- Bu konu 18 yanıt içerir, 11 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
10 Ocak 2009: 11:00 #648626
Anonim
…..Bana itiraz edenler, gizli ayıplarımı bilmiyorlar. Yalnız zahiri bazı hatalarımı bahane edip ve yanlış olarak Risale-i Nur u benim malım zannedip Risale-i Nur’un nurlarına perde çekmek, intişarına rekabet etmek için derler: ‘Said Cuma cemaatine gelmiyor, sakal bırakmıyor’ gibi tenkitleri var.
Elcevap: Ben, çok kusurları kabul ile beraber derim: Bu iki meselede büyük mazeretlerim var.
Evvela: Ben Şafiiyim. Şafii Mezhebinde Cumanın bir şartı, kırk adam imam arkasında Fatiha okumaktır. Daha başka şartlar da var. Onun için burada bana Cuma farz değil. Ben, mezheb-i Azamiyi takliden, bazan sünnet olarak kılıyordum.
Saniyen: Yirmi senedir haksız olarak beni insanlarla görüştürmekten men ettikleri için-hem bu ahirde, resmen dört ay evvel perde altında insanlarla temas ettirmemek için tenbihat olmuş-hem yirmi beş senedir ben münzevi yaşadığım için, kalabalık yerlerde huzur bulamıyorum ve herkesin arkasında mezhebimce iktida edip namaz kılamıyorum ve okumakta yetişemiyorum ve daha Fatiha nın yarısını okumadan, imam rükua gidiyor. Bizde Fatiha okumak farzdır.
Sakal meselesi ise: Bu bir sünnettir, hocalara mahsus değil. Bu millette yüzde doksan sakalsız olanların içinde küçükten beri sakalsız bulundum. Bu yirmi senedir bana resmi hücumlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım, bir hikmet, bir inayet-i İlahiye olduğunu ispat etti. Eğer sakal olsaydı, tıraş edilseydi, Risale-i Nur a büyük bir zarardı. Çünkü ölecektim, dayanamayacaktım.
Bazı alimler ‘Sakalı tıraş etmek caiz değildir’ demişler. Muradları, sakalı bıraktıktan sonra tıraş etmek haramdır, demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terk etmiş olur. Fakat bu zamanda, dehşetli pek çok günah-ı kebireden çekinmek için, bu terk-i sünnete mukabil, Risale-i Nur’un irşadıyla, yirmi sene haps-i münferit hükmünde işkenceli bir hayat geçirdik; inşaallah o sünnetin terkine bir kefarettir.
Hem bunu katiyen ilan ediyorum ki: Risale-i Nur, Kur’ân ın malıdır. Benim ne haddim var ki, sahip olayım, ta ki kusurlarım ona sirayet etsin. Belki o Nur’un kusurlu bir hadimi ve o elmas mücevherat dükkanının bir dellalıyım. Benim karma karışık vaziyetim ona sirayet edemez, ona dokunamaz. Zaten Risale-i Nur’un bize verdiği ders de, hakikat-i ihlas ve terk-i enaniyet ve daima kendini kusurlu bilmek ve hodfuruşluk etmemektir. Kendimizi değil, Risale-i Nur’un şahs-ımanevisini ehl-i imana gösteriyoruz. Bizler, kusurumuzu görene ve bize bildirene-fakat hakikat olmak şartıyla-minnettar oluyoruz, ‘Allah razı olsun’ deriz. Boynumuzda bir akrep bulunsa, ısırmadan atılsa, nasıl memnun oluruz; kusurumuzu-fakat garaz ve inat olmamak şartıyla ve bid alara ve dalalete yardım etmemek kaydıyla-kabul edip minnettar oluyoruz.Emirdağ Lahikası, 45
22 Ocak 2009: 10:42 #727649Anonim
Sakal meselesi ise: Bu bir sünnettir, hocalara mahsus değil. Bu millette yüzde doksan sakalsız olanların içinde küçükten beri sakalsız bulundum. Bu yirmi senedir bana resmi hücumlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım, bir hikmet, bir inayet-i İlahiye olduğunu ispat etti. Eğer sakal olsaydı, tıraş edilseydi, Risale-i Nur a büyük bir zarardı. Çünkü ölecektim, dayanamayacaktım.
Üstat Zaten ßurada Gereken AÇıklamayı Yapmış .
Hepinizin ßildiği Gibi Üstadın Ömrü Mahkemelerde Geçmiştir…
Mahkemede SakaL ßırakılmaz Yasak Olduğunu ßiliyoruz..
Üstat İse Orda Demiş EĞer SakaL ßırakmış Olsaydım Ölürdüm..
Açıklanan Konu İse..
Onlar ßana Derdi SakaLı Kes ßen Kesmezdim Çünki SÜnneti Seniyedir.
