- Bu konu 18 yanıt içerir, 9 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
10 Şubat 2011: 10:23 #668926
Anonim
Bismillahirrahmanirrahim“Dünyanın fâni yüzüne karşı olan aşk-ı mecazî, eğer o âşık, o yüzün üstündeki zeval ve fenâ çirkinliğini görüp ondan yüzünü çevirse, bâki bir mahbup arasa, dünyanın pek güzel ve âyine-i esmâ-i İlâhiye ve mezraa-i âhiret olan iki diğer yüzüne bakmaya muvaffak olursa, o gayr-ı meşru mecazî aşk, o vakit aşk-ı hakikîye inkılâba yüz tutar. Fakat bir şartla ki, kendinin zâil ve hayatıyla bağlı kararsız dünyasını haricî dünyaya iltibas etmemektir. Eğer ehl-i dalâlet ve gaflet gibi kendini unutup, âfâka dalıp, umumî dünyayı hususî dünyası zannedip ona âşık olsa, tabiat bataklığına düşer, boğulur. Meğer ki, harika olarak bir dest-i inâyet onu kurtarsın.” 1.Mektub
Selamunaleykum kardeşler
sitemizin yeni sunucusuna taşınması sebebi ile bazı konularda kayıplar söz konusudur
açtığımız bu ders konusuda kayıplar arasında olduğu için
yorumlarınızı tekrar bekliyoruz-SORULAR-
* Aşk-ı mecazi ve aşk-ı hakiki nedir? Birbirlerine nasıl inkılap ederler?
* Dünyanın görünen yüzündeki zeval ve fena çirkinliği ile ne kast edlmiştir?
* Üstad Hz. dünyanın görünen yüzü dışında 2 yüzü daha olduğunu ifade ediyor, bunları nasıl görebiliriz?
* Bütün mecazi aşklar gayr-ı meşrumudur?
* Dünyayı ve içindekileri nasıl sevmeliyiz?
* Beşeri aşklar kişiyi Rahmani aşka taşıyabilir mi? Nasıl?10 Şubat 2011: 16:03 #785692Anonim
Aleyküm selam
* Aşk-ı mecazi ve aşk-ı hakiki nedir? Birbirlerine nasıl inkılap ederler?
Aşk muhabbet duygusunun ifratıdır. Aşk- ı mecazi; dünyayı veya içerisindeki birşeyi kendi namına sevmek, o mahluk arkasında Halık’ı görememektir. Aşk-ı hakiki ise; baktığı ve gördüğü herşeyde onu yaratan Zat’ı görüp yaratandan ötürü yaratılanı sevmektir. Yani san’attan San’atkâra geçmektir. Sevilen bir san’at değerini San’atkârından almalıdır. Zira San’atkârına nisbet edilmeyen hiçbir san’at bir değer ifade etmediği gibi sevilmeye de layık değildir. Dolayısiyle sevilmeye layık olmayan o san’atı kendi hesabına ifrat derecede sevmek mecazi bir aşk olacağı gibi San’atkârın mükemmelliğinden dolayı san’atı sevmek de aşkın hakiki mertebesi oluyor.* Dünyanın görünen yüzündeki zeval ve fena çirkinliği ile ne kast edlmiştir?
İnsan ruhu ebed için halkolunduğundan dolayı fani olan hiçbir şey onu tatmin edemez. Ve insan fani olan birşeye mecazi bir aşk ile bağlanmış dahi olsa bağlandığı herşey birgün gelecek ona Allahaısmarladık demeden çekip gidecek. Ve bir lezzet vermiş ise on tokat yedirecek. Elbette insan ruhu böyle bir çirkinliği kabul etmeyeceği için ebedi olarak sevebileceği birini arayacak ve bunun ancak Baki olan Allah (c.c.) olduğunu anlayacak.
