• Bu konu 19 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 21)
  • Yazar
    Yazılar
  • #673598
    Anonim
      .

      بِسْمِاللَّهِالرَّحْمَنِالرَّحِيم

      Selamünaleyküm Degerli Kardeşlerim;

      Bu haftaki Hadisi Sohbetleri dersimiz başladı.

      Buyrun beraber mütaala edelim anladiklarimizi paylasalim insallah..

      [BILGI][TABLE]
      [TR]
      [TD][/TD]
      [TD]Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır. Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir. ( Tirmizî )
      [/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]
      [/BILGI]

      #807325
      Anonim

        Hz. Musa, Cennetteki komşusunun kim olduğunu Hak teâlâdan sorup öğrendikten sonra yanına gider. Bu bir kasaptır. Kasap, bir parça et pişirir. Asılı zenbili aşağı alır, çok zayıf bir kadına et ve su verir. Üstünü başını temizleyip, zenbile koyar. Kasap, (Bu annemdir. Yaşlanıp bu hale girdi; sabah-akşam böyle bakarım) der. Kasabın annesinin, (Ya Rabbi oğlumu Cennette Musa aleyhisselama komşu eyle) dediğini Hz. Musa da işitir. Kasaba, (Müjde, Allahü teâlâ, seni Musa aleyhisselama komşu etti) buyurur.

        #807329
        Anonim

          Rabbin rızası, ana-babanın rızasında, gazabı da, ana-babanın gazabındadır.

          Ana-babasının rızasını alan mümine Cennetten iki kapı, üzene de Cehennemden iki kapı açılır.[Beyheki]

          #807330
          Anonim

            Üç kişinin duası kabul olur. Ana-baba, mazlum ve misafirin duası.) [Tirmizi]

            (Ana-babanın duası, ilahi hicaba ulaşır, duaları kabul olur.) [İbni Mace]

            #807331
            Anonim
              Ana-baba çağırdığı zaman herhangi bir işle uğraşırsan, hemen onu terk edip, derhal

              ana-babanın emrine koş! Anan-baban sana kızıp bağırırsa, onlara sen bir şey söyleme!

              Ananın-babanın duasını almak istersen, sana emrettikleri işleri çabuk ve güzel yapmaya

              çalış! Bu işini beğenmeyip sana gücenmelerinden ve beddua etmelerinden kork! Sana darılır

              iseler, onlara karşı sert söyleme! Hemen ellerini öperek gazaplarını teskin et! Ananın-

              babanın kalblerine geleni gözet! Çünkü senin saadet ve felaketin, onların kalblerinden

              doğan sözdedir. Anan-baban hasta ise, ihtiyar ise, onlara yardım et! Saadetini onlardan

              alacağın hayır duada bil! Eğer onları incitip, beddualarını alırsan, dünya ve ahiretin harap

              olur. Atılan ok tekrar geri yaya gelmez. Onlar hayatta iken, kıymetini bil! 🙁

              #807332
              Anonim
                #807337
                Anonim

                  “Allah’ın rızası anne ve babanın rızasındadır. Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.”
                  (Tirmizî¸ (25) Birr¸ 3¸ had. no: 1899.)

                  İnsan¸ kendisini yoktan var ederek en üstün sıfatlarla donatan¸ türlü nimetler bahşeden Rabbine karşı sorumludur. Yüce Yaratıcı insanı engin rahmetiyle kuşatmış¸ keremiyle lütuflandırmıştır. Bunun karşılığında insan¸ Rabbine itaat ederek şükrünü ifade etmelidir. Ayetlerde ve hadislerde Allah’a iman ve itaatle birlikte zikredilen ve üzerinde önemle durulan hususlardan biri de anne ve babaya itaat konusudur. Zira Allah Teâlâ’dan sonra üzerimizde en çok anne ve babamızın hakkı bulunmaktadır.

                  Kur’an-ı Kerim’de Allah’a kulluk görevinin hemen sonrasında anne babaya iyi davranma zikredilerek konunun önemi vurgulanmıştır: “Rabbin sadece kendisine ibadet etmenizi¸ anne babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti.

