• Bu konu 14 yanıt içerir, 8 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 16)
  • Yazar
    Yazılar
  • #666740
    Anonim
      Bismillahirrahmanirrahim
      1.Mektub’dan
      “..Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur, hayat-ı bâkiyeye bir davettir, bir mebdedir, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesidir. Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdirledir. Öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir.”

      anladıklarımızı paylaşalım inşaAllah
      kopyala yapıştır yok 🙂
      soru cevap serbest

      -SORULAR-
      – Mevt, bir ayrılık, yok oluş, dünyadaki lezzetlerin sona ermesi olarak görülürken nasıl nimet olabilir?
      – Mevtin hayat gibi mahluk olması ne demektir?
      Ölümle birlikte vücudumuzda nasıl bir değişim sözkonusu ?
      Dünyamızla, kabir alemi ve ahiret alemi arasında ne gibi farklar var ?
      – Muhakkak ki mevtin sayısız hikmetleri mevcut fakat, bu hikmetlerden hangileri neye nasıl bir tedbir olarak görülebilir?
      Madem mevt bu kadar güzel, ki Üstad Hz. müjde olarak bildiriyor, madem bu kadar hikmetli, faydalı..
      hem madem dünya bu kadar meşakkatli, elemli, sıkıntılı.. neden hala sürekli dünya için çalışıp, dünyada beka istiyoruz ve ölümden bu kadar korkuyoruz?

      #783218
      Anonim

        * Mevt, bir ayrılık, yok oluş, dünyadaki lezzetlerin sona ermesi olarak görülürken nasıl nimet olabilir?

        * Mevtin hayat gibi mahluk olması ne demektir?

        #783225
        Anonim

          Mevt, bir ayrılık, yok oluş, dünyadaki lezzetlerin sona ermesi olarak görülürken nasıl nimet olabilir?

          Allah ölümle bizi baki hayata davet eder.Ölüm baki hayatın başlangıcıdır.Çünkü ticaret ve memuriyet için önemli vazifelerle görevlendirilen insan kendilerine verilen ömür sermayesi ile ticaretlerini yapıp vazifelerini bitirip hizmetlerini tamamladıktan sonra kendilerini yaratan her şeyin yaratıcısı ve
          sahibi olan Hallak-ı Zülcelal’e dönecekler fani dünyadan gidip baki alemlere gidip Cenab-ı Allah’la müşerref olacaklardır.ALLAH ölümle insanı ebedi saltanat merkezine alacak ve rızası dairesinde hareket eden kullarına Cennet’i hediye edecek ve Cennet’tede cemalini görme şerefine erdirecektir.Dünyanın bin sene mesudane hayatı Cennet’in bir saat hayatına mukabil gelmediği gibi ALLAH Teala Hazretlerinin cemalini 1 saat müşahade etmek Cennet’in bin senelik mesudane hayatından daha güzeldir.

          Ölüm tahrip ve sönmek değildir.Zira bir tohumu toprağın altına gömersen görünüşte çürür ve yok olur.Fakat hakikatte o çürüme neticesi sünbüllenir,neşv ü nema bulur ağaç olur ve meyve verir.Aynen onun gibi insanda ölümle toprağa girerek zahiren yok oluşa mahkum oluyor gibi görünse de insan bu ölümle baki hayata giriş yapar ve sünbüllenir. Ve eğer mümin ise ve Allah (c.c.) rızası dairesinde kendisine verilen ömür sermayesini harcamış ve vazifesini yerine getirmişse sümbüllenir ve Cennet’e layık bir makam kazanır.Ölüm ile insan kabre girer ve burada üç ihtimal ile karşılaşır.

          1-Allah’ı tanımadıysa Allah’a iman etmediyse ölüm onun için idam-ı ebedidir.

          2-ALLAH’a imanı var fakat onun rızası dairesinde hareket etmeyerek ömrünü sefahat içinde geçirdiyse kabir onun için haşir meydanında toplanıncaya kadar tek başına kalacağı hapsi münferid olur.