* Üstad Hz. dünyanın görünen yüzü dışında 2 yüzü daha olduğunu ifade ediyor, bunları nasıl görebiliriz
Dünyanın görünen yüzü ehl-i dalaletin telakki ettikleri gibi bir mel’abegâhtır. Fakat çirkin ve elemlidir. Diğer iki yüzü ise biri: C.H.’ın isimlerinin ayinesidir. O’nu (c.c.) bildirir, tanıtır. Diğeri: Ahiretin tarlasıdır. Ehl-i imanın ticaretgâhıdır. Ve bu iki yüzü görmek için yaratılmış olan bir mahluka bakmak ve cüz’i olsun, külli olsun, iyi olsun, kötü olsun yaptığı herbir amelin hesaptan geçirilip mücazat veya mükafat göreceğini bilmek yeterlidir.11 Şubat 2011: 10:49 #785802Anonim
Aşk-ı mecazi ve aşk-ı hakiki nedir? Birbirlerine nasıl inkılap ederler?
Allah’tan başka neye olursa olsun gönül vermek, onu sevmek, âşık olmak mecazî aşk olarak bilinir..kişinin, mala mülke, eşe, çoluk cocuğa olan şiddetli muhabbeti de bir nevi aşk sayılır. Eğer bunlar Allah namına ise zararı yoktur ama değilse Allah namına olmayan herşey kişiye sıkıntı ve hem dünyevi hem de uhrevı rahatszlıklar verır ..insan aşk-ı mecaziden aşk-ı hakikiye yüzünü dönerse, kalbi ve hakiki rahata kavuşur .. Çünkü Cenabı Hak, kalbi kendisini bilip, sevmemiz için yaratmıştır. .. Mecazı aşkta nefsı hesabına olduğundan karşılık , menfaat düşünülürken , İlahi aşkta Allahın rızası gözetildiğinden hiç bi çıkar göz önünde bulundurulmaz .. Allah için sevmek , Allah için vermek ve Allah hesabına yapmak hakiki aşktır ..
Dünyanın görünen yüzündeki zeval ve fena çirkinliği ile ne kast edlmiştir?
Dünya, bütün kötülüklerin başıdır. İnsanın kalbinde dünya sevgisi ne derece varsa, ahiretin sevgisi o derece o kimsenin kalbinden çıkar. Dünyayı sevenlere de Allah dünyayı nasip eder. Çünkü Allah ı Zülcelal’in yanında dünyanın hiçbir değeri yoktur.Kişi ne derece dünyayın süsüne dalarsa hüsranı o derece çok olur.. Ve sonuçta kaybetmeye mahkum olur .. Fani olan birşeyın sevgısıde, ondan alınan lezzetı hazzıda fanidir.. Bu yüzden baki olana gönül bağlanmalı. O da Allah sevgisidir.
11 Şubat 2011: 13:27 #785821Anonim
* Aşk-ı mecazi ve aşk-ı hakiki nedir? Birbirlerine nasıl inkılap ederler?
mecazi aşk:Allah dışında olanları ,onlar hesabına sevmektir.
hakiki aşk:Allahı ve yarattıklarını,Allah hesabına sevmektir.* Dünyanın görünen yüzündeki zeval ve fena çirkinliği ile ne kast edlmiştir?
gerçek anlatıılmıştır.dünyada herşey doğuyor,büyüyor,ölüyor,kokuşuyor,çürüyor,gidiyor .sabit değiller..daima değişiyorlar.
* Üstad Hz. dünyanın görünen yüzü dışında 2 yüzü daha olduğunu ifade ediyor, bunları nasıl görebiliriz?
1-ahiretin tarlasıdır.
2-ilahi isimlerden oluşmak hesabıyla,ilahi isimlerin tecellilerini gösteriyor.