                  Onlardan biri veya her ikisi sizin yanınızda yaşlanırsa kendilerine “öf!” bile deme; onları azarlama ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve ‘Rabbim¸ küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse¸ şimdi de sen onlara öyle rahmet et’ diyerek dua et” 1 Ayette kesin biçimde anne babaya itaatle birlikte¸ yumuşak davranma¸ rıfkla muamele emredilmektedir. Bunun ölçüsü de oldukça dikkat çekici bir üslupla belirlenmiş ve onlara “öf!” bile demek yasaklanmıştır. Zira onların kendi benliklerinden geçerek yaptıkları fedakârlıkların karşılığı ancak bu şekilde ödenebilir. Ayette işaret edildiği üzere insan¸ küçüklüğünde gördüğü şefkatli muamelenin karşılığını zamanı geldiğinde ebeveynine göstereceği sevgi ve saygıyla vermelidir.


                  Hadis kitaplarında Edeb veya Birr başlıkları altında anne ve babaya iyilikle ilgili birçok rivayet zikredilmektedir. Bu rivayetlerde anne-baba hakkının Allah’a imanla birlikte ele alınması dikkat çekmektedir. Tirmizî’nin Birr bölümünde zikrettiği “Allah’ın rızası anne ve babanın rızasındadır¸ Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir” 2hadisinde özetlendiği üzere¸ Allah’ın rızası anne ve babanın hoşnut ve razı olmasına bağlanmış¸ onların huzursuzluğunun Allah’ın gazabına neden olduğu belirtilmiştir.

                  Çocuklarının bedenî ve rûhî ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına gece gündüz hiç yorulmadan¸ maddi manevî imkanlarını ortaya koyan anne ve babaya iyi muamelede bulunmak¸ ibadetlerin en yücesidir. Hz. Peygamber’e Allah’a en sevimli gelen ibadetin hangisi olduğu sorulduğunda ilk olarak vaktinde kılınan namaz¸ sonra anne babaya iyilik¸ ardından da cihad zikredilmiştir. 3

                  Dinin direği olarak tanımlanan namaz ibadetinin arkasından ebeveyne iyiliğe yer verilmesi konunun önemini göstermesi açısından dikkat çekicidir. Bir başka hadiste de¸ kebâir olarak tanımlanan büyük günahlar arasında Allah’a ortak koşmanın sonrasında anne babaya isyan etme zikredilmiş¸ böylece kesin biçimde anne babayı incitecek davranışlar yasaklanmıştır. 4

                  Ayet ve hadislerde anne ve babaya itaatin üzerinde durulmakla birlikte¸ anne hakkı ayrıca ele alınmıştır. Zira annelerin çocukları üzerinde herkesten fazla emeği bulunmakta¸ yavruları üzerinde en derin şefkat ve merhamet hissini anneler taşımaktadır. İnsanlar içinde iyilik etmeye en layık olan kişi sorulduğunda Peygamberimiz’in (s.a.v) üç defa anneyi¸ dördüncüsünde ise babayı zikretmesi5 bunun göstergesidir. Lokman sûresinde de annelerin ayrıcalığı şöyle ifade edilmektedir: “Biz insana¸ annesine babasına iyi davranmasını emrettik. Zira annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl kadar sürer. İnsana buyurduk ki: Hem Bana¸ hem de annene babana şükret¸ unutma ki sonunda Bana döneceksiniz.” 7

                  Ayette de işaret edildiği üzere¸ anneler yavrularını dünyaya getirmeden önce türlü zorluklara katlandıkları gibi¸ dünyaya getirdikten sonra da İlâhî rahmetin insanda tecellisinin en güzel örneğini sergileyerek şefkatle beslemişler¸ büyütmüşlerdir. Annelerin hakkının ancak cennetin onların ayaklarının altına serilmesiyle ödenebileceğini “Cennet annelerin ayakları altındadır” 8 rivayeti ifade etmektedir. Divan’ında farklı şiirlerle anne baba sevgisini işleyen merhum Hulûsi Efendi¸ kimi zaman da manzum hadislere yer vermiştir. Zikri geçen rivayet de Divan’da mısralara şu şekilde yansımaktadır:

                  Bir hadisinde buyurmuş Fahr-i âlem
                  Nicedir kıymet-i ümm kadr-i peder incinme
                  Ümmühâtın kadem-i tahtıdır buyurmuş cennet¸
                  Öpmeye pâyını bu müjde yeter incinme 9

                  Varlık sebebimiz anne babalarımızın değerini bilmek hem dinî hem de insanî görevimizdir. Çağımızın yozlaşan dünyasında onları gözyaşları içinde yalnızlığa terk etmek ise Müslüman kimliğine yakışmamaktadır. Buna göre¸ rızalarını kazanmak ve dualarında kendimize yer bulmak adına onlara layık oldukları şekilde davranmak gerekmektedir. Hz. İbrahim’den öğrenilen şekilde evlatlar da namazlarında ebeveynlerine dua etmelidirler: “Ey Rabbimiz! Beni¸ annemi¸ babamı ve bütün müminleri kıyamet günü bağışla.” 10

                  Dipnotlar
                  1- İsr⸠17/23-24.
                  2- Tirmizî¸ Birr¸ 3¸ had. no: 1899.
                  3- Buhârî¸ (78) Edeb¸ 1¸ had. no: 5970; Müslim¸ (1)
                  İman¸ 36¸ had. no: 135.
                  4- Buhârî¸ (78) Edeb¸ 6¸ had. no: 5976; Müslim¸(1)
                  İman¸ 38¸ had. no: 143¸ 144.
                  5- Buhari¸ (78) Edeb¸ 2¸ had. no: 5971; Müslim¸ (45) Birr
                  6- Buhari¸ (78) Edeb¸ 2¸ had. no: 5971; Müslim¸ (45) Birr¸ 1¸ had. no: 1.
                  7- Lokman¸ 31/14.
                  8- Heysemî¸ Mecmau’z-Zevâid¸ Dâru’l-Fikr¸ Beyrut¸ 1412¸ 8/256¸ had. no: 13400; Kudâî¸ Müsnedu’ş-Şihâb¸ Müessesetu’r-Risale¸ Beyrut¸ 1986¸ 1/102¸ had. no: 119.
                  9- Ateş¸ Es-Seyyid Osman Hulusi¸ Mektubât-ı Hulûsi-i Darendevî¸ Ankara¸ 1996¸ s. 61.
                  10- İbrahim¸ 14/ 41.

                  #807338
                  Anonim
                    Enes bin Mâlik hazretleri şöyle anlatır:
                    Peygamber efendimiz zamanında Alkame isminde bir genç vardı. Hep ibadet ile meşgûl olur yaz-kış

                    oruç tutardı. Bu genç hastalandı. Fakat dili tutulup bir şey söyleyemiyordu. Durumdan Resûlullah

                    efendimiz haberdar edildi. Peygamber efendimiz Hz.Ali ile Ammâr bin Yâsir hazretlerini gönderdi.

                    Onlar gence Kelime-i Şehâdet telkin ettikleri hâlde genç söyleyemiyordu. Peygamber efendimiz

                    Bilâl-i Habeşî hazretleri vâsıtası ile durumdan haberdâr edildi. Peygamber efendimiz yanında

                    bulunanlara şöyle sordu:

                    – Alkame’nin ana-babası var mı?

                    – Yâ Resûlallah ihtiyâr bir annesi var.

                    – Annesini buraya getirin!

                    Annesi gelince Peygamber efendimiz buyurdu ki:

                    – Alkame’ye ne oldu?

                    – Yâ Resûlallah Alkame çok iyidir. Hep ibadet ile meşgul olur. Ama ben ondan razı değilim. Çünkü o

                    hanımının rızasını benim rızamdan üstün tutmaktadır.

