- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
18 Ocak 2015: 13:55 #682678
Anonim
Ümmet İçin Ne Yapardınız?
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz.” (Âl-i İmrân, 110)
Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Allah katında, kulun şöyle demesinden daha sevimli bir dua yoktur: “Allah’ım! Ümmet-i Muhammed’e umûmî bir rahmet ile merhamet eyle!” (Ali el-Müttakî, no: 3212, 3702)Rivâyete göre, birgün Rasûl-i Ekrem (sav) Efendimiz yanlarında, Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Fâtıma ve Âişe (r.anhum) oldukları hâlde, Rasûl-i Ekrem Hazretleri şiddetle ağlamaya başladılar. Hz. Ebu Bekir (ra):
-Anam babam sana feda olsun yâ Rasûlallah, niçin ağlıyorsun?
“Nasıl ağlamayayım ki, ümmetimin önünde uzun bir yol var. Boyunlarında da ağır yük… Çetin bir mesâfede, büyük büyük günahlar taşırlarken…” buyurdu. Hz. Ebû Bekir:
-Müsterih ol yâ Rasûlallah! Yarın kıyamette ümmetinin günahlarının çokluğundan, işleri güçleştiği zaman, ben onların, günahlarının yarısını alırım ki, günahları hafiflesin, dedi.
Bu âlicenaplığından dolayı, Rasûl-i Ekrem (sav) Hz. Ebû Bekir’i övdüler ve Hz. Ömer’e dönüp:
“Ebubekir’i dinledin. Ümmetimin âsîleri hakkında sen ne yaparsın yâ Ömer?” Hz. Ömer:
-Ben Hz. Ebû Bekir’in yaptığını yapmaya muktedir olamam. Fakat ben onların üçte bir günahlarını üzerime alırım, dedi.
Rasûl-i Ekrem (sav) onu da övdüler. Ve Hz. Osman’a dönüp “Ümmetim hakkında ne yaparsın?” diye sordular. Hz. Osman:
-Yâ Rasûlallah! Ben Ömer’in yaptığını yapamam, fakat ben, ümmetinizin dörtte bir yüklerini üzerime alırım, dedi. Rasûl-i Ekrem (sav) bundan da memnun olarak kendisini övdüler Sonra Hz. Ali’ye dönüp:
“Yâ Ali! Sen ümmetim hakkında ne yaparsın?” buyurdular. Hz. Ali:
-Kıyâmet gününde elimden geleni yapmaya çalışarak sıratın yanında durup, günahkârları cehenneme girmekten men ederim. Eğer iş çok güçleşir ise, onların yerine cehenneme ben girerim. Ve cehenneme girmiş olanları çıkarıp cennete gönderirim, dedi.
Rasûl-i Ekrem (sav) Hz. Ali’yi övüp Hz. Âişe’ye döndüler:
“Yâ Âişe! Sen ümmetimin âsileri hakkında ne yaparsın? Sen ki ümmetimin anasısın ve anaya îcap eder ki çocukları hakkında gayrete gelsin!” Hz. Âişe:
-Hz. Fâtıma’dan evvel konuşmaklığım yakışmaz.
Hz. Fâtıma:
-Sen anasın, evladın anadan önce konuşması yaraşmaz.
Hz. Âişe:
-Nasıl Fâtıma’dan evvel konuşurum ki, Rasûl-i Ekrem O’nun hakkında “Fatımâ benden bir parçadır” demişlerdir.
Hz. Fâtıma:
-Hakkında Hz. Mustafa’nın; “Beni görmediğiniz zaman dininizin yarısını bu Hümeyra’dan alınız” dedikleri Hz. Âişe’den evvel nasıl konuşurum.
Hz. Âişe, Hz. Fâtıma’ya
-Vallahi billahi senden evvel konuşmam, dedi.
Rasûl-i Ekrem (sav):
“Ey babasının rûhu ve ey gözümün bebeği! Ne yaparsın?”
