• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #682780
    Anonim

      Yazık Ettik

      Her şeyin sebebi, kendimizde kendimiz için saklı hazineleri bilmemek. Kendimizi kötülüklerden korumuyoruz, günahlardan kaçınmıyoruz, paha biçilmez bir mücevher olan kalbimizi ona buna, taşa toprağa gömüyoruz. Sonunda da neye dönüştüğümüzü göremiyoruz.

      Yaratıldık ve yaşıyoruz. Allah’ın bildiği bir sona doğru akarak devam ediyor her nefes alışımız. Sade ve tertemiz yaratıldık bizler, biz insanlar. Ama zamanla, kendi kıymetimizi bilmediğimizden olsa gerek, kir ve günah denizine daldık. Yazık ettik kendimize.

      “Başınıza gelenler ellerinizle yaptıklarınızdan” diyor Yüce Allah. Evet; ne geliyorsa başımıza, olumlu olumsuz ne yaşıyorsak ellerimizle hazırlıyoruz her malzemeyi. Kendimizin kıymetini bilmediğimizden kaynaklanıyor. Allah’ın pırıl pırıl yarattığı bu bedeni ve ruhu kendi ellerimizle heder ediyoruz. Nasıl mı? Son derece kolay bir şekilde, hem de hiç zorlanmadan!

      Belki küçük ama yanlış adımlar

      Aslında her şey küçük yaşlarda başlıyor. Önce anne ve babamızın denetimindeyken sapıyoruz başka yollara. Onları dinlemeyerek, ikazlarına uymayarak ilk adımı atıyoruz. Neye yapma dedilerse sanki inadına yaparak kendimize ilk darbeyi indiriyoruz. Kötü ve hayırsız arkadaşlarla, hep birlikte güle oynaya! Derken, bedende ve ruhta ilk olumsuz sinyaller başlıyor. Sonra çevreymiş, okulmuş derken yaradılış harikası o olağanüstü varlık gidiyor, adeta başka bir şeye dönüşüyoruz. Gençlik çağının deli poyrazında günah kirlerini şeref madalyası zannediyoruz. Kendimize yazık ettiğimiz yetmezmiş gibi, bize takılanlara da yazık ediyoruz.

      İnsan düşünmeden edemiyor. Paramızı, malımızı mülkümüzü korumak için bunca çaba harcarken, neden kendimizi korumak için çaba sarfetmiyoruz? Oysa korunmaya ve muhafaza edilmeye layık olan bizleriz. Allah’ın halifesi ve yaradılışın zirvesi olarak var edilen bizler, dünyalık şeylerden daha mı kıymetsiziz?

      Hadi kendimizden geçtik. Ne olacaksak olduk, ne olamayacaksak olamadık diyelim. Üzerlerine titrediğimiz, gözümüzden sakındığımız çocukların manevi varlığına, ebedi hayatlarına verdiğimiz değer bu kadar mı olmalı? Derslerindeki bir kırık nota bunca üzülürken, gözümüzün önünde paramparça olan tertemiz fıtratları için nasıl kılımız kıpırdamıyor?

      Bu mücevherin değerini kim bilir?

      En büyük günahımız, Allah’ın yarattığı bu bedenin ve ruhun kıymetini bilmemekle başlıyor. Her şeyin sebebi, kendimizde kendimiz için saklı hazineleri bilmemek. Kendimizi kötülüklerden korumuyoruz, günahlardan kaçınmıyoruz, paha biçilmez bir mücevher olan kalbimizi taşa toprağa gömüyoruz. Sonunda da neye dönüştüğümüzü göremiyoruz.
      Oysa Allah bizi ne güzel yaratmış. Ve bu güzelliği korumak için ne harika bir reçete koymuş avucumuza. Koyduğu yasaklar korunmamız için. Tıpkı bir annenin evladını korumak için uyguladığı yasaklar gibi… Yaradanımız bizi bizden daha çok koruyor. Ama anlamıyoruz ya da anlamak istemiyoruz.

