• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #681446
    Anonim

      Kelime açıklamalı. Sözler – 30. Söz giriş… Ahzab, 72. ayet.

      Gök, zemin, dağ tahammülünden çekindiği ve korktuğu emanetin müteaddid vücuhundan bir ferdi, bir vechi, ene’dir. Evet ene, zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar âlem-i insaniyetin etrafına dal budak salan nurani bir şecere-i tûbâ ile, müdhiş bir şecere-i zakkumun çekirdeğidir. Şu azîm hakikata girişmeden evvel, o hakikatın fehmini teshil edecek bir mukaddime beyan ederiz. Şöyle ki:
      Tahammül: Yüklenme, üstlenme. * Katlanma, sabretme.
      Müteaddid: Çok sayıda, birçok, çeşitli.
      Vücuh: Vecihler, yönler, tarzlar, biçimler, şekiller.
      Vech: Yön, taraf, yüz. *Çehre, surat, yüz. *Tarz, biçim.
      Ene: Ben, benlik.
      Zaman-ı Âdem: Hz.Adem(as) zamanından.
      Alem-i insaniyet: İnsanlık alemi, insanlık dünyası.
      Şecere-i tûbâ: Tuba ağacı, cennetteki tuba ağacı.
      Şecere-i zakkum: Zakkum ağacı, meyveleri cehennemliklerin yiyeceği olan bir cehennem ağacı.
      Azîm: Büyük, yüce.
      Hakikat: Gerçek
      Fehm: Anlayış.
      Teshil: Kolaylaştırma.
      Mukaddime: Başlangıç, önsöz, giriş.

      Ene, künuz-u mahfiye olan esma-i İlahiyenin anahtarı olduğu gibi, kâinatın tılsım-ı muğlakının dahi anahtarı olarak bir muamma-yı müşkilküşadır, bir tılsım-ı hayretfezadır. O ene mahiyetinin bilinmesiyle, o garib muamma, o acib tılsım olan ene açılır ve kâinat tılsımını ve âlem-i vücubun künuzunu dahi açar. Şu mes’eleye dair “Şemme” isminde bir risale-i arabiyemde şöyle bahsetmişiz ki: Âlemin miftahı insanın elindedir ve nefsine takılmıştır. Kâinat kapıları zahiren açık görünürken, hakikaten kapalıdır. Cenab-ı Hak, emanet cihetiyle insana “ene” namında öyle bir miftah vermiş ki; âlemin bütün kapılarını açar ve öyle tılsımlı bir enaniyet vermiş ki; Hallak-ı Kâinat’ın künuz-u mahfiyesini onun ile keşfeder. Fakat ene, kendisi de gayet muğlak bir muamma ve açılması müşkil bir tılsımdır. Eğer onun hakikî mahiyeti ve sırr-ı hilkati bilinse; kendisi açıldığı gibi, kâinat dahi açılır. Şöylek ki:
      Ene: Ben, benlik.
      Künuz-u mahfiye: Gizli hazineler.
      Esma-i İlahiye: Allah’a(cc) ait isimler.
      Tılsım-ı muğlak: Anlaşılması zor kapalı ve gizli mana.
      Muamma-yı müşkilküşa: Müşkülleri açan muamma, zorlukların kapısını açan bilinmez ve anlaşılmaz gizli gerçek.
      Tılsım-ı hayretfeza: Hayret verici tılsım, hayret verici gizli ve derin sır.
      Mahiyet: İç yüz, esas, asıl, temel özellik, temel gerçek.
      Alem-i vücub: Vücub alemi, Allah’a(cc) ait isim ve sıfatlar alemi.
      Künuz: Hazineler, defineler.
      Miftah: Anahtar.
      Kâinat: Yaratılan bütün varlıklar, evren.
      Zahiren: Zahir olarak, görünüş olarak, göründüğü gibi.
      Hakikaten: Gerçekten.
      Hallak-ı Kâinat: Kainatın(evrenin) yaratıcısı.
      Künuz-u mahfiye: Gizli hazineler.
      Muğlak: Kapalı, anlaşılması çok zor.
      Müşkil: Zor, güç, çetin.
      Mahiyet: İç yüz, esas, asıl, temel özellik, temel gerçek.
      Sırr-ı hilkat: Yaratılış sırrı, yaratılışın derin ve gizli manası, yaratılıştaki gizli gerçek.

      Sâni’-i Hakîm, insanın eline emanet olarak, rububiyetinin sıfât ve şuunatının hakikatlarını gösterecek, tanıttıracak, işarat ve nümuneleri câmi’ bir ene vermiştir. Tâ ki o ene, bir vâhid-i kıyasî olup, evsaf-ı rububiyet ve şuunat-ı uluhiyet bilinsin. Fakat vâhid-i kıyasî, bir mevcud-u hakikî olmak lâzım değil. Belki hendesedeki farazî hatlar gibi, farz ve tevehhümle bir vâhid-i kıyasî teşkil edilebilir. İlim ve tahakkukla hakikî vücudu lâzım değildir.
      Sâni’-i Hakîm: Hiçbir şeyi gayesiz ve faydasız bırakmayıp her şeyde sayısız gayeler ve faydalar gözeten sanatkar yaratıcı.
      Rububiyet: Allah’ın(cc) terbiyecilik sıfatı, Allah’ın(cc) her şeyin sahibi, ihtiyaçlarının karşılayıcısı ve terbiye edicisi olması.
      Sıfât: Nitelik, sahip olunan özellik, vasıf.
      Şuunat: İşler, olaylar. *Kabiliyetler, yetenekler.
      Hakikat: Gerçek.
      İşarat: İşaretler.
      Nümune: Örnek.
      Câmi’: Kendinde toplayan, çok özellikli, toplayıcı.
      Ene: Ben, benlik.
      Vâhid-i kıyasî: Ölçü birimi, bir şeyin miktarını ve diğer özelliklerini ölçmek için belirlenen değişmez parça veya miktar (ağırlık için kilo, uzunluk için metre, sıvı için litre gibi).
      Evsaf-ı rububiyet: Rububiyet sıfatları, her şeyin sahibi ve terbiyecisi olmanın sıfatları(üstün özellikleri).
      Şuunat-ı uluhiyet: Uluhiyet şuunatı, Allah’ın(cc) kainatı ve bütün varlıkları emir ve idaresi altına alıp kendine kulluk ettirmekliğindeki işler.
      Mevcud-u hakikî: Hakiki mevcud, gerçek varlık.
      Hendese: Matematikte çizim ve şekil bilgisi, geometri, mühendislik.
      Farazî: Farz edilen, varsayılan, sanki varmış gibi kabul edilen.
      Tevehhüm: Evhamlanma, kuruntuya kapılma, asılsız ve gerçek dışı düşüncelere kapılma, sanma.
      Vâhid-i kıyasî: Ölçü birimi, bir şeyin miktarını ve diğer özelliklerini ölçmek için belirlenen değişmez parça veya miktar (ağırlık için kilo, uzunluk için metre, sıvı için litre gibi).
      Teşkil: Meydana getirmek, oluşturmak, var etmek, yapmak.
      Tahakkuk: Doğruluğu meydana çıkma, gerçekleşmek, gerçeklik kazanma, ortaya çıkma.

      SÖZLER

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.