- Bu konu 5 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
18 Ekim 2014: 09:20 #682379
Anonim
Manevi istibdadlar KırılmalıEcnebilerde taklid ve cehalet ve taassub ve kıssîslerin riyaseti. Ve bizdeki mani ise; istibdad-ı mütenevvi ve ahlâksızlık ve müşevveşiyet-i ahval ve ataleti intac eden ye’stir ki, şems-i İslâmiyetin küsufa yüz tutmasına sebeb olmuşlardır.
Bu manalara bakalım.
1- Gayr-i Müslümlerde: cahillik, kendisinin elindeki şeylere tek doğru budur deyip başkalarını kabul etmeyip dediğim dedik havasında olmasına neden olan papazların başı çekip her şeyde söz sahibi olması avrupanın terakkiyatına mani oldu
2- Biz islam coğrafyasında ise: muhtelif baskılar istibdadlar, istibdad içinde istibdadlar ve bu istibdad envaının neticesinde hasıl olan ortaya çıkan tembellik ve bütün maddi ve manevi mağlubiyete sebep olan yeis yani ümitsizlik islamiyetin hakikatının inkişafına mani olan sebeplerdir. Bunlar islam güneşinin tam bir surette görülüp yayılmasının önünde müteselsil sıradağlar gibi engellerdir.
Maddi istibdadlar yıkılır yıkılmaya yüz tutar. Lakin manevi istibdatlar ise o kadar kolay olmaz. Çükü ön yargı hakimdir. “Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur!â€
Birisi bir şeyi öğrenip en mükemmeli bu demek yerine mükemmel sadece budur düşüncesiyle hareket etmesi önyargı ve taassubun sebebidir.
Taassubun lügati manası: bir düşünceye körükörüne bağlılık. Çoğulu ise istibdaddır.
Körükörüne bağlılık da budur ki: “Bir denizde hesabsız cevherlerin aksamıyla dolu bir definenin bulunduğunu farz edelim. Gavvas dalgıçlar, o definenin cevahirini aramak için dalıyorlar. Gözleri kapalı olduğundan el yordamıyla anlarlar. Bir kısmının eline uzunca bir elmas geçer.
O gavvas hükmeder ki; bütün hazine, uzun direk gibi bir elmastan ibarettir. Arkadaşlarından başka cevahiri işittiği vakit hayal eder ki; o cevherler, bulduğu elmasın tâbileridir, fusus ve nukuşlarıdır.
Bir kısmının da kürevî bir yakut eline geçer; başkası, murabba bir kehribar bulur ve hâkeza…
Herbiri eliyle gördüğü cevheri, o hazinenin aslı ve mu’zamı itikad edip, işittiklerini o hazinenin zevaid ve teferruatı zanneder. O vakit hakaikın müvazenesi bozulur.
Tenasüb de gider. Çok hakikatın rengi değişir. Hakikatın hakikî rengini görmek için tevilâta ve tekellüfata muztar kalır. Hattâ bazan inkâr ve ta’tile kadar giderler.
Burayıda tahlil edecek olursak: o gayretli, çalışkan, inci arayan dalgıçların mücevheratların envaı olan bir yere dalmalarında dalgıçların herbiri çeşit çeşit cevherler dolu olan bir hazinenin parçasını bulup tüm hazineyi bu nevdendir deyip düşünmesi diğer dalgıçların bulduklarını bunun yanında teferruattır düşüncesine kapılır.
“Gözleri Kapalı olduğundan†ibaresi ise: hakikaten çok yerinde bir tabirdir ki: göz kapalı ise el ve kulağa itibar edilir. Okuduklarını sadece proje olarak kabul eder hayata tatbik edemez. Çünkü gözleri kapalı olduğu için okuduklarını alem-i şehadete geçiremeyip filan abi felan abi dediki demişki gibi tabirlerle hizmetine veya anlayışına yön verir.
İnsanların verdiği hüsn-ü zanla verdiği sun’i makamlar neticesinde o makamda bulunan tekellüfe girer. Tekellüf nedir dersek: Kendi isteğiyle külfete girmek, bir zorluğa katlanmak. * Gösterişe kapılmak. Özenmek. * Yapmacık hâl ve hareket. Zoraki hareket. Gibi manalara gelmektedir.
Maneviyatla iştigal eden kimseler tekellüfe saparak sevdiği kabullenmediği halde sevmiş kabullenmiş görünür. Müşevveşiyet-i ahvale sebep olan şeylerden en şedidi budur yani Sun’iliktir. Abicilik, hocacılık, müdebbirlikcilik, vakıflıkçılık… gibi toplumun her yerinde bunlar vardır. Dahili bir hastalıktır ki bilinmez veya bunu taşıyanlar bilmez. İkaz edenleri de hizmeti anlamamışsın, hizmet budur diye cevap verir.
