• Bu konu 27 yanıt içerir, 6 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 29)
  • Yazar
    Yazılar
  • #677465
    Anonim
      Ümmetinin mutluluğunu düşünen,

      onların üzüntülerine üzülen ve

      sevinçlerine sevinen bir

      Peygambere ümmet olmak

      en güzel bir makam iken;

      bu makama vesile olan zata

      salâvat getirmek, duâ etmek de

      her halde her Müslüman için

      terk edilmeyecek bir görevdir.

      Sevapların kat kat fazla yazıldığı, ahiret ticaretinin arttığı, üç ayların birincisini bitirdik, ikincisine girdik. Allah nasip ederse kısa bir süre sonra da on bir ayın sultanı Ramazan ayına kavuşacağız. Bu ayları hakkımızda hayırlı yapmak elimizde. Bol bol namaz kılarak, Kur’ân ve tefsirlerini okuyarak, salâvat getirerek manevî ticaretimizi arttırmak mümkün.

      Cenâb-ı Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de “Gerçekten, Allah ve melekleri, Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât ediniz, selâm veriniz.” buyurmuştur. (Ahzab Sûresi, 56)

      Peki, Resûl-i Ekrem (asm) Efendimize salât ve selâm getirmek nasıl olur?

      Bunun nasıl olduğunu sahabelerden öğreniyoruz. Ashabdan Ka’b. b. Ucre, Resûlullah (asm) yanlarına çıkınca, kendisine “Yâ Resûlallah! Sana salât ü selâm getirmek gerektiğini öğrendik, ama sana salât ü selâmı nasıl getireceğiz?” dedi. Resûlullah (asm):
      “Allah’ım! İbrahim’in âline salât buyurduğun gibi, Muhammed’e ve âline de salât buyur. Muhakkak ki, Sen hamd edilmeye lâyıksın, yücesin.
      Allah’ım! İbrahim’in âline bereket verdiğin gibi, Muhammed’e ve âline de bereket ver. Muhakkak ki, sen hamd edilmeye lâyıksın, yücesin’ deyiniz”
      buyurdu. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 241, Buharî, Sahih, c. 7, s. 156, Müslim, Sahih, c. 1, s. 305)

      Bu salâvatı namaz kıldığımız zaman her “tahiyyat”a oturduğumuzda “Allahümme salli” ve “Allahümme barik”leri okuyarak yerine getirmiş oluyoruz.

      Bir gün Abdurrahman b. Avf, Resûlullah’ı (asm) vakıf hurmalıklarına doğru giderken takip etti. Resûlullah (asm), hurmalığa girer girmez, kıbleye yöneldi ve secdeye kapandı. Secdeyi o kadar uzattı ki, Allah secdede onun ruhunu sanki almıştı. Resûlullah (asm) secdeden başını kaldırınca, Abdurrahman’ı gördü. Burada ne yaptığını sordu. O da, “Yâ Resûlallah! Sen secdeye kapandın, bir kere secde ettin. Cenâb-ı Allah’ın secdede ruhunu kabzetmiş olmasından korktum” dedi.

      Bunun üzerine Resûlullah (asm) “Cebrail (as) bana gelip ‘Azîz ve Celîl olan Allah! ‘Sana salât getirene, Ben de salât getiririm. Sana selâm verene, ben de selâm veririm.’ buyuruyor” dedi. (Ahmed ibn. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 191)

      Ne güzel bir müjde değil mi?

      Resûl-i Ekrem’in (asm) bu kadar salâvata ihtiyacı var mıdır?
      Madem o Habîbullah’tır, Allah’ın en sevgilisidir. Akla şöyle bir soru gelebilir: Öyleyse bu kadar salâvat ve duâya ne ihtiyacı vardır?

