• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #683416
    Anonim

      Kat’iyyen bil ki: Hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi iman-ı billahtır. Ve insaniyetin en âlî mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billah içindeki marifetullahtır. Cinn ü insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en safi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.
      Kat’iyyen: Kesinlikle.
      Hilkat: Yaratılış.
      İman-ı billah: Allah’a(cc) inanmak.
      İnsaniyet: İnsanlık.
      Âlî: Büyük, yüksek, yüce, üstün, şerefli.
      Marifetullah: Allah’ı(cc) isim ve sıfatlarıyla bilme ve tanıma.
      Muhabbetullah: Allah(cc) sevgisi.
      Ruh-u beşer: İnsan ruhu.
      Sürur: Sevinç, neşe.
      Kalb-i insan: İnsan Kalbi
      Safi: Temiz, duru.
      Lezzet-i ruhaniye: Ruhla ilgili zevk.

      Evet bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve safi lezzet elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenab-ı Hakk’ı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara; ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakikî tanımayan, sevmeyen; nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama manen ve maddeten mübtela olur.
      Bilkuvve: Daha fiile geçmemiş, düşünce olarak.
      Bilfiil: Fiilen, uygulamada, kendi çalışması ile.
      Mazhar: Sahip olma, ulaşma, erişme.
      Nihayetsiz: Sonsuz.
      Şekavet: Her türlü kötülükler içinde olma, bela ve sıkıntılara düşme.
      Âlâm: Acılar.
      Evham: Kuruntular, olmayanı var zannetme.
      Manen: Manaca, manevi olarak.
      Maddeten: Madde olarak.

      Evet şu perişan dünyada, âvâre nev’-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta; sahibsiz, hâmîsiz bir surette; âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder. İşte bu âvâre nev’-i beşer içinde, bu perişan fâni dünyada; insan, sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar bîçare sergerdan olduğunu herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine iltica eder, kudretine istinad eder. O vahşetgâh dünya, bir tenezzühgâha döner ve bir ticaretgâh olur.
      Âvâre: Başıboş, boş gezen, işsiz güçsüz.
      Nev’-i beşer: İnsan türü, insan cinsi, insanlar.
      Semere: Netice, sonuç.
      Hâmî: Koruyucu, koruyan.
      Fâni: Geçici, gelip geçici, kaybolan.
      Mâlik: Sahip, mal sahibi.
      Bîçare: Çaresiz.
      Sergerdan: Başı dönmüş, şaşkın.
      İltica: Sığınma.
      Kudret: Güç.
      İstinad: Dayanma.
      Vahşetgâh: Kokutucu ıssız yer.
      Tenezzühgâh: Gezinti yeri.
      Ticaretgâh: Alışveriş yeri.

      Asa-yı Musa
    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.