- Bu konu 4 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
6 Ocak 2014: 12:09 #681431
Anonim
Bilmüşahede görüyoruz ki: Bütün eşya, hususan zihayat olanların pek çok muhtelif hacatı ve pek çok mütenevvi metalibi vardır. O matlabları, o hacetleri, ummadığı ve bilmediği ve eli yetişmediği yerden münasib ve layık bir vakitte onlara veriliyor, imdada yetiştiriliyor. Hâlbuki o hadsiz maksudların en küçüğüne o muhtaçların kudreti yetişmez, elleri ulaşmaz. Sen kendine bak: Zahiri ve batıni hasselerin ve onların levazımatı gibi elin yetişmediği ne kadar eşyaya muhtaçsın. Bütün zihayatları kendine kıyas et. İşte bütün onlar, birer birer, vücud-u Vacib’e şehadet ve vahdetine işaret ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla, güneşin ziyası güneşi gösterdiği gibi, o hal ve bu keyfiyet, perde-i gayb arkasında bir Vacib-ül Vücud’u, bir Vahid-i Ehad’i, hem gayet Kerim, Rahim, Mürebbi, Müdebbir ünvanları içinde akla gösterir.
Şimdi ey münkir-i cahil ve ey fasık-ı gafil! Bu faaliyet-i hakimaneyi, basiraneyi, rahimaneyi ne ile izah edebilirsin? Sağır tabiatla mı, kör kuvvetle mi, sersem tesadüfle mi, aciz camid esbabla mı izah edebilirsin?…
(Bediüzzaman Said Nursi – 33. Söz’den)6 Ocak 2014: 12:15 #816373Anonim
Şeytan cüz’i bir emr-i ademi ile insanı mühim tehlikelere atar. Hem insandaki nefis ise, şeytanı her vakit dinler. Kuvve-i şeheviye ve gazabiye ise, şeytan desiselerine hem kabile, hem nakile iki cihaz hükmündedirler.
İşte bunun içindir ki, Cenab-ı Hakk’ın “Gafur”, “Rahim” gibi iki ismi, tecelli-i a’zamla ehl-i imana teveccüh ediyor. Ve Kur’an-ı Hakim’de Peygamberlere en mühim ihsanı, mağfiret olduğunu gösteriyor ve onları, istiğfar etmeye davet ediyor.
(Bediüzzaman Said Nursi – 13. Lem’adan)6 Ocak 2014: 12:17 #816374Anonim
Bu dünyayı hadsiz enva’-ı lütuf ve ihsanıyla böyle tezyin edip mükrimane ve şefikane rububiyetini gösteren ve tohumlar gibi en ehemmiyetsiz cüz’i şeyleri dahi muhafaza eden bir Sani’-i Kerim ve Rahim; masnuatı içinde en mükemmel ve en cami’, en ehemmiyetli ve en çok sevdiği masnuu olan insanı, elbette ve bilbedahe sureten göründüğü gibi böyle merhametsiz, akibetsiz i’dam etmez, mahvetmez, zayi’ etmez. Belki bir çiftçinin toprağa serptiği tohumlar gibi, başka bir hayatta sünbül vermek için, Halık-ı Rahim o sevgili masnuunu bir rahmet kapısı olan toprak altına muvakkaten atar.
(Bediüzzaman Said Nursi – 26. Lem’adan)8 Ocak 2014: 09:59 #816392Anonim
Bir maksud ki, fenada mahvoluyor; o maksudu istemem. Çünki faniyim, fani olanı istemem; neyleyeyim?
Bir mabud ki, zevalde defnoluyor; onu çağırmam, ona iltica etmem. Çünki nihayetsiz muhtacım ve acizim. Aciz olan, benim pek büyük derdlerime deva bulamaz. Ebedi yaralarıma merhem süremez. Zevalden kendini kurtaramayan nasıl mabud olur?
(Bediüzzaman Said Nursi – 17. Söz’den)
8 Ocak 2014: 10:00 #816393Anonim
BİRİNCİ DEVA: Ey biçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil belki bir nevi dermandır. Çünki ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi’ olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor. Hastalık, senin o sermayeni büyük karlarla meyvedar ediyor. Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor.. ta meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin. İşte, ömrün hastalıkla uzun olmasına işareten bu darb-ı mesel dillerde destandır ki; “Musibet zamanı çok uzundur, safa zamanı pek kısa oluyor.”
(Bediüzzaman Said Nursi – 25. Lem’adan)8 Ocak 2014: 10:01 #816394Anonim
İlim iki kısımdır: Bir nevi ilim var ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kâfi gelir. Diğer bir kısmı, ekmek gibi, su gibi her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur. Bir defa anladım, yeter diyemez. İşte ulum-u imaniye bu kısımdandır. Elinizdeki Sözler ekseriyet itibariyle inşaallah o cümledendir.
(Bediüzzaman Said Nursi – Barla Lahikası’ndan)
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.