      Bediüzzaman bu soruya şöyle cevap verir: “O zat (asm) umum ümmetinin saadetiyle alâkadar ve bütün efrad-ı ümmetinin her nevî saadetleriyle hissedardır ve her nevî musîbetleriyle endişedardır. İşte, kendi hakkında merâtib-i saadet ve kemâlât hadsiz olmakla beraber, hadsiz efrad-ı ümmetinin, hadsiz bir zamanda, hadsiz envâ-ı saadetlerini hararetle arzu eden ve hadsiz envâ-ı şekavetlerinden müteessir olan bir zat, elbette hadsiz salâvat ve duâ ve rahmete lâyıktır ve muhtaçtır.” (Mektûbât, s. 506)

      Ümmetinin mutluluğunu düşünen, onların üzüntülerine üzülen ve sevinçlerine sevinen bir Peygambere ümmet olmak en güzel bir makam iken; bu makama vesile olan zata salâvat getirmek, duâ etmek de her halde her Müslüman için terk edilmeyecek bir görevdir.

      Salâvatın manasını Said Nursî şöyle açıklar:

      “Salâvâtın mânâsı rahmettir. Ve o zîhayat mücessem rahmete rahmet duâsı olan salâvât ise, o Rahmeten li’l-âlemînin vüsûlüne vesîledir. Öyle ise, sen, salâvâtı kendine o Rahmeten li’l-âlemîne ulaşmak için vesîle yap ve o zâtı da rahmet-i Rahmân’a vesîle ittihaz et. Umum ümmetin, Rahmeten li’l-âlemîn olan (asm) hakkında, hadsiz bir kesretle rahmet mânâsıyla salâvât getirmeleri, rahmet ne kadar kıymettar bir hediye-i İlâhiye ve ne kadar geniş bir dairesi olduğunu parlak bir sûrette ispat eder.

      “Elhâsıl: Hazîne-i rahmetin en kıymettar pırlantası ve kapıcısı zât-ı Ahmediye (asm) olduğu gibi, en birinci anahtarı dahi ‘Bismillahirrahmanirrahim’dir. Ve en kolay bir anahtarı da salâvâttır.” (Lem’alar, s. 265)

      Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimize (asm) ulaşmanın yolu salâvattır. Çünkü o zat rahmet hazinesinin kapıcısıdır.

      “O zât-ı Ahmediye (asm), ubudiyeti cihetiyle, halktan Hakk’a teveccühü hasebiyle, rahmet mânâsındaki salâtı ister. Risaleti cihetiyle, Hak’tan halka elçiliği haysiyetiyle selâm eder. Nasıl ki cin ve ins adedince selâma lâyık ve cin ve ins adedince umumî tecdid-i bîatı takdim ediyoruz. Öyle de, semâvat ehli adedince, hazine-i rahmetten, her birinin namına bir salâta lâyıktır. Çünkü getirdiği nurla her bir şeyin kemâli görünür ve her bir mevcudun kıymeti tezahür eder ve her bir mahlûkun vazife-i Rabbâniyesi müşahede olunur ve her bir masnudaki makasıd-ı İlâhiye tecellî eder.” (Lem’alar, s. 627)

      Onun için, her bir şeyin, lisan-ı hâl ile olduğu gibi, sözle de olsa “Sana salât ve selâm olsun yâ Resulallah!” diyecekleri kesindir.

      Biz de onlar adına “Cinler, insanlar, melekler ve yıldızlar adedince milyonlar salât ve milyonlar selâm olsun, sana yâ Resulallah!” demeliyiz.

      Yanında Resulullah’ın (asm) adı anılıp da ona salât getirmeyen kimseyle ilgili olarak da Peygamber Efendimiz (asm), “Cimri, yanında adım anılıp bana salât getirmeyen kimsedir” buyurdu.

      Bir gün Rasulullah (asm) minbere çıktı ve “Âmin, âmin, âmin” dedi. İnince şöyle denildi:

      “Ya Resulallah! Minbere çıktığında: Âmin, âmin, âmin dedin.”

