• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #681983
    Anonim

      Kâinatın miftahı, anahtarı insanın elindedir. Âlemin kapıları açık ise de manen kapalıdır. Cenab-ı Hak bütün o kapıları ve kenz-i mahfîyi açan “Ene” namında bir miftahı insanın eline vermiştir. Fakat, ene de kapısı kapalı bir bilmecedir. Bunun kapısı açılıyorsa kâinatın da kapıları açılıyor.
      Kâinat: Yaratılan bütün varlıklar, evren.
      Miftah: Anahtar.
      Âlem: Dünya, kâinat.
      Manen: Mana bakımından, manaca, manevî olarak.
      Cenab-ı Hak: Allah(cc).
      Kenz-i mahfîyi: Gizli hazineyi.
      Ene: Ben, benlik.
      Namında: Adında.

      Evet Cenab-ı Hak insana bir benlik, bir nevi hürriyet vermiştir ki, Cenab-ı Hakk’ın rububiyetine ait evsafı bilmek için mevhum, farazî bir vâhid-i kıyasî yapsın.
      Nevi: Çeşit, tür.
      Rububiyet: Allah’ın(cc) herşeyin sahibi, ihtiyaçlarının karşılayıcısı ve terbiye edicisi olması.
      Evsaf: Vasıflar, özellikler, nitelikler.
      Mevhum: Aslı olmayan, gerçek dışı, hayal ürünü, asılsız.
      Farazî: Farz edilen, varsayılan, sanki varmış gibi kabul edilen.
      Vâhid-i kıyasî: Ölçü birimi, birşeyin miktarını ve diğer özelliklerini ölçmek için belirlenen değişmez parça veya miktar (ağırlık için kilo, uzunluk için metre gibi).

      Mahiyet-i beşerde pek ince bir ip, insanın vücudunda şuurlu bir kıl, şahsın kitabında bir elif kıymetinde ve miktarında olan “Ene”nin iki vechi vardır. Biri hayra bakar. Bu vecihle yalnız kabil-i feyizdir, fâil değildir. Diğer vechi ise şerre bakar. Bu vecihle kendisini fâil bilir.
      Mahiyet-i beşer: İnsanın gerçek iç yüzü ve temel özelliği.
      Kıymetinde: Değerinde.
      Vech: Yön, taraf, yüz, tarz. *Tarz, biçim.
      Hayr: Hayır, iyilik, dine uygun faydalı ve sevaplı iş.
      Kabil-i feyiz: Allah’tan(cc) gelen manevî her güzel ve iyi şeyi yanlızca kabul eden.
      Fâil: İş yapan.
      Şerr: Kötülük.

      Ene’nin mahiyeti mevhumedir, rububiyeti hayalîdir. Vücudu bir şeye hâmil olamaz. Ancak mizan-ül hararet gibi, Vâcib-ül Vücud’un rububiyetine ait sıfât-ı mutlaka-i muhitayı bilmek için bir mizan vazifesini görüyor.
      Mahiyet: Asıl, esas, temez özellik, temel gerçek, iç yüz.
      Mevhume: Asılsız olan, gerçek dışı olan, hayal ürünü olan.
      Hayalî: Hayalle ilgili, hayale ait.
      Hâmil: Üstlenmiş.
      Mizan-ül hararet: Sıcaklık ölçeği, termometre.
      Vâcib-ül Vücud: Varlığı zorunlu olup olmaması imkansız olan Allah(cc).
      Sıfât-ı mutlaka-i muhita: Muhit ve mutlak sıfatlar, herşeyi kuşatan sonsuz ve sınırsız sıfatlar(nitelikler).
      Mizan: Ölçü, denge, terazi.
      Vazife: Görev, yapılması gereken iş.

      Eğer insan benliğine mizan nazarıyla bakarsa, kâinattan zihnine akıp gelen âfâkî malûmatı kendi malûmatı ile, tasarrufat ve sıfât-ı İlahiyeyi de kendi sıfâtıyla tasdik eder. Yine merciine iade eder. Ve bu sayede ﻗَﺪْ ﺍَﻓْﻠَﺢَ ﻣَﻦْ ﺯَﻛَّﻴﻬَﺎ daki ﻣَﻦْ şümulüne dâhil olarak bihakkın emaneti îfa etmiş olur. Fakat kendisine müstakil nazarıyla bakmakla kendisini mâlik itikad ederse ﻗَﺪْ ﺧَﺎﺏَ ﻣَﻦْ ﺩَﺳَّﻴﻬَﺎ nın şümulüne dâhil olmakla emanette hıyanet etmiş olur. Zira semavat ve arzın, hamlinden korkarak imtina’ ettikleri cihet “Ene”nin bu cihetidir. Çünki dalaletler, şirkler, şerler bu cihetten doğarlar. Eğer vaktiyle o “Ene”nin şiddetli bir terbiye ile başı kırılmaz ise büyür, insanın vücudunu yutar.
      Âfâkî: Dıştaki varlıklarla ilgili, kâinat ve içindekilerle ilgili.
      Malûmat: Bilinenler, bilgiler.
      Tasarrufat: İşleri idare etme ve yürütme. Allah’ın(cc) yapıp yürüttüğü işler.
      Sıfât-ı İlahiye: Allah’ın(cc) sıfatları.
      Merciine: Kaynağına, başvuru yerine.
      İade: Geri verme.
      Şümul: Kapsama, kaplama, içine alma.
      Dâhil: İç, içerde olan.
      Îfa: Yapma, yerine getirme.
      Müstakil: Kendi başına, bağımsız.
      İtikad: İnanmak.
      Zira: Çünkü.
      Semavat: Gökler.
      Arz: Yeryüzü, dünya.
      Hamlinden: Yüklenmekten.
      İmtina’: Geri durma, çekinme.
      Cihet: Yön, taraf.
      Dalalet: Doğru yoldan ayrılma, iman ve islâm yolundan sapmak.
      Şirk: Allah’a(cc) ortak koşma.

      Eğer milletin de enaniyeti inzimam ederse, Sâni’in emrine karşı mübarezeye çıkar. Tam manasıyla bir şeytan olur. Sonra halkı da kendisine kıyas eder, esbabı da o kıyasa dâhil eder, büyük bir şirke düşer. -El’iyazü billah…-
      Enaniyet: Kendine güvenmek ve kendine dayanmak. Kişinin üzerinde görünen iyi ve güzel sıfatları kendinden bilmesi.
      İnzimam: İlave edilme, eklenme, katılma.
      Sâni’in: Sanatkar yaratıcının.
      Mübareze: Çekişme, çatışma.
      Esbab: Sebepler.
      El’iyazü billah: Allah(cc) korusun, Allah’a sığınırız.

      Mesnevi-i Nuriye

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.