11 Şubat 2011: 13:43 #785825Anonim
Üstad Hz. buradaki mecazi aşka gayr-ı meşru diyor
Peki bütün mecazi aşklar gayr-ı meşrumudur?11 Şubat 2011: 13:51 #785826Anonim
@akna 237277 wrote:
Üstad Hz. buradaki mecazi aşka gayr-ı meşru diyor
Peki bütün mecazi aşklar gayr-ı meşrumudur?yerinde sarfedilmediği için öyle diyor…
evet bütün mecazi aşklar,pusulasını şaşırmış gemi gibidir,
Allah onun kalbine ,kendisine sarf etsin diye sevgi,aşk,muhabbet gibi duyguları vermiş.
O gitmiş,Allahın yarattığına veriyor,Allah hesabına değilde,sevdiği şeyin namına o seviyor.ondaki ya menfaat,ya çıkar veya başka bir şey için aşk bekliyor..aşkın ağlamaları karşılık beklemektir…karşılığını almayınca,yanıyor.
Ama Allaha verse,çünkü ondaki aşkı ancak allah doyurur.Aşkın kabiliyeti sonsuz olduğunu için,sonsuz kemalde olan Allahı sevmesi lazımdır.sevdiğini de onun namına severse de yanmaz..Buda Allah hesabına olur.32.sözdeki muhabbet bahsi güzel açıklamış.
11 Şubat 2011: 14:36 #785831Anonim
“Hem dahi, ey bedbaht ehl-i dalâlet ve gaflet! “Gayr-ı meşru bir muhabbetin neticesi, merhametsiz azap çekmektir” kaidesi sırrınca, siz, fıtratınızdaki Cenâb‑ı Hakkın zât ve sıfât ve esmâsına sarf edilecek muhabbet ve marifet istidadını ve şükür ve ibâdât cihâzâtını nefsinize ve dünyaya gayr-ı meşru bir surette sarf ettiğinizden, bil’istihkak cezasını çekiyorsunuz. Çünkü Cenâb-ı Hakka ait muhabbeti nefsinize verdiniz; mahbubunuz olan nefsinizin hadsiz belâsını çekiyorsunuz. Çünkü hakikî bir rahatı, o mahbubunuza vermiyorsunuz. Hem onu, hakikî mahbub olan Kadîr-i Mutlaka tevekkül ile teslim etmiyorsunuz, daima elem çekiyorsunuz.
Hem Cenâb-ı Hakkın esmâ ve sıfâtına ait muhabbeti dünyaya verdiniz ve âsâr-ı san’atını, âlemin esbabına taksim ettiniz; belâsını çekiyorsunuz. Çünkü, o hadsiz mahbuplarınızın bir kısmı size Allahaısmarladık demeyip, size arkasını çevirip, bırakıp gidiyor. Bir kısmı sizi hiç tanımıyor, tanısa da sizi sevmiyor, sevse de size bir faide vermiyor. Daima hadsiz firaklardan ve ümitsiz, dönmemek üzere zevâllerden azap çekiyorsunuz…” 32.Söz 3.Mevkıf
11 Şubat 2011: 14:52 #785832Anonim
İnsan muhabbet hissiyle donatılmış
en kötüsü bile bişeyleri seviyordur neticede
peki dünyayı ve içindekileri nasıl sevicez
ailemizi, evladımızı, lezzetli yiyecekleri, akrabalarımızı, hayatı…
bunları nasıl seversek Allah cc namına sevmiş oluruz?
yani Allah cc hesabına sevip sevmediğimizi nasıl anlarız?11 Şubat 2011: 15:45 #785836Anonim
evet insana muhabbet hissi verilmistir . Ya ALLAH icin seviyordur yahutta menfaati icin seviyordur insan . ALLAH icin sevmek ise söyle olmali ;
Insan dünyayi ahiretin mezrasi görüp onun icin calisir cabalar ve kainattaki sanat harikalarini temasa eder ve ona göre hayatini istikamet üzere gecirirse Allah icin sevmis olur .
