• Bu konu 32 yanıt içerir, 14 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 34)
  • Yazar
    Yazılar
  • #640215
    Anonim

      * İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor. “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün): “Siz aranızda kimi pehlivan addedersiniz?” diye sordu. Ashab radıyallahu anhüm:
      “Erkeklerin yenmeye muvaffak olamadığı kimseyi!” dediler. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Hayır, dedi, gerçek pehlivan öfkelendiği zaman nefsine hakim olabilen kimsedir.”
      * Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kuvvetli kimse, (güneşte hasmını yenen) pehlivan değildir. Hakiki kuvvetli, öfkelendiği zaman nefsini yenen kimsedir.”
      * Ebu Vail radıyallahu anh anlatıyor: “Urve İbnu Muhammed es-Sa’di’nin yanına girdik. Bir zat kendisine konuştu ve Urve’yi kızdırdı. Urve kalkıp abdest aldı ve: “Babam, dedem Atiyye radıyallahu anh’tan anlattı ki, o, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın şöyle söylediğini nakletmiştir:
      “Öfke şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın.”
      * Ebu Zerr el-Gıfari radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize buyurmuştu ki: “Biriniz ayakta iken öfkelenirse hemen otursun. Öfkesi geçerse ne ala geçmezse yatsın.”
      * Hz. Mu’az İbnu Cebel radıyallahu anh anlatıyor. “İki kişi Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın huzurunda küfürleştiler. (Öyle ki) birinin yüzünde (diğerine karşı) öfkesi gözüküyordu. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Ben bir kelime biliyorum, eğer onu söyleyecek olsa, kendinde zuhur eden öfke giderdi: Eûzu billahi mineşşeytanirracim” buyurdular.”
      * Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Bir adam: “Ey Allah’ın Resûlü! Bana kısa bir nasihatta bulun, uzun yapma! Tâ ki nasihatini unutmayayım” demişti (ve birkaç kere tekrar etmişti). Aleyhissalatu vesselam (bir kelimeyle): “Öfkelenme!” cevabını verdi!”
      * Sehl İbnu Mu’az İbni Enes el-Cüheni, babası radıyallahu anh’tan naklediyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
      “Öfkesinin gereğini yerine getirebilecek güçte olduğu halde öfkesini tutan kimseyi, Allah Teâla Hazretleri, Kıyamet günü, mahlukatın başları üstüne davet eder; tâ ki, (onlardan önce) dilediği huriyi kendine seçsin.”
      * İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Uyeyne İbnu Hısn (Medine’ye) gelince, kardeşinin oğlu Hürr İbnu Kays’ın yanına indi. Hürr İbnu Kays ise Hz. Ömer’in yakınlarındandı. Onun meclisinde yaşlı veya genç bir kısım kurrâ ve fakihler müşavere heyeti olarak bulunurdu. Uyeyne İbnu Hısn: “Ey kardeşimin oğlu! Emirü’l-mü’minin’in yanına girmem için izin taleb et!” dedi. O da izin istedi. Ancak yanına girince: “Yeter artık! Ey İbnu’l-Hattab sen bize bol vermediğin gibi, aramızda adaletle de hükmetmiyorsun!” dedi.
      Hz. Ömer radıyallahu anh pek öfkelendi. Neredeyse dövmek için üzerine yürüyecekti ki, Hürr radıyallahu anh atılıp: “Ey emire’l-mü’minin! Allah Teâla Hazretleri, Resûlüne: “Affı eses tut, ma’rufu emret ve cahillerden de yüz çevir!” (A’raf 199) emretmiştir. Bu adam da cahillerden biridir” dedi. Vallahi, Hürr ayeti okuyunca, Hz. Ömer olduğu yerde kalıp hiçbir şey yapmadı. Hz. Ömer Kitabullah’ın yanında hemen durur, onu koyup geçmezdi (radıyallahu anh).” memba

      #691254
      Anonim

        ÖFKEYİ YUTMAK
        Ma’ruz kaldığımız kötülükler veya can sıkıcı başka hâdiseler karşısında, kızmama, öfkelenmeme insan tabiatına zıddır ama, bizden beklenen de işte budur! Zaten bir insan, hiç kızmıyor ve öfkelenmiyorsa, o insanın mutlaka eksik bir yanı, eksik bir tarafı vardır. Kur’ân’ın bu mevzuda bizden istediği öfkemizi yutmak, öfkelendiren şeyi sineye çekip sabretmektir. Öfkelenmeme ile öfkeyi yutmak arasında çok fark vardır. Öfkelenmeyen, kızmayan insan, bu gayr-i tabii davranışından dolayı sevap kazanamaz. Ama yanardağlar gibi lav püskürtmeye hazırlanmışken öfkesini yutabilen insan, bazen bu davranışıyla velayet derecesi bile elde edebilir.Fasıldan Fasıla 2, s:94
        Al-i İmran / 134. O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.

