• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #683394
    Anonim

      (Hüsrev’in mektubundan bir fıkradır)
      Evet Üstadım, gözümüzle görüyoruz ki: Ehl-i tarîkat, bid’alara dayanamamışlar; hem girmişler, içinden çıkamıyorlar, hem salikleri ondan bir-ikiye inmiş. Hem onlar da itiraf ediyorlar ki: Zevklerinden, cezbedici güzelliklerinden ellerinde çok şeyleri kalmamış. Cenab-ı Hakk’ın sırf bir ihsanı olarak Risalet-ün Nur’un parlak, nuranî nâsiyesini müşahede ediyoruz ki, in’ikas eden lemaat-ı nuriyesi, bütün ihtiyacımıza kâfi ve vâfi geliyor, herkesi hayrette bırakıyor. Hem ehl-i bid’ayı serfüru’ ettiriyor. Öylelerin lisanlarından, nedamet ve teessüfü ifade eden “Bilmemişiz!” kelimeleri dökülüyor.

      Fıkra: Bölüm, parça, pragraf, kısa yazı.
      Ehl-i tarîkat: Tarikata bağlı olanlar.
      Bid’a: Dine aykırı olarak sonradan uydurulan âdet ve davranışlar, anlayışlar ve hareketler. ibadetle ilgili hükümlerde yeni uydurmalar.
      Salikleri: Gidenleri, izleyenleri.
      İhsan: İyilik, lütuf, bağışlama, cömertlik.
      Risalet-ün Nur: Bediüzzaman Said Nursinin (ra) değerli eserlerinin hepsine birden verilen bir isim.
      Nâsiye: Çehrenin gösterişi, alın, yüz.
      Müşahede: Görme, seyretme.
      İn’ikas: Aksetme, yansıma.
      lemaat-ı nuriye: Nurun parıltıları.
      Vâfi: Yeter, tam.
      Ehl-i bid’a: Dinin kabul etmediği uydurma anlayış ve yaşantı şekillerini dine sokup bozmaya çalışanlar.
      Serfüru’: Baş eğme, söz dinleme.
      Nedamet: Pişmanlık.

      Muhitimizde, Risalet-ün Nur’a karşı cazibedar ve çok âlî hakikatlarından başka ehl-i bid’a lisanları susmuş; güya karanlıklı girdablara sokulmuşlar, konuşmuyorlar. Konuşsalar da tesirleri kalmamıştır. Cazibedar ve i’cazkâr lisanıyla ancak Risalet-ün Nur konuşuyor. Bid’a ve dalalet zulmetlerine karşı ancak onun talebeleri, kuvvet-i imanla çelikten bir kal’a gibi duruyorlar. Hem öyle fevkalâde fütuhat yapıyor ve öyle hârikulâde bir surette emir ve nehy-i Kur’anîyi temessük ettiriyor ki, pek çok müşahedatımızdan yalnız birisini bin kalemli kardeşimiz söylüyorlar ki… Sükût.
      Cazibedar: Çekici, beğenilen, hoş.
      Âlî: Büyük, yüksek, yüce, üstün, şerefli.
      Hakikat: Gerçek.
      İ’cazkâr: Mucizeli.
      Dalalet: Sapıtma, doğru yoldan ayrılma, iman ve islâm yolundan sapmak.
      Zulmet: Karanlık. *Sıkıntı.
      Kuvvet-i iman: İman kuvveti, inanç gücü.
      Fütuhat: Zaferler, galibiyetler.
      Nehy-i Kur’anî: Kur’anın yasak ettikleri, Kur’anın yasaklaması.
      Temessük: Tutunma, sarılma, sıkıca tutma, benimseme.
      Müşahedat: Gözlemler, gözlenenler.

      Sikke-i Tasdik-i Gaybi
    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.