Yine esini ALLAHIN bir emanetidir ve hayat arkadasimdir der hakkini gözetir ve ailesinin gecimini ve ihtiyaclarini dinin koymus oldugu hükümler dogrultusunda devam ettirirse
evladini ALLAH c.c bir hediyesi görüp onu sefkat ve merhametle muhafaza etmesi ,
dost ve ahbablarini salih ameli yönünden sevmesi , verilen nimetleri CENAB-i hakkin ihsani ve inami olarak görmesi tefekkür , sükür , ve kanaat icerisinde olmasi ile ALLAH icin sevmis olur .
bize verilen hayati ilim ögrenerek , ögrendiklerimizi uygulayip ibadete cevirerek , her seyde ALLAH c.c sonsuz hikmetine müdakkik bir sekilde ibretle bakarak gecirirsek ALLAH namina sevmis oluruz insALLAH .
11 Şubat 2011: 22:29 #785863Anonim
@akna 237290 wrote:
İnsan muhabbet hissiyle donatılmış
en kötüsü bile bişeyleri seviyordur neticede
peki dünyayı ve içindekileri nasıl sevicez
ailemizi, evladımızı, lezzetli yiyecekleri, akrabalarımızı, hayatı…
bunları nasıl seversek Allah cc namına sevmiş oluruz?
yani Allah cc hesabına sevip sevmediğimizi nasıl anlarız?Evet Allah (c.c) razı olsun akna kardeş..Güzel ve ince bir sor;
Bismillah diyelim ve girelim konuya nasipte ne varsa söyleyelim inşl;
Muhabbet insanoğluna verilen en güzel hikmetlerdendir..Müslüman olarak bizler daima Fî sebîlillah: (Allah yolunda) şuurunda hareket etmeliyiz ..Gerek sosyal hayatımızda gerekse manevi hayatımızda gireceğimiz daire bu olmalı;
,Onları sevip saymak, onların yaratıcısını sevip saymaktır.
Tıpkı yunus emrenin dediği gibi [ Yaratdılanı severiz Yaradandan ötürü)
Evet temelde İlahi rıza vardır…Kur’ân’ın ifadesiyle “Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz” (Bakara, 2/156) diyen her Müslüman, malı ve canıyla bir anlamda vakıftır
islam tarihi Allah rızasını gözeterek sevenlerle dolu..Başta örnek almamaız gereken PEYGAMBERLERDİR;
Sahip oldukları maddî ve manevî her şeyin asıl sahibi olarak Yüce Yaratıcı’yı görerek onları O’nun uğruna, O’nun yaratıklarının hizmetine sunan fedakârlık âbideleri. Umudun bittiği yerde umut, çarelerin tükendiği yerde çare, ışıkların söndüğü yerde ışık olanlar. Onlar, ateşin etrafında dönen pervaneler gibi, çoğu zaman ışıktan yararlanmak ve yararlandırmak için kendilerini feda ederler..
ÖRNEKMİ ;EN GÜZEL ÖRNEK HZ İBRAHİM (AS) OLSA GEREK;
yıllarca evlad hasreti çekmesine rağmen ilerleyen yaşında Rabbi onu Hz ismaille ödüllendirdi;Daha evlad sevgisine doymadan hz ibrahim;İlahi bir emir Hz ibrahimin ne kadar teslim olmuş bir kul olduğunun ispatıydı Hz ismaili Allah (c.c.) yoluna KURBAN etmesi;
Ya zevcesi hz hacerin feryadı ;
evladını ve hanımını aldığı emir üzere ;
Mekkeye bırakıp dönerken hz hacer sorar beyine ( bizi bu çölün ortasında yanlız bırakıp nereye gidiyorsun)
Hz İbrahimin (as) verdi,ği cevap sanırım sorunuzun cevabı;
Sizi Allah’a emanet ediyorum..onun yolunda kurban ediyorum hem sizi ,hem nefsimi;
Evet böylesi sevebilmek her kula nasip olurmu bilmem..Ama teslim olmuş bu mubarek bedenleri okuyunca ne kadar yol alamamız gerektiğini öğreniyoruz..