Bu putlar kırılmalı!
Allah basiretimizi kapatmasın.
Basiretsizlik zor iş.Muhammed Numan ÖZEL18 Ekim 2014: 14:50 #817605Anonim
Maneviyatla iştigal eden kimseler tekellüfe saparak sevdiği kabullenmediği halde sevmiş kabullenmiş görünür. Müşevveşiyet-i ahvale sebep olan şeylerden en şedidi budur yani Sun’iliktir. Abicilik, hocacılık, müdebbirlik, vakıflık… gibi toplumun her yerinde bunlar vardır. Dahili bir hastalıktır ki bilinmez veya bunu taşıyanlar bilmez. İkaz edenleri de hizmeti anlamamışsın, hizmet budur diye cevap verir.
Abicilik ,abi karekteri olmayan kişinin , suni yada içinden gelmeden, kendisinde hal olmamış davranışları sergilemisidir diyebiliriz. Yalnız abi makamını kaldırmak hürmete , kültüre hatta fıtrata uygun değildir.Aynı mana hocacilik içinde geçerlidir .Hocalık makamını kaldırmak olamaz, ilminden faydalanmışsın, ilmi öğreten birine bir makamla hürmet verilir bir isimle isimlendirilir. peki risale i nur dan , tam bu noktada bir alıntı aktarıyorum, tamda aklımızdaki soruya cevap oluyor.
Sual: “Bir büyük adama ve bir velîye ve bir şeyhe ve bir büyük alime karşı nasıl hür olacağız? Onlar, meziyetleri için, bize tahakküm etmek haklarıdır. Biz onların fazîletlerinin esiriyiz.”
Cevap: Velayetin, şeyhliğin, büyüklüğün şe’ni, tevazu ve mahviyettir; tekebbür ve tahakküm değildir. Demek tekebbür eden, sabiyy-i müteşeyyihtir; siz de büyük tanımayınız.
Bir nokta daha kaldı bu yazıda; , tekellüfe sapanlar için demiş müdebbirlik, vakıflık… , bunlar yapılan işin adıdır , eyer tekellüfe , suniliğe sapmış manasında deniliyorsa , müdebbircilik, vakıfcılık denilmeli, yoksa hakiki müdebbirlere , vakıflara hakksızlık etmiş olunur ve hizmet erlerinin şahsı manevisine istemeden zarar verilir. Bunun neticelerini size havale ediyorum.22 Ekim 2014: 08:43 #817607Anonim
@Bahtiyar 486102 wrote:
Abicilik ,abi karekteri olmayan kişinin , suni yada içinden gelmeden, kendisinde hal olmamış davranışları sergilemisidir diyebiliriz. Yalnız abi makamını kaldırmak hürmete , kültüre hatta fıtrata uygun değildir.Aynı mana hocacilik içinde geçerlidir .Hocalık makamını kaldırmak olamaz, ilminden faydalanmışsın, ilmi öğreten birine bir makamla hürmet verilir bir isimle isimlendirilir. peki risale i nur dan , tam bu noktada bir alıntı aktarıyorum, tamda aklımızdaki soruya cevap oluyor.
Sual: “Bir büyük adama ve bir velîye ve bir şeyhe ve bir büyük alime karşı nasıl hür olacağız? Onlar, meziyetleri için, bize tahakküm etmek haklarıdır. Biz onların fazîletlerinin esiriyiz.”
Cevap: Velayetin, şeyhliğin, büyüklüğün şe’ni, tevazu ve mahviyettir; tekebbür ve tahakküm değildir. Demek tekebbür eden, sabiyy-i müteşeyyihtir; siz de büyük tanımayınız.
Bir nokta daha kaldı bu yazıda; , tekellüfe sapanlar için demiş müdebbirlik, vakıflık… , bunlar yapılan işin adıdır , eyer tekellüfe , suniliğe sapmış manasında deniliyorsa , müdebbircilik, vakıfcılık denilmeli, yoksa hakiki müdebbirlere , vakıflara hakksızlık etmiş olunur ve hizmet erlerinin şahsı manevisine istemeden zarar verilir. Bunun neticelerini size havale ediyorum.hocacılık, abicilik, vakıfçılık, müdebbircilik.. bunlar bu işi yapıyoruz bize hürmet edeceksiniz, etmelisiniz veya bu beklenti içinde olmaları yukarıda ki sizin verdiğiniz metnin devamında geçiyor
Demek tekebbür eden, sabiyy-i müteşeyyihtir. Siz de büyük tanımayınız.
Münazarat ( 24 ) bu şekilde hürmet beklentisi içinde olan kimseler hürmete layık değildir.zaten ihlas sahibi ise ALLAH ONA HÜRMET ETTİRİR. ama muhlis değilse sun’i bir makamla hürmet ettirilmez.!
