibadethane sayılmasını istemek islamiyete müteallık bir mesele olmayacağı katidir. Devletin bu meseleye yaklaşımı ise ancak Tekke ve Zaviyeler hakkında çıkarmış olduğu kanunu kaldırmak ile olmalıdır. Aksi takdirde. Cemevleri gibi diğer dergahların Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına aykırı olduğu bir gerçektir. Yoksa islamiyete ait olmayan devletin kanunları ve uygulamaları neticesinde ortaya çıkan ayrımcılıklarda devlet bir ayrımcılığını giderirken diğerini görmezden gelmiş olacaktır.
Meselenin daha iyi anlaşılabilmesi için islamiyette Türk-Kürt sorunu olmadığı gibi Alevi ve Sunni ayrımcılığıda yoktur. Çünkü islamiyet bütün ayrımcılıkları red eder. Bu sorunların kaynağı devletin zaman zaman izlediği politikalar ve siyasetlerin neticesinde doğmuştur. Devlet bu ayrımcılıklarına bir bütün olarak bakmalı sadece bir kesimi mutlu etme başka kesimi mutsuz etme gibi bir yöntem izleyemez.
İbrahim Edhem -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.