Sakalı Kesmesem ßeni Öldüreceklerdi. O Zamanda RisaLei Nurun Neşrine Zarara Gelirdi.
ßunu Düşünerek SaKaL ßırakmamıştır..
ßenim ßurdan AnLadığım ßudur..21 Mart 2009: 16:21 #735467Anonim
selamun aleyküm,konu için ALLAh razı olsun,Üstadın cuma namazı konusu hakkında Zübeyir Gündüzalp’in hatıralarından bir yazı paylaşmak istiyorum.
Şafii mezhebine cuma namazı farzdır. Ama bu namazın sahih olması için hanefi mezhebinden farklı şartları vardır.
Şafii mezhebinde Cuma Namazının Sahih Olmasının Şartları
1- Cuma namazı kılınan yerin şehir veya köy olması.
2- Cuma namazı farz olan kırk müslüman tarafından kılınması.
3- Cuma namazı öğlen vaktinde cemaat ile eda edilecek kadar vakit olması.
Eğer vakti çıkarsa, veya bu şartlardan biri oluşmazsa öğle namazı kılınır.
Bediüzzamanın Cuma namazına gitmeyişi daimi değildir ve özel sebeplere dayanır.Kendisi bunu şöyle açıklar:
“… Bana itiraz edenler, gizli ayıplarımı bilmiyorlar. Yalnız zahirî bazı hatalarımı bahane edip ve yanlış olarak Risale-i Nur’u benim malım zannedip Risale-i Nur’un nurlarına perde çekmek, intişarına rekabet etmek için derler: “Said Cuma cemaatine gelmiyor, sakal bırakmıyor” gibi tenkitleri var.
Elcevap: Ben, çok kusurları kabul ile beraber derim: Bu iki meselede büyük mâzeretlerim var.
Evvelâ: Ben Şâfiîyim. Şâfiî Mezhebinde Cumanın bir şartı, kırk adam imam arkasında Fatiha okumaktır. Daha başka şartlar da var. Onun için burada bana Cuma farz değil. Ben, mezheb-i Âzamîyi takliden, bazan sünnet olarak kılıyordum.
Saniyen: Yirmi senedir haksız olarak beni insanlarla görüştürmekten men ettikleri için -hem bu âhirde, resmen dört ay evvel perde altında insanlarla temas ettirmemek için tenbihat olmuş- hem yirmi beş senedir ben münzevî yaşadığım için, kalabalık yerlerde huzur bulamıyorum ve herkesin arkasında mezhebimce iktida edip namaz kılamıyorum ve okumakta yetişemiyorum ve daha Fatiha’nın yarısını okumadan, imam rükûa gidiyor. Bizde Fatiha okumak farzdır.”
Nur talebelerinin Cumaya gitmemesi gibi birşey sözkonusu dahi olamaz!
Cuma namazına Şafi olduğu için gitmeyenler acab Said Nursinin sabahlara kadar ibadet ettiğini biliyorlar mı.?!
“Üstadımız, bir insana kâfi gelmeyecek kadar az yer ve az uyurdu. Bize de derdi ki: ‘Fıtrî uyku beş saattir.
‘ Geceleri sabaha kadar dua, niyaz ve ibadette bulunurdu. Yaz ve kış âdetini hiç değiştirmez, teheccüd namazını devamlı kılar, münacaat ve evradların asla terketmezlerdi. Hem Isparta’da, hem Barla’da, hem Emirdağ’da, komşuları bizlere, ‘Ne zaman Üstadın evine geceleri baksak, Üstadın odasında ışık yandığını görür, hazin edasıyla dua ettiğini duyardık’ derlerdi. Üstadımız her zaman abdestli olurdu. Üstad duhâ namazını da hiç geçirmezdi. Bu namazı güneş doğduktan 45 dakika sonra kılardı.
Talebesi Bayram Yüksel’in Hatıralarından.
Yatsı namazından sonra Resul-i Ekreme (a.s.m.) imtisalen hemen yatardı. Yatmadan evvel küçük bir lokmacık taam yerdi. Sonra ‘Âyete’l-Kürsî’ yi okur, yatardı. Seher vaktinden çok evvel kalkar, evradını okurdu, sabah namazından evvel veya sonraya kadar. Sabah namazını erken edâ ederek yanında bulunan hizmetkârlarına, basılan kitaplardan ders yaptırır, kendisi de eski hurufla yazılı aslından takip ederdi.
16 Kasım 2009: 21:00 #760375Anonim
Ve Bihi Nesteınu
”Fakat bu zamanda, dehşetli pek çok günah-ı kebireden çekinmek için, bu terk-i sünnete mukabil, Risale-i Nur’un irşadıyla, yirmi sene haps-i münferit hükmünde işkenceli bir hayat geçirdik; inşa allaho sünnetin terkine bir kefarettir.”