Allah razı olsun akna kardeşim..Bizden bunu kabul ediniz..Rabbim malımızı canımızı sevgilerimizi kendi yolunda kabul etsin inşl11 Şubat 2011: 22:31 #785864Anonim
yani Allah cc hesabına sevip sevmediğimizi nasıl anlarız?
Evet Allah (c.c) razı olsun akna kardeş..Güzel ve ince bir sor;Bismillah diyelim ve girelim konuya nasipte ne varsa söyleyelim inşl;
Muhabbet insanoğluna verilen en güzel hikmetlerdendir..Müslüman olarak bizler daima Fî sebîlillah: (Allah yolunda) şuurunda hareket etmeliyiz ..Gerek sosyal hayatımızda gerekse manevi hayatımızda gireceğimiz daire bu olmalı;,Onları sevip saymak, onların yaratıcısını sevip saymaktır.
Tıpkı yunus emrenin dediği gibi [ Yaratdılanı severiz Yaradandan ötürü)Evet temelde İlahi rıza vardır…Kur’ân’ın ifadesiyle “Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz” (Bakara, 2/156) diyen her Müslüman, malı ve canıyla bir anlamda vakıftır
islam tarihi Allah rızasını gözeterek sevenlerle dolu..Başta örnek almamaız gereken PEYGAMBERLERDİR;
Sahip oldukları maddî ve manevî her şeyin asıl sahibi olarak Yüce Yaratıcı’yı görerek onları O’nun uğruna, O’nun yaratıklarının hizmetine sunan fedakârlık âbideleri. Umudun bittiği yerde umut, çarelerin tükendiği yerde çare, ışıkların söndüğü yerde ışık olanlar. Onlar, ateşin etrafında dönen pervaneler gibi, çoğu zaman ışıktan yararlanmak ve yararlandırmak için kendilerini feda ederler..
ÖRNEKMİ ;EN GÜZEL ÖRNEK HZ İBRAHİM (AS) OLSA GEREK;
yıllarca evlad hasreti çekmesine rağmen ilerleyen yaşında Rabbi onu Hz ismaille ödüllendirdi;Daha evlad sevgisine doymadan hz ibrahim;İlahi bir emir Hz ibrahimin ne kadar teslim olmuş bir kul olduğunun ispatıydı Hz ismaili Allah (c.c.) yoluna KURBAN etmesi;
Ya zevcesi hz hacerin feryadı ;
evladını ve hanımını aldığı emir üzere ;
Mekkeye bırakıp dönerken hz hacer sorar beyine ( bizi bu çölün ortasında yanlız bırakıp nereye gidiyorsun)
Hz İbrahimin (as) verdi,ği cevap sanırım sorunuzun cevabı;
Sizi Allah’a emanet ediyorum..onun yolunda kurban ediyorum hem sizi ,hem nefsimi;
Evet böylesi sevebilmek her kula nasip olurmu bilmem..Ama teslim olmuş bu mubarek bedenleri okuyunca ne kadar yol alamamız gerektiğini öğreniyoruz..
Allah razı olsun akna kardeşim..Bizden bunu kabul ediniz..Rabbim malımızı canımızı sevgilerimizi kendi yolunda kabul etsin inşl
12 Şubat 2011: 00:07 #785870Anonim
soru bana ait değil aslında
Üstad Hz’ne sorulmuş
Allah cc razı olsun teferruatlı cevap vermiş“Tâdât ettiğin sevdiklerini sevme demiyoruz. Belki onları Cenâb-ı Hakkın hesabına ve Onun muhabbeti namına sev deriz.”
“Meselâ, LEZİZ TAAMLARI, GÜZEL MEYVELERİ, Cenâb-ı Hakkın ihsanı ve o Rahmân-ı Rahîmin in’âmı cihetinde sevmek, Rahmân ve Mün’im isimlerini sevmektir; hem mânevî bir şükürdür.” Evet bu şekilde seversek, nefsimiz namına değil Rahman namına sevmiş oluruz, bunu da asıl nimeti verenin Allah cc olduğunu düşünerek ve helal dairede kanaatkarca kazanarak ve verdiği nimetlerden dolayı Allah’a şükrederek gösterebiliriz..