          3-Eğer ölen mümin ise ve salih amel işlemişse,vazifesini yerine getirmiş ise kabir onun için baki hayatın başlangıcı ve Cennet’e ulaşmak için uğradığı bir istasyon olacaktır.
          ALLAH ölümü, ALLAH(c.c)’a Resulüne (a.s.m) kavuşma vesilesi sayan ve ölümü gülerek karşılayan kullarından eylesin… AMİN

          #783244
          Anonim

            “Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur…”

            • Ölümle birlikte vücudumuzda nasıl bir değişim sözkonusu ?

            • Dünyamızla, kabir alemi ve ahiret alemi arasında ne gibi farklar var ?
            #783245
            Anonim

              @akna 228291 wrote:

              * Mevtin hayat gibi mahluk olması ne demektir?

              Hayat nasıl Allah tarafından yaratılmışsa ölüm dahi yine Allah tarafından büyük hikmetlere binaen yaratılmıştır. Bir çekirdeği yada tohumu toprağa attığımızda onun filizlenip, yeşermesi için çekirdeğin dağılıp, parçalanması, çürümesi yani bi nevi ölmesi gerekir. O çekirdeğin ölümüyle o bitkinin hayatı başlamış olur.

              İnsanın hayvani veya bitkisel nimetleri yediğinde onların hayatı son bulmuş gibi görünsede o nimetler o insanın vücudunda hücre olarak görev yapmaları daha önceki hayatlarına nazaran daha üstün ve muntazamdır. İşte bu mevt onlar için hayat gibi bir mahluk olur.

              Aynen bunlar gibi insanın başına gelen ölüm aynen çekirdeğin filiz vermesi gibi toprak altına giren insan da baki bir hayata kavuşacaktır. Ölüm hayatın sönmesi bitmesi değil, baki alemin bir başlangıcıdır. Aynen hayat gibi halk edilmiş bir mahluktur.

              #783174
              Anonim

                “Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur…”
                yer deisme oluyor..salona giderken kolidordan gecmek gibi ..

                • Ölümle birlikte vücudumuzda nasıl bir değişim sözkonusu ?anne krnındaki cocuk ilk hali nsl mesala ..ama dunyaya hazrlanıor iste olumden snrada ahiret icin hazırlanır heralde
                • Dünyamızla, kabir alemi ve ahiret alemi arasında ne gibi farklar var ?

                anne karnındayken dielim dunyayı bilmiyoruz..gelince gruoruz daa güzel ve byk..isteklerimze cevap vrcek kadar ..dunyada ne kdr calısırsak istediklerimz olmuo demek bu istedikleriz olucak ama bska yerlerde anne karnndaki alem:dunya dunya:ahiret arası ..

                #783246
                Anonim

                  Ölümle birlikte vücudumuzda nasıl bir değişim sözkonusu ?

                  Geçmiş derslerimizde de dile getirdiğimiz gibi insan ebediyet arzusuyla yaratılmıştır. Fakat ölümle birlikte nedense bir yok olma düşüncesi peydah eder. Bedenimizin çürüyecek olması, zerrelerine ayrılacak olması, sanki bir yok oluş olarak tevehhüm edilir ve korkuya, endişeye neden olur.
                  Bir ağabeyin bu konu ile ilgili çok hoş bir anlatımı mevcut.
                  Diyor ki; Ölen birinin bedeni toprağın altında çürür ama yok olmaz. Allah’ın izni ile orada bir ot biter,o otu gelir bir inek yer, senin yok oldu dediğin beden hücrelerin orada can bulur, hatta süt olur başka bedenlere geçer. Yada bakteriler, mikroorganizmalar yerler, onlarda asalak oldukları için başka bir canlının bedenine yerleşirler.. velhasılı kelam yok olmak söz konusu değildir.
                  Ortadan kaybolan sadece bedenimizdir, halbuki Allahın izni ile bedenimize hayat veren ruh değilmidir. Ruh ise bakidir.

                  #783247
                  Anonim
                    • Dünyamızla, kabir alemi ve ahiret alemi arasında ne gibi farklar var ?