Üstad r.a 2 sünneti (evlilik ve sakal) işleyemediğini ifade eder ve O Sünnetlere verdiği değeri verilmesi gereken değeride yukardaki ifadesi ile ilan eder.11 Ağustos 2010: 20:44 #774570Anonim
alahrazı olsun
güzel acıklamıssınız.
ellerinize saglık.11 Ağustos 2010: 20:45 #774571Anonim
Çok değerli birinden bir cümle:)
Alimin günahının bile bir hikmeti vardır.3 Eylül 2010: 00:39 #776150Anonim
…..
3 Eylül 2010: 10:32 #776184Anonim
Üstad doğru söylemiş,sakalı bıraktıktan sonra kesmek haramdır..o zamanlarda hapse atılan bir çok abimizin sakallarının zorla kesildiğini duyuyoruz..
üstad sakalı bırakmamakla sünneti terk etmiş fakat günaha girmemiştir..Hayrı kesir için şerri kalil terk edilir…3 Eylül 2010: 11:33 #776189Anonim
…..
3 Eylül 2010: 11:55 #776195Anonim
öncelikle kesin delilim yok,neyin çok daha büyük sevap olduğunu neyin makbul olup neyin makbul olmadığını bilemem,onu allah bildirmedikten sonra üstad da bilemez..nitekim üstteki ifadelerde söylüyor..”20 yıl hapsi münferid şeklinde işkenceli hapis hayatını geçirdim umarım terk ettiğim bu sünnete kefaret olur” buyuruyor üstad…
dediğiniz gibi sakal insanın uzvu hükmündedir bu belki benim gibi sıradan müslümünlar için tırnağın kesilmesi gibi gelebilir ama üstad için yüreğinin sökülmesi anlamında..nitekim üstad yine üstteki ifadelerde “sakalım kesilseydi dayanamaz ölecektim” buyuruyor..
üstad hayatı boyunca bütün kusuru kendi üzerine almış,risalei nura bir zarar vermemek için azami gayret göstermiş..risalei nurun kendisinin olmadığını söylüyor.. bu sakal bırakmamak yine benim kusurum diyor,”ne haddim var ki benim kusurlarım ona siyaret etsin,benim karmakarışık vaziyetim ona sirayet etmez” buyuruyor…3 Eylül 2010: 12:02 #776197Anonim
…..
3 Eylül 2010: 12:11 #776200Anonim
ben bu konuda ayetten hadisten islam alimlerinden,tabiin tebei tabiin döneminden veya aradığını nasıl bir delil şekli varsa getiremem..
çünkü benim branşım ilahiyat değil ve ben bu konuda detaylı bir araştırma yapmadım..benim bu konudaki başucu kitabım ve delilim risalei nur..3 Eylül 2010: 12:23 #776203Anonim
…..
3 Eylül 2010: 12:34 #776208Anonim
tamam ben sustum pes…
eminim üstad sakal bırakmayı çok isterdi,ama biz o devri o şartları yaşamadığımız için kolay geliyor…
bizim 5 vakit ezanımız arapça okunuyor,namaz kılmak isteyene kimsenin bişey dediği yok,devlette bile herkes namazını rahat kılabiliyor,hatta sarık takmak isteyen bile takıyor,herkes özgürce dinin en güzel şekilde yaşayabiliyor.
o devirler zordu onu orayı izah etmeye gerek yok şimdi o devirle bu deviri kıyaslayıp üstad nasıl sakal bırakmaz demek yanlış olur..
hani üstadın çok beğendiğim hayran olduğum bi sözü vardır..
“Ben acele ettim kışta geldim, sizler cennetâsâ bir baharda geleceksiniz”3 Eylül 2010: 12:45 #776214Anonim
@min-el aşk 209417 wrote:
ayrıca delilsiz konuşuluyorsa eğer ben de diyorum ki
alimlerin bir kısmı sakalın erkeklerin bir uvzu oldugunu, insanın uvzunu yok etmeye hakkının olmadıgını ve gunaha girecegini söyluyor..sünet olan sakal ise EFENDİMİZ S.A.V gibi sakalına şekil vermek ve onun gibi bırakmaktır..yoksa bir musluman sakalsız olamaz diyorlar..
buna ne diyeceksiniz???Değerli kardeş;
Haddime deil ama, aklıma takıldı. Sanki bu görüşde bir mantık uyuşmazlığı var gibi. Yani alimler hem sakalın insan uzvu olduğunu söylüyorlar hemde Resul efendimizin şekil verip düzelttiğini mi :S Yani resul efendimiz kendi uzvunu mu kesmiş oluyor :S Sakalı şerifler birçok camide vardır. Ben bunu anlayamadım. Kusura bakmayın Saygılar.. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.