        #696422
        Anonim

          günde rabbimizin hoşuna gitmeyecek birsürü hareket yapıyoruz ama o bizi hep affediyor yabiz?

          #696424
          Anonim
            osman43;22305 wrote:
            günde rabbimizin hoşuna gitmeyecek birsürü hareket yapıyoruz ama o bizi hep affediyor yabiz?

            ya aynen öyle patlamaya hazır birer bombayız sanki rabbim sabır sıhhat afiyet versin.

            #696428
            Anonim
              ARİF;22313 wrote:
              ya aynen öyle patlamaya hazır birer bombayız sanki rabbim sabır sıhhat afiyet versin.

              Amin amin inş. Özellikle hanım kardeşlerimize….

              #696485
              Anonim
                mihrimah;22322 wrote:
                Amin amin inş. Özellikle hanım kardeşlerimize….

                hayırdır niye özellikle bayanlara aksine biz erkekler daha hırçınızdır diye düşünüyorum öfke kontrolü oyunu başlatcem bende.:)

                #696490
                Anonim

                  Güzel Sözler

                  ÖFKE
                  En kuvvetliniz, öfke anında nefsine hakim olanınızdır. (Hadis-i Şerif)
                  Tartışmalarda öfkelendiğimiz an, geçek için değil, kendi hesabımıza çalışmaya başlarız. (T. Carlye)
                  Sabırlı adamın öfkesinden sakının. (John Dryden)
                  Öfke ekilen yerden pişmanlık biçilir. (A.Manzoni)
                  Öfkesini yenen kimsenin kusurunu Allah örter. (Hadis-i Şerif)
                  Öfkenin ateşi önce sahibini yakar, sonra kıvılcımı düşmanına ya varır, ya varmaz. (Sadi)

                  #696493
                  Anonim
                    efe43;22440 wrote:
                    hayırdır niye özellikle bayanlara aksine biz erkekler daha hırçınızdır diye düşünüyorum öfke kontrolü oyunu başlatcem bende.:)

                    Erkeğin öfkesi çok zarar vermez versede en fazla birinci dereceden yakınlarına ama bayanın öfkesini düşünemiyorum daha doğrusu yazıya dökmek istemiyorum.Sonra erkeği bir şekilde susturabiliyorsunuz ama bayanı asla!Uzattıkça uzatır sözü sonu gelmez… Bazen sokaklarda görüyoruz hemcinsim ama bayan olmaktan utandığım anlar olmuştur. Bağırmaları, küfürleri,gülmeleri, dikkat çekmek için yapılan bakşa fiili davranışlar vs.vs. Allah hidayet versin.Buna binaen o yorumu yaptım…

                    #696518
                    Anonim

                      Biz bayanlar cok duygusaliz.. bundan kaynaklaniyor bence.. Aaaa sizde kizdirmayin canim bazen insanin canina tak ediyo:P .. siz erkekler yokmusunuz.. kokune kibrit suyu:P:P:P

                      #696561
                      Anonim

                        S.a :