                    Dünyamız bizim istek ve arzularımıza cevap verebilecek, istidatlarımızı tam anlamıyla kullanabileceğimiz bir mekan değil aslında.
                    Mesela insan beyninin %3’ünü bile kullanamıyor. Demekki tamamını kullanabileceği bir yer olmalı. Sonra dünyada o kadar çok sıkıntı var ki sürekli bir sorunla uğraşmak zorundayız. Hastalıklar, kazalar, borçlar, sıkıntılar.. sürekli çalışma, geçinme zorunluluğu.. demek ki burada hakiki saadeti elde edebilmemiz mümkün değil.

                    Demek kabir alemi ya da ahiret alemi mü’min için, onun istek ve arzularına cevap verebilecek, onu rahat ettirecek, hakiki manbubuna kavuşturacak öyle bir yer ki
                    Allah cc aşkını yakalamış zatlar ölümü arzulamışlar:

                    “Demek, o dünyevî lezzetli saadetten daha cazibedar bir saadet ve ferahlı bir vaziyet, kabrin arkasında vardır ki, Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi hakikatbîn bir zat, o gayet lezzetli dünyevî vaziyet içinde, gayet acı olan mevti istedi, tâ öteki saadete mazhar olsun.
                    İşte, Kur’ân-ı Hakîmin şu belâgatine bak ki, kıssa-i Yusuf’un hâtimesini ne suretle haber verdi. O haberde dinleyenlere elem ve teessüf değil, belki bir müjde ve bir sürur ilâve ediyor. Hem irşad ediyor ki:
                    Kabrin arkası için çalışınız; hakikî saadet ve lezzet ondadır.
                    Hem Hazret-i Yusuf’un âli sıddıkıyetini gösteriyor ve diyor:
                    Dünyanın en parlak ve en sürurlu hâleti dahi ona gaflet vermiyor, onu meftun etmiyor; yine âhireti istiyor.” 23.Mektub’dan

                    #783248
                    Anonim

                      Öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir.”

                      Buradaki tedbir kelimesini anlayabilmiş değilim
                      Muhakkak ki mevtin sayısız hikmetleri mevcut fakat, bu hikmetlerden hangileri neye nasıl bir tedbir olarak görülebilir?

                      #783282
                      Anonim

                        @HuSeYni 228358 wrote:

                        Dünyamızla, kabir alemi ve ahiret alemi arasında ne gibi farklar var ?

                        Dünya ile ahiret alemi arasındaki fark; insanın yaradılış itibariyle birinden cüz’i istifade ediyor olması (her hususta) ve diğerinden külli istifade edecek olmasıdır. Dünya dar-ı imtihan olması hasebiyle herşey sınırlıdır, herşeyde bir kısıtlama söz konusudur. Dünyada insan dilediği gibi yada yaradılışının gerektirdiği şekilde yaşayamıyor. Yaradılış itibariyle insan herşeyiyle sınırsız bir hayat ister. Herşeyin en güzelini ister, hayatında hiçbir eksiklik olmasın ister. En önemliside hayatındaki iyi ve güzel herşeyin baki olmasını ister. Fakat insanın bu isteklerine dünyada tam manasıyla cevap bulabilmesi mümkün değildir. Ahiret alemi ise tamamen insanın tatmin olabileceği bir surette yaratılmıştır. Burada numuneleri verilmiş oan her nimetin aslıyla ve daimisiyle donatılmıştır. Ve bu dünyada cilvelerine şahid olduğumuz esma-i İlahiyye’nin tam tecellisine mazhardır. Yani herhangi bir sınır, engel, kısıtlama söz konusu değildir.

                        @akna 228379 wrote:

                        Öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir.”

                        Buradaki tedbir kelimesini anlayabilmiş değilim
                        Muhakkak ki mevtin sayısız hikmetleri mevcut fakat, bu hikmetlerden hangileri neye nasıl bir tedbir olarak görülebilir?

                        İnsan veyahut dünyaya gönderilmiş herhangi bir mahluk için mevtin, zevalin, bu alemden başka bir aleme geçişin olmadığını (Hz. Ademden günümüze kadar) farzedelim. Hem dünyada yaşayacak yer kalmazdı, hem yaşlanan her bir insan yada mahluk hayat şartlarına takat getiremeyecek kadar aciz, zaif olduğu için hayat onlar hakkında dayanılmaz bir azab olurdu. Ve daha sonra gelecek olan vazifelilerin vazifesine sed çekilmiş olurdu. Yani bir mahlukun vazifesini yaptıktan sonra başka bir aleme sevkedilmesi gerekir. Ta ki arkasından gelenlere yer açılsın, onlarda vazifelerini yapıp terhis olunsunlar. İşte bu dünyadan gidişler, mevtler, zevaller mezkûr şeylerin olmaması için bir tedbirdir.