                    – Dilinin tutulması bu yüzdendir. Ona hakkını helâl et de dili açılsın!

                    – Yâ Resûlallah O benim hakkıma riâyet etmedi. Hakkımı helâl etmem.

                    Bunun üzerine Peygamber efendimiz (Ey Bilâl! Eshâbı çağır odun getirsinler. Alkame’yi yakalım.

                    Çünkü annesi ondan razı değildir) buyurdu. Kadıncağız bunları işitince dedi ki:

                    – Yâ Resûlallah oğlumu benim gözümün önünde mi yakacaksınız? Kalbim buna nasıl dayanabilir?

                    – Cehennem ateşi dünya ateşinden çok daha kızgın ve yakıcıdır. Sen ondan razı olmadıkça onun

                    hiçbir tâ’ati makbul değildir.

                    Kadıncağız bunları işitince ağlamaya başlayıp dedi ki:

                    – Yâ Resûlallah ben ondan râzı oldum hakkımı helâl ettim.

                    Böyle söyledikten sonra oğlunun yanına gitti ve oğlunun sesini duydu. Kelime-i şehâdeti rahatlıkla

                    söylüyordu. Aynı gün vefat etti. Cenaze hazırlıkları yapılıp defnedildi.

                    #807339
                    Anonim
                      Ebeveyne hizmetin nasıl olması gerektiği hakkında âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:
                      “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine «üf!» bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.” (el-İsrâ, 23)
                      “Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: «Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de Sen onlara (öyle) rahmet et!» diyerek duâ et.” (el-İsrâ, 24)
                      Mevlânâ Hazretleri de, anne-baba hakkına riâyetin ehemmiyetini şöyle dile getirir:
                      “Anne hakkına dikkat et!.. Onu başında taşı!.. Zira anneler doğum sancısı çekmeselerdi; çocuklar, dünyaya gelmeye yol bulamazlardı.”
                      “Allah’ın kul üzerindeki haklarından sonra anne hakkı gelir. Çünkü kerem sahibi Allah, annenin bedeni içinde sana şekil vermiştir. Seni karnında taşıması için, ona sevgi ve şefkat bağışlamış, kendisine tatlı bir muhabbet ve engin bir şefkat lutfederek, onu seninle huzura kavuşturmuştur.”
                      “Böylece annen, seni kendisinin bir parçası olarak telâkkî etmiştir. Ancak dokuz ayın ardından Cenâb-ı Hakk’ın şaşmaz kanunu gereği seni oradan ayırmıştır.”
                      “Cenâb-ı Hakk’ın sayısız kudret nişânesinden biri olan anne yüreği, Allah Teâlâ’nın sana olan muhabbetinin bir aynasıdır. O muhabbet sayesinde anneler, evlatlarını bağrına bastı, her türlü kötülükten onları esirgedi ve şefkatle kucakladı.”
                      “Böyle olmakla beraber, şunu unutma ki, Allah’ın senin üzerindeki hakkı, anne hakkından daha ötedir. Kim Hâlık’ın hakkını bilmez ve O’na kulluktan geri kalırsa, o insanlığa vedâ etmiş, diğer mahlûkâtın seviyesine düşmüş demektir.”
                      #807340
                      Anonim
                        Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in şu duâsı bir mü’min için ne büyük bir müjdedir:

                        “Ana-babasına iyilik edene ne mutlu! Allah Teâlâ onun ömrünü ziyâdeleştirsin!” (Heysemî, VIII, 137)

                        Nüfey bin Hâris -radıyallâhu anh- şöyle rivâyet eder:

                        “Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- birgün:

                        «–Büyük günahların en ağırını size haber vereyim mi?» diye üç defâ sordu. Biz de:

                        «–Evet, yâ Rasûlallah!» dedik. Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

                        «–Allâh’a şirk koşmak, ana-babaya itaatsizlik etmek!» buyurduktan sonra, yaslandığı yerden doğrulup oturdu ve;