Bir insan yılan suretine girse, yahut bir veli haydut kıyafetine girse veyahut meşrutiyet, istibdad şekline girse ona taarruz edenlerin cezası nedir?
Belki hakikaten onlar
yılandırlar,
haydutturlar
ve istibdaddırlar.
Tarihçe-i Hayat ( 75 )muhlisler zaten beklenti içinde değiller ama kazibler beklemektedir. layık değildir. onlara hürmet vermek arsızlığa sebebdir
22 Ekim 2014: 16:17 #817612Anonim
abi kavramı ile abicilik kavramının ayrı şeyler olması gerek tiğini vurguladım , yazıda diyorki abicilik,hocacılık,müdebbirlik,vakıflık müdebbircilik dememiş , vakıfcılık dememiş, karıştırılmaması için vurgulama ihitiyacı hissetim. Çünki makam ve hürmet vardır bunu hak edenlerde vardır. bu noktayı nazar ettim ,
Aslında genel olarak aynı manayı ifade ediyoruz ben demek istediğimi ifade edemedim sanırım24 Ekim 2014: 17:56 #817619Anonim
@Bahtiyar 486497 wrote:
abi kavramıın ile abicilik kavramının ayrı şeyler olmaması gerek tiğini vurguladım , yazıda diyorki abicilik,hocacılık,müdebbirlik,vakıflık müdebbircilik dememiş , vakıfcılık dememiş, karıştırılmaması için vurgulama ihitiyacı hissetim. Çünki makam ve hürmet vardır bunu hak edenlerde vardır. bu noktayı nazar ettim ,
Aslında genel olarak aynı manayı ifade ediyoruz ben demek istediğimi ifade edemedim sanırımanladım bahtiyar kardeşim. ALLAH RAZI OLSUN. METNİ DÜZELTTİM. HAKLISIN.
27 Ekim 2014: 01:32 #817628Anonim
hakikatli kardeşim Allah senden razı olsun, sen ilk yazıma cevap yazana kadar ben bu metnin içindeki vermek istediği önemli manayı tam fark edememiştim, şimdi yeni bir mana biliyorum , bu hakikat o kadar önemli ve bilinmesi gerekiryor , aksi taktirde islam güneşi tam bi sürette görülüp yayılamıyor, şems-i islamiyet neden küsuf’a yüz tutuyor, istibdad-ı mütenevvi ve ahlâksızlık ve müşevveşiyet-i ahval ve ataleti intac eden ye’s yüzünden islem güneşi tutuluyor tam yayılamıyor.
Biz islam coğrafyasında ise: muhtelif baskılar istibdadlar, istibdad içinde istibdadlar ve bu istibdad envaının neticesinde hasıl olan ortaya çıkan tembellik ve bütün maddi ve manevi mağlubiyete sebep olan yeis yani ümitsizlik islamiyetin hakikatının inkişafına mani olan sebeplerdir. Bunlar islam güneşinin tam bir surette görülüp yayılmasının önünde müteselsil sıradağlar gibi engellerdir.
bu istibdad’ların kırılması için senai demircinin sadeleştirme üzerine son yazısıda güzel örnekler olduğunu düşünüyorum.örneğin ; RİSALEDEN BİREYSEL METİNLER ÜRETİLMELİ , YENİ KUŞAKLARA RİSALE METNİ ÜZERİNDEN ÖZGÜRCE YORUM YAPMA BECERİSİ KAZANDIRACAĞIZ , … metnin tamamının link i http://www.risaleforum.net/risale-analiz-ve-calismalar-488/sadelestirme-analizi-509/253179-risale-i-nurun-sadelestirilmesi-siyasal.html#post486490
kardeşim şimdi bu istibdadlar nelerdir , istibdada sebeb veren zihniyet nedir ?
ahlâksızlık ve müşevveşiyet-i ahval hangi hallerdir , neden ahlaksızlık ,zuhur etmiş , islamiyet güneşini niye perdeler,
ataleti intaç eden ye’s , nelerden ümidimzi kesmişiz , daha bir çok sorulara kısmide olsa cevap bulmaya çalışmalıyız diye düşünüyorum ki islam güneşini bütün güzelliğile çıkması yayılması için. çok şükür Manevi istibdadlar yazısında kısmı cevaplar buldum…27 Ekim 2014: 19:09 #817639Anonim
evet, senai demirci bizlerin senelerdir söyledi bir şeyi ifade etti. Allah razı olsun.
Risaleler üzerinde çalışmalar yapılmasına manevi müstbidler karşı çıkıyor var olan çalışmaları da karalıyorlar. isim şahıs mevzu değil reçete belli risale-i nur. ama üzerine şerh, izah, haşiye.. gibi çalışmalar yapılmamaktadır.manevi istibdatlar kendi fikri tarzı dışında olanı dışlıyor maalesef kardeşim.
yazımdaki manayı anlaman beni sevindirdi.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.