                        Öfke, engellenme, incinme, tehdit vb. karşısında ortaya çıkan
                        kızgınlık veya saldırganlık tepkisidir.1 Öfke, insanlarda
                        küçük yaşlardan itibaren görülür. Çocuklar, engellendikleri
                        zaman öfkelenirler. Ergenlik döneminde, fazla eleştirilmek,
                        öfkeye yol açar. Yetişkinlikte ise, birçok nedenle insanlar
                        öfkelenebilmektedir.
                        Yüce dinimiz de, insandaki bu duyguyu yok saymamanın yanında,
                        onun nasıl eğitileceği konusunda müminlere ışık tutar. Nitekim
                        Kur’anı Kerim, öfke duygusunu tanımlarken, her şeyden önce onu
                        önemli ve gerekli görür. İnsanın yaratılıştan bu duyguya sahip
                        olduğunu ve bu duygunun tümden yok edilmesinin imkânsız ve
                        faydasız olduğunu açıklar. Nitekim Yüce , Kur’an’da müminleri
                        tanımlarken “öfkelerini kontrol ederler” şeklinde ifade
                        kullanır. Buradaki ifadeye dikkat edersek, “onlarda öfke
                        olmaz” yahut “hiç öfkelenmezler” denmemektedir. Hatta Kur’an’ı
                        Kerim’in başka bazı yerlerinde öfke duygusu, yeri geldiğinde
                        kullanmaya teşvik bile edilmiştir: “Muhammed ’ın elçisidir.
                        Onun yanında bulunanlar, kâfirlere karşı katı (şiddetli),
                        birbirlerine karşı merhametlidir.” (Fetih,48/29)
                        “Ey inananlar! Yakınınızda bulunan kâfirlerle savaşın, (onlar,
                        sizde bir katılık bulsunlar. Bilin ki korunanlarla
                        beraberdir.” (Tevbe,9/123)
                        Bütün bu ayetler, öfke duygusunun gerektiğinde kullanılması
                        bağlamındadır. Bununla birlikte dinimizde genel olarak,
                        öfkelenmemek, mülayim ve sakin olmak önerilir. Nitekim
                        Kur’an-ı Kerim’i şahsında en iyi yaşayan müminlerin örneği Hz.
                        Muhammed (s.a.v)’in en önemli özelliklerinden biri, bu
                        mülayim, nazik ve sevecen yönüdür. Hatta bunu sadece yaşamakla
                        kalmamış, müminlere tavsiyeleri de bu çerçevede olmuştur.
                        Bizzat hayattayken ashabını, öfke duygularına hâkim olmaya
                        teşvik etmiştir. Nitekim bir gün, ashabına, “pehlivan kimdir,
                        siz bilir misiniz?” diye sormuş, ashabının: “Kimsenin
                        yenemediği kişi” cevabına karşılık Rasulü şöyle demiştir:
                        “Hayır, pehlivan kızgınlık anında kendine hâkim olandır.”
                        (Müslim, Ebu Davud, Şeybani, 111/246 )
                        Öfkeyi yenme konusunda Hz. Muhammed (s.a.v), sürekli örnek
                        davranışlarda bulunmuştur. Kötülük gördüğü pek çok yerde bile
                        öfkelenip kızmak bir yana, af, güler yüz ve iyilikle karşılık
                        vermiştir. Onun bu özelliğine en çok şahit olanlardan biri
                        olan Enes (r.a)’ın anlattığına göre, bir gün Rasulullah
                        (s.a.v) ile birlikte yürürlerken, arkalarından bir bedevi
                        yaklaşmıştır. O sırada Rasulullah (s.a.v)’ın sırtında Necran
                        kumaşından yapılmış sert kenarlı bir hırka vardır. Bedevi yani
                        çöl arabı, Rasulullah (s.a.v)’ın hırkasını hızla çekmiştir.
                        Enes (r.a.) o anı, “Rasulullah’ın omzuna baktım çekişin
                        şiddetinden boynunda iz kalmıştı.” ifadeleriyle anlatmıştır.
                        Bedevi: “Ya Muhammed ! Yanındakilere ’ın malından bana
                        vermelerini emret!” demiş ve buna karşılık Rasulu (s.a.v),
                        kızmak bir yana, adamın yüzüne bakıp gülmüş, sonra
                        yanındakilere ona bir şeyler vermelerini söylemiştir.
                        (Buhari,1/537)
                        Rasulü (s.a.v) da bir insandır ve onda da öfke duygusu
                        vardır. Ama o, görüldüğü gibi olur olmaz yerde
                        öfkelenmemektedir. Çünkü olur olmaz yerde ve ani öfkelenme
                        durumlarında, insan sağlıklı düşünme yetisini kaybeder. Bu
                        durumda da daha sonra pişman olabileceği davranışlar
                        yapabilir. Bu yüzden insanı olgunlaştırmayı ve güzel
                        davranışlara yönlendirmeyi hedefleyen dinimiz, insanın öfke
                        duygusunu sükûnetle atlatabilmesine ve onun akla egemen
                        olmasını engellemeye çalışır. Çünkü atalarımızın dediği gibi
                        “öfke baldan tatlıdır”. İnsanlar, kızdıkları anlarda, öfke
                        duyguları öylesine baskıcı olur ki, bu duygusallıkla o anda en
                        doğru düşündüklerine inanırlar. Ama pişman olduğumuz pek çok
                        olay, hep öfke anlarında ortaya çıkar. Üstelik öfke, insanı
                        söz ve davranışla şiddete yöneltebilir. Şiddet ise, İslâm’ın
                        hedeflediği birey ve toplum yapısında, asla yeri olmayan bir
                        davranış biçimidir.
                        İslâm dininin ortaya koyduğu bütün bu yaklaşımların yanında,
                        ülkemizde yapılan kimi araştırmalar, öfkeyi yenme konusundaki
                        kontrolün yeterince gerçekleşmediğini göstermektedir.2 Bu
                        durumda, her ne kadar mümin olduğumuzu ifade etsek de,
                        kendimizi yeterince değerli ve güvenli hissetmediğimiz
                        anlaşılmaktadır. Bu nedenle de bazılarımız, çevremizden
                        gelecek eleştirilere katlanamamaktayız. Bu da sık sık öfke
                        nöbeti doğurabilmektedir.
                        Sonuç olarak, İslâm dini müminlerde öfke duygusunu kontrol
                        etmeyi emretmiştir. Rasulullah (s.a.v), yukarıda açıklandığı
                        gibi, bunu sadece tavsiye etmekle kalmamış, öfkeye nasıl hâkim
                        olunacağını bizzat davranışlarıyla da göstermiştir. Çünkü
                        öfkeyi yenmeyi becerebilen insan güçlü bir iradeye sahip kimse
                        demektir. Bu iradeyi gösterebilen kimse ise, arzu ve
                        isteklerinin kölesi değil, nefsini yenerek ona hâkim olmayı
                        başarabilmiş gerçek müminden başkası değildir.
                        Nitekim gerçek anlamda mümin, gönül insanıdır. En önemli işi
                        ise, insanlara öflenmek değil, gönüller kazanmaktır. O halde,
                        öfkelerimizle hareket edip, gönüller kıracağımıza; Hz.
                        Muhammed (s.a.v)’in örnekliğinde olduğu gibi yumuşaklıkla
                        hareket edip gönüller kazanalım. Bazen kin ve nefrete yol açan
                        öfkelerimizi terk ederek, güler yüz ve yumuşak tavırlarımızı
                        artıralım. Sevelim, sevilelim kardeş olalım.