                        #783297
                        Anonim

                          Allah cc razı olsun kardeş
                          Hani Üstad Hz. diyor ya Herşey zıddıyla bilinir diye
                          mevtin hikmetlerini anlamak içinde “Ölüm olmasaydı ne olurdu?” diye düşünmek gerek o zaman
                          gerçektende tam bir felaket olurdu herhalde,
                          dünyada yaşayacak yer kalmazdı, sürekli bir karmakarışıklık..
                          üstelik sadece anne ve babasına bile bakmak istemezken evlatlar
                          tüm atalarımızın yaşadığını düşünsenize
                          yaşlılıktan, hastalıktan sürekli ağrı, sızı, ızdırap içinde insanlar…

                          gerçekten bu cihetiyle mevt insanlar için büyük bir tedbir hükmünde
                          bizlere elhamdülillah dedirtiyor

                          Allah cc ondan razı olsun Üstad Hz. sadece 1. Mektub’ta değil, Risale-i Nur’ların muhtelif yerlerinde mevti o kadar güzel anlatmış, hikmetlerini dile getirmiş ki, ölümü hakiki mahbubumuz olan Allah cc’ya kavuşmak için bir vesile olarak düşünüp, ölümün zahiri çirkinlikleri yerine hakiki güzelliklerini görebilmemize vesile olmuş..

                          “Sizlere müjde! Mevt idam değil, hiçlik değil, fenâ değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in’idam değil. Belki, bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet-i ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır.” 20.Mektub

                          “Sizlere müjde! Mahbuplarınızdan nihayetsiz firakların yaralarını tedavi edip merhem süren bir Mahbub-u Bâkîniz var. Madem O var ve bâkidir; başkaları ne olursa olsun, merak çekmeyiniz. Belki o mahbuplarda sebeb-i muhabbetiniz olan hüsün ve ihsan, fazl ve kemal, o Mahbub-u Bâkînin cilve-i cemâl-i bâkisinden çok perdelerden geçip, gayet zayıf bir gölgenin gölgesidir. Onların zevalleri sizleri incitmesin. Çünkü onlar bir nevi aynalardır. Aynaların değişmesi, şâşaa-i cemâlin cilvesini tazeleştirir, güzelleştirir. Madem O var, herşey var.” 20.Mektub

                          #783299
                          Anonim

                            @akna 228487 wrote:

                            Allah cc razı olsun kardeş
                            Hani Üstad Hz. diyor ya Herşey zıddıyla bilinir diye
                            mevtin hikmetlerini anlamak içinde “Ölüm olmasaydı ne olurdu?” diye düşünmek gerek o zaman
                            gerçektende tam bir felaket olurdu herhalde,
                            dünyada yaşayacak yer kalmazdı, sürekli bir karmakarışıklık..
                            üstelik sadece anne ve babasına bile bakmak istemezken evlatlar
                            tüm atalarımızın yaşadığını düşünsenize
                            yaşlılıktan, hastalıktan sürekli ağrı, sızı, ızdırap içinde insanlar…

                            gerçekten bu cihetiyle mevt insanlar için büyük bir tedbir hükmünde
                            bizlere elhamdülillah dedirtiyor

                            Allah cc ondan razı olsun Üstad Hz. sadece 1. Mektub’ta değil, Risale-i Nur’ların muhtelif yerlerinde mevti o kadar güzel anlatmış, hikmetlerini dile getirmiş ki, ölümü hakiki mahbubumuz olan Allah cc’ya kavuşmak için bir vesile olarak düşünüp, ölümün zahiri çirkinlikleri yerine hakiki güzelliklerini görebilmemize vesile olmuş..