                        «–İyi dinleyin, bir de yalan söylemek ve yalancı şâhitlik yapmak!» buyurdu.[159]

                        Bu sözü o kadar çok tekrar etti ki, daha fazla üzülmesini istemediğimiz için, keşke sükût buyursalar da yorulmasalar, diye arzu ettik.” (Buhârî, Şehâdât 10, Edeb 6, İsti’zân 35, İstitâbe 1; Müslim, Îmân 143)

                        Kişi, anne-babasına nasıl muâmele ederse evlâtlarından da aynı muâmeleyi görür. Peygamber Efendimiz:

                        “…Babalarınıza iyilik edin ki, çocuklarınız da size iyilik etsinler…” (Hâkim, IV, 170/7258)

                        buyurarak bu hakîkate işâret etmiştir.


                        Cenâb-ı Hak, cümlemizi ana-babasına itaat eden ve onları memnûn ederek huzûr-i ilâhîye varan bahtiyar kullarından eylesin…

                        Âmîn!

                        #807366
                        Anonim

                          Müslümanın iki önemli görevi vardır. Birisi, yalnız Allah’a ibadet etmek, diğeri de Allah’ın yaratıklarına şefkat ve merhamet göstermektir.
                          Allah’ın yaratıklarından insana en yakın olan anne ve babadır. Çünkü onlar, insanın dünyaya gelmesine sebeptir. Sadece dünyaya gelmesine sebep değil, aynı zamanda onu büyüten, yetiştiren, terbiye eden ve eğiten insanlardır. Bu hizmetleri için bir karşılık beklemedikleri gibi bir ağırlık da duymamışlar, bu hizmetleri seve seve yapmışlardır. Kendileri yememiş çocuklarına yedirmişler, giymemiş çocuklarına giydirmişlerdir. Çocuklarının rahatı için hiç bir fedakârlığı esirgememişlerdir.

                          İşte bunun içindir ki dinimiz anne ve babaya karşı saygısızlığı yasaklamış ve bunu büyük günahlardan saymıştır.
                          Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
                          “Büyük günahlar; Allah’a ortak koşmak, anne ve babaya karşı gelmek, adam öldürmek ve yalan yere yemin etmektir.” (Buhari, Eyman, 16)
                          “Üç şey vardır ki, bunlar ile yapılan amelin faydası olmaz: Allah’a ortak koşmak, anne ve babaya asi olmak ve savaştan kaçmaktır.” (et-Terğib ve’t-Terhib, c.3, s.328, Beyrut, 1938 (Hadisi, Taberani, rivayet etmiştir.)
                          “Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır. Allah’ın gazabı, anne ve babanın gazabındadır.” (Tirmizi, Birr, 3)
                          Anne ve babaya özellikle yaşlandıklarında, yapılacak hizmet, kişinin Cennet’e girmeyi haketmesine, aksi ise cenneti kaybetmesine ve cehenneme gitmesine sebeptir. Nitekim Peygamberimiz:
                          “Burnu sürtülsün (yani zillete uğrasın), yine burnu sürtülsün, yine burnu sürtülsün,” buyurdu. Kendisine soruldu:
                          -Kimin ey Allah’ın Resulü? Peygamberimiz:
                          “Anne, babasından birinin veya ikisinin ihtiyarlıklarına yetişip de sonra cennete giremeyenin (yani onların rızasını alamayanın),” buyurdu.(Müslim, Birr, 3)
                          Anne ve babaya lâyık oldukları hizmet ve saygı gösterilmeli, onları üzecek her türlü davranıştan uzak durulmalıdır. Çünkü onlar bizim velînimetimizdir.
                          Hiç bir mazeret, onlara karşı saygıda kusur etmemizi haklı çıkarmaz.