                        #696731
                        Anonim

                          Öfke, Kİbİr, Haset, Korkaklik, Zan İle İlgİlİ Hadİsler

                          414. Allah Resûlü sallAllahu aleyhi ve sellem buyurdu:
                          “Öfke şeytandandır. Şeytan ise ateşten yaratılmıştır. Ateşi söndüren de sudur. Onun için, biriniz öfkelenince hemen abdest alsın!”
                          Ebû Vail radıyAllahu anh. Ebû Dâvud.

                          415. Allah Resûlü sallAllahu aleyhi ve sellem buyurdu:
                          “Biriniz ayaktayken öfkelenirse, hemen otursun. Öfkesi giderse iyi, gitmezse hemen yatsın.”
                          Ebû Zer radıyAllahu anh. Ebû Dâvud.

                          416. Allah Resûlü sallAllahu aleyhi ve sellem buyurdu:
                          “Kim, öfkesinin gereğini yerine getirmeye gücü yettiği hâlde, kendini firenlerse, Allah onu, kıyamet gününde, yaratıkların huzurunda çağırır ve hurilerden dilediğini almakta serbest bırakır.”
                          Sehl radıyAllahu anh. Tirmizî.

                          417. Allah Resûlü sallAllahu aleyhi ve sellem sordu:
                          “Siz kime pehlivan dersiniz?”
                          “Yenilmeyen kişiye.”
                          “Hayır, asıl pehlivan, kızgınlık anında öfkesine hâkim olan kimsedir,” buyurdu.
                          İbn Mesûd radıyAllahu anh. Müslim.