                            “Sizlere müjde! Mevt idam değil, hiçlik değil, fenâ değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in’idam değil. Belki, bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet-i ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır.” 20.Mektub

                            “Sizlere müjde! Mahbuplarınızdan nihayetsiz firakların yaralarını tedavi edip merhem süren bir Mahbub-u Bâkîniz var. Madem O var ve bâkidir; başkaları ne olursa olsun, merak çekmeyiniz. Belki o mahbuplarda sebeb-i muhabbetiniz olan hüsün ve ihsan, fazl ve kemal, o Mahbub-u Bâkînin cilve-i cemâl-i bâkisinden çok perdelerden geçip, gayet zayıf bir gölgenin gölgesidir. Onların zevalleri sizleri incitmesin. Çünkü onlar bir nevi aynalardır. Aynaların değişmesi, şâşaa-i cemâlin cilvesini tazeleştirir, güzelleştirir. Madem O var, herşey var.” 20.Mektub

                            Sizdende Allah razı olsun akna kardeş.

                            #783361
                            Anonim

                              Madem mevt bu kadar güzel, ki Üstad Hz. müjde olarak bildiriyor, madem bu kadar hikmetli, faydalı..
                              hem madem dünya bu kadar meşakkatli, elemli, sıkıntılı.. neden hala sürekli dünya için çalışıp, dünyada beka istiyoruz ve ölümden bu kadar korkuyoruz?

                              #783367
                              Anonim
                                #783437
                                Anonim

                                  Zamanında biri Resuli Ekrem Efendimize (a.s.m.) gelip sorar:
                                  “Yâ Resulallah, nedense ölümü hiç sevemiyorum. Ondan hep ürküyorum, Âhirete ciddi bir meyil duyamıyorum!”
                                  Şöyle buyurur: (a.s.m.)
                                  “Malın var mı?”
                                  “Evet var.”
                                  “Öyle ise ondan âhiret için harca. Göreceksin ki, oraya ilgi duyacak, meyil hissedeceksin.”
                                  Bundan sonra da şöyle buyurur:
                                  “Çünkü insan, malının bulunduğu yerden ayrılmak istemez. Senin malın ise hep buradadır. Oraya hiç göndermemişsin.”
                                  Bundan olacak ki, Süleyman bin Abdülmelik:
                                  “Âhirete hiç meyil duymuyorum, acep nedendir?” diye soran birine şöyle cevap vermiştir:
                                  “Hep dünyamızı tamir ediyoruz, âhiretimizi ise harap bırakıyoruz ondan. İnsan mamur ettiği yerde kalmayı ister, harap bırakıyoruz ondan. İnsan mamur ettiği yerden kalmayı ister, harap bıraktığı yere gitmeyi arzulamaz!”

                                  bizlerde aslında ölümden sonraki hayatımız için çalışmadığımız için korkuyoruz demekki
                                  içinde bulunduğumuz gaflet ve günahlarımız ölümden korkmamıza sebep oluyor
                                  Allah cc, hakkıyla ahireti için yatırım yapan halis kullarından eylesin inşaAllah

                                  Ey nefs-i emmare! Kat’iyen bil ki, senin hususî ama pek geniş bir dünyan vardır ki, âmâl, ümit, taallûkat, ihtiyacat üzerine bina edilmiştir. En büyük temel taşı ve tek direği, senin vücudun ve senin hayatındır. Halbuki o direk kurtludur. O temel taşı da çürüktür. Hülâsa, esastan fâsit ve zayıftır. Daima harap olmaya hazırdır.

                                  Evet, bu cisim ebedî değil, demirden değil, taştan değil; ancak et ve kemikten ibaret birşeydir. Âni olarak senin başına yıkılıyor, altında kalıyorsun. Bak zaman-ı mâzi, senin gibi geçmiş olanlara geniş bir kabir olduğu gibi, istikbal zamanı da geniş bir mezaristan olacaktır. Bugün sen iki kabrin arasındasın; artık sen bilirsin.

                                  Arkadaş! Bildiğimiz, gördüğümüz dünya bir iken, insanlar adedince dünyaları hâvidir. Çünkü, her insanın tam mânâsıyla hayalî bir dünyası vardır. Fakat öldüğü zaman dünyası yıkılır, kıyameti kopar.
                                  Mesnevi-i Nuriye’den

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 16)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.