Kardeşlerim! Her ihtimale karşı ihtiyaten bir arama olsa ve nüshalarınız görünse, diyeceksiniz ki: “Vahdet-i mes’ele itibariyle bu iki risale her birimizin tam müdafaasıdır. Elbette her birimizin elinde bulunması hakkımızdır. Madem Ankara makamatına resmen gitmişler. Elbette o iki müdafaaya elimizde ilişilmez. Her birimizin elinde bulunması hakkımızdır.”
Eğer denilse: “Neden bu kadar çok yazıyorsunuz ve çok uzun saded haricinde imanî mes’eleleri müdafaat içinde yazıyorsunuz?”
Onlara cevaben deyiniz ki: “Biz altmış adamız. Çoğunun yazısı yok. Hem binler masum Risale-i Nur şakirdlerinin ve 130 risalenin müdafaanamesi elbette o nisbette çok uzun olması lâzım gelirken mecburiyetle kısa kalmış. Tarihlerde böyle bu çeşitten imanî ve ilmî mahkeme ve hakaik üzerine böyle muhakeme emsali vuku’ bulmamış. Onun için risaleler şeklinde böyle yazıyoruz. Eğer kardeşimiz Said serbest olsa idi ve görüşmekten tecrid edilmese idi, bu ilmî ve imanî hakikatları müdafaa için on-yirmi risale yazılacaktı.” dersiniz. Bununla beraber ihtiyat etmek lâzımdır. Gerçi lehimizde bulunan çokturlar. Fakat aleyhimizdekiler çok dessas ve alçaktırlar ve hâindirler.
***