                          418. Allah Resûlü sallAllahu aleyhi ve sellem sordu:
                          “içinizde kimi müflis sayarsınız?”
                          “Malı kalmayan kimseyi.”
                          “Hayır, asıl müflis, kıyamet gününde, ona sövmüş, buna zulmetmiş, berikinin malını almış olarak gelen kimsedir. Orada ne dinar vardır, ne de dirhem. Sevapları alınıp o kimselere verilir. Yetmez, bu defa onların günahları sırtına yüklenir. işte müflis odur.
                          İbn Mesûd radıyAllahu anh. Rezîn.

                          419. Allah Resûlü sallAllahu aleyhi ve sellem buyurdu:
                          “Öğretin, kolaylaştırın ve güçleştirmeyin! Biriniz kızdığı zaman, sussun!”
                          İbn Abbas radıyAllahu anh. Ahmed.

                          420. Allah Resûlü sallAllahu aleyhi ve sellem buyurdu:
                          “Hasetten, kıskanıcılıktan şiddetle kaçının! Çünkü haset, ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi, sevapları yer bitirir.”
                          Ebû Hureyre radıyAllahu anh. Ebû Dâvud.

                          421. Allah Resûlü sallAllahu aleyhi ve sellem buyurdu:
                          “insanlarda bulunan huyların en kötüsü, tutkulu bir cimrilik ve şiddetli bir korkaklıktır.”
                          Ebû Hureyre radıyAllahu anh. Ebû Dâvud.

                          422. Allah Resûlü sallAllahu aleyhi ve sellem buyurdu:
                          “Size, sizden önceki milletlerin hastalığı olan haset ve kin bulaşmış. Bunlar kazıyıcıdır. Ancak, ben saç kazımayı kastetmiyorum. Onlar din kazıyıcısıdır.
                          Canım elinde olan Allaha yemin ederim ki, îman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de tam îman etmiş sayılmazsınız.
                          Birbirinizi sevmenizi sağlayacak bir şeyi size göstereyim mi? Aranızda selâmı yaygınlaştırın!”
                          Zübeyr radıyAllahu anh. Tirmizî.

                          423. Allah Resûlü sallAllahu aleyhi ve sellem buyurdu:
                          “Zandan uzak durun! Çünkü zan, sözün en yalanıdır.
                          Başkalarının gizli konuştuklarını yaymayın!
                          Birbirlerinizin ayıplarını araştırmayın!
                          Gereksiz yere rekabete girmeyin!
                          Birbirinizi kıskanmayın!
                          Birbirinize kin tutmayın!
                          Birbirinize sırt çevirmeyin!
                          Ey Allahın kulları, Allahın size emrettiği gibi kardeş olun!
                          Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona ne zulmeder, ne de onu yüzüstü bırakır. Ona hakaret de etmez.”
                          Sonra kalbini gösterdi:
                          “Takva buradadır, takva buradadır, takva buradadır!
                          Kişinin, müslüman kardeşini hor görmesi, kötülük bakımından kendisine yeter de artar bile.
                          Müslümanın herşeyi müslümana haramdır: kanı, şerefi, malı…
                          Allah, sizin ne bedenlerinize, ne biçimlerinize ve ne de amellerinize bakmaz, kalblerinize bakar.”
                          Ebû Hureyre radıyAllahu anh. Buhârî.

                          424. Allah Resûlü sallAllahu aleyhi ve sellem buyurdu:
                          “Allah buyuruyor:
                          izzet ve büyüklük benim elbisemdir. Bu ikisinde her kim benimle çarpışırsa, ona azap edirim.”
                          Ebû Saîd radıyAllahu anh. Müslim.

                          425. Allah Resûlü sallAllahu aleyhi ve sellem:
                          “Kalbinde zerre kadar kibir, büyüklenme bulunan kimse cennete giremez!” buyurdu.
                          Bir adam, “Fakat kişi, elbisesinin ve ayakkabılarının güzel olmasını ister.”
                          Şöyle buyurdu:
                          “Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir, Hakkı inkâr edip, insanlara üstten bakmaktır.”
                          İbn Mesûd radıyAllahu anh. Müslim.

                          426. Allah Resûlü sallAllahu aleyhi ve sellem buyurdu:
                          “insanlar, ya cehennem kömüründen başka bir şey olmayan ölmüş atalarıyla övünmekten vazgeçerler, ya da Allah katında, burnuyla pislik yuvarlayan böcekten daha âdi bir dereceye düşerler.
                          Allah teâlâ sizlerden kötü dönem kibrini temizledi. Artık kişi, ya günahtan sakınan bir mümindir, ya da azgın bir günahkâr.
                          insanların tümü Ademin çocuklarıdır. Adem ise topraktan yaratılmıştır.”
                          Ebû Hureyre radıyAllahu anh. Tirmizî.