“Hem PEDER ve VALİDEYİ şefkatle teçhiz eden (donatan) ve seni onların merhametli elleriyle terbiye ettiren hikmet ve rahmet hesabına onlara hürmet ve muhabbet, Cenâb‑ı Hakkın muhabbetine aittir.”Evet anne babamıza karşı olanmuhabbet, hürmet ve şefkatin Allah namına olduğunun alameti : onlar ihtiyarladıkları, bize zahiri faydaları kalmadıkları ve bizi bakımları ve ihtiyaçlarından dolayı zahmet ve sıkıntıya soktukları zaman onlara daha fazla muhabbet, merhamet ve şevkat göstermektir..
“Ve EVLATLARINI, o Zât-ı Rahîm-i Kerîmin hediyeleri olduğu için kemâl-i şefkat ve merhametle onları sevmek ve muhafaza etmek, yine Hakka aittir.” Evlat sevgimizin Cenab-ı Hakkın namına olduğunun göstergesi ise; vefatlarında sabır ve şükür göstermektir, ümitsizce feryad etmek değildir. “Hâlıkımın benim gözetimime verdiği sevimli bir mahluku bir kulu idi.Şimdi hikmeti gereği benden aldı, daha iyi bir yere götürdü . Benim onun üzerinde görünür bir hissem varsa, hakikatte bin hisse onu yaradana aittir.” diyerek teslim olmaktır.
“Hem DOST ve AHBAP ise, eğer onlar iman ve amel-i salih sebebiyle Cenâb-ı Hakkın dostları iseler, اَلْحُبُّفِىاللهِ (ALLAH İÇİN SEVMEK) sırrınca, o muhabbet dahi Hakka aittir.”
“Hem REFİKA-İ HAYATINI (eşini), rahmet-i İlâhiyenin mûnis(canayakın), lâtif bir hediyesi olduğu cihetiyle (yönüyle) sev ve muhabbet et. Fakat çabuk bozulan hüsn-ü suretine muhabbetini bağlama. Belki kadının en cazibedar, en tatlı güzelliği, kadınlığa mahsus bir letâfet ve nezaket içindeki hüsn-ü sîretidir. Ve en kıymettar ve en şirin cemâli ise, ulvî, ciddî, samimî, nuranî şefkatidir. Şu cemâl-i şefkat ve hüsn-ü sîret, âhir hayata kadar devam eder, ziyadeleşir. Ve o zaife, lâtife mahlûkun hukuk-u hürmeti (sevgi ve saygısı) o muhabbetle muhafaza edilir. Yoksa, hüsn-ü suretin zevâliyle(yok olmasıyla), en muhtaç olduğu bir zamanda biçare hakkını kaybeder.”
“Hem ENBİYA ve EVLİYAYI sevmek, Cenâb-ı Hakkın makbul ibâdı olmak cihetiyle, Cenâb-ı Hakkın namına ve hesabınadır. Ve o nokta-i nazardan Ona aittir.”
“Hem HAYATI, Cenâb-ı Hakkın insana ve sana verdiği en kıymettar ve hayat-ı bâkiyeyi kazandıracak bir sermaye ve bir define ve bâki kemâlâtın cihâzâtını câmi’ bir hazine cihetiyle onu sevmek, muhafaza etmek, Cenâb-ı Hakkın hizmetinde istihdam etmek, yine o muhabbet bir cihette Mâbûda aittir.”
“Hem GENÇLİĞİn letâfetini, güzelliğini, Cenâb-ı Hakkın lâtif, şirin, güzel bir nimeti nokta-i nazarından (bakış açısından) istihsan etmek (beğenmek), sevmek, hüsn-ü istimal etmek(güzel kullanmak), şâkirâne bir nevi muhabbet-i meşruadır.”