      Dünya yurdunu kötüleyerek geçiyor çoğumuzun hayatı. Dünyanın ne suçu var? O Allah’ın emriyle yaratıldı ve bizlere yaşam alanı olarak sunuldu. Nice güzelliklerle dopdolu yarattı Allah. Yıldızlarla süsledi, çeşit çeşit yiyeceklerle doldurdu, hayvanları emrimize verdi. Kimini besin, kimini binek olarak… Detaylı ve her şey planlanarak yaratıldı yaşadığımız dünya. Ama onun da değerini bilemiyoruz. Onu yaşanmaz ve çekilmez bir hale getiren de insan değil mi? Bu kadar hırsla bağlanmasaydık, verilenle yetinseydik, kıymet ve değer bilseydik türlü çeşit afetler gelmeyecekti başımıza. Buraya kiracı olarak taşındık, mülkü talan ediyoruz. Kendimize mal sahibi rolü biçiyoruz.

      Korunma ve barınma en temel ihtiyaçlarımızdan. Bedenimizi soğuktan sıcaktan nasıl koruyorsak, sonu en yakıcı ateş olan günahlardan da öyle korumamız gerekiyor. Peki bunu nasıl başaracağız? Bir niyet etsek, karar versek, birazcık rahatımızdan vazgeçebilsek oldukça kolay aslında. Allah bize yardım da edecek. O kendisine bir adım gidene on adım geleceğini vaat ediyor.

      Ayartılmaya biz hazırsak

      Böyle kararlılıkla değil de zayıf temennilerle korunmaya çalışanlarımız diyor ki: “Ben kaçıyorum günahlardan ama etrafım, gelenler gidenler bırakmıyor. Onlar beni günaha sokuyor.” Eğer yanımıza gelip gidenler, etrafımızdakiler günaha meylettiriyorsa, arızayı onlarda değil kendimizde aramamız gerek.

      Mümin kişi dirayetlidir, esen rüzgâra göre sallanan bir yaprak değildir. Etrafımız her istediği şekilde davranabiliyorsa demek ki yaşantımızı ve duruşumuzu ortaya koyamamışız. Kavga etmekten, tartışmalara girmekten bahsetmiyoruz. Müminin üzerinde bir vakar ve heybet vardır; gören anlar ve hatta etkilenir. Allah dostlarının terbiyesinde olanlara bakınız. İnsanlar onlara karşı hangi mesafede duracaklarına nasıl da dikkat ediyorlar.

      Demek ki bizde eksiklik var. Gülenle gülüyor, gezenle geziyor, herkesle ayrı bir renge boyanıyorsak, karşıdakinin suçu olabilir mi? Kendimize kıymet vermediğimiz için insanlar hak ettiğimiz gibi davranıyor bize. İnsan insanın aynasıdır; bir anlayabilsek… Birine kızacak o kişi sadece kendimiz olabilir, başkası değil!

      İnsanın kendine değer vermesi demek, günahlardan kaçınması, kirlenmemesi, tertemiz kalması demek. Kendine, ebedi geleceğine yazık etmemesi demek. kendine değer vermek asla kibir ya da büyüklenme olarak anlaşılmamalı. Kötü ve kirli her şeyden korunmaktan bahsediyoruz. Dosdoğru yol, taşıdığın ilahî cevherin kıymeti bilinince ulaşılacak bir yoldur. Her birimiz Cenab-ı Hak’tan bir nefes taşımıyor muyuz?

      Eğer kendine değer vermez, Allah’ın en güzel surette yarattığı bu bedeni ve üflediği ruhu günah tozuna çamuruna bularsak gideceğimiz yer haber veriliyor. Ve o haberin kaynağı Hak Tealâ vaadinde kesinlikle durur. Belki şimdiye kadar kendimize yazık ettik, kirlendik. Rabbimiz ne lütufkâr ki tövbe ırmağı bizim için akmaya devam ediyor. Gel, yıkan, tertemiz ol ve yeniden doğ diye bizi çağırıyor.

      İyi ve kötü, doğru ve yanlış, güzel ve çirkin belli. Yol apaçık ortada. Hâlâ anlamıyorsak, anlamak istemiyorsak o büyük günde sığınacak hiçbir mazeretimiz olmayacak. “Yazık sana!” denilecek. İtiraf etmek için o günü mü beklemeliyiz: “Ben yazık ettim kendime!”

      Leyla Semiz

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.