                          #807382
                          Anonim

                            Anne Duasıyla Gelen Rahmet

                            Âlim ve evliyanın büyüklerinden Hakîm-i Tirmizî (k.s.) ilim öğrenme arzusu ile yandığı gençlik günlerinde bir gün, iki arkadaşıyla anlaşıp başka yerlere gitmek, ilmini artırmak ve Allah Teâlâ’nın rızâsını kazanmak istedi. Bu karar ve anlaşmayı annesine açıkladı. Annesi buna çok üzülerek;

                            “Yavrucuğum! Ben zayıf, kimsesiz ve hastayım. Benim hizmetlerimi sen yapıyorsun. Beni yalnız, çaresiz kime bırakıyorsun?” dedi.

                            Bu sözler üzerine genç Muhammed b.Ali Tirmizî’nin gönlüne dert düştü ve arkadaşlarıyla yaptığı anlaşmayı bozup seferden vazgeçti. İki arkadaşı ise onu yalnız bırakıp, ilim tahsili için yola çıktılar. Buna ziyadesiyle üzülen Muhammed b. Ali, ne annesinden ayrılabildi nede gönlünden ilim aşkını silip atabildi. Yalnız kaldığı zamanlarda, tenha yerlerde uzun uzun ağlardı.

                            Yine bir gün mezarlıkta oturmuş ağlıyor, hem de; “Ben burada cahil ve ilimden mahrum kaldım, arkadaşlarım âlim gelecekler” diye düşünüyordu. Böyle ağladığı bir sırada yanına aniden nuranî yüzlü, tatlı sözlü bir ihtiyar çıkageldi ve,Yavrum, niye ağlıyorsun?” diye sordu. O da başından geçenleri anlattı.

                            Bunun üzerine o zat, “kısa zamanda o iki arkadaşını ilimde geçmen için, her gün sana ders vermemi arzu eder misin?” diye sordu. O da, “evet, arzu ederim” cevabını verdi. Bunun üzerine bu tatlı sözlü, nurlu yüzlü mübarek ihtiyar, Muhabbet b. Ali’ye her gün ders verdi. Üç yıl devamlı ders okudu. Üç yıl sonra, bu mübarek zatın Hızır Aleyhisselâm olduğunu anladı.

                            Hakîm-i Tirmizî şöyle demiştir; “Bu büyük devlet bana, annemin rızası ve duası bereketiyle ihsan olundu”