“Hem BAHARI, Cenâb-ı Hakkın nuranî esmâlarının en lâtif, güzel nakışlarının sahifesi ve Sâni-i Hakîmin antika san’atının en müzeyyen ve şâşaalı bir meşher-i san’atı olduğu cihetiyle mütefekkirâne (tefekkür ederek) sevmek, Cenâb-ı Hakkın esmâsını sevmektir.”
“Hem DÜNYAYI, âhiretin mezraası ve esmâ-i İlâhiyenin âyinesi ve Cenâb-ı Hakkın mektubatı ve muvakkat (geçici) bir misafirhanesi cihetinde sevmek, nefs-i emmâre karışmamak şartıyla, Cenâb-ı Hakka ait olur.”
“Elhasıl: Dünyayı ve ondaki mahlûkatı mânâ-yı harfiyle (sahibini, yaradıcısını düşünerek) sev; mânâ-yı ismiyle (bizzat kendisine bakarak, düşünerek) sevme.“Ne kadar güzel yapılmış” de. “Ne kadar güzeldir” deme. Ve kalbin bâtınına (içine), başka muhabbetlerin girmesine meydan verme. Çünkü, bâtın-ı kalb âyine-i Sameddir ve Ona mahsustur.”
32.Söz 3.Mevkıf13 Şubat 2011: 12:19 #785886Anonim
“Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit, ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır. Veyahut o mecazî mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, bâki bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılâp eder.” 9.Mektub
“Hem de Kur’ân’ın hakikati der ki: Ey mü’min! Sendeki nihayetsiz muhabbet kabiliyetini, çirkin ve noksan ve şerûr ve sana muzır olan nefs-i emmârene verme.Onu mahbub ve onun hevâsını kendine mâbud ittihaz etme.Belki sendeki o nihayetsiz muhabbet kabiliyetini, nihayetsiz bir muhabbete lâyık; hem nihayetsiz sana ihsan edebilen; hem istikbalde seni nihayetsiz mes’ut eden; hem bütün alâkadar olduğun ve onların saadetleriyle mes’ut olduğun bütün zâtları ihsânâtıyla mes’ut eden; hem nihayetsiz kemâlâtı bulunan; ve nihayetsiz derecede kudsî, ulvî, münezzeh, kusursuz, noksansız, zevâlsiz cemâl sahibi olan; ve bütün esmâsı nihayet derecede güzel olan; ve her isminde pek çok envâr-ı hüsün ve cemâl bulunan; ve Cennet bütün güzellikleriyle ve nimetleriyle Onun cemâl-i rahmetini ve rahmet-i cemâlini gösteren; ve sevimli ve sevilen bütün kâinattaki bütün hüsün ve cemâl ve mehâsin ve kemâlât Onun cemâline ve kemâline işaret eden ve delâlet eden ve emare olan bir Zâtı mahbub ve mâbud ittihaz et.” 32.Söz
20 Şubat 2011: 16:45 #786214Anonim
“Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit, ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır. Veyahut o mecazî mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, bâki bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılâp eder.” 9.Mektub
Evet derin bir konu ;Şimdi ben bunu bir sorUyla daha da derinleştirmek isterim..Zaten fıtrati özelliği itibariyle derin bir konudur AŞK;
Aşk, kimine göre ‘’yok öyle bir şey’’, kimine göre ‘’olması gereken’’, kimine göre ‘’büyük bir hata ve belâ’’ ve kimine göre de ‘’en büyük mutluluk’’… Mecazi aşkı yaşayan için, karşılık gördüğü müddetçe ‘’en büyük mutluluk’’ (kısa süreli)… Yaşayıp bitiren için. Karşılık görememe ve kıskançlık elemiyle alude en büyük belâ… Yaşamayan için ‘’yok öyle bir şey’’… Hakikî aşkı yaşayan için, yaradılış sırrını anlayıp kalbini imanla dolduran insanın, halife-i arz olmayı hak ettiği makam… Yaşamayan yoktur esasında, yaşamadığını sanan vardır. İllâ ki bir mecraya gidecektir…
