• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #680958
    Anonim

      Allah’ı anmak ibadettir
      Süleyman Kösmene tarafından yazıldı.
      Cafer Bey: “Belirli istekler için belirli adetlerle esmayı
      zikredince istediğin şey oluyormuş gibi bir inanç var.
      Bu inancın dinde yeri nedir?”
      ALLAH’I ANMAK FARZDIR
      Öncelikle şunu ifade edelim: Allah’ın adını zikretmek
      ibadettir ve farzdır. Bir menfaatimiz, bir isteğimiz
      olunca değil; her zaman!
      Esasen, bizim Allah’a her zaman ihtiyacımız var.
      Nitekim Kur’ân’da, “Beni zikredin.”1, “Allah’ı çokça
      zikredin!”2 diye emreden çok sayıda âyet vardır.
      Allah’ı bir menfaatimiz, bir isteğimiz olduğu zaman
      zikretmek; isteğimiz olmadığında unutmak bir gaflet
      halidir.
      Öyleyse bizim için vecibe olan: Allah’ı her an
      zikretmektir.
      İstediğimiz şeyi verse de, vermese de bize düşen: O’nu
      zikirden uzaklaşmamak, O’na darılmamak, zikri ve
      duayı terk etmemek, umudumuzu ve inancımızı
      kaybetmemektir.
      DÜNYAYI İSTEYENE DÜNYA, AHİRETİ İSTEYENE
      AHİRET
      Çoğu zaman kul olarak biz, ne isteyeceğimizi, ne
      miktar isteyeceğimizi bilemiyoruz.
      Ama Kur’ân bize rehberlik yapıyor. Ne isteyeceğimizi
      Kur’ân’dan öğrenebiliriz.
      İşte bazı âyetler: “Kim dünya menfaatini isterse,
      kendisine ondan veririz. Kim de ahiret mükâfatını
      isterse, ona ondan veririz.”3
      “İnsanlardan bazıları ‘Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver’
      derler. Bunların ahirette bir nasibi yoktur. Onlardan,
      ‘Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik
      ver ve bizi ateş azabından koru’ diyenler de vardır. İşte
      onlara kazandıklarından bir nasip vardır.”4
      “Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara.
      Dünyadan da nasibini unutma.”5
      Bu âyetler işaret ediyor ki: Allah dünyayı isteyene
      dünyayı, ahireti isteyene ahireti veriyor.
      Eğer duâlarımızda sırf dünyayı niyet etsek, duâmız
      makbul olmadığından kabule karin olmuyor.
      Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “Eğer o dünyaya ait
      faydalar ve menfaatler o ubudiyete, o virde veya o zikre
      illet veya illetin bir cüz’ü olsa, o ubudiyeti kısmen iptal
      eder. Belki o hasiyetli virdi akim bırakır, netice
      vermez.”6
      ESAS OLAN AHİRET YURDUDUR
      Duâlarımızda elbette dünyevi ihtiyaçlarımızın
      giderilmesini isteyebiliriz. Fakat sırf dünyevi istek ve
      ihtiyaçlarda boğulmamalı; ahiretle ilgili daha çok şey
      istemeliyiz. Çünkü dünyada az; ahrette ise çok, daha
      çok, sınırsız derecede çok kalacağız.
      Bu sünnet dengesini İslâm büyüklerinin zikri, evradı ve
      ezkârı genellikle koruyor. En canlı ve en yakın örnek
      olarak Bediüzzaman’ın ümmete hediye ettiği tesbihatı
      bu açıdan inceleyebiliriz: Bediüzzaman’ın tesbihatında
      esma zikri vardır.
      Ve bu zikirden sonra Rabbimizden isteyeceğimiz şeyler
      de vardır: Cehennemden korunma, af ve mağfiret
      olunma, Cennete kabul edilme, Peygamber Efendimizin
      (asm) şefaatine nail olma ve Peygamber Efendimiz’e
      (asm) salatü selâm gönderme gibi isteklerdir bunlar.
      Dikkat edilirse bu isteklerin hepsi uhrevîdir ve ahirette
      bizim için ekmek ve sudan daha çok ihtiyaçtır.
      Binaenaleyh namaz tesbihatına devam etmemiz, esma
      zikri için de, esma zikrinden istediğimiz maksada
      ulaşmamız için de bize istikametli bir zemin olarak
      yeterlidir.
      O FAYDALARI GÖREMİYORLAR VE GÖREMEYECEKLER
      Piyasada esma zikri ile ilgili satılan birçok metinde,
      maalesef birçok bidat, hurafe ve uydurma inançlara
      revaç verildiğine rastlıyoruz. Ki bu Müslüman
      memlekete hiç yakışmıyor. Bu memleket, İsrailî
      uydurmaların revaç bulduğu bir memleket olmamalı
      diyoruz.
      İşte örnekler: -aynen alıyorum- “Emir sahibi olmak için
      günde 90 defa El-Melik; talihin açık olması için 528
      defa Eş-Şekur; hürmet görmek için 232 defa El-Kebir;
      refaha kavuşmak için 662 defa El-Mütekebbir; işleri
      büyütmek için 72 defa El-Basit; sıkıntısız ve borçsuz
      bir hayat için 14 defa El-Vehhab; büyük servet sahibi
      olmak için 1060 defa El-Ganiyy; devletten istediğini
      elde etmek için 551 defa El-Müteali”…
      Bu vaatler böyle devam edip gidiyor.
      İnsan sormadan edemiyor: Bunca dünyalığı elde etmek
      için öncelikle her birisinin esbabı ve yolları yok mu?
      Keza bunca dünyalığı elde etmek için bunca mübarek
      esmayı neden basamak yapıyorsun?
      Son söz olarak, aynen Bediüzzaman’ın çığlığını buraya
      alıyorum: “O faydaları göremiyorlar ve göremeyecekler
      ve görmeye de hakları yoktur. Çünkü o faydalar, o
      evradların illeti olamaz ve ondan, onlar kasten ve
      bizzat istenilmeyecek. Çünkü onlar fazlî bir surette, o
      hâlis virde talepsiz terettüp eder. Onları niyet etse,
      ihlâsı bir derece bozulur. Belki ubudiyetten çıkar ve
      kıymetten düşer.”7
      Dipnotlar:
      1- Bakara Sûresi: 152.
      2- Ahzab Sûresi: 41; Cuma Sûresi: 10; Enfal Sûresi: 45.
      3- Âl-i İmran Sûresi: 145.
      4- Bakara Sûresi: 200, 201, 202.
      5- Kasas Sûresi: 77.
      6- Lem’alar, s. 136.
      7- Lem’alar, s. 136.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.