                            #807383
                            Anonim

                              Baba Hakkının Önemi

                              Mâlik bin Dinar Hazretleri hacca gitmişti. Hac günlerinin sonunda rüyasında denildi ki:
                              – Ey Mâlik, müjdeler olsun, günahların affedildi. Seninle beraber haccedenlerin de günahları affedildi. Hepinizin haccı kabul edildi. Ancak Belhli Muhammed oğlu Abdürrahmanın haccı kabul edilmeyip günahları affedilmedi.
                              Uyanınca, halka Abdürrahman ismindeki şahsı sordu. Onu herkes tanıyordu, onun ibâdetine düşkün, Kur’an a bağlı bir zat olup her sene hacca geldiğini söylediler. Sora sora onu buldu. Yüzü ayın ondördü gibi parlayan bir gençti. Selam verdi, o da selamım aldı. Mâlik Hazretlerine:
                              – Siz kimsiniz, diye sordu. O da Basralı olduğunu söyledi.
                              – Bana, benim afffedilmediğimi haber vermeye mi geldin, dedi.
                              – Nereden bildin?
                              – Rüyamda söylediler.
                              – Allah senin haccını niçin kabul etmeyip, affetmiyor?
                              – Ben, mübarek Ramazan ayının ilk gecesi büyük bir günah işledim. İçki içip sarhoş olmuştum. O haldeyken babam gelip beni kaldırmak istemiş. Ben babamın gözüne vurup kör etmişim. Babam da bana kırılıp “Allah senden razı olmasın” diye beddua etmiş. Sabah olunca annem bana bu olanları anlattı. Yaptıklarıma çok pişman oldum. Gidip şarap küpümü kırdım. Allah için bol bol sadaka verdim. Kaç tane köleyi hürriyetine kavuşturdum. Her yıl hacca gitmeye başladım. Fakat her sene bir kişi senin gibi bana gelip “Allah senin haccını kabul etmedi. Seni affetmiyor” der.
                              – Senin baban hayatta mı?
                              – Hayattadır. Falan yerde ikâmet etmektedir.
                              Mâlik Hazretleri gencin babasını bulur. Adam, nur yüzlü bir zattır. O vardığında Kur’an okumaktadır. Mâlik Hazretlerini tanıyınca çok sevinir ve:
                              – Yâ Mâlik, ben de seni görmeyi çok arzu ediyordum. Bir isteğin varsa hemen söyle, yerine getireyim, dedi.
                              Mâlik bin Dinar Hazretleri, isteğini şöyle anlattı:
                              – Farzet ki kıyamet kopmuş. Herkes kendi canı derdine düşmüş vaziyette. O sırada senin evladın Abdürrahmanı tutup cehenneme atıyorlar…
                              Bunun üzerine adam ağlamaya başladı.
                              – Ben onu affettim. Hakkımı da helal ettim. Madem tanıyorsun git söyle.
                              Mâlik Hazretleri gence gitti ve müjdeyi verdi:
                              – Baban seni affetti. Hakkını helal etti.
                              Genç o kadar sevindi ki, sevincinden hemen bayılıverdi. Bu arada babası da geldi.
                              – Ey evladım, Allah sana azap etmesin, dedi.
                              Bu arada genç kıpırdadı, bazı hareketlerde bulundu. Babası telaşa kapıldı, ölüyor zannetti. Mâlik Hazretlerine, Kelime-i Şehâdet getirmesini söyledi. Oğlunun da duyup Kelime-i Şehâdet getirmesini istiyordu. Mâlik Hazretleri bir iki kere Kelime-i Şehâdet getirdiyse de söylemedi. Bu arada gözünü açıp:
                              – Baba gel, sen de benim gözümü çıkar da, suçum kıyamete kalmasın, dedi. Babası:
                              – Yok evladım ben sana hakkımı helal ettim, dedi. Mâlik Hazretleri sordu:
                              – Yâ Abdürrahman, ben Kelime-i Şehâdet okudum ama sen benimle beraber okumadın?
                              – Nasıl okuyabilirim ki. Başımda iki melek dikiliyordu. Ellerinde ateşten sopalar vardı. Sonra babam hakkını helal ettiğini söyleyince bir melek daha gelip yeşil bir bezle yüzümü sildi. “Artık Kelime-i Şehadet getirebilirsin, baban senden razı olduğu için Allah da razı oldu” dedi.

                              Daha sonra annesi ve kız kardeşi geldiler. Ağlıyorlardı. Abdürrahman, ağlayan annesini ve kız kardeşini gördü. Tekrar düştü ve hareketsiz kaldı. Baktılar ki ruhunu teslim etmiş.

                              #807403
                              Anonim

                                Anne-babaya hürmet ve itaat, kişiyi Peygamberlerle birlikte haşrolmayı nasib eder

                                Anne-babaya hürmet eden Nebilerle, Sıddıklarla ve Şehitlerle haşrolur

                                Bir adam Resulullah’a (asm) gelerek:

                                “Ya Resulullah! Allah’tan başka hiçbir İlah olmadığına, senin Allah’ın Peygamberi olduğuna inanıyorum. Beş vakit amazı kılıyor, malımın zekatını veriyor ve Ramazan orucunu tutuyorum.” dedi. Bunun üzerine Resulullah (asm):

                                “Anne ve babasına karşı gelmedikçe bunları yerine getirerek bu hal üzere ölen, şüphesiz kıyamet günü Nebilerle, Sıdıklarla ve Şehitlerle (inanç ve imanları çok kuvvetli olanlarla) -iki parmağını yan yana getirerek- böylece birlikte olacaktır.” buyurdu. /Taberani

                                “Ana-babasına iyilik eden evlat, Peygamberlerle beraber cennete girer.”/İmam Rafii

                                #807420
                                Anonim
                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 21)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.