                          427. Allah Resûlü sallAllahu aleyhi ve sellem buyurdu:
                          “Allah bana, “alçakgönüllü olmanız, birbirinize karşı büyüklenmemeniz, böylece kimsenin kimseye tecavüz etmemesi,” hususlarını bildirdi.”
                          Iyad radıyAllahu anh. Ebû Dâvud

                          #697068
                          Anonim

                            Uyeyne b. Hısn b. Huzeyfe b. Bedir, Medine’ye geldi. Yeğeni Hurr b. Kays’ın evinde konakladı. Hurr, Hz. Ömer’in meclisine yaklaştırdığı kişilerdendi. Zira kurra, Hz. Ömer’in meclisinin müdavimleriydi. İster genç, isterse ihtiyar olsunlar onun istişaresine mazhar olurlardı. Uyeyne, yeğenine “Ey yeğenim! Şu emrin yanında senin sözün geçer. Bana huzuruna girmek için izin ister misin?”dedi. Bunun üzerine Hurr Hz. Ömer’den izin istedi. Amcası Hz. Ömer’in huzuruna girdiğinde “Ey Hattab’ın oğlu! Allah’a yemin ederim, bize değer vermiyorsun. Aramızda adalet yapmıyorsun”dedi. Bu sözler üzerine Hz. Ömer öfkelendi. Hatta onu dövmek istedi. Hurr “Ey Mü’minlerin Emri, Allah Teâlâ, Peygamberi’ne “Bağışlayıcı ol. Marufu emret ve cahillerden yüz çevir”(A’raf/199) buyuruyor. Bu amcam da cahillerdendir!”dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer hemen sakinleşti; çünkü Hz. Ömer, Allah’ın kitabına karşı çok hassas ve hürmetkârdı.
                            Ömer’in hiçbir zaman öfkelenip de, Allah’ın zikri kendine hatırlatıldığında veya Allah’ın azabından söz edildiğinde, derhal yapmak istediğinden vazgeçmediğini görmedim .
                            Bilal-i Habeşî, bana “Ey Eslem! Siz Hz. Ömer’i nasıl görüyordunuz?”dedi. Ben de “Hz. Ömer çok hayırlı bir insandı. Fakat kızdığında, bir tuhaf olurdu”dedim. Bilal “Öfkelendiğinde onun yanında Kur’an’dan bir ayet okunsa, öfkesi hemen giderdi”dedi.
                            Hz. Ömer bir gün bana bağırdı ve kamçısıyla vurmak istedi. Fakat ben ona “Sana Allah’ı hatırlatıyorum”dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer kamçıyı attı. “Sen bana büyük bir şeyi hatırlattın”dedi .

                            #697078
                            Anonim

                              öfke ve gazap hissi, Allah ın içimize yerleştirdiği cevherlerden birkaçıdır.. bu cevherler yeri ve zamanı geldiğinde kullanmamız için bize verilmiştir..

                              Müslüman kardeşinin küçük bir hatasından dolayı kızmak öfkelenmek için bu hasletler bize verilmemiştir..

                              vatana millete mala mülke ırza namusa evlada dine Kuran a Peygambere Rabbe dil uzatıldığında, tecavüz edildiğinde taciz edildiğinde bu hisler kullanılmalı bunları yapana öfkelenmeliyiz.. öfke olmasa kıskanclık olmasa eşimize uzanan bir tehlikeyi bertaraf etme isteği o kişiye öfke duyma olmasa eşi koruma isteği nerden nasıl hasıl olabilridi.. Bu öfkelenme gazap duyma kızma cevherleri ateş gibidir yemeği pişirmeye de kullanılabilir, insanları öldürmeye de kullanılabilir.. Allah öfkemizi yutabilenlerden yerinde kulanabilenlerden eylesin..

                              #697086
                              Anonim

                                öfke insana zarar verir

                                #697106
                                Anonim
                                  hudhud;23668 wrote:
                                  öfke insana zarar verir

                                  kesinlikle keskin sirke küpüne zarar verir.

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 34)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.