- Bu konu 15 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
20 Mayıs 2012: 13:52 #804420
Anonim
ve onlar, onlarda gezdiklerini müttefikan haber veriyorlar. Görmediğimiz Amerika kıtasının vücudunu, ondan gelenlerin ihbarıyla bedihî bildiğimiz gibi, yüztevatür kuvvetinde bulunan melâike ihbaratıyla âlem-i bekànın ve dâr-ı âhiretin ve Cennet ve Cehennemin vücutlarına o kat’iyette iman etmek gerektir. Ve öyle de iman ederiz.
Hem, Yirmi Altıncı Söz olan Risale-i Kaderde iman-ı bil-kader rüknünü ispat eden bütün deliller, dolayısıyla haşre ve neşr-i suhufa ve mizan-ı ekberdeki muvazene-i a’mâle delâlet ederler. Çünkü, herşeyin mukadderatını gözümüz önünde nizam vemizan levhalarında kaydetmek ve her zîhayatın sergüzeşt-i hayatiyelerini kuvve-i hafızalarında ve çekirdeklerinde ve sair elvâh-ı misâliyede yazmak ve her zîruhun,hususan insanların defter-i a’mâllerini elvâh-ı mahfuzada tesbit etmek ve geçirmek, elbette öyle muhit bir kader ve hakîmâne bir takdir ve müdakkikane bir kayıt ve hafîzâne bir kitabet, ancak mahkeme-i kübrâda umumî bir muhakemeneticesinde daimî bir mükâfat ve mücazat için olabilir. Yoksa, o ihatalı ve inceden ince olan kayıt ve muhafaza, bütün bütün mânâsız, faidesiz kalır, hikmete ve hakikate münâfi olur.
Hem, haşir gelmezse, kader kalemiyle yazılan bu kitab-ı kâinatın bütün muhakkak mânâları bozulur ki, hiçbir cihet-i imkânı olamaz. Ve o ihtimal, bukâinatın vücudunu inkâr gibi bir muhal, belki bir hezeyan olur.
Elhâsıl, imanın beş rüknü bütün delilleriyle haşir ve neşrin vukuuna ve vücuduna ve dâr-ı âhiretin vücuduna ve açılmasına delâlet edip isterler ve şehadet edip talep ederler.
[TABLE]
[TR]
[TD]Risale-i Kader: Kader Risalesi; Yirmi Altıncı Söz[/TD]
[TD]bedihî: ap açık, aşikâr[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet-i imkân: mümkün olma yönü[/TD]
[TD]defter-i a’mâl: amel defteri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
[TD]dâr-ı âhiret: öteki dünya, âhiret yurdu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elhasıl: kısaca, özetle[/TD]
[TD]elvâh-ı mahfuza: herşeyin kaydedilip korunduğu mânevî levhalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elvâh-ı misâliye: eşyanın mânevî fotoğraflarının içlerinde kaydedildiği levhalar[/TD]
[TD]hafîzâne: koruyup gözeterek, esirgeyerek ve saklayarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakîmâne: hikmetli biçimde[/TD]
[TD]haşir ve neşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
[TD]hezeyan: boş söz, saçmalama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
[TD]hususan: bilhassa, özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihbar: haber verme[/TD]
[TD]ihbârât: haber vermeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihâtalı: kuşatıcı, kapsamlı[/TD]
[TD]iman-ı bilkader: kadere iman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması[/TD]
[TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kitab-ı kâinat: kâinat kitabı, evren[/TD]
[TD]kitabet: yazım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuvve-i hafıza: bellek, hafıza duyusu[/TD]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahkeme-i kübrâ: öldükten sonra âhirette Allah’ın huzurunda kurulacak olan büyük mahkeme[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
[TD]mizan-ı ekber: mahşer günü amellerin ölçüleceği büyük terazi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhakeme: değerlendirme, yargılama[/TD]
[TD]muhal: imkânsız, akıl dışı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhit: kuşatıcı[/TD]
[TD]mukadderat: Allah tarafından takdir olunmuş ileride meydana gelecek haller ve olaylar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvazene-i a’mâl: yapılan işlerin, amellerin tartılıp hesaplanması[/TD]
[TD]mücazat: ceza[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müdakkikane: dikkatlice, araştırıp inceleyerek[/TD]
[TD]mükâfat: ödül[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münâfi: aykırı, zıt[/TD]
[TD]müttefikan: birleşerek, fikir birliğiyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neşr-i suhuf: haşir zamanı amel defterlerinin meydana çıkarılıp herkesin hesabının görülmesi[/TD]
[TD]nizam: düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rükn: esas, şart[/TD]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sergüzeşt-i hayatiye: hayat serüveni[/TD]
[TD]tevatür: çeşitli kanallardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
[TD]vuku: gerçekleşme, meydana gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücut: varlık[/TD]
[TD]zîhayat: canlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîruh: ruh sahibi[/TD]
[TD]âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
[/TR]
[/TABLE]20 Mayıs 2012: 13:54 #804419Anonim
İşte, hakikat-i haşriyenin azametine tam muvafık böyle azametli ve sarsılmaz direkleri ve burhanları bulunduğu içindir ki, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın hemen hemen üçten birisi haşir ve âhireti teşkil ediyor. Ve onu, bütün hakaikine temel taşı ve üssü’l-esas yapıyor. Ve herşeyi onun üstüne bina ediyor. (Mukaddime nihayet buldu)

Onuncu Şuâ
Bu şuâ, On Beşinci Lem’a’dan itibaren buraya kadar olan risâlelerin fihristidir.

-
YazarYazılar
- ‘Dokuzuncu Şuâ’ konusu yeni yanıtlara kapalı.