      Resulullah (asm) şöyle buyurdular:

      “Bana Cebrail geldi ve şunu söyledi: ‘Kim Ramazan ayına erişir de bağışlanmadan ölürse Cehenneme girer. Allah onu rahmetinden uzak etsin. ‘Âmin!’ de. Ben de, ‘Âmin’ dedim. Kim, anne ve babasına veya bunlardan birisine yetişir de onlara iyi davranmadan ölürse cehenneme girer. Allah onu hayırdan, rahmetinden uzak kılsın. ‘Âmin!’ de. Ben de ‘Âmin!’ dedim. Kimin yanında adın zikredilir de sana salât getirmeden ölürse, cehenneme girer. Allah onu hayırdan uzak kılsın. ‘Âmin!’ de. Ben de ‘Âmin’ dedim.” (İbn Sa’d, Tabakat, 8:58)

      Resulullah’ın (asm) duâlarına ulaşmak için yukarıda sayılan üç konuya çok dikkat etmek gerekir, diye düşünüyorum.

      Siz ne dersiniz?

      Ahmet ÖZDEMİR

      #777458
      Anonim

        Cenab-ı Mevlâ yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
        “Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler. Ey iman edenler, siz de ona salât u selâm getiriniz.” (Ahzâb, 56)
        Ayet-i kerimedeki bu emir, Allah Rasulü s.a.v.’in birçok hadisi ile desteklenmiştir. Efendimiz birçok kere kendisine salât ü selam getirilmesini tavsiye etmiş, istemiştir.

        Salât kelimesi sözlükte “dua, tebrik, yüceltme” manasındadır. Dinî manada, dua ve namaz demektir. Peygamber Efendimiz s.a.v. için kullandığımız salât ise “dünyada ve ahirette Allah’tan yüceltme talebinde bulunmaktır.” “Selâm” kelimesi ise “dünyada da ahirette de kişinin sıkıntılardan kurtulmasıdır.” (Ta’rîfât)
        Yani Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v. için salât ü selam edince Allah’tan O’nu yüceltmesini ve her iki cihanda da selamet vermesini talep etmiş oluyoruz.

        Yukarıdaki ayet-i kerimede, Allah’ın ve meleklerin de salât ettiği buyruluyor. Demek ki salât eden sadece biz insanlar değiliz. Fakat salâtlar, eden makama göre değişiklik arz eder. İslâm alimleri bu farklılığı şöyle açıklamışlardır:
        • Allah Tealâ’nın salât etmesi, tezkiye ve ilahî rahmete mazhar kılmadır.
        • Meleklerin salât etmesi, Allah Rasulü s.a.v. lehinde istiğfar talep etmedir.
        • Kulların salât ü selam getirmesi ise dua ve tazimdir.

        Kısaca salât,
        • Allah’tan rahmet,
        • Meleklerden istiğfar,
        • İnsanlardan hayır duadır.

        Ashâb-ı Kiram, Tabiîn, İslâm alimleri ve tasavvuf büyükleri salâvat getirmeye büyük önem vermişlerdir. Nitekim bazı imamlar salâvat getirmeyi vacip görürler. Bazıları da bu vecibeyi ömürde en az bir kere yapmak gerektiğini ifade ederler.
        Salâvât okumak ibadetlerimizden bir parçadır. Kıldığımız her namazda, son oturuşta Efendimiz’e, âl ve ashâbına salât ederiz. Salât ü selam duaların kabul edilmesi için bir vesiledir. Süleyman Çelebi Vesîletü’n-Necât: Kurtuluş Vesilesi adlı mevlidinde her bölümün arasında insanları salâvat getirmeye davet eder:
        “Ger dilersiz bulasız oddan necât / Aşk ile şevk ile edin essalât…”
        Yani, “eğer ateşten kurtulmak dilerseniz, aşkla şevkle salâvat getirin.” diyor.

        Bütün bu gayretler, Allah’ın emrine, Allah Rasulü s.a.v.’in tavsiyesine uymak ve müjdesine erişmek içindir. Nitekim bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Bana bir salât ü selam getirene, Allah on defa rahmet eder.” (Müslim)
        Bir diğer rivayette bu hadisin devamı şöyledir: “On hatası silinir ve derecesi on kat yükseltilir.” (Nesâî)

        Allah Rasulü s.a.v. bir başka hadiste de hangi gün salâvat getirmenin daha faziletli olacağını bildirmiştir: “En faziletli gününüz cuma günüdür. O gün bana çok salât ü selam getiriniz. Çünkü salât ü selamlarınız bana arz edilir.