Hz. Fâtıma:
-Babacığım, senin ümmetinin hesapları görülürken, amellerin tartıldığı mîzan yerinde, görüp ben hazır olunca: Günahları sevaplarından ağır geldiği zaman, Hz. Hasan’ın zehirlenmiş gömleğini çıkarıp, sevap kefesine korum. Eğer kâfi gelmezse Hüseyin’in kanlı gömleğini korum. O da kâfî gelmez ise, başımın örtüsünü çıkarıp, saçlarımı hilal ederek, baş örtümü mîzana korum ki sevapları ağırlaşsın, dedi.
Rasûl-i Ekrem (sav) Efendimiz, Hz. Âişe’ye dönerek:
“Sen ey Mü’minlerin anası, sen ümmetimin günahkârları hakkında ne yaparsın?”
Hz. Âişe (r.anhâ):
-Öyle bir günde, ümmetin bana muhtaç olmaz. Yâ Rasûlallah, dedi.
Rasûl-i Ekrem (sav).
“Eğer muhtaç olurlar ise ne yaparsınız?”
Hz. Âişe:
-Size söyleyemem…
Rasûl-i Ekrem (sav):
“Ya kime söylersin?”
Hz. Âişe:
-Allah’a söylerim, dedi. Ve kalktı odasına gitti. Başörtüsünü başından çekti. Yüzüne, başına ve saçlarına toprak sürdü. Ve:
-İlâhi mevlâye, dedi. Senden beni mü’minlerin anası yapıp, mü’minlerin şefkatini kalbime koymanı dilediğim zaman, beni onların anası yaptın. Ve onların muhabbetlerini kalbime koydun. Hiçbir ana evladının cehenneme girmesine râzı olmaz. Ya evlatlarımı benimle cennete gönder. Yoksa beni de onlarla beraber cehenneme gönder, dedi.
Ağladı… Ağladı… Ağladı…
Bu sırada bütün kâinatta bir sayha duyuldu. Ve Cebrâil (as) görünerek:
-Yâ Rasûlallah! Allah sana selâm söyledi. Âişe’ye söyle, Sen Peygamberimizin âilesi olduğun hâlde seni cehenneme göndermekliğimiz nasıl olur? Seni ateşe atmaklığımız aslâ caiz olmaz. Bunun gibi evladı anasından ayırmak da caiz değildir.
Ey Âişe! Kalbini ferah tut! Yarın kıyâmet gününde bütün evlarını cennete göndeririz. Ve Mülk tahtına oturturuz ve başlarına taç kor, onlara temiz içecekler veririz, dedi. (Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri-2, Erkam Yay.)Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
el-Hafîz: Koruyup gözeten, kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan, kullarının yaptığı işleri bütün tafsilatıyla bilen; kullarının niyetlerini ve gönüllerinden geçenleri bilen, kendisine gâip ve gizli olan hiçbir şey bulunmayan, hadisâtı eksiksiz kaydedip hesaba çekmek üzere muhafaza eden, has kullarını helâk ve şer yerlerinden muhafaza eden, kudretiyle, her şeyi dengede tutan demektir.Kısa Günün Kârı
Hayırlı ümmet, yeryüzünün ıslahına memurdur. Fesadı durdurmak, zulme engel olmak, çirkinlikleri ve kötülükleri izale edip güzellikleri ve faziletleri ikame etmek, hayırlı ümmete yüklenmiş Rabbânî bir vazifedir.Lügatçe
umûmî: 1. Genel. 2. Herkesi ilgilendiren.
çetin: amaçlanan duruma getirilmesi, elde edilmesi, çözümlenmesi, işlenmesi güç veya engeli çok olan, güç zor.
müsterih:1. İçi esen. 2. Kaygısız.
âlicenap: 1. Cömert. 2. Onurlu, şerefli.
mîzan: 1. Terazi.“İki Gün Bir Değil” mail servisi bir ALTINOLUK hizmetidir.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.