• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #682883
    Anonim

      Kastamonu Lahikası

      Bizlerle pek çok alâkadar bir zât çok defa dehşetli şekva ediyor ki: “Ben adam olamıyorum, gittikçe fenalaşıyorum, manevî hizmetlerimin neticelerini göremiyorum.” diye meded istiyor. Ona yazıyoruz ki:
      Alâkadar: Alâkalı, ilgili.
      Şekva: Şikayet
      Meded: Yardım.

      “Bu dünya dâr-ül hizmettir, ücret almak yeri değildir. A’mal-i sâlihanın ücretleri, meyveleri, nurları berzahta, âhirettedir. O bâki meyveleri bu dünyaya çekmek ve bu dünyada onları istemek, âhireti dünyaya tâbi’ etmek demektir. O amel-i sâlihin ihlası kırılır, nuru gider. Evet o meyveler istenilmez, niyet edilmez. Verilse, teşvik için verildiğini düşünüp şükreder.”
      Dâr-ül hizmet: Hizmet yeri.
      A’mal-i sâliha: Salih ameller, islâm dinindeki güzel işler.
      Berzah: Ölülerin ruhlarının kıyamete kadar kaldıkları âlem.
      Âhiret: Ölümsüz olan öbür dünya.
      Bâki: Ebedî, sonsuz.

      Evet bu asırda, bir-iki mektubda beyan edildiği gibi, o derece hayat-ı dünyeviye damarına dokunmuş ve yaralamış ve heyecana getirmiş ki; mübarek ve ihtiyar ve hoca ve ehl-i salahat olan bir zât dahi, dünyada bir nevi hayat-ı uhreviye ezvakını istiyor; birinci derecede, dünyada zevk-i hayat onda hükmediyor.
      Hayat-ı dünyeviye: Dünyadaki yaşantı.

      Ehl-i salahat: Dindarlıkta çok ileri ve üstün olanlar.
      Nevi: Çeşit, tür.
      Hayat-ı uhreviye: Ahirete ait hayat, öbür dünya yaşantısı.
      Ezvak: Zevkler.
      Zevk-i hayat: Hayat zevki, yaşama lezzeti.

      Said Nursi
    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.