        Salât ü selam getirmek, gönlü Allah Rasulü s.a.v.’e bağlamak, Allah’ın emrine uyarak onu yüceltmek, hayır duada bulunmaktır. Bunlar daha önce söylediğimiz sebepler… Bir diğer sebep ise Efendimiz s.a.v. tarafından açıklanmıştır:

        “Benim kabrimi bayram yerine çevirmeyin, bana salât edin. Siz her nerede olursanız olun, salâtınız bana ulaştırılır.” (Ebu Davud)
        Meşhur hadis açıklayıcılarımızdan İmam Tîbî rh.a. bu hadisi izah ederken şöyle demiştir: “Allah Rasulü s.a.v. burada şöyle demek istiyor:
        ‘Kabrimi ziyareti bayrama çevirmeyin, orada toplanırken bayram yapar gibi toplanmayın. Bunu eğlence, sevinç ve süslenme gününe çevirmeyin.’
        Ziyaret edebi böyle değildir. Çünkü ziyareti bayrama çevirmek yahudi ve hıristiyanların adetidir. Bu onlara gaflet, kaplerine de kasvet getirmiştir.
        Putlara tapanlar da ölülerini tazim ederler, hatta onları putlaştırırlar. İşte bu yüzden Efendimiz işaret ediyor ki,
        “Allahım kabrimi tapılan bir yer kılma. Çünkü peygamberlerinin kabirlerini tapınak haline getirenlere Allah’ın gazabı şiddetlidir.” (Şerhu’t-Tîbî alâ Mişkâti’l-Misbâh)
        Sözü, salavât hakkında bir uyarı niteliği taşıyan Hz. Ali r.a.’ın şu rivayeti ile bitirelim:
        “Allah Rasulü s.a.v. buyurdu:
        – Cimri, yanında ismim anıldığı halde bana salât ü selam getirmeyen kimsedir.”
        (Tirmizî)

        #779341
        Anonim
          #779342
          Anonim

            هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا
            Huvellezî yusallî aleykum ve melâiketuhu li yuhricekum minez zulumâti ilen nûr, ve kâne bil mu’minîne rahîmâ(rahîmen).

            O ki O salat eder sizin üzerinize ve Onun melekleri,sizi çıkarması için karanlıklardan nura ve oldu müminlere rahim olan (müminlere merhametli olan) Ahzab 43.

            Yukarıdaki ayette Rabbimiz,kendisinin ve meleklerinde bizlere yukarıdaki açıklamalarında yer alan Ahzab 56 ta olduğu gibi salat ettiğini bildirmektedir.Buna göre Ahzab 43. ayeti nasıl anlamalıyız.

            #779343
            Anonim

              Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed

              #779344
              Anonim

                @kırımlı 348909 wrote:

                هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا
                Huvellezî yusallî aleykum ve melâiketuhu li yuhricekum minez zulumâti ilen nûr, ve kâne bil mu’minîne rahîmâ(rahîmen).

                O ki O salat eder sizin üzerinize ve Onun melekleri,sizi çıkarması için karanlıklardan nura ve oldu müminlere rahim olan (müminlere merhametli olan) Ahzab

                Yukarıdaki ayette Rabbimiz,kendisinin ve meleklerinde bizlere yukarıdaki açıklamalarında yer alan Ahzab 56 ta olduğu gibi salat ettiğini bildirmektedir.Buna göre Ahzab 43. ayeti nasıl anlamalıyız.

                Kardeşim,ben okuduğum kaynaklardan anladığımı siz de anladıklarınızla kalın olur mu.Neye inanıyorsak öyle kalalım. Bir sonuca varamıyoruz nasılsa.Selamet ile.