Çünkü insanın, kalbi illâ ki aşkı istiyor ‘’Alâküllihâl, o muhabbet ve havf, ya halka veya Hâlık’a müteveccih olacak.’’… Yani ya halka, ya Hakka…
ŞİMDİ BURDA BİR SORUM OLACAK SİZ MÜSLÜMANLARA;SİZCE BEŞERİ AŞKLAR KİŞİYİ RAHMANİ AŞKA TAŞIYABİLİRMİ..YOKSA BEŞERİ AŞK HAYAMIZDA OLMASIN MI ..;
aşk OLMALIMI HAYATIMIZDA ….bu soruyu sorarakende aklıma HZ YUSUF VE ZÜLEYHA KISSASI GELDİ;
Malumunuz Züleyha hz yusufa duyduğu aşk beşeri aşktı önceleri;Sonra bu katıksız aşkı ona Rahmana aşka taşıdı..Evet bu konudaki yorumalrınız önemli aşktan korkan kardeşelrimiz için..BU İŞİN DUSTURU NEDİR ACABA ?İNCE NÜANSI NEDİR ?21 Şubat 2011: 09:01 #786225Anonim
SİZCE BEŞERİ AŞKLAR KİŞİYİ RAHMANİ AŞKA TAŞIYABİLİRMİ..YOKSA BEŞERİ AŞK HAYAMIZDA OLMASIN MI ..;
inşaAllah taşıyabilir kardeş
çok yakından şahit olduğum bir örnekle izah etmeye çalışayım
öğrenciyken yurtta bir oda arkadaşım vardı
biriyle görüşüyorlardı ama nasıl bir aşk anlatamam
görüşmeye başlayalı yıllar geçmesine rağmen telefonu çaldımı eli ayağı titrerdi gözleri parlardı
tüm hayallerinde sevdiği vardı
fakat kendi ailesi sevdiğini istemiyordu onaylamıyordu
inançlıydı elhamdülillah sürekli dua ederdi
duası şöyleydi;
“Ya Rabbim cc hakkımda hayırlı olanı Sen benden daha iyi bilirsin, hayırlıysa olsun hayırlı değilse olmasın, ama ben onu çok seviyorum ne olur hayırlı değilse bile hayra çevir nasip et” derdi
yıllarca bu duayı etmiş
Rabbim cc kendine yöneleni boş çevirir mi
okul bitti evlendiler
görüşünce dediki hala onu çok seviyorum ama kalimde bir boşluk oluştu
yani şimdi evliyiz ama ben bişey için aynı şevk ve istekle kalbimi doldurmak yine aynı şekilde dua etmek istiyorum
Rabbim cc kendi sevgisini yerleştirmiş kalbine ki, bir değişim yaşadı
zaten inançlıydı elhamdülillah ama daha bir farklı oldu
Risale-i Nur okumaya başladı, şimdide hizmetle iştigal olmaya çalışıyoryani mecazi aşk illaki hakiki aşka inkılab edebilir
yeterki farkında olalım istemeyi bilelimYusuf As ve Züleyha’nın aşkına dair geçen gün bişey dinledim ve çok etkilendim
hepiniz malum kıssayı bilirsiniz
Züleyha Mısır’ın ileri gelen kadınlarını toplar, önlerine meyve ve bıçak koyar
Hz Yusuf as içeri girdiğinde O’nu gören kadınlar ellerini keserler
hatta rivayete göre o kadar derin kesmelerine rağmen Yusuf As oradan çıkana kadar kestiklerinin farkına bile varmazlar
öyle bir güzelliğe sahipmiş
işte Hz Aişe yanındaki kadınlara bu kıssayı anlattıktan sonra diyor ki;
“Eğer ki o kadınlar benim efendimi görselerdi, o bıçağı ellerine değil kalplerine saplardı”
düşünün Efendimiz Asm’ın güzelliğini
düşünün Hz Aişe’nin Efendimiz Asm’a olan aşkını -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.