                #779345
                Anonim

                  Katkılarınızdan dolayı çok teşekkür ederiz pendüender hocam Allah (c.c.) razı olsun…

                  #779346
                  Anonim

                    @Denis 348912 wrote:

                    Katkılarınızdan dolayı çok teşekkür ederiz pendüender hocam Allah (c.c.) razı olsun…

                    Estağfirullah kardeş,
                    Biz kuluz,aciziz,eksikliklerimizle kusurumuzla hatamızla Allah u Teala ya varmak için iki Cihan Serveri Muhammed Mustafa yı ne kadar övsek azdır ,bunun için de Gökteki yıldızlar gibi olan Ashabı nın ve onların devamı olan Ehl-i Sünnet alimlerin yolunda olma gayreti içindeyiz. Rabbim tamam eylesin,Amin Amin Amin.

                    Sizden de HAK razı olsun.

                    #779347
                    Anonim

                      @pendüender 348911 wrote:

                      Kardeşim,ben okuduğum kaynaklardan anladığımı siz de anladıklarınızla kalın olur mu.Neye inanıyorsak öyle kalalım. Bir sonuca varamıyoruz nasılsa.Selamet ile.

                      İyi de bizim neye inandığımız değil,Rabbimizin neye ve nasıl inanmamızı istediği önemlidir.Rabbimizin istediği inanç sahihtir.Ahirette Rabbimizin razı olacağı inanç ne ise bizlerde ona onun istediği şekilde inanmalıyız.

                      “Neye inanıyorsak öyle kalalım” sözü kusura bakmayın ama hoş bir söz olmamış.Rabbimizin ayetlerini anlamamızı istediği metodu bu değildir.

                      Bir sonuca varmak istemezsek sonuca varamayız.Ancak Rabbimizin sözlerine uyarsak elbetteki en güzel sonuca ulaşırız.

                      O zaman ben yine tekrar edeyim.Ahzab 56 ve 43 teki salat kelimesinin manası yardım ve destektir.Bu ayetleri böyle okuduğumuzda gerçek manasını anlıyabiliriz zira Ahzab 57 ve 58. ayetleri de okuduğunuzda salat’ın manasının yardım ve destek olduğu daha da pekişmektedir.

                      #779348
                      Anonim

                        @kırımlı 348914 wrote:

                        İyi de bizim neye inandığımız değil,Rabbimizin neye ve nasıl inanmamızı istediği önemlidir.Rabbimizin istediği inanç sahihtir.Ahirette Rabbimizin razı olacağı inanç ne ise bizlerde ona onun istediği şekilde inanmalıyız.

                        “Neye inanıyorsak öyle kalalım” sözü kusura bakmayın ama hoş bir söz olmamış.Rabbimizin ayetlerini anlamamızı istediği metodu bu değildir.

                        Bir sonuca varmak istemezsek sonuca varamayız.Ancak Rabbimizin sözlerine uyarsak elbetteki en güzel sonuca ulaşırız.

                        O zaman ben yine tekrar edeyim.Ahzab 56 ve 43 teki salat kelimesinin manası yardım ve destektir.Bu ayetleri böyle okuduğumuzda gerçek manasını anlıyabiliriz zira Ahzab 57 ve 58. ayetleri de okuduğunuzda salat’ın manasının yardım ve destek olduğu daha da pekişmektedir.

                        Neye inanıyorsak öyle kalalımdan kastım ‘kimlerin yorum ve ilhamı yönünde düşünüyor isek’ manasını taşımaktadır.Yoksa bir ayet-i Kerime yi yorumlamak bana düşmez haşa.en azından ben böyle düşünüyorum aksi halde herkes yorumlamaya kalksa Evliya olur! Alim olur.
                        ve şunu da eklemek istiyorum diğer katıldığım Forum konularını da düşünürsek buradaki ortam Ali KIRCA nın siyaset meydanı değil ya da ALTAY’nın.Siz keyfiyetinize göre yorum yapmaktasınız yazılana samimi bir şekilde dikkat kesiliyorum oysaki ben.Daha fazla birşey demek istemiyorum zaten hassas bir mevzu idi bu.Rabbim yanlış kelamdan sakındırsın bizi.Amin.Sizden son kez rica ediyorum bu konuda mutabık değiliz uzatmayalım.

                        #779349
                        Anonim

                          @pendüender 348915 wrote:

                          Neye inanıyorsak öyle kalalımdan kastım ‘kimlerin yorum ve ilhamı yönünde düşünüyor isek’ manasını taşımaktadır.Yoksa bir ayet-i Kerime yi yorumlamak bana düşmez haşa.en azından ben böyle düşünüyorum aksi halde herkes yorumlamaya kalksa Evliya olur! Alim olur.
                          ve şunu da eklemek istiyorum diğer katıldığım Forum konularını da düşünürsek buradaki ortam Ali KIRCA nın siyaset meydanı değil ya da ALTAY’nın.Siz keyfiyetinize göre yorum yapmaktasınız yazılana samimi bir şekilde dikkat kesiliyorum oysaki ben.Daha fazla birşey demek istemiyorum zaten hassas bir mevzu idi bu.Rabbim yanlış kelamdan sakındırsın bizi.Amin.Sizden son kez rica ediyorum bu konuda mutabık değiliz uzatmayalım.

                          Kimlerin yorum ve ilhamı yönünde düşünüyorsak Kuran’ın teyidine en çok ihtiyacı olan düşünceler bunlardır zaten.Çünkü tartışmasız kabul edilecek tek söz Kuran’ın sözüdür.Kuran insanlar tarafından anlaşılır bir şekilde indirilmiştir.

                          Kamer -40- Andolsun, Biz Kur’ân’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?

                          Evliyalığa gelince Yunus suresinde Rabbimiz iman eden ve Kendisine karşı gelmekten sakınanların evliyası olduğunu zaten belirtiyor.

                          Keyfime göre yorum yaptığım sizin zannınızdır.Ben Keyfime göre yorum yapsaydım,yazdıklarınızı tastik eder,sizi tebrik eder,bu tartışmalara da girmezdim.Doğrunun anlaşılması için uğraşmazdım.

                          Yazdıklarıma dikkat kesilmeniz için teşekkür ederim.Sizin samimiyetinizden elbetteki hiç şüphem yok.Yazdıklarımı dikkate alıyorsanız başka kaynaklardan da teyid ederseniz keyfime göre yazmadığımı eminim ki sizde anlayacaksınız.

                          Allah’a emanet olun.

                          #777530
                          Anonim

                            Kanaatim o dur ki şu vakitten sonra vereceğim cevaplar nefsime yönelik olacaktır.ki bu cevaplar emin olun sahifelerce olurdu.hakka girmekden yanlış kelamdan sakındırsın Rabbim.Ne yazarsanız yazınız siz bilirsiniz. Güzel açılan bir konu idi son sözümde onla olsun;

                            Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali Seyyidina Muhammed.

                            #777531
                            Anonim

                              @pendüender 348919 wrote:

                              Kanaatim o dur ki şu vakitten sonra vereceğim cevaplar nefsime yönelik olacaktır.ki bu cevaplar emin olun sahifelerce olurdu.hakka girmekden yanlış kelamdan sakındırsın Rabbim.Ne yazarsanız yazınız siz bilirsiniz. Güzel açılan bir konu idi son sözümde onla olsun;

                              Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali Seyyidina Muhammed.

                              Kuran’ın anlaşılması için yaptığımız bu tartışma neden nefsinize yönelik bir takım hislerin -sayfalarca yazacak kadar- doğmasına sebep oldu doğrusu çok merak ettim.

                              #777275
                              Anonim

                                Bir-Çünki olayı kişiselleştirdiniz,günler öncesindeki hadis sohbetlerindeki konuyu yine buraya taşınıdınız ben her defasında bu konuda tartışmaktan geri durmak istediğim halde.
                                İki- Bu konuda benim okuduğum kaynakları yeterli görüyorum,ısrarla bana başka kaynak diyorsunuz, teyit diyorsunuz.
                                Üç-Kuran en önemli kaynak deyip onca alim ve ulemanın yorumunu hiçe sayıp şu ayeti şöyle düşün böyle düşün başka kaynaktan bak bir de öyle düşün vsss gibi sözlerle hep üzerime geliyorsunuz.
                                Bu samimi bir sohbet olmaktan çıktığı için üstte böyle bir şey söyleme gereği duydum.
                                Ben sizle aynı konu üzerinde sohbetten geri duracağım.

                                #805047
                                Anonim

                                  @pendüender 349058 wrote:

                                  Bir-Çünki olayı kişiselleştirdiniz,günler öncesindeki hadis sohbetlerindeki konuyu yine buraya taşınıdınız ben her defasında bu konuda tartışmaktan geri durmak istediğim halde.
                                  İki- Bu konuda benim okuduğum kaynakları yeterli görüyorum,ısrarla bana başka kaynak diyorsunuz, teyit diyorsunuz.
                                  Üç-Kuran en önemli kaynak deyip onca alim ve ulemanın yorumunu hiçe sayıp şu ayeti şöyle düşün böyle düşün başka kaynaktan bak bir de öyle düşün vsss gibi sözlerle hep üzerime geliyorsunuz.
                                  Bu samimi bir sohbet olmaktan çıktığı için üstte böyle bir şey söyleme gereği duydum.
                                  Ben sizle aynı konu üzerinde sohbetten geri duracağım.

                                  Bir-Bu konuyu açan siz değilsiniz.5. iletideki sorduğum soru birinci derecede konuyu açan kardeşimizedir.Soruya cevap vermek yerine 6.iletideki ifadenizle konudan saparak tartışmayı siz kişiselleştirdiniz.Hadis sohbetlerindeki konu açıldığında herkes gibi benim de cevap verme hakkım vardır.Neye cevap verip neye cevap vermeyeceğim sizin insiyatifinizde değildir.Tartışmaktan geri durmak istediğinizi söylediğiniz halde,konu dışına çıkan cevapları hep siz verdiniz.Ya soruma cevap verseydiniz ya da konuyla alakalı bir fikriniz yoksa,cevabı olanların cevaplamasına fırsat verseydiniz,tartışmaktan geri durmuş olurdunuz.
                                  İki-Okuduğunuz kaynakları her konuda yeterli görmeye devam ederseniz,sizinle farklı fikirde olanlarla hiçbir yere varamamaya devam edersiniz.Yazdıklarımın doğruluğunu eleştirmeden önce teyid etmeniz zaten yapmanız gereken bir şey başka kaynaklardan da teyid etmenizi istemem çok doğaldır.Bu sizin boşuna beni tenkit etmenizi ve istemediğiniz tartışmaya girmenizi engeller ama bunu yapmak yerine tartışmaya girmek istemediğinizi söyleyerek tartışmaya devam ettiniz.
                                  Üç-Hiç bir şey için üzerinize gelmedim.Sizin konuyla alakalı inanç ve düşünceleriniz size aittir.Ben konuyu bildiğim kadarıyla açıkladım ve sizin şahsınızla alakalı hiç bir söz etmedim.Sözlerimin tamamı,sizin yanlış yorumlarınıza verdiğim cevaplardır.Buna rağmen 10. iletide beni “keyfime göre yorum yapmakla” itham eden yine sizsiniz.Sizinle alakalı tek sözüm 11. iletideki sizin samimiyetinizden şüphe etmediğimi söylememdir.Buna rağmen 12. iletide “bundan sonra vereceğiniz cevapların nefsinize yönelik olacağını” söyleyerek hiçte dostane olmayan bir söz ettiniz.Yine de size karşı sizin gibi mukabele etmedim.Son sözünüzün olacağını söylediğiniz halde o sözünüze de riayet etmeyerek yukarıdaki yazıları yazdınız.Tartışmayı konuya sadık kalmayarak siz başlattınız ve sürdürdünüz ben sizin sözlerinize cevap vermekten başka bir şey yapmadım.

                                  Yine tartışmak istemediğinizi söyleyerek tartışmayı sürdürürseniz elbetteki size yine cevap